Dunnottar Kalesi: Kuzey Denizi’ne Bakan Uçurumda Taç Mücevherlerini Kurtaran Kale

İskoçya’nın kuzeydoğusunda, Aberdeenshire kıyısında, Kuzey Denizi’ne doğru uzanan elli metrelik karanlık bir kaya kütlesinin tepesinde, üç yanı dik uçurumlarla ve dövünen dalgalarla çevrili görkemli bir harabe vardır: Dunnottar Kalesi. Avrupa’daki hiçbir kalenin sahip olmadığı kadar dramatik bir konuma sahip olan bu yapı, dünyanın en çok fotoğraflanan kalelerinden biridir. Onu ilk gördüğünüzde, insan elinin bu kadar vahşi ve ıssız bir kayaya nasıl böyle bir kale kondurabildiğine inanamazsınız.

Ama Dunnottar yalnızca bir manzara harikası değil; İskoç tarihinin en dramatik olaylarının sahnesidir. Piktlerin bir kalesi olarak başladı, Vikinglere karşı bir İskoç kralının canını verdiği yer oldu, William Wallace’ın efsanevi baskınına sahne oldu ve İskoçya’nın en güçlü ailelerinden birinin, Earls Marischal’ın (Keith klanı) yuvası hâline geldi. Bu kırık taşların her biri, bir kahramanlığın ya da bir trajedinin izini taşır.

Kalenin en görkemli anı ise, bir hazineyi kurtarmasıdır: İskoçya’nın taç mücevherleri, yani Honours of Scotland, Cromwell’in ordusundan işte bu kayanın üzerinde saklandı ve akıl almaz bir planla, üstelik uçurumdan aşağıya indirilerek kaçırılıp kurtarıldı. Ama Dunnottar’ın bir de karanlık yüzü var: yüz altmış yedi mahkûmun korkunç koşullarda tutulduğu o meşhur zindan, “Whigs’ Vault”. Dunnottar, kahramanlık ile zulmün, hazine ile hüznün aynı kayada buluştuğu bir yerdir.

Bu yazıda sizi Dunnottar’ın hem uçurumuna hem de dramına götüreceğiz: Kuzey Denizi’ne bakan konumdan Wallace’ın baskınına; Earls Marischal’ın sarayından İskoçya’nın taç mücevherlerinin kurtarılışına, Covenanter mahkumların trajedisinden bugünkü hâline kadar. Sonunda kapısını kendiniz çalmak isterseniz diye pratik bilgileri de bırakacağız.

Dunnottar Kalesi uçurum üzerinde

Kuzey Denizi’ne uzanan kaya

Dunnottar’ı benzersiz kılan ilk şey, hiç şüphesiz konumudur. Kale, Stonehaven kasabasının biraz güneyinde, denize doğru uzanan, koyu renkli sert kayadan oluşan elli metre (yaklaşık yüz altmış ayak) yüksekliğinde devasa bir kaya kütlesinin üzerine kurulmuştur. Kayanın üç yanı, dimdik uçurumlar ve Kuzey Denizi’nin dövünen dalgalarıyla çevrilidir; kaleye ulaşmanın tek yolu, kayaya oyulmuş dar bir geçitten çıkan sarp bir patikadır.

Dunnottar Kalesi panorama

Bu tek giriş noktası, kaleyi neredeyse aşılmaz kılıyordu. Saldırganlar, ancak bu daracık geçitten, hem yandan hem yukarıdan gelen savunmaya göğüs gererek tek sıra hâlinde ilerleyebilirdi; böyle bir cephe saldırısından sağ çıkmak neredeyse imkânsızdı. Kayanın tepesinde tatlı su kaynağının bulunması ve denize hâkim konumu, kaleye uzun kuşatmalara dayanma gücü de veriyordu. Doğa, âdeta buraya bir kale kurulsun diye biçilmiş bir kaide hazırlamıştı. Bugün o sarp patikadan yukarı tırmanıp harabelerin arasında dolaşırken, bir yanda dövünen deniz, diğer yanda uzaklara giden kıyı manzarasıyla, insanın nefesi kesiliyor.

Piktler, Vikingler ve bir kralın ölümü

Dunnottar’ın tarihi, taş kaleden çok daha eskiye, Karanlık Çağlar’a uzanır. Bu stratejik kaya, daha Demir Çağı’ndan beri insanların uğrak yeriydi. Erken ortaçağ kayıtları, burada bir Pikt kalesinin var olduğunu ve bu kalenin altıncı ve yedinci yüzyıllarda kuşatmalara sahne olduğunu gösterir; İrlanda kroniklerinde, 681 ve 694 yıllarında “Dun Foither” adlı bir kalenin kuşatıldığından söz edilir ki bunun büyük olasılıkla burası olduğu düşünülür.

Dunnottar Kalesi ve Kuzey Denizi

Kayanın stratejik önemi, onu Viking Çağı’nda da bir hedef hâline getirdi. Rivayete göre, İskoçya’nın ilk krallarından biri olan II. Donald, dokuzuncu yüzyılın sonunda, tam da bu kayada, deniz aşırı gelen İskandinav akıncılarına karşı savaşırken hayatını kaybetti. Yani Dunnottar, daha bir “İskoçya” fikri yeni oluşurken bile, bu genç ulusun savunmasının ön saflarındaydı. Ayrıca kayanın, çok erken bir dönemde bir kilise ya da manastır yerleşimine de ev sahipliği yaptığına inanılır. Bu yüzden Dunnottar, sadece bir savaş kalesi değil, İskoçya’nın en eski ve en kutsal mekânlarından biridir; taşları, bir ulusun doğuşuna tanıklık etmiştir.

Wallace’ın kanlı baskını

Dunnottar, İskoç Bağımsızlık Savaşları’nın en efsanevi anlarından birine sahne oldu. 1297 yılında, İngiliz işgali sırasında kale bir İngiliz garnizonunun elindeydi. Ve o dönemin en korkulan İskoç kahramanı William Wallace, bir grup savaşçısıyla birlikte kaleyi geri almak için Dunnottar’a geldi.

Dunnottar Kalesine çıkan yol

Anlatıya göre, Wallace’ın ünü öylesine korkutucuydu ki, bu neredeyse aşılmaz kale bile İngiliz askerlerini koruyamadı. Wallace ve adamları kaleyi ele geçirdiğinde, hayatta kalan İngiliz askerleri kalenin kilisesine (şapel) sığındı. Ama Wallace merhamet göstermedi; efsaneye göre, içindeki askerlerle birlikte şapeli ateşe verdi ve sığınanları korkunç bir sona mahkûm etti; kaçmaya çalışan diğerleri ise uçurumdan aşağı sürüldü. Bu acımasız hikâye, hem Wallace’ın ne kadar amansız bir savaşçı olduğunu hem de Dunnottar’ın ne kadar stratejik bir hedef olduğunu gösterir. Kale daha sonra yeniden İngilizlerin eline geçse de, bağımsızlık savaşları sona erdiğinde kesin olarak İskoç topraklarında kaldı ve çok geçmeden İskoçya’nın en güçlü ailelerinden birinin yuvası oldu.

Earls Marischal ve uçurumdaki saray

On dördüncü yüzyıldan itibaren Dunnottar, Keith ailesinin, yani “Earls Marischal” unvanını taşıyan güçlü hanedanın merkezi hâline geldi. “Marischal” (Mareşal), İskoç kraliyet ailesinin en önemli tören ve askerî görevlilerinden birine verilen kalıtsal bir unvandı; yani Keith’ler, krallığın en tepesindeki ailelerden biriydi. Sir William Keith, kayanın üzerine ilk taş kaleyi, bugün “Keep” olarak bilinen o görkemli kuleyi inşa etti.

Dunnottar Kalesi manzara

İlginç bir tarih notu: Sir William, kaleyi kutsal sayılan bir toprağın (eski kilise arazisinin) üzerine inşa ettiği için, dönemin Papası bile bu duruma müdahale etti ve mesele büyük bir tartışmaya yol açtı. Yüzyıllar içinde Keith’ler, bu sarp kayanın üzerine yalnızca savunma yapıları değil, aynı zamanda konforlu bir saray kompleksi (quadrangle) de eklediler; on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda Dunnottar, hem güçlü bir kale hem de görkemli bir asalet konağıydı. O kadar önemliydi ki, Aberdeenshire’ı ziyaret eden her hükümdar buraya uğrardı; Mary Queen of Scots 1564’te, oğlu VI. James ise 1580 ve 1589’da bu kaleyi ziyaret etti. Ama Dunnottar’ı gerçekten ölümsüz kılan olay, henüz gelmemişti.

Kaçırılan taç mücevherleri

Dunnottar’ın tarihindeki en görkemli ve en heyecan verici bölüm, on yedinci yüzyılın ortasında yaşandı. İç savaşlar döneminde, İskoçya’nın en kutsal hazineleri, yani taç, asa ve devlet kılıcından oluşan “Honours of Scotland” (İskoçya Taç Mücevherleri), güvende olması için buraya, Dunnottar’ın aşılmaz kayasına getirildi.

Dunnottar Kalesi gün batımı

Oliver Cromwell, İngiltere’nin taç mücevherlerini yok ettiği gibi, İskoçya’nınkileri de imha etmeye kararlıydı. Cromwell’in ordusu, mücevherlerin saklandığı bu son kaleyi yaklaşık sekiz ay boyunca kuşattı. Ama İskoçlar, tarihin en akıllıca kaçırma operasyonlarından birini planladı. Kale teslim olmadan hemen önce, taç mücevherleri gizlice dışarı çıkarıldı: bir rivayete göre uçurumdan aşağıya, deniz yosunu topluyormuş gibi yapan yerel bir kadına indirildi; kadın da onları düşman hatlarının arasından geçirip kaçırdı. Kralın özel belgeleri ise bir kadının giysilerine dikilerek dışarı çıkarıldı. Mücevherler, yakındaki Kinneff Kilisesi’ne götürüldü ve zeminin altına, sunağın yakınına gömüldü. Kilisenin papazı ve eşi, mücevherler küflenmesin diye onları birkaç ayda bir gizlice çıkarıp ateş karşısında havalandırıyordu. Bu hazineler, monarşi yeniden kurulana kadar, yani yıllarca orada saklı kaldı. Cromwell’in askerleri kaleyi ele geçirdiğinde çok öfkelendi; kale valisi ve eşine işkence ettiler (vali George Ogilvy’nin eşi bu kötü muamele yüzünden hayatını kaybetti), ama hiçbiri mücevherlerin yerini asla açıklamadı. Böylece Dunnottar, bir ulusun tacını kurtaran kale olarak tarihe geçti.

Whigs’ Vault: karanlık zindan

Dunnottar’ın taç mücevherlerini kurtaran o kahramanca hikâyesinin yanında, çok daha karanlık bir sayfa daha vardır. Kalenin en dokunaklı ve en ürpertici köşesi, “Whigs’ Vault” (Whig’ler Zindanı) adı verilen, tonozlu ve nemli bir yeraltı hücresidir.

Dunnottar Kalesi ve koy

1685 yılında, Kral II. James’in dinî reformlarını kabul etmeyi reddeden yüz altmış yedi Covenanter (122 erkek, 45 kadın), yani Presbiteryen direnişçi, bu küçük ve rutubetli hücreye tıkıldı. Koşullar dayanılmazdı: yeterli hava, ışık ve yiyecek olmadan, denizin sesinin dışarıdan duyulduğu bu karanlık mahzende haftalarca tutuldular. Birçoğu açlıktan ve hastalıktan öldü; bazıları, kalenin dik uçurumlarından aşağı inerek kaçmaya çalışırken hayatını kaybetti. Hayatta kalanların bir kısmı serbest bırakıldı, bir kısmı zorla yemin ettirildi, kalanlar ise denizaşırı kolonilere sürgün edildi. Bugün o alçak, nemli zindanda durup tek bir dar pencereden gelen ışığa ve dışarıdan duyulan deniz sesine kulak verdiğinizde, o yaz yaşanan trajedinin ağırlığını hissetmemek imkânsız. Bu zindan, kalenin görkemli efsanelerine bir karşı ağırlık, bir güç ne kadar güçlüyse hem kurtarmak hem de zulmetmek için kullanılabileceğinin acı bir hatırlatıcısıdır.

Düşüş ve bugünü

Dunnottar’ın dört yüz yıllık Keith çağı, on sekizinci yüzyılın başında hüzünlü bir biçimde sona erdi. Ailenin son reisi, 10. Earl Marischal George Keith, Stewart hanedanını tahta geri getirmeyi amaçlayan 1715 Jakobit ayaklanmasına katıldı ve Sheriffmuir Savaşı’nda savaştı. Ayaklanma başarısız olunca, Earl unvanını ve Dunnottar dahil tüm topraklarını kaybetti (forfeiture). Dört yüzyıl boyunca Keith klanının yuvası olan kale satıldı ve inşaat malzemesi için sökülmeye başlandı; yavaş yavaş bir harabeye dönüştü.

Dunnottar Kalesi genel görünüm

Neyse ki hikâye burada bitmedi. Yirminci yüzyılın başında, kaleyi satın alan Cowdray ailesi (özellikle Cowdray Vikontesi), 1925’ten itibaren bu görkemli harabeyi koruma ve sağlamlaştırma çalışmalarına girişti. Böylece Dunnottar, tümüyle yok olmaktan kurtuldu ve bugün özel mülkiyette olmasına rağmen ziyarete açık. Kalenin sinematik güzelliği de fark edilmekte gecikmedi: ünlü yönetmen Franco Zeffirelli, 1990 yapımı, başrolünde Mel Gibson’ın oynadığı “Hamlet” filminde, Shakespeare’in ünlü Elsinore Şatosu olarak tam da Dunnottar’ı kullandı. Yani bu dramatik kale, gerçek tarihi kadar beyazperdedeki hâliyle de milyonlarca insanı büyüledi. Bugün o sarp patikadan çıkıp harabelerin arasında dolaşmak, aynı anda hem bir tarih dersi hem de bir doğa şöleni.

Kapısını çaldığınızda

Dunnottar Kalesi, İskoçya’nın kuzeydoğusunda, Aberdeenshire bölgesindeki Stonehaven kasabasının hemen güneyinde yer alıyor. Aberdeen şehrine yaklaşık yarım saat mesafede; Stonehaven’dan kaleye kadar kıyı boyunca uzanan güzel bir yürüyüş rotası da var. Arabayla ulaşım en pratik yöntem; kalenin yakınında bir otopark bulunuyor.

Dunnottar Kalesi genel görünüm

Önemli bir uyarı: Dunnottar’a ulaşmak biraz çaba ister. Otoparktan kaleye inip çıkmak, dik ve çok sayıda basamak içeren bir patikadan geçmeyi gerektirir; bu yüzden rahat ve sağlam ayakkabılar şart. Deniz kıyısında ve yüksekte olduğu için rüzgâr çok sert olabilir, yanınıza rüzgârlık almanız iyi olur. Kale bir harabe olduğu için içeride tuvalet ya da kafe bulunmaz; bunları Stonehaven’da halledin. En güzel fotoğrafları, kaleye giden patikadaki seyir noktalarından ya da kuzeydeki plajdan yakalarsınız. Kale bazı hava koşullarında (özellikle fırtınalı günlerde) güvenlik nedeniyle kapatılabildiği için, gitmeden önce resmî siteden açık olduğunu ve güncel bilet bilgilerini kontrol etmek en sağlıklısı.

Konum: Stonehaven, Aberdeenshire, İskoçya · Koordinatlar: 56.9459° K, 2.1972° B · Dunnottar Kalesi’ni Google Haritalar’da aç

Aynı yolda görülecek diğer kaleler

Dunnottar’ı gezdiyseniz, İskoçya’nın kale hazinelerini keşfetmeye devam edin. Kurtardığı o taç mücevherlerinin, yani Honours of Scotland’ın bugün sergilendiği yer, ülkenin başkentindeki Edinburgh Kalesi‘dir; ikisi birlikte bu hazinenin hikâyesini tamamlar. İskoç bağımsızlığının kalbi Stirling Kalesi, üç gölün buluştuğu adadaki Eilean Donan Kalesi ve Loch Ness kıyısındaki Urquhart Kalesi de aynı seride sizi bekliyor. İskoçya’nın tek üçgen kalesi Caerlaverock ise yakında bu listeye eklenecek.

Dunnottar, taşa kazınmış bir cesaret ve hüzün hikâyesi. Bir Pikt kalesi olarak doğdu, Vikinglere karşı bir kralın canını aldı, Wallace’ın öfkesini gördü, bir ulusun taç mücevherlerini kurtardı ve karanlık zindanında bir trajediye tanıklık etti. Bir gün o sarp patikadan çıkıp uçurumun kenarında durduğunuzda, bir yanda dövünen Kuzey Denizi’ni, diğer yanda yüzyılların ağırlığını taşıyan bu kırık taşları göreceksiniz. Ve büyük ihtimalle, onun neden “Avrupa’nın en dramatik konumlu kalesi” olarak anıldığını bütün benliğinizle hissedeceksiniz.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir