Edinburgh Kalesi: Sönmüş Bir Volkanın Tepesindeki İskoç Ruhu
İskoçya’nın başkenti Edinburgh’un tam kalbinde, milyonlarca yıl önce sönmüş bir volkanın sarp kayasının tepesinde, şehrin silüetine tepeden bakan görkemli bir kale yükselir: Edinburgh Kalesi. Üç yanı dik uçurumlarla korunan bu doğal kale, İskoçya’nın en tanınan simgesi ve tüm ülkenin en çok ziyaret edilen mekânıdır. Onu bir kez gören, bir daha unutamaz; çünkü Edinburgh Kalesi yalnızca bir yapı değil, taşa kazınmış bir ulusun ta kendisidir.
Bu kale, yüzyıllar boyunca aynı anda pek çok şey oldu: bir kraliyet sarayı, bir hükümet merkezi, bir cephanelik, bir hapishane ve bir savaş kalesi. Ama en çok da bir tanık oldu; sayısız kuşatmaya, kraliyet doğumlarına ve ölümlerine, kanlı entrikalara ve görkemli törenlere. Öyle ki, Britanya’nın “en çok kuşatılan yeri” olarak bilinir: kayıtlara göre yaklaşık bin yüz yılda tam yirmi altı kez kuşatılmıştır. Her taşı, bir İskoç zaferinin ya da trajedisinin izini taşır.
Kalenin surları arasında, bir ulusun en kutsal hazineleri saklıdır: İskoçya Taç Mücevherleri, yani “Honours of Scotland” ile İskoç krallarının yüzyıllarca üzerinde taç giydiği o efsanevi Kader Taşı (Stone of Destiny). Bir de, Mary Queen of Scots’un müstakbel bir kralı bu kalede dünyaya getirdiği o oda var. Edinburgh, İskoçya’nın gururunun, direnişinin ve kaderinin bir araya geldiği yerdir.
Bu yazıda sizi Edinburgh Kalesi’nin hem kayasına hem ruhuna götüreceğiz: volkanik kayadan İskoçya’nın kraliyet mücevherlerine; bir kraliçenin doğurduğu kraldan bir gece baskınıyla kaleyi ele geçiren cesur İskoçlara, dev top Mons Meg’den her gün patlayan tarihi topa kadar. Sonunda kapısını kendiniz çalmak isterseniz diye pratik bilgileri de bırakacağız.

Sönmüş bir volkanın tepesinde
Edinburgh Kalesi’nin gücü, her şeyden önce üzerinde durduğu kayadan gelir. “Castle Rock” adı verilen bu dev kaya, aslında milyonlarca yıl önce sönmüş bir volkanın sertleşmiş çekirdeğidir. Buzul çağında, buzullar çevredeki daha yumuşak zemini aşındırırken bu sert volkanik kaya direndi ve geriye, üç yanı dik uçurumlarla çevrili, doğal olarak savunulabilir bir zirve kaldı.

İnsanlar bu eşsiz doğal kaleyi çok erken keşfetti. Buradaki yerleşimin izleri Demir Çağı’na, yani kalenin adının “Din Eidyn” olduğu döneme kadar uzanır. Yaklaşık yüz otuz metre yükseklikteki bu zirveden, çevredeki tüm araziyi ve şehri kontrol etmek mümkündü; düşman ancak tek bir yönden, doğudaki daha yumuşak eğimden yaklaşabiliyordu. Doğa, âdeta buraya bir kale kurulsun diye özel bir kaide hazırlamıştı. Kalenin duvarları, kimi yerde kayanın kendisiyle o kadar iç içe geçer ki, nerede doğanın bittiği nerede insan elinin başladığı belli olmaz. İşte bu doğal güç, Edinburgh Kalesi’ni yüzyıllar boyunca İskoçya’nın en önemli savunma noktası yaptı.
Bin yıllık kraliyet kalesi
Edinburgh, on ikinci yüzyıldan itibaren İskoç krallarının en önemli kalelerinden biri oldu. Kalenin bugüne ulaşan en eski yapısı, aynı zamanda tüm Edinburgh şehrinin de en eski binasıdır: Aziz Margaret Şapeli (St Margaret’s Chapel). Bu küçük ama zarif Norman şapeli, Kral I. David tarafından, bu kalede ölen ve sonradan azize ilan edilen annesi Kraliçe Margaret’in anısına yaptırıldı.

Yüzyıllar içinde kale, her hükümdarın elinde biraz daha büyüdü ve görkemlendi. En çarpıcı eklemelerden biri, 1511’de Kral IV. James için tamamlanan görkemli Büyük Salon’dur (Great Hall); burada muhteşem ziyafetler verilir, devlet törenleri düzenlenirdi. Ama trajik bir biçimde, James bu yeni salonun tadını çıkaracak zaman bulamadı; 1513’te, eniştesi olan İngiltere Kralı VIII. Henry’nin gönderdiği kuvvetlere karşı savaştığı Flodden Meydan Savaşı’nda hayatını kaybetti. Kalenin her odası, işte böyle görkem ile trajedinin iç içe geçtiği hikâyelerle doludur.

İskoçya’nın hazineleri: Taç Mücevherleri ve Kader Taşı
Edinburgh Kalesi, bir ulusun en kutsal iki hazinesine ev sahipliği yapar. Bunlardan ilki, “Honours of Scotland” olarak bilinen İskoçya Taç Mücevherleri’dir; bir taç, bir asa ve bir devlet kılıcından oluşan bu takım, Britanya’nın en eski taç mücevherleridir ve ilk kez 1543’te, bebek yaştaki Mary Queen of Scots’un taç giyme töreninde bir arada kullanılmıştır.

Bu mücevherlerin başından geçenler, başlı başına bir macera romanı gibidir. 1707’de İskoçya ile İngiltere’nin birleşmesinin ardından, İskoç soyluları bu mücevherlerin İngiltere’ye götürülüp yok edilmesinden korktu ve onları kalenin içinde bir odaya, meşe bir sandığa kilitleyip sakladı. Ve inanılmaz bir biçimde, bu mücevherler yüz yılı aşkın süre boyunca unutuldu. Sonunda 1818’de, ünlü İskoç yazar Sir Walter Scott, mühürlü odayı açtırdı ve o kayıp hazineleri yeniden gün ışığına çıkardı. O günden beri mücevherler, kalenin Taç Odası’nda sergileniyor.
İkinci ve belki de daha da anlamlı hazine ise Kader Taşı’dır (Stone of Destiny ya da Stone of Scone). Yüzyıllar boyunca İskoç kralları, bu efsanevi taşın üzerinde taç giyerdi; taş, İskoç krallığının ta kendisinin sembolüydü. Ne var ki 1296’da İngiltere Kralı I. Edward, İskoçya’yı boyunduruk altına almak isterken bu taşı da alıp İngiltere’ye, Westminster’a götürdü ve İngiliz taç giyme tahtının altına yerleştirdi. Taş, tam yedi yüz yıl İngiltere’de kaldı. Nihayet 1996’da, büyük bir törenle İskoçya’ya iade edildi ve bugün, Taç Mücevherleri’nin hemen yanında, Edinburgh Kalesi’nde sergileniyor. Bu iki hazineyi görmek için ziyaretçiler bugün bile saatlerce sıra bekliyor; çünkü onlar, bir ulusun kalbidir.
Bir kralın doğduğu oda
Edinburgh Kalesi’nin İngiliz ve İskoç tarihini kalıcı olarak değiştiren bir odası vardır. 19 Haziran 1566’da, İskoçya’nın trajik kraliçesi Mary Queen of Scots, bu kaledeki Kraliyet Sarayı’nın küçük bir odasında bir erkek çocuk dünyaya getirdi.

Bu çocuk, geleceğin Kralı VI. James’ti. Henüz on üç aylıkken İskoçya kralı oldu; ama asıl büyük anı yıllar sonra geldi. 1603’te, çocuğu olmadan ölen İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth’in ardından, VI. James aynı zamanda İngiltere’nin de kralı, yani I. James oldu. Böylece, yüzyıllardır birbiriyle savaşan İskoçya ve İngiltere tahtları, ilk kez tek bir kralın başında birleşti. Bu tarihî birleşmenin tohumu, işte tam da bu kalenin o küçük odasında atıldı. Sarayın kapısının üzerinde bugün hâlâ, Mary ve ikinci eşi Lord Darnley’nin baş harflerini gösteren yaldızlı harfler durur; bir kraliçenin hem en mutlu hem de en fırtınalı günlerinin sessiz tanığı olarak.
Britanya’nın en çok kuşatılan yeri
Edinburgh Kalesi’nin stratejik önemi, onu tarih boyunca sayısız çatışmanın hedefi yaptı. Yaklaşık yirmi altı kuşatmayla, Britanya’nın en çok saldırıya uğrayan yeri olarak kabul edilir. Ama bu kuşatmalar arasında biri var ki, cesareti ve zekâsıyla İskoç tarihine altın harflerle geçmiştir.

1314 yılında, İskoçya’nın bağımsızlık savaşları sırasında kale İngilizlerin elindeydi. Robert the Bruce’a bağlı komutan Thomas Randolph, kaleyi geri almak için akıl almaz bir plan kurdu. Karanlık bir gecede, otuz kadar seçkin adamıyla birlikte, kalenin en dik ve en korunaksız sanılan kuzey kayalıklarını sessizce tırmandı. Muhafızlar bu yönden bir saldırı beklemiyordu; İskoçlar sürpriz baskınla kaleyi ele geçirdi. Robert the Bruce, kalenin bir daha İngilizler tarafından kullanılmasını önlemek için savunmalarını kısmen yıktırdı. Yüzyıllar sonra, 1571-1573 arasındaki uzun “Lang Siege” (Uzun Kuşatma) sırasında ise kale, top ateşiyle dövüldü ve o dönemin en görkemli yapılarından David’in Kulesi bu kuşatmada yıkıldı. Daha sonraki Jakobit ayaklanmalarında (1715 ve 1745) kaleyi ele geçirme girişimleri ise başarısız oldu; Edinburgh, o çetin kayasının üzerinde, boyun eğmeden durmayı sürdürdü.
Dev top Mons Meg ve saat topu
Edinburgh Kalesi’nin surlarında, ziyaretçileri şaşkına çeviren devasa bir top durur: Mons Meg. Britanya tarihinin en ünlü toplarından biri olan bu dev, 1449 yılında bugünkü Belçika’nın Mons şehrinde dökülmüş ve 1457’de İskoçya Kralı II. James’e bir armağan olarak gönderilmiştir.

Mons Meg, kendi çağında adeta bir teknoloji harikasıydı. Yaklaşık altı ton ağırlığındaki bu dev, yüz elli kiloluk taş gülleleri neredeyse üç kilometre öteye fırlatabiliyordu. Bu, o dönem için akıl almaz bir güçtü. Top, hem İngilizlere hem de isyancı İskoç soylulara karşı kullanıldı. Ne var ki devasa boyutu, onu taşımayı ve ateşlemeyi son derece zorlaştırıyordu; bir gün ancak birkaç kez ateşlenebiliyordu. Zamanla savaş silahı olmaktan çıkıp yalnızca tören atışları için kullanıldı. Bugün Mons Meg, kalenin en çok fotoğraflanan objelerinden biri.
Kalenin bir başka meşhur geleneği de her gün duyulan o gök gürültüsüdür: “One O’Clock Gun” (Saat Bir Topu). 1861’den beri, her gün (pazar günleri hariç) tam saat 13.00’te kaleden bir top atışı yapılır. Bu gelenek başlangıçta, aşağıdaki Forth Körfezi’ndeki gemilerin saatlerini ayarlayabilmesi için bir zaman işareti olarak başlatıldı. Bugün pratik bir amacı kalmasa da, gelenek sürüyor; her öğlen, o gürleyen top sesi bütün şehirde yankılanıyor ve hazırlıksız yakalanan turistleri yerinden zıplatıyor.
Bugün Edinburgh Kalesi
Edinburgh Kalesi, bir müze olduğu kadar hâlâ canlı bir askerî ve ulusal simge. Kalenin içinde, İskoçya’nın savaşlarda hayatını kaybeden askerlerini anan görkemli İskoç Ulusal Savaş Anıtı (Scottish National War Memorial) ve otuz beş binden fazla eserle İskoç askerî tarihini anlatan Ulusal Savaş Müzesi yer alır. Kale, bugün de bir askerî tören mekânı olarak kullanılıyor.

Kalenin belki de en görkemli anı, her yıl ağustos ayında yaşanır: dünyaca ünlü Kraliyet Edinburgh Askerî Tattoo’su. Kalenin esplanadında (giriş meydanı) düzenlenen bu muhteşem gösteride, gaydacılar, davulcular ve askerî bandolar, kalenin aydınlatılmış dramatik silüeti önünde bir müzik ve disiplin şöleni sunar; on binlerce insan bu gösteriyi izlemek için dünyanın dört bir yanından gelir. Edinburgh Kalesi, aynı zamanda şehrin UNESCO Dünya Mirası alanının da bir parçası ve İskoçya’nın en çok ziyaret edilen ücretli turistik mekânı. Surlarından şehre bakmak, tek başına gelmeye değer bir manzara sunar.
Kapısını çaldığınızda
Edinburgh Kalesi, İskoçya’nın başkenti Edinburgh’un tam merkezinde, ünlü “Royal Mile” caddesinin en yüksek ucunda yer alıyor. Şehir merkezinde olduğu için ulaşımı çok kolay; yürüyerek, tramvayla ya da otobüsle rahatça ulaşabilirsiniz. Kale, şehrin her yerinden görüldüğü için yolunuzu bulmakta da zorlanmazsınız.
Kaleyi hakkıyla gezmek için en az iki-üç saat ayırmanızı öneririz; görülecek çok şey var. Özellikle Taç Mücevherleri ve Kader Taşı’nın sergilendiği Taç Odası çok kalabalık olabildiği için, ya kale açılır açılmaz sabah erken ya da kapanışa yakın gitmek, uzun kuyrukları atlatmanızı sağlar. Yüksekte ve rüzgâra açık olduğu için, mevsim ne olursa olsun yanınıza rüzgârlık ve rahat ayakkabı almanız iyi olur; taş zeminler ve rampalar dik olabilir. Öğlen saat bire denk gelirseniz, o meşhur top atışını duymayı unutmayın. Bilet fiyatları ve açılış saatleri dönemsel olarak değiştiği ve kale çok yoğun olduğu için, biletinizi önceden internetten almanız hem daha ucuz hem çok daha pratiktir; resmî siteden güncel bilgileri kontrol edin.
Konum: Castlehill, Edinburgh, İskoçya · Koordinatlar: 55.9486° K, 3.1999° B · Edinburgh Kalesi’ni Google Haritalar’da aç
Aynı yolda görülecek diğer kaleler
Edinburgh’u gezdiyseniz, İskoçya’nın kale zenginliğinin daha yeni başladığını bilin. Bu ülke, birbirinden görkemli ve dramatik kalelerle dolu. Aynı seride keşfedilmeyi bekleyenler arasında; İskoç bağımsızlık savaşlarının kalbi Stirling, bir gölün üzerindeki küçük adasıyla dünyanın en çok fotoğraflanan kalesi Eilean Donan, Loch Ness kıyısındaki Urquhart, Kuzey Denizi’ne bakan sarp uçurumdaki Dunnottar ve İskoçya’nın tek üçgen kalesi Caerlaverock yer alıyor. Bu İskoç kalelerini seri içinde tek tek ele alacağız; yayımlandıkça bağlantılarını buraya ekleyeceğiz.
Edinburgh Kalesi, taşa kazınmış bir ulusun hikâyesi. Sönmüş bir volkanın tepesinde yükseldi, bir ulusun taç mücevherlerini ve kutsal taşını korudu, bir kralın doğumuna ve iki krallığın birleşmesine tanıklık etti; yirmi altı kez kuşatıldı ama ruhu hiç teslim olmadı. Bir gün o surlara çıkıp Edinburgh’un çatılarına ve uzaktaki denize baktığınızda, ayaklarınızın altındaki kayanın hem bir şehrin hem de bir milletin nasıl bu tek noktanın etrafında şekillendiğini hissedeceksiniz. Ve öğlen o top gürlediğinde, yüzyılların hâlâ burada, canlı bir biçimde attığını anlayacaksınız.
