Pembroke Kalesi: En Büyük Şövalyenin Kulesi, Tudor Hanedanının Doğduğu Yer
Galler’in en batısında, Pembrokeshire’da, bir değirmen göletinin üzerine yansıyan kayalık bir burnun tepesinde, dokuz yüz yılı aşkın süredir ayakta duran görkemli bir kale vardır: Pembroke. Uzaktan bakıldığında en çok göze çarpan şey, gökyüzüne doğru yükselen o devasa, silindir biçimli baş kulesidir (keep). Bu kule, Britanya’nın en etkileyici ortaçağ kulelerinden biri kabul edilir ve onu yaptıran kişi de sıradan biri değildi: çağının “En Büyük Şövalyesi”.
Ama Pembroke’u dünya tarihine kazıyan şey, mimarisi değil, bir bebeğin doğumudur. 1457’de bu kalede dünyaya gelen bir çocuk, ileride Bosworth Meydan Savaşı’nda tacı kazanarak Kral VII. Henry olacak ve İngiltere’yi bir asır boyunca yönetecek Tudor hanedanını kuracaktı. Yani Henry VIII, I. Elizabeth ve o görkemli Tudor çağı, aslında tam da bu kalenin bir odasında başladı. Pembroke, gerçek anlamda “Tudor hanedanının doğduğu yer”dir.
Bir de kalenin altında saklanan sırrı var: Britanya’da doğal bir mağaranın üzerine kurulmuş tek kale olan Pembroke, “Wogan” adı verilen devasa bir yeraltı mağarasının tam üstünde yükselir. Ve bu mağara, son kazılara göre kırk bin yıldır insanların uğrak yeri; buzul çağı avcılarından günümüze uzanan bir zaman kapsülü. Pembroke, taş ile efsanenin, şövalyelik ile hanedanın, ortaçağ ile buzul çağının iç içe geçtiği eşsiz bir yerdir.
Bu yazıda sizi Pembroke’un hem kulesine hem derinliklerine götüreceğiz: “En Büyük Şövalye” William Marshal’ın dev keep’inden kırk bin yıllık Wogan mağarasına; bir kralın doğumundan Cromwell’in bizzat yönettiği kuşatmaya, ünlü hayaletinden bugünkü hâline kadar. Sonunda kapısını kendiniz çalmak isterseniz diye pratik bilgileri de bırakacağız.

Göletin üstündeki kayalık kale
Pembroke Kalesi, Galler’in batısındaki Pembrokeshire bölgesinde, Pembroke Nehri’nin kıyısındaki stratejik bir kayalık burnun üzerine kurulmuştur. Su tarafından üç yandan çevrelenen bu konum, kaleye olağanüstü bir doğal savunma sağlıyordu; düşman ancak dar bir kara parçasından yaklaşabiliyordu. Ayrıca kalenin denize açılan bu su yolu, kuşatma anında bile gemilerle beslenebilmesini sağlıyordu.

Kalenin bir yanında uzanan sakin değirmen göleti (millpond), Pembroke’a masalsı bir görüntü katar. Durgun bir günde, kalenin devasa silueti ve o meşhur yuvarlak kulesi bu suya kusursuzca yansır; bu manzara, kalenin en çok fotoğraflanan köşesidir. Kalenin kurulduğu yerin tarihi ise kaleden çok daha eskiye, ta Taş Devri’ne kadar uzanır; yani insanlar bu stratejik noktayı, ortada bir kale yokken binlerce yıl önce keşfetmişti. Bugün Pembroke, Galler’in en büyük özel mülkiyetteki kalesi olarak, hem doğal güzelliği hem de tarihiyle ziyaretçileri büyülüyor.
En Büyük Şövalye ve dev kule
Pembroke’un ilk hâli, 1093’te Norman istilası sırasında yapılan mütevazı bir toprak-ahşap kaleydi. Ama kaleyi bugün gördüğümüz o görkemli taş yapıya dönüştüren kişi, ortaçağın en efsanevi isimlerinden biriydi: William Marshal. Tarihe “En Büyük Şövalye” (the Greatest Knight) olarak geçen Marshal, beş İngiliz kralına hizmet etmiş, turnuvalarda yenilmemiş ve sonunda İngiltere’nin naibi (regent), yani fiilî yöneticisi olmuş olağanüstü bir figürdü.

Pembroke Kontu olan Marshal, on ikinci yüzyılın sonu ile on üçüncü yüzyılın başında kaleyi taştan yeniden inşa etti. Onun en büyük eseri, kalenin simgesi olan devasa yuvarlak baş kuledir. Yaklaşık seksen ayak (yirmi üç metre) yüksekliğindeki bu kule, tabanında yer yer altı metreye varan kalın duvarlara ve o dönem için çok sıra dışı olan kubbeli bir taş çatıya sahiptir. Yuvarlak biçimi, düşman mancınıklarının darbelerine karşı kare kulelerden çok daha dayanıklıydı. William Marshal, gerçek bir şövalye gibi yaşadı ve öyle de öldü: yaklaşık yetmiş yaşında, 1217’deki Lincoln Savaşı’nda bir Fransız ordusuna karşı bizzat kralın ordusunu yönetti ve kazandı. 1219’da, o çağ için inanılmaz bir yaş olan yetmiş üçünde hayata veda etti. Bugün Pembroke’un o dev kulesine tırmandığınızda, aslında “En Büyük Şövalye”nin taşa dökülmüş mirasına dokunmuş olursunuz.
Kalenin altındaki kırk bin yıl
Pembroke’u dünyadaki neredeyse tüm diğer kalelerden ayıran eşsiz bir özelliği var: bu, Britanya’da doğal bir mağaranın üzerine kurulmuş tek kaledir. Kalenin kuzey kısmının altında, “Wogan” adı verilen devasa bir kireçtaşı mağarası uzanır. Kaleden bu mağaraya, elli beş basamaklı bir döner taş merdivenle inilir.

Su erozyonuyla binlerce yılda oluşan bu geniş, düz tabanlı mağara, ortaçağda son derece işlevseldi; bir duvar, parmaklıklı bir kapı ve ok mazgallarıyla tahkim edilmişti ve büyük olasılıkla bir depo, bir kayıkhane ya da nehre açılan gizli bir çıkış olarak kullanılıyordu. Ama Wogan’ın asıl şaşırtıcı hikâyesi, çok daha derinlerde saklı. Son yıllarda yapılan arkeolojik kazılar, bu mağaranın kırk bin yıldır insanların uğrak yeri olduğunu ortaya çıkardı. Buzul çağı avcılarından, Orta Taş Devri topluluklarına kadar pek çok insan burada barındı; kazılarda mamut, yünlü gergedan gibi buzul çağı hayvanlarının kalıntıları bile bulundu. Yani Pembroke, aynı anda hem ortaçağ şövalyeliğinin hem de insanlığın en eski çağlarının izlerini taşır. Bir kaleyi gezerken ayaklarınızın altında kırk bin yıllık bir tarihin uzandığını bilmek, Pembroke’a bambaşka bir derinlik katıyor.
Bir hanedanın doğduğu oda
Pembroke’un dünya tarihindeki asıl yeri, bir savaştan ya da bir mimariden değil, bir doğumdan gelir. 1457 yılında, bu kalenin bir kulesinde, henüz on üç yaşında, dul bir genç kadın olan Margaret Beaufort bir erkek çocuk dünyaya getirdi. O sırada Güllerin Savaşı’nın kaosunda, çocuğun amcası Jasper Tudor’un koruması altındaydılar. Doğan bu çocuğun adı Henry Tudor’du.

O gün kimse, bu kalede doğan çocuğun bir gün İngiltere Kralı olacağını tahmin edemezdi. Ama kader başka türlü yazılmıştı. Yıllar süren sürgün ve mücadelenin ardından Henry Tudor, 1485’te Bosworth Meydan Savaşı’nda Kral III. Richard’ı yenerek tahtı ele geçirdi ve VII. Henry adıyla kral oldu. Böylece İngiliz tarihinin en ünlü hanedanı, Tudor hanedanı başladı. Onun oğlu VIII. Henry, torunu I. Elizabeth ve o görkemli Tudor çağı, aslında tam da bu Galler kalesinin bir odasında kök saldı. Bugün kalenin bir kulesi hâlâ “Henry VII Kulesi” olarak anılır; ziyaretçiler, bir hanedanın ve bir çağın doğduğu bu mekânda durup o tarihî anı hayal edebilir. Bir Galli kalesinin, İngiltere’nin kaderini bu kadar derinden değiştirmesi, tarihin en güzel cilvelerinden biridir.
İç ve dış avlu, kuleler ve zindan
Pembroke’u gezmek, dev keep’le sınırlı değil; kale, iç içe geçmiş iki büyük avludan ve onları koruyan çok sayıda yapıdan oluşur. William Marshal’ın Büyük Salon’unun ve özel dairelerinin yer aldığı iç avlu (inner ward), kalenin en korunaklı ve en görkemli bölümüydü.

Dış avlu (outer ward) ise yuvarlak kuleler, iki kuleli görkemli bir kapı evi (gatehouse) ve bir barbakan ile güçlendirilmişti. Kaleye, kasabanın ana caddesine hâkim olan bu görkemli kapı evinden girilir. Kalenin en ürpertici köşelerinden biri de zindan kulesidir; buraya tırmanan cesur ziyaretçiler, ortaçağda bir mahkûm olmanın nasıl bir dehşet olduğunu birebir hissedebilir. Kalenin surları üzerinde yürürken, bir yanda değirmen göletinin sakin suları, diğer yanda kasabanın çatıları uzanır. Her kule, her geçit, dokuz yüzyıllık bir tarihin ayrı bir sayfasını fısıldar.
Cromwell’in bizzat geldiği kuşatma
Pembroke, yüzyıllar boyunca pek çok çatışma gördü; ama en dramatik askerî anı, on yedinci yüzyıldaki İngiliz İç Savaşı’nda yaşandı. İşin ilginç yanı, Güney Galler’in büyük bölümü krala destek verirken, Pembroke tam tersine Parlamento’nun tarafını tutmuştu. 1644’te kraliyet kuvvetleri kasabayı kuşattı, ama yakındaki Milford Haven limanından denizden gelen Parlamento takviyeleri kaleyi kurtardı.

Ama işler 1648’de tamamen tersine döndü. Kalenin komutanı Albay John Poyer, beklenmedik bir biçimde saf değiştirdi ve krala bağlılık ilan ederek bir ayaklanma başlattı. Bu, İkinci İç Savaş’ın kıvılcımlarından biriydi ve o kadar önemliydi ki, onu bastırmak için bizzat dönemin en güçlü adamı geldi: Oliver Cromwell. Cromwell, 24 Mayıs 1648’de Pembroke’a ulaştı ve kaleyi kuşattı. Pembroke’un güçlü surları öyle inatçıydı ki, kuşatma tam yedi hafta sürdü. Sonunda ağır kuşatma toplarının gelmesi ve kalenin su kaynağının kesilmesi, savunmacıları teslim olmaya zorladı. Kuşatmanın üç lideri ihanetten yargılanıp ölüme mahkûm edildi. Cromwell, kalenin bir daha asla bir direniş noktası olamaması için yıkılmasını (slighting) emretti; hatta kasaba halkı, kalenin taşlarını söküp kendi yapılarında kullanmaya teşvik edildi. Böylece “En Büyük Şövalye”nin kalesi, bir iç savaşın son perdelerinden birinde harabeye döndü.
Bugün Pembroke’ta bir gün
Cromwell’in yıkımının ardından uzun süre kaderine terk edilen Pembroke, yirminci yüzyılda yeniden hayata döndü. Varlıklı bir hayranı, Sir Ivor Philipps, 1920’lerden itibaren kaleyi büyük bir titizlikle restore etti; çöken kuleler onarıldı, surlar sağlamlaştırıldı. Bugün kale, bir hayır vakfı (Pembroke Castle Trust) tarafından işletiliyor ve Galler’in en büyük özel mülkiyetteki kalesi olarak her yıl binlerce ziyaretçi ağırlıyor.

Kaleyi ziyaret ettiğinizde önünüzde koca bir macera var: dev keep’in tepesine tırmanıp çevreyi kuşbakışı seyredebilir, surların üzerinde yürüyebilir, zindan kulesinin karanlığına inebilir ve tabii o eşsiz Wogan mağarasının derinliklerine adım atabilirsiniz. Kalede, Galler tarihini anlatan sergiler, “Galler’in dünyadaki en büyük haritası” gibi ilginç köşeler ve ücretsiz rehberli turlar da bulunuyor. Bunca dramın yaşandığı bir yerin bir hayaleti olmaması düşünülemezdi elbette: rivayete göre kalenin muhafız kulesinde, ortaçağ zırhı giymiş bir asker hayaleti dolaşır; kimileri, onun 1648 kuşatmasında hayatını kaybeden bir savaşçı olduğuna inanır. Kaleyi hakkıyla gezmek için kendinize bolca zaman tanıyın; çünkü Pembroke, bir kalede bir günde iki bin yıldan fazlasını dolaşabileceğiniz ender yerlerden biri.
Kapısını çaldığınızda
Pembroke Kalesi, Galler’in batısındaki Pembrokeshire bölgesinde, Pembroke kasabasının tam merkezinde, ana caddenin ucunda yer alıyor. Bölge, Pembrokeshire Sahil Millî Parkı’nın da kapısı olduğu için, doğa ve tarihi bir arada sunuyor. Arabayla ulaşım en pratik yöntem; kalenin hemen yanında, değirmen göletinin kıyısında otoparklar var. Pembroke’un kendi tren istasyonu da kaleye yürüme mesafesinde.
Kaleyi ve mağarayı hakkıyla gezmek için üç-dört saat ayırmanızı öneririz. Dev keep’e ve kulelere çıkan merdivenler dik ve dar olabildiği, ayrıca mağaraya inen basamaklar da bulunduğu için, rahat ve sağlam ayakkabılar giymek önemli. Ücretsiz rehberli turlardan birine katılmak, kalenin hikâyelerini çok daha canlı bir şekilde dinlemenizi sağlar. Değirmen göletine yansıyan kalenin en güzel fotoğrafını, göletin karşı kıyısından yakalarsınız. Güncel bilet fiyatları, açılış saatleri ve etkinlik takvimi mevsime göre değiştiği için, gitmeden önce kalenin resmî sitesinden kontrol etmek en sağlıklısı.
Konum: Pembroke, Pembrokeshire, Batı Galler · Koordinatlar: 51.6748° K, 4.9155° B · Pembroke Kalesi’ni Google Haritalar’da aç
Aynı yolda görülecek diğer kaleler
Pembroke’u gezdiyseniz, Galler’in kale zenginliğinin en görkemli örneklerinden birini görmüş olursunuz. Aynı Güney Galler’de, devasa su savunmaları ve Pisa’dan eğik kulesiyle ünlü, Galler’in en büyük kalesi Caerphilly Kalesi de keşfedilmeyi bekliyor. Kuzeyde ise Kral Edward’ın o görkemli “demir halkasını” oluşturan dört UNESCO kalesi var: imparatorluk gösterisi Caernarfon, sekiz yuvarlak kulesiyle Conwy, yedi yıllık kuşatmasıyla Harlech ve kusursuz simetrisiyle Beaumaris.
Pembroke, taşa kazınmış bir şövalyelik ve hanedan hikâyesi. “En Büyük Şövalye”nin dev kulesiyle yükseldi, altında kırk bin yıllık bir mağara sakladı, bir kralın ve koca bir hanedanın doğumuna tanıklık etti ve sonunda bizzat Cromwell’in geldiği bir kuşatmayla düştü. Bir gün o değirmen göletinin kıyısında durup suya yansıyan dev kuleye baktığınızda, hem bir şövalyenin cesaretini, hem bir hanedanın şafağını, hem de ayaklarınızın altındaki o kadim mağaranın binlerce yıllık sessizliğini aynı anda hissedeceksiniz. Ve büyük ihtimalle, bir tek kalede bu kadar çok çağın buluşmasına hayran kalacaksınız.
