İspanya Gezisi

Bu yazı üzerinde hiç bir değişiklik yapılmadan, dünya turu bölümündeki  yazıları için Sınırları Kaldırdım Blogundan alınmıştır.

Ispanyaya bes kez farkli zamanlarda gitmisim..belli ki beni durmadan buraya ceken bir sey var..

Basque (Bilbao-San Sebastian) Mart 2011

Bask bolgesine hep gitmek istemistim, orasi Basklilarin hep talep ettigi gibi baska bir ulke..gerek Bilbao gerek San Sebastian’in mimarisi Ispanya’nin diger sehirlerinden farkli ve ozgun..

henuz daha gidiste bir surpriz bekliyordu beni havalaaninda..bilbao kuyrugunda birsuru celtic taraftari bekliyordu,dedim ne oluyoruz, var bir is bunda..sordum birisine,dedi ki yarin atletic bilbao ile hazirlik macimiz var..allaa sevincten uctum,milli maclar yuzunden liglere ara verilmisti ve ben de hayiflaniyordum atletik bilbao’nun macina gidemiycem diye..iskoc arkadaslardan bi ton samata gurultu tabii ucakta..

neyse, Bilbao’ya vardim,havaalanindan sehir yakinmis,hemen bir otobusle merkeze geldik..yolda okumustum Lonely Planet’ten,Ispanyollarin tapas’lari var ya, Basklarin da pintxo’lari(ya da pincho diye de geciyor) varmis..tapastan farki ise su; tapas yillar once Ispanya’daki barlarda ickinin yaninda bedava olarak verilirmis..meze gibi..bu yuzden de genelde yemeklerin artiklari ozensiz bir sekilde tabaga konup musterinin onune uzatilirmis..pintxo yapilirken ise usta Bask sefleri kucuk ekmek dilimlerinin uzerini (genelde deniz urunleri olmak uzere) isliyorlar..bir sanat formunda diyor kitapta..uzerinde de pincho’ya adini veren bir kurdan oluyor..bazen de bizim cop sis gibi bir sise gecirilmis balik ya da et urunleri barin uzerinde yerini aliyor..ikinci fark ise pinchonun tapastan daha buyuk porsiyonlarda sunulmasi..

yediklerimin cogu oldukca lezzetliydi, aksamlari pinchodan baska bir sey de yemedim zaten gezi boyunca..genelde menu yok, bara diziliyor hepsi, bakip siparis veriyorsun..barmen isitilacak olani isitiyor, sonra hepsini bir tabaga koyup veriyor..bu isin raconu bir bardak txikito ismi verilen yerel sarapla icmek ve her barda sadece birer porsiyon yiyerek bu sekilde bar bar dolasmak..

ilk aksam Couchsurfing’ten Douglas ile bulustuk, yari iskoc-yari brezilyali gay bir arkadas..bizi bir meydandan alip arkadaslarinin toplantisina goturdu..bir anda kendimizi anti-militarist bir organizasyonun haftalik toplantisinda bulduk! bu yuzden seviyorum iste bu siteyi..yoksa nerdee ben orada o mekanda olacagim o aksam..gocmenlerin yasadiklari sorunlar ve polisin yaklasimi konusuldu daha cok ve Douglas anlayabilmem icin ispanyolcadan ingilizceye cevirdi..arada sampanya ve limonata iceren garip bir icki iciyorlardi,tadi bu karisimdan beklenmeyecek derecede guzeldi..

cumartesi sabah old town’da kahvaltidan sonra o dar sokaklarin arasinda biraz turladim..underground t-shirt’ler satan bir dukkandan Bilbao-Celtic ortak atkisi alip sardim boynuma..sonra da oturup o guzelim meydanlardan birinde bira-kalamar sefasi..

Plaza Nueva’da kosusturan cocuklarin arkasindan kosusturan anne-babalari seyretmek..

her yerde “freedom for the basque country” yazilari..

sokaklarda sloganlar..oldukca politik bir sehir Bilbao..

teyzeler de destek veriyor ozgur Bask ulkesi icin..

burada ne oluyor bilmiyorum..e anlamaya calisiyorum..

bu arada hava bir acip bir kapiyordu,en sonunda sagolsun tamamen acmaya karar verdi..

kanallarin arasinda gezmek gunesle birlikte acaip sahane olmaya basladi, birden sehir guzellesti..

Basklilar eger bir gun ozgurluk isteklerine kavusurlarsa gercekten gurur duyacaklari bir baskentleri var..

Bilbao’nun modern yuzu..

sonra dogruca Guggenheim muzesine yollandim..burasi malum, sehrin en fazla turist ceken atraksiyonu..muzenin yapisi icindekilerden daha cok ilgi cekiyor diyorlardi,dogruymus..

icindeki galeriler de enteresandi ama cok spesifikti,mesela “Hitler&Mussolini’nin sanata bakisi, o donemlerdeki fasist yonetimlerin baskisi altinda kalan ressamlarin iktidara baskaldiran yapitlari” gibi..

sonra da stada yollandik,bilet bulmaya..en ucuzundan (13 euro) aldik biletleri,baktik her yer taraftar kayniyor..ozel mac olmasina ragmen acaip ilgi var..kapasite 40 bin kisiymis,en az 35bin kisi vardi statta..biletleri en ucuzundan aldik ama gariptir en onden ikinci sirada oturduk..

Bilbao seyircileri..

Celtic tarafi..

mac 0-0 bitti ama epey eglenceliydi..skor fazla umrunda olmadi kimsenin,meksika dalgalari ve karsilikli tezahuratlarla eglendiler..hayatimda bir macta bu kadar cocugu birarada gormedim,megerse olay suymus..bu maci Bask bolgesindeki 160 adet genc takima yardim toplamak icin duzenlemisler..halk da nasil sahip cikmis bu organizasyona,rakip takim da dostlari Celtic olunca,akmislar stada..tabii uzun zamandir ilk defa(1956’dan bu yana) bir Avrupa maci oynuyor olmalarinin da buyuk etkisi var bu ilgide..bu arada once Juventus olacakmis rakip ama sonradan degistirilip dost takimlari olan Celtic secilmis..

ertesi gun de otobusle bir saat on dakika uzakliktaki San Sebastian’a gittim..Bilbao ile 90 km kadar var arasi ama otoyollar gayet duzgun..

San Sebastian hani Turkiye’nin Nihat Kahveci’nin yillarca Real Sociedad’ta oynamasi sayesinde ilgi duydugu sehir..

burasi da muhtesem bir yer ama maalesef yagmur pesimi birakmadi..bir yarim saat kadar hava acti,o arada Montue Urgull tepesine tirmanip sehri yukaridan gorebildim, manzara yukaridan harikaydi..

guvercin de bizimle beraber seyrediyor manzarayi..

burasi icin tum Avrupanin en iyi sehir ici sahillerine sahip yeri deniyor, eminim yazin baska guzeldir burasi..yine de sakin zamaninda gelmek, turist kalabaliklariyla beraber dolasmak yerine rahat rahat gezinmek guzeldi..

Old Town da Bilbao’dan daha dar ve duzenli sokaklari,adim basi birbirinden kaliteli pintxo barlariyla gercekten super..tum sehrin nufusu da 200bin bile degil, tam yasanacak yer..bir de Eyluldeki meshur film festivalinde gelmek isterdim buraya..

Sevilla(Kasim 2009);

Sevilla,Sevilla,Sevilla..Endulus guzeli Sevilla..

Sevilla’da ilk gece Fransiz bir Couchsurfer’da kaldim, Anne..ucaktan iner inmez dogru evlerine gittim, Anne’in dogumgunu partisine yetistim..bir iki saat takildiktan sonra hep beraber bir salsa bara gidip eglendik..ispanyollar sanirim bizden daha sicakkanli insanlar..

ertesi gun esyalarimi alip bir otele yerlestim ve sehri turlamaya basladim..tabii ki ilk duragim cok merak ettigim meshur Alkazar sarayi oldu..

913 yilinda kale olarak insa ediliyor once burasi..11.yuzyilda Muslumanlar su anki Alkazar’in batisinda bulunan Al-Muvarak sarayini kuruyorlar..daha sonra 11 yuzyil boyunca her gelen ustune yeni bir sey ilave ediyor..icerisi oyle buyuk ve karmasik ki, elinizde haritayla bile ayni yerden birkac kez gecmek zorunda kalmaniz mumkun..

Burada gecirdigim uc saatten sonra Barrio de Santa Cruz bolgesine gidip biraz sokaklarinda dolastim..buradaki Santa Cruz meydani bir harika..Dona Elvira meydani da ondan hic asagi kalmaz..

sonraki duragim merkezdeki San Francisco meydaniydi..vaktiyle Muslumanlarin pazar olarak kullandiklari bu alan 16.yuzyildan bu yana Sevilla’nin ana meydani olarak kalmis..oyle guzel bir panoramasi var ki, at arabalari, o renkli kolonyal binalar, palmiyeler..yagliboya bir tablo gibi..

oglen yemegimi yemek icin Plaza de Alfalfa’da ve Plaza Salvador’da biraz dolastim..o kalabalik tapas barlara cumartesi gunu girmek icin kesinlikle ispanyolca bilmek lazim..sebebi de benim tapas konusunda dersimi calismamis olmam..bir kere bu barlar kucucuk ve acaip kalabalik..tabii ki her zaman tapas ve sarabinizi alip hemen disarida ayakta yiyip icen kalabaliga karisabilirsiniz..ama sorun su ki, barin icerisindeki kalabalik yuzunden tek sansiniz tapasin ismini bilerek siparis vermek..uzaktan parmakla isaret etmek bir ise yaramiyor!..diger taraftan listeye bakinca yuzlerce secenek var ve o yoreye ozgu tapaslarin ne oldugunu menuden anlayabilmek imkansiz gibi birsey..ben de pes edip oglen yemegini Plaza de Alfalfa’da yedim..seafood paella ve bira! eh, bu da guzel..

bir yandan da o Plaza Salvador’da meydani dolduran kalabaligi hayranlikla izledim..hani Ispanya’da ve Avrupa’da bircok yerde bulundum ama afedersiniz yerli halkin “keyif pezevengi” lafinin hakkini bu kadar verdigi baska yer gormedim..gezi rehberi Sevilla’yi Endulus’un en iyi tapas barlarinin, en iyi gece hayatinin ve en “tarz” insanlarin bulundugu sehir diye tarif ediyor..henuz gormedim diger Endulus sehirlerini ama ne yalan soyleyeyim gecirdigim iki gunden sonra Sevilla’da yasayasim geldi..

oyle cok yurudum ki, hava karardiktan sonra otele gidip biraz dinlenmem gerekti..Alkazar’i gezmek zaten baslibasina yoruyor insani..daha sonra Alameda de Hercules tarafina gidip birkac tapasi mutevazi bir acik hava restoraninda mideye indirdikten sonra canli muzik calan bir bara girdim..calan grup dinleyen herkese cd’lerini dagitti, ne kusel..

ertesi gun ilk olarak nehir kenarinda geziye ciktim, pazar sabahlari kurulan kopek yavrularinin da satildigi pazari dolastim..nehir kenarindaki 13.yuzyil Muslumanlarin yaptigi kule “Torre del Oro”ya cikip icindeki deniz muzesini gezdim ve yukaridan nehir manzarasinin tadini cikardim..

sonra da kucuk kanal ve cesmelerle dolu Plaza de Espana’da biraz vakit gecirdim..burasi da gideceklere tavsiye olunur, cok hos bir meydan..

Katedral ve Giralda kulesini en sona sakladim..1248’de hristiyanlar muslumanlarin elinden en buyuk camilerini alip 1401’e kadar kilise olarak kullanmislar..sonra da burayi yikmaya karar verip “gelecek kusaklara oyle buyuk bir yapi birakalim ki bizi ileride deli diye ansinlar” diyerek dunyanin en buyuk kiliselerinden birini insa etmisler..1507’de ancak bitmis, neyse ki caminin en buyuk minaresine -Giralda’ya- dokunmamislar..

Sahsen ne kadar buyuk ve gorkemli olursa olsun artik katedral gormekten biktim..yalniz bu katedralin ayri bir onemi var, iceride Kristof Kolomb yatiyor! ya da yattigi iddia ediliyor! kemikleri Karayip adalarindan 1899’da getirilmis ancak Dominik Cumhuriyeti de tum kemiklerin halen baskentleri Santa Domingo’daki mezarinda oldugunu iddia edince isler karismis..2003’de bilimadamlari DNA testlerine girismis ve 2006’da Kolomb’un kardesi Diego’nun DNA’siyle eslestirip kemiklerin Kolomb’a ait oldugunu kanitlamislar..yine de bircok defa tasinan kemiklerin halen her iki yere bolunmus vaziyette olabilecegi varsayiliyor..

anisina yaptirilan anitta 4 ayri kral Kolomb’un tabutunu tasiyor; Castilla,Leon,Aragon ve Navarra..

Giralda kulesinden Sevilla manzarasi muhtesem..

kule 1198’de tamamlanmis, daha sonra catisina 16.yuzyilda ekleme yapilmis..en tepedeki El Giraldillo ruzgargulu inanci simgeliyor ve ayni zamanda Sevilla’nin da bugunku simgesi..Giralda su an tum Ispanya’daki en kusursuz musluman yapisi olarak kabul ediliyor..

son bir kez nehrin diger yakasina gecip Triana bolgesini de arsinladiktan sonra otobusle merkezden 7km.uzakliktaki havaalanina gittim ve Londra’ya geri dondum..ve halen Sevilla Ispanya’daki en favori sehrim..

Mallorca(Temmuz 2010)

Mallorca hakkinda dogrusu gitmeden once pek de iyi dusunmuyordum..yillik 10 milyon ulasan ziyaretcisi ve 800bin kisilik nufusuyla gozumde hep devasa oteller ve kalabalik plajlar canlaniyordu..otelimizin merkezin yani Palma de Mallorca’nin disinda olmasi yuzunden araba kiraladik ve boylelikle Mallorca adasinin guzelliklerini tadabildik..sozun ozu, bu adada yapilacak en guzel sey turist kalabaliklarindan uzak durmak ve araba kiralayip her gun baska bir sahile gitmek.. .

Es Trenc size muhtemelen ilk onerilecek sahil olacak..gercekten Karayipler’i hatirlatiyor ucsuz bucaksiz gorunen sahiliyle ama bence o kadar da etkileyici degil..belki de son kisminin ciplaklara ayrilmis olmasi biraz da insanlari cekiyordur..

Bizim bayildigimiz sahiller ise yine Colonia Sant Jordi’ye cok yakin olan Es Dolc ve Santanyi’den ulasilan Cala Mondrago oldu..

iste bu sahiller ancak Turkiye’dekilerle yarisabilir..hani bizim muhtesem guney sahillerini gordukten sonra insan cok zor begeniyor..

Mallorca bircok unlunun yazlik evlerinin oldugu bir ada..Michael Douglas, Antonio Banderas, Catherina Zeta Jones, Ispanya krali Juan Carlos gibi..bircogu da tatil icin burayi seciyor..adanin biraz kuzeyine dogru gidince anlasiliyor neden burada ev aldiklari..

Mesela kuzeybati tarafinda Deia diye bir yer var,of of off..bir tepeye dizilmis meyva agaclariyla dolu bahceli tas evleri, sanat galerileri, atolyeleri ile harika bir koy..

nefis kucuk sahiline yurumek ise yarim saati buluyor,arabayla gitmek cok daha mantikli cunku donerken yokus yukari cikmak zor olabilir..

Biraz daha kuzeyde ise yine ayrilmak istemeyeceginiz baska bir kucuk koy var; Soller..

yemyesil bir vadiye kurulmus eski evler, dar sokaklar..hele ana meydan Placa de la Constitucio’da oturup paella yemek ve bira icmek..ne keyif,ne keyif..

Biraz daha zamanim olsa idi Cap de Formentor’a gitmeyi isterdim, adanin en guzel manzaralari oradan seyredilir derler..gerci Palma de Mallorca’dan Soller’e giderken (tabii ki kiyi seridinden) oyle sahane yerler gectik ki daha guzeli ne olabilir bilemiyorum..

arabayla durup o nefis deniz manzarasina karsi bir bardak sangria (belki de birkac bardak) icmekten kendimizi alamadik..

Bu arada adayi Almanlar ele gecirmis, Air Berlin Almanya ve Ispanya’dan onlarca ucak indiriyor hergun..neredeyse ispanyolca kadar almanca da duymak mumkun..

Gelelim merkezine..Palma de Mallorca’da koskoca ada nufusunun yarisi yasiyor..devasa katedrali, 13.yuzyilda bir Musluman kalesi iken krallarin hizmetine sunulan Palau de L’Almudaina sarayi, guzel sanatlar muzesi Es Baluard gorulmeye deger yerler arasinda..limanda denizi seyrederek palmiyelerin yanindan yurumek, Old Quarter’daki sokaklarda eski bina ve kiliselerin arasinda dolasmak da cok zevkli..

demek ki ne yapiyoruz, paket turlardan uzak duruyoruz! ya da pekala ucak ve otel paketinden yararlanip yine de araba kiralanabilir tabii..

Madrid (Mart 2009)

Baskenti gormek icin 2009’da karnaval sonrasi Brezilya’dan donuste iki gunluk bir firsat yarattim kendime..Barcelona ile karsilastirildiginda Madrid gezilecek gorulecek yerler acisindan biraz sonuk kaliyor..eger muzelerini gormeyecekseniz gezmek icin iki gun yetiyor yani rahat rahat..Madrid icin gezilecek yer degil yasanacak yer denir genelde..

Ilk gun sabahtan hemen tura ciktim..19.yuzyilda 50bin kisinin toplanip boga gureslerini seyrettigi gorkemli Plaza Mayor’dan sonra merkezdeki Madrid stili barok mimarinin en guzel orneklerini goreceginiz meydanlardan biri olan Plaza de la Villa’ya dogru devam ettim..burada iki guzel ev var, Fransa krali 1.Francois’in yasadigi Casa de los Lujanes ve Casa de Cisneros..biraz daha yurudugunuzde ise karsiniza iki guzel kilise cikiyor;
San Pedro el Viejo ve San Andres..

Sonra sirasiyla Madrid’in en gorkemli katedrallerinden “Nuestra Senora de la Almudena”, bir mucevher kutusu diye anlatilan zengin kraliyet sarayi “Palacio Real” ve Madrid’in opera binasinin bulundugu ve kahvenizi zevkle icebileceginiz sirin meydan “Plaza de Oriente”..

biraz daha batiya ilerleyince Don Kisot’un heykelinin bulundugu Plaza Espana , muhtemelen Madrid’te ne aradigini dusuneceginiz 4.yuzyildan kalma Misir tapinagi “Debod”..bu tapinak Asvan barajinin sulari altinda kalmaktan kurtarilip 1968 yilinda blok blok Ispanya’ya gonderilmis ve burada parcalar birlestirilmis..

En son olarak da imparatorluk zamanindan kalma en guzel meydanlarindan Plaza de la Cibeles ve bu meydandaki Belle Époque tarzindaki gorkemli Comunicaciones Sarayi..

Az zamanim oldugundan muzeleri hic dusunemedim bile.. Avrupa’nin sayili muzelerinden Prado ile Thyssen-Bornemisza’yi gezmek artik bir baska bahara kaldi..

Couchsurfing’ten Fransiz bir kizin evinde kaldim iki gece..Julie cumartesi aksam beni bir yemege goturdu ve arkadaslariyla tanistirdi..genelde Fransizlardan olusan bir arkadas grubu ve yine CS’den bir Finlandiyali kiz..bir cift Irlanda’da yasiyormus, onlardan epey tuyo aldim ozellikle Irlanda’nin bati kiyisi icin..

Pazar gunu sabah erken kalksam unlu bitpazari El Rastro’ya gidecektim ama olmadi..oglen saatlerinde Kyoto’da bir hostelde tanistigim Atletiko Madrid taraftari olmasiyle ovunen Diego ile bulustum..beni bildigi tapas barlara goturdu, sarap esliginde tapaslari mideye indirip muhabbet ettik..

sonra ayrilip El Retiro parkini gezmeye gittim, mermerden aslanlar ve etrafindaki gol ile birlikte VII.Alfonso’nun mozolesinin oldugu yer harika..golun bati tarafinda Misir cesmesi, guneyinde kristal Saray ve Velazquez sarayi var..parkin en guneyinde ise Lucifer heykeli dunyadaki seytan icin yapilmis sayili heykellerden imis..yarim gunumu burada insanlari seyrederek gecirdim, haftasonlari civil civil oluyor diyorlardi, hakikaten aileler dolusmuslar bu devasa parkin her yerine..

Barcelona (Eylul 2002)

2002 yili Eylul ayiydi Barcelona’ya gittigimde..sanati, mimarisi, limani, hedonistik eglencesi, orman ile sahilleri bulusturan dogasi.. bir Paris ya da Roma yerine her zaman tercih edilesi, Avrupanin belki de en gidilesi yeri bana gore..

neler gorulebilecegini cok da anlatmaya gerek yok..kestirmeden direk Gaudi’nin izinden gidilir.. misal; La Sagrada Familia daha uzaktan silueti gorunurken nefesinizi keser..

Park Guell goreceginiz en guzel parklardan biridir..Casa Battlo,Palau Guell ve ille de La Pedrera Gaudi’nin kentteki kacirilmayacak diger eserleri..

bu arada 100 yildan fazla bir suredir La Sagrada’nin yapiminin devam ettigini biliyor muydunuz? 2020’de biter deniyor.. kismet artik!

La Rambla’da Barcelona’nin ozunu icinize cekmek icin bol bol tur atilir..lakin icmek icin turist kaziklama mekani olan bu unlu cadde degil, Picasso muzesi ile Santa Maria del Mar meydani arasinda kalan bolgedeki lokallerin de takildigi barlar tercih edilir..yemekten sonra kisa bir flamenko gosterisi makbuldur, yemekle birlestirileni ise pahalidir ve gereksizdir..

Picasso muzesi (daha cok ilk donem isleri sergileniyor) Barcelona’nin en cok ziyaret edilen muzesidir ama bence daha ilginci ve gormeye deger olani Salvador Dali’nin dogdugu yer olan Figueres’taki sahane muzedir..Barcelona’dan Portbou’ya giden RENFE trenine binilir, takribi iki saat sonra Figueres’te inilir..muze tren istasyonundan sadece 10 dk yurume mesafesinde..ayrica trenle kirsali seyrederek gitmek de baska bir keyif..

Ozel olarak ressamlara ilgisi olanlara bir de Joan Miro muzesi tavsiye edilir..Doga isteyenlere Barcelona’nin 50km kuzeybatisindaki Montserrat dagi cevresi, sahil ve gunes diyenlere Sitges, futbol diyenlere –bilmem soylemeye gerek var mi- Barcelona’nin mabedi Neu Camp!

Burada sadece muzeleri gezmeye kalksaniz bir hafta surer..dolayisiyla bir gezi rehberi alip programi iyi yapmak lazim..ha bir de bu kadar turistin oldugu yerde dogal olarak cepciler fena halde uzmanlasmislar, aman dikkat!

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir