Caerphilly Kalesi: Galler’in En Büyük Kalesi, Su Savunmaları ve Pisa’dan Eğik Kule

Güney Galler’de, Cardiff’in hemen kuzeyinde, yapay göllerin ortasında bir ada gibi yükselen devasa bir kale vardır: Caerphilly. Otuz dönümü aşan alanıyla bu kale, Galler’in en büyük, Britanya’nın ise Windsor’dan sonra ikinci en büyük kalesidir. O kadar geniştir ki, Gallilerin ünlü ragbi stadyumunun üç katı büyüklüğünde bir alanı kaplar. Sakin bir günde durgun sulara yansıyan kuleleriyle, adeta büyülü bir gölün üstünde yüzen bir masal kalesini andırır.

Ama Caerphilly’yi asıl önemli kılan, yalnızca büyüklüğü değil. Bu kale, Britanya’da sıfırdan inşa edilen ilk “konsantrik” kaledir; yani “duvar içinde duvar” tasarımının öncüsüdür. Dahası, onu çevreleyen o devasa su savunmaları, tarihçilerce “Britanya’daki en gelişmiş su savunma sistemi” olarak kabul edilir. Caerphilly, aslında Kral Edward’ın kuzeydeki o meşhur kalelerinden bile önce yükselmiş ve onlara ilham vermiş bir “deneme tahtası”, bir çığır açıcıdır.

Bir de o meşhur özelliği var: eğik kulesi. Kalenin güneydoğu kulesi, Pisa Kulesi’nden bile daha fazla, tam on derece yan yatmış durumda. Yıkılmayı reddeden bu inatçı kule, bugün kalenin en sevilen simgesi. Caerphilly, taş ile suyun, mühendislik dehası ile inatçı bir kulenin, fetih ile efsanenin iç içe geçtiği eşsiz bir yerdir.

Bu yazıda sizi Caerphilly’nin hem devasa ölçeğine hem de sırlarına götüreceğiz: kaleyi yaptıran kızıl saçlı bir konttan, onu yakmaya çalışan bir Galli prense; Britanya’nın ilk konsantrik tasarımından o eşsiz su savunmalarına, Pisa’dan eğik kuleden bir kraliçenin kuşatmasına ve Yeşil Kadın hayaletine kadar. Sonunda kapısını kendiniz çalmak isterseniz diye pratik bilgileri de bırakacağız.

Caerphilly Kalesi genel görünüm

Göllerin ortasındaki dev

Caerphilly Kalesi, Güney Galler’in Glamorgan bölgesinde, Rhymney Vadisi’nin ovaya açıldığı stratejik bir noktada yükselir. Bu konum tesadüf değildi: kaleyi yaptıran lord, bu geçidi kontrol ederek hem topraklarını korumak hem de bölgedeki Galli direnişini bastırmak istiyordu. Yakınında bir zamanlar bir Roma kalesi de bulunuyordu; yani bu nokta yüzyıllardır askerî açıdan önemliydi.

Caerphilly Kalesi göl kıyısından

Kaleyi diğer pek çok yapıdan ayıran ilk şey, olağanüstü büyüklüğüdür. Otuz dönümlük bu dev alan, iç içe geçmiş surlar, kuleler, kapı evleri ve onları çevreleyen yapay göllerden oluşur. Kale o kadar geniştir ki, tek bir bakışta tümünü kavramak zordur; her köşesi ayrı bir savunma katmanı, ayrı bir hikâye barındırır. Bugün göllerin çevresinde yürüyerek kaleyi her açıdan seyredebilir, suya yansıyan o görkemli siluetin en güzel fotoğrafını yakalayabilirsiniz. Caerphilly, gerçekten de “büyülü bir gölde yüzen efsanevi bir kale” gibi görünür.

Kızıl Kont ve son Galli prens

Caerphilly’yi, bir kral değil, İngiltere’nin en zengin ve en güçlü soylularından biri olan bir Marcher lordu (sınır beyi) yaptırdı: Gilbert de Clare. Kızıl saçları yüzünden “Kızıl Kont” (the Red Earl) olarak anılan bu Anglo-Norman lord, Glamorgan’ın hâkimiydi ve 1268’de bu devasa kaleyi inşa etmeye başladı.

Caerphilly Kalesi güney kapı evi

Peki neden bu kadar büyük bir kaleye ihtiyaç duydu? Cevap tek bir isimdi: Llywelyn ap Gruffudd. Gallilerin son bağımsız prensi olan Llywelyn, o dönemde gücünün zirvesindeydi ve İngiliz kralı bile onun “Galler Prensi” unvanını tanımıştı. Bu yükselen Galli gücü, Kızıl Kont için doğrudan bir tehditti. Gilbert, bölgedeki hâkimiyetini korumak için, “gerçekten korkutucu” bir kale inşa etmeye karar verdi. İlginçtir, Llywelyn bu kaleyi yaptırmadı ama ona ilham veren tam da oydu; hatta kaleyi daha bitmeden, 1270’te iki kez yıkmaya çalıştı ve bir keresinde onu ateşe verdi. Bir süre kralın adamları kaleye el koydu; ama Gilbert kısa sürede kaleyi geri aldı ve inşaatı, öncekinden çok daha büyük ve güçlü bir ölçekte sürdürdü. Caerphilly, adeta bir meydan okumaydı: “Glamorgan sonsuza dek Norman toprağıdır” diyen taştan bir bildiri.

Britanya’nın ilk konsantrik kalesi

Caerphilly’nin tarihteki asıl önemi, boyutundan çok tasarımından gelir. Bu kale, Britanya’da sıfırdan inşa edilen ilk gerçek “konsantrik” kaledir. Konsantrik tasarım, yani iç içe geçmiş iki savunma halkası, o dönem için devrim niteliğinde bir fikirdi.

Caerphilly Kalesi iç avlu

Bu düzende, merkezdeki güçlü iç avluyu (inner ward) daha alçak bir dış sur çevreler. Bir saldırgan dış suru aşmayı başarsa bile, kaleyi ele geçirmiş olmaz; kendini iki duvar arasındaki dar bir “ölüm sahasında”, içteki daha yüksek surdan gelen okların hedefi olarak bulur. İçteki savunucular, dıştaki saldırganı rahatça vururken, saldırgan onlara ulaşamaz bile. Bu “derinlemesine savunma” mantığı, Caerphilly’yi çağının en ileri kalelerinden biri yaptı. Dahası, bu tasarım öylesine başarılıydı ki, yıllar sonra Kral I. Edward, Kuzey Galler’deki o meşhur kalelerini inşa ederken bu fikirden ilham aldı. Yani bir bakıma Caerphilly, Caernarfon, Harlech ve Beaumaris gibi kraliyet kalelerinin de “atası” sayılabilir; tarihçilerin deyişiyle, “Britanya kale tarihinde bir dönüm noktası”dır.

Britanya’nın en gelişmiş su savunması

Caerphilly’yi gerçekten benzersiz kılan şey ise, hiç şüphesiz suyudur. Kızıl Kont Gilbert, kaleyi çevreleyen dereleri (Nant y Castell ve Nant yr Aber) barajlarla tutarak, kalenin etrafında devasa yapay göller oluşturdu. Böylece koca kale, adeta bir gölün ortasındaki bir adaya dönüştü. Bu su savunmaları, tarihçi Allen Brown tarafından “tüm Britanya’daki en gelişmiş su savunmaları” olarak tanımlanır.

Caerphilly Kalesi ve su savunması

Bu suyun tek amacı güzellik değildi; son derece işlevseldi. Ortaçağ kuşatmalarının en tehlikeli yöntemi, surların altına lağım kazıp onları çökertmekti. Ama Caerphilly’yi çevreleyen geniş ve derin sular, bu yöntemi tamamen imkânsız kılıyordu. Ayrıca gerektiğinde barajların savakları açılarak çevredeki çayırlar da su altında bırakılabiliyor, düşmanın kaleye yaklaşması iyice zorlaştırılıyordu; kaleye ancak sıkı kontrol altındaki dar geçitlerden ulaşılabiliyordu. İlginç bir ayrıntı: Gilbert bu su savunması fikrini, 1266’da bizzat katıldığı Kenilworth Kalesi kuşatmasında görmüştü. Kenilworth’ün o meşhur devasa gölünden etkilenen Kızıl Kont, benzer bir sistemi Caerphilly’de çok daha gelişmiş biçimde uyguladı. Yani Caerphilly’nin suları, bir kuşatmadan öğrenilen dersin taşa ve suya dökülmüş hâliydi.

Bir kralın gözdesi ve bir kraliçenin kuşatması

Llywelyn ap Gruffudd’un ölümüyle Galli tehdidi azalınca, Caerphilly bir savaş kalesi olmaktan çıkıp görkemli bir asalet konağına, hatta bir av parkına dönüştü. Gilbert de Clare’in ölümünden sonra kale, evlilik yoluyla İngiliz tarihinin en tartışmalı isimlerinden birinin eline geçti: Hugh Despenser.

Caerphilly Kalesi Büyük Salon

Genç Hugh Despenser, Kral II. Edward’ın en gözde, en güçlü ve halk tarafından en nefret edilen danışmanıydı. Kral üzerindeki aşırı etkisi, hem İngiliz soylularını hem de Gallileri çileden çıkarıyordu. Despenser, Caerphilly’nin görkemli Büyük Salon’unu (Great Hall) yüksek pencereler ve zarif oymalarla yeniden inşa ettirerek kaleyi bir eğlence ve iktidar merkezine çevirdi. Ama bu ihtişam, büyük bir fırtınanın öncesindeki sükûnetti. 1326’da, Kral II. Edward, kendisine karşı ayaklanan eşi Kraliçe Isabella ve onun sevgilisi Roger Mortimer’dan kaçarak, gözdesi Despenser ile birlikte tam da bu kaleye, Caerphilly’ye sığındı. Kral ve Despenser bir süre sonra kaleden kaçtı; ama Kraliçe Isabella’nın kuvvetleri kaleyi kuşattı. Bu kuşatma aylarca sürdü. Sonunda Kral Edward yakalanıp tahttan indirildi, Despenser ise korkunç bir şekilde idam edildi. Böylece Caerphilly, bir kralın düşüşünün ve bir hanedanın sonunun sahnesi oldu.

Pisa’dan eğik kule

Caerphilly denince akla gelen ilk şey, çoğu zaman devasa boyutu ya da suları değil, o meşhur eğik kulesidir. Kalenin güneydoğu kulesi, dikey eksenden tam on derece sapmış hâlde durur; bu, ünlü Pisa Kulesi’nin eğiminden bile fazladır.

Caerphilly Kalesi eğik güneydoğu kulesi

Peki bu kule neden eğik? Cevap, on yedinci yüzyıldaki İngiliz İç Savaşı’nda gizlidir. Kale krala bağlı kalmış, sonra Parlamento güçlerinin eline geçmişti. Kalenin bir daha bir direniş noktası olmaması için, Parlamento askerleri onu tahrip etmeye (slighting) karar verdi ve güneydoğu kulesinin altını barutla uçurmaya çalıştı. Ama kule, ortaçağ ustalarının o kadar sağlam inşa ettiği bir yapıydı ki, tamamen çökmek yerine sadece yan yattı ve öylece dengede kaldı. Yüzyıllardır düşmeyi reddeden bu inatçı kule, aslında hem bir yıkım girişiminin hem de ortaçağ taş işçiliğinin gücünün bir kanıtıdır. Bugün bu “eğik kule”, kalenin en çok fotoğraflanan ve en sevilen simgesi; Gallilerin gururla sahip çıktığı, “bizim de bir eğik kulemiz var, üstelik Pisa’nınkinden daha eğik” dedikleri bir hazinedir.

Küllerden dönüş: Bute restorasyonu

Ortaçağın sonlarına doğru askerî önemini yitiren Caerphilly, yüzyıllar içinde bakımsız kaldı. Barajlar çöktü, o görkemli göller kurudu ve kale, çevredeki yapılar için bir taş ocağına dönüştü; ustalar kalenin işlenmiş taşlarını söküp evlere taşıdı. Bir zamanların bu devasa kalesi, adeta unutulmaya yüz tutmuştu.

Caerphilly Kalesi kuleleri

Kaleyi bu kaderden kurtaran, dönemin en zengin ailelerinden biri oldu: Bute Markileri. Cardiff Kalesi’ni ve Castell Coch’u da görkemli biçimde restore eden bu son derece varlıklı aile, on dokuzuncu yüzyılın sonundan itibaren Caerphilly’yi de yeniden ayağa kaldırmaya girişti. Üçüncü ve dördüncü Bute Markileri, kalenin molozunu temizletti, çöken duvarları sağlamlaştırdı ve belki de en çarpıcısı, kurumuş olan gölleri yeniden suyla doldurdu. İşte bugün kaleyi çevreleyen o büyüleyici sular, büyük ölçüde bu restorasyonun eseridir. Böylece Caerphilly, bir harabe olmaktan çıkıp, Galler’in en eksiksiz ve en etkileyici kalelerinden biri olarak yeniden doğdu.

Caerphilly Kalesi ve suya yansıması

Bugün Caerphilly Kalesi, Galler’in tarihî mekânlarını koruyan Cadw kuruluşunun yönetiminde. Kale, özellikle aileler ve çocuklar için tam bir macera alanı; içinde çalışan dev kuşatma silahları (trebuchetler) sergileniyor, kimi zaman “duman püskürten ejderhalar” gibi etkinliklerle tarih eğlenceli bir biçimde canlandırılıyor. Bunun yanında kalenin, mehtaplı gecelerde surlarda dolaştığı söylenen ünlü bir hayaleti de var: “Yeşil Kadın” (the Green Lady). Rivayete göre, bir zamanlar burada yaşayan ve talihsiz bir aşk yüzünden kaleden sürülen bir kontesin ruhu, yeşil giysileriyle hâlâ sevdiğini bekliyormuş. Devasa boyutu, suları, eğik kulesi ve hayaletiyle Caerphilly, gezilmesi gereken bir açık hava tarih müzesi gibidir.

Kapısını çaldığınızda

Caerphilly Kalesi, Güney Galler’de, Caerphilly kasabasının tam merkezinde yer alıyor ve Galler’in başkenti Cardiff’e yalnızca yaklaşık on beş kilometre mesafede. Bu da onu, Cardiff gezisinin son derece kolay ve keyifli bir uzantısı yapıyor. Arabayla ulaşım pratik; ayrıca Caerphilly’nin kendi tren istasyonu da var, Cardiff’ten trenle kısa sürede ulaşabilirsiniz.

Kaleyi ve çevresindeki gölleri hakkıyla gezmek için birkaç saat ayırmanızı öneririz. Kale çok geniş olduğu ve içinde tırmanılacak kuleler, keşfedilecek geçitler bulunduğu için, rahat ve sağlam ayakkabılar giymek iyi olur. Eğik kuleyi en dramatik açıdan görmek ve suya yansıyan kaleyi fotoğraflamak için, göllerin çevresinde bir tur atmayı unutmayın; en güzel kareler oradan çıkar. Kale, özellikle etkinliklerin yapıldığı günlerde çok daha canlı ve keyifli olur. Güncel bilet fiyatları, açılış saatleri ve etkinlik takvimi mevsime göre değiştiği için, gitmeden önce Cadw’nun resmî sitesinden kontrol etmek en sağlıklısı.

Konum: Caerphilly, Güney Galler · Koordinatlar: 51.5758° K, 3.2200° B · Caerphilly Kalesi’ni Google Haritalar’da aç

Aynı yolda görülecek diğer kaleler

Caerphilly’yi gezdiyseniz, Galler’in kale zenginliğinin doruklarından birini görmüş olursunuz. Aynı ülkenin kuzeyinde, Kral Edward’ın o görkemli “demir halkasını” oluşturan ve Caerphilly’nin konsantrik tasarımından ilham alan dört UNESCO kalesi de keşfedilmeyi bekliyor: imparatorluk gösterisi Caernarfon Kalesi, sekiz yuvarlak kulesi ve kasaba surlarıyla Conwy Kalesi, yedi yıllık kuşatmasıyla efsaneleşen Harlech Kalesi ve kusursuz simetrisiyle Beaumaris Kalesi. Güney Galler’in bir başka devasa kalesi Pembroke da aynı seride sizi bekliyor; yayımlandıkça bağlantısını buraya ekleyeceğiz.

Caerphilly, taş ve suyun birlikte yarattığı bir güç gösterisi. Bir Kızıl Kont’un hırsıyla yükseldi, bir Galli prensin öfkesine hedef oldu, Britanya’ya konsantrik tasarımı öğretti ve bir kraliçenin kuşatmasına, bir kralın düşüşüne tanıklık etti. Sonunda barutla parçalanmayı reddedip yalnızca eğilerek, en sevilen simgesine dönüştü. Bir gün o göllerin kıyısında durup suya yansıyan devasa kaleye ve o inatçı eğik kuleye baktığınızda, hem ortaçağ mühendisliğinin dehasını hem de zamana meydan okuyan taşların gücünü aynı anda hissedeceksiniz. Ve büyük ihtimalle, Cadw’nun dediği gibi, onun gerçekten de “büyülü bir gölde yüzen efsanevi bir kale” olduğunu düşüneceksiniz.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir