Çatalca Gezisi – İstanbul
İstanbul’un, Avrupa Yakası’nda ki ilçelerinden birisi de Çatalca’dır. İki yıl gibi kısa bir süre olsa da, 1924 -1926 yılları arasında geçici olarak vilayet olmuş. M.Ö. 2000 Yıllarından bu yana yerleşim bölgesi olarak kullanılmış. Bakir, suyu bol, yeşili çok olan Çatalca, büyük şehrin bunaltıcı atmosferinden kaçıp sığınabileceğiniz en yakın huzur mekanı.
İstanbul’un 50 km. kadar uzağında bulunan bu sevimli ilçesi, yaklaşık olarak dört bin yıldan bu yana yerleşim birimi olarak kullanılıyor. Çatal şeklinde bir dağın eteklerine kurulmuş. Çok sevimli, henüz fazla bozulmamış köylere sahip. Büyük otlaklarında koyun sürüleri besleniyor. TEM ve devlet otoyolunun geçmesiyle hızlı bir gelişme içine girmiş olsa da, hala tarım ve hayvancılık yapılmasına müsait olduğundan, özellikle kavunu, yoğurdu, fasulye, mercimek, nohut ve mevsim sebzeleriyle albenisini korumaya devam ediyor.
Çatalca Tarihi : İlk yerleşenlerin, Trakya’nın ilk yerli halkları olan Trak’lar olduğu biliniyor. İlk yerleşim tarihi M.Ö.2000 yıllarına kadar uzanıyor. İnceğiz Köyü’nde bulunan mağaraların bu amaçla kullanıldığı düşünülüyor. Bu mağaralar daha sonraları, Erken Bizans devrinde mezhep kavgalarından kaçanlar tarafından da kullanılmışlar. Daha belirgin yerleşim tarihi M.Ö.450 yıllarında Roma’lılar tarafından yine İnceğiz Köyü’nde başlatılmış. Fakat Romalı’ların kurduğu bu yerleşim bir müddet sonra Balkanlar’dan gelen Tatar’ların hücumuna uğrayıp yıkılmış. Ama daha sonra ikinci defa inşa edilmiş. M.Ö. 4.yüzyılda da Makedonya’nın hakimiyetine girmiş. Bu sırada yakılıp yıkılan yöre daha sonra Büyük İskender’in bir generali tarafından bu günkü Kaleiçi Mahallesi’nde yeni baştan kurulmuş.
Antik çağda Metrai, Marta, Metran, Metris adlarıyla geçmiş. Daha sonra Bizans sınırları içinde kalan bölge, 1372 yılında, I.Murat (Hüdavendigar) tarafından Osmanlı topraklarına katılmış. Matrai ismi değiştirilerek Çatalburgaz denilmeye başlanmış. Daha sonraları bu isim kısaltılarak Çatalca haline gelmiş.
Çatalca Belediyesi 1923 yılında kurulmuş. Önce uzun yıllar Eyüp Kadılığı’na bağlı olarak yönetilmiş.1865 Yılında, Tanzimat döneminde yerel yönetimler düzenlenirkan, Meclis-i İdare-i Livayı Zaptiye’ye bağlanarak İstanbul’un kazalarından biri olmuş. Daha sonra, Büyükçekmece ve Silivri kazaları ve Terkos nahiyesi ile birlikte dört ilçenin mutasarıflık merkezi olarak Çatalca merkez ilçe seçilmiş. Sahip olduğu doğal savunma ayrıcalığı bu oluşumda Çatalca için önemli bir unsur yaratmış. Sonraları 1924/1926 yılları arasında çok kısa da olsa il statüsüne geçirilmiş. 26 Haziran 1926 tarihli bir kanunla İstanbul’un bir ilçesi haline getirilmiş.
Çatalca : İki büyük mahallesi bulunan Çatalca’da çok uzun yıllar Rumlar ve Müslümanlar bir arada yaşamışlar. Müslümanlar, çoğunlukla Ferhat Paşa Mahallesi’nde, Rumlar da Kaleiçi’nde oturmuşlar.
Ferhat Paşa, Çatalca için önemli bir isim. Aslında biraz da şüphe yaratan bir isim. Çünkü iki Ferhat Paşa var ve buradaki paşanın hangisi olduğu konusunda da şüpheler bulunuyormuş.
Birinci Ferhat Paşa, Kanuni Sultan Süleyman ile oğlu II.Selim zamanlarında vezirlik yapmış. Aynı zamanda da Şehzade Mehmet’in kızı Hüma Sultan’ın kocası olduğundan “Damat” olarak da anılan Ferhat Paşa’dır. 1575 Yılında hayata veda etmiş.
İkinci Ferhat Paşa, Kanuni, II.Selim, III.Murat ve III.Mehmet saltanatlarında bir çok görevde bulunmuş ama en önemlisi iki defa da sadrazamlık yapmış. Sadrazamlığı öncesinde bir ara Rumeli beylerbeyliği de yapmış. Arnavut asıllı. Küçük yaştayken devşirme olarak Enderuna alınmış. 1591 Yılı Ağustos ayından 1592 yılı Nisan ayına kadar 8 ay, tekrar 1595 yılında da 4 ay sadrazamlık yaptıktan sonra azledilmiş. 1595 yılı Ekim ayında, İstanbul Metris’deki çiftliğinden alınarak Yedikule’de idam edilmiş. Ölmeden önce, Eyüp’te kendisi için başlatmış olduğu türbesi tamamlanmamış olduğu halde oraya gömülmüş. Onun idamına sebep olan Sadrazam Sinan Paşa da bir müddet sonra ölmüş olduğundan yarım kalan türbe inşaatı ancak o zaman tamamlanmış. İdamı sırasında malına el konulmuş olduğu halde, daha sonra I.Ahmet zamanında, çiftliği geride bıraktığı çocuklarına iade edilmiş. Ölümünden sonra onun adına Çatalca’da bir cami, sıbyan mektebi (yahut kütüphane) ve çeşmeden oluşan bir külliye ve bir hamam inşa ettirilmiş. Bütün bu eserler, Mimar Sinan tarafından yapılmışlar. Etrafındaki mahalle de bu paşanın adıyla anılmış.
Fakat burada ciddi bir ihtilaf oluşmaktadır. Semavi Eyice, İslam Ansiklopedisinde Çatalca’da bulunan Ferhat Paşa Camisini yazarken önemli açıklamalarda bulunmaktadır. Çatalca’daki Ferhat Paşa yukarıda anlatılanlardan hangisidir? İki Ferhat Paşa var ikiside hemen hemen aynı zamanlarda yaşamışlar, ölüm tarihleri arasında 20 sene gibi kısa bir zaman dilimi bulunuyor. Bu cami iki paşanın da ölüm tarihlerinden sonra yapılmış. Ama hangi Ferhat Paşa’ya ait?
Damat Ferhat Paşa’nın ölüm tarihi 1575, Mimar Sinan’ın ölüm tarihi 1588, diğer Ferhat Paşa’nın ölüm tarihi de 1595. Cami, Ferhat Paşa’nın (hangisi ise) varisleri tarafından 1597/98 yıllarında inşa ettirilmiş. Kitabede bulunan inşa tarihi bu. Ve kitabe, Ferhat Paşa’nın “merhum” olduğunu da belirtiyor. Semavi Eyice, Abdullah Kuran’ın bütün bunları dikkate alarak bu sevimli küçük külliyenin Damat Ferhat Paşa’ya ait olduğunun kabul edilmiş olduğunu yazıyor. Çünkü Mimar Sinan 1588 Yılında ölmüş, ama listede bu eser de bulunuyor, bu sırada diğer Ferhat Paşa da hayatta ise, eser daha önce ölen Ferhat Paşa’ya aittir deniliyor. Ve kapıdaki kitabenin de daha sonra konulmuş olabileceği düşünülüyor.
Fakat yine Semavi Eyice aynı yazısında, Fazıl Ayanoğlu’nun da bu caminin banisi olarak 1595 yılında idam edilen Ferhat Paşa’yı göstermiş olduğunu yazıyor. Kitabe de yanlışsa, acaba bu sevimli külliye Metris’teki çiftliğinden alınarak idam edilen Sadrazam Ferhat Paşa’ya mı aittir, yoksa Damat Ferhat Paşa’ya mı?
Çatalca ve Kırım Hanlığı : Kırım Han’lığı önceleri Altunordu Devleti’ne bağlı bir vilayet iken, başa geçen Giray’lar zamanında hanlık olur. I.Mengli Giray’da Fatih Sultan Mehmet’e başvurarak, hanlığı Osmanlı İmparatorluğu’na bağlar. Uzun bir zaman dilimi içinde de Osmanlı İmparatorluğu ile hanlar arasında inişli çıkışlı bir ilişki devam eder. 1812 Yılında imzalanan Bükreş Antlaşmasıyla, Kırım Hanlığı Rusya’ya bağlanır. Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı olunan dönemlerde, hanların büyük kısmı Osmanlı topraklarında yaşarlar. Bunlardan birisi olan Halim Giray Han (1772 – 1824) bir süre “kalgay”lık görevinde bulunur, daha sonra Çatalca’ya yerleşir. Öldüğünde de Ferhat Paşa Külliyesi’nin haziresinde toprağa verilir. Halim Giray Han’ın aile fertleri de burada yatmaktadırlar. Şair olan ve şiirlerini “Halimi” mahyasıyla yazan Halim Giray Han, Kırım hanlarının en önemlisi sayılan Selim Giray’ın torunu, Şahin Giray’ın oğluydu. Babası Şahin Giray, 1712 yılında vefat etmişti. Halim Giray, III.Selim zamanında İstanbul’a gelmiş, özellikle edebiyat çevrelerinde önemli dostluklar kurmuştu. Babası Şahin Giray da kendisi gibi şairdi ve o da şiirlerini “Şahi” mahlasıyla yazıyordu..Çatalca’ya yerleşen ve burada gömülen Halim Giray Han, şiirlerini Osmanlı Türkçesiyle yazıyordu. Kadiri tarikatına dahildi.
Çatalca İstanbul’un tarım merkezidir : Osmanlı İmparatorluğu zamanında İstanbul’un tarımsal ihtiyacının karşılandığı en önemli merkezlerden birisi Çatalca ve çevresiydi. Evliya Çelebi, Çatalca çayırından her yıl üç bin araba yemin Ahırkapı Ambarına geldiğini yazar. Lale bahçelerini anlatıp, Kağıthane Çayırı’ndan daha has olduğunu söyler. Sularının bolluğu konusunda da şöyle bir cümle kurar;”yetmiş yerden hayat suları akar durur” der. Bu günde ilçe çevresindeki köylerde arpa, buğday, yulaf, ayçiçeği, çavdar bir çeşit yem olan kaplıca, mısır, kuş yemi, burçak, fasulye, mercimek, nohut gibi tarımsal ürünlerin ekim dikimi yapılmaktadır. Bağcılık ve bahçecilik de halen önemini korumaktadır. Süt hayvancılığı önemli ölçüde devam etmektedir.
Tarihi Mekanlar
Fehat Paşa Külliyesi ve Hamamı : Aynı isimle anılan mahallededir. Bir Mimar Sinan eseri olup, cami, mektep ve çeşme çok fazla bozulmadan günümüze gelebilmiş ama ne yazık ki hamam bütün orijinalliğini yitirmiştir.
Çatalca Mübadele Müzesi : 2010 Yılı Aralık ayında açıldı. Türkiye’de açılmış tek mübadele müzesidir. Müze binası, oldukça güzel bir bina. Üstelik de orijinalliği çok fazla bozulmamış. Ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmiyor. Ama 1913 yılında “Taverna” olarak ya tadil edilmiş veya bu amaçla o zaman inşa edilmiş. Bu küçük ve şık taş bina, oldukça özenli bir şekilde yapılmış. 1923 Yılına kadar da taverna olarak kullanılmış. İşletmecisi de Bay Yannis’miş.
Mübadelede, Çatalca’lı Rum’lar henüz ayrılmamışken, Yunanistan’da yaşayan Müslüman mübadiller Çatalca’ya gelip yerleşmişler. Dolayısıyla, yaklaşık 6 veya 8 ay kadar iki halk yine bir arada yaşamış ve tavernada, yeni gelen müslümanlar da çalışmışlar. Şimdi, 500-600 arasında objenin, fotoğraf ve değişik belgelerin sergilendiği müzede halen mübadil aileler tarafından geçmişe yönelik eser verilmeye devam ediyor. Müze çok kısa bir süre içinde binlerce ziyaretçi almış. Gruplar ve öğrencilerin yanı sıra bireysel olarak gelenlerin sayısı da bir hayli fazlaymış.
Evcik Kilisesi : Anastosios Surlarının Karadeniz ile birleştiği noktada, denize hakim bir konumda bulunuyor. Bir XI.yy. eseri olduğu tahmin edilen yapı, günümüze kalıntı halinde ulaşabilmiş. Mimari özellikleri nedeniyle manastır olabileceği düşünülüyor. Merkezi planlı ve kubbeli yapının tuğla kemerli bir kapı ile iki yanda birer penceresi bulunuyor.
İnceğiz Mağaraları : Halk arasında “Kemal Sunal Mağaraları” olarak da adlandırılıyor. Çünkü bir kaç Kemal Sunal filmi bu mağaralarda çekilmişti. İnceğiz Mağaraları, Çatalca’nın en eski yerleşim birimi olarak da biliniyor. M.Ö. 500’lerde bu mağaralarda yaşanılmış. Mağara odalarındaki haç işaretlerinden ibadet merkezi olarak da kullanılmış oldukları düşünülüyor.
