Karaman Gezi Rehberi

Karadağ’ın alt eteklerinde bulunan geniş ve verimli bir ovada kurulmuş, yaklaşık olarak altı bin yaşında yaşlı ve kadim bir şehir Karaman. Turizmin hemen her alanında etkileyici olanaklar, özellikle inanç, doğa ve alternatif turizmde seçkin ayrıntılar içeriyor. Gelişmiş bir sanayi ve başarılı bir tarım geçmişine katmak istediği yegane şey, turizmdeki bu olanakları en iyi şekilde kullanmak.

Plaka No : 70
Karaman 15 Haziran 1989 tarihinde Türkiye’nin 70. vilayeti olmuştur
İlçeleri : Ayrancı, Başyayla, Ermenek, Kazımkarabekir, Sarıveliler.
M.Ö.8000 yıllarında yerleşik iskana sahip olduğu bilinen kentin en önemli halkı, M.Ö.2000 yıllarında burada yaşayan Hitit’lerdir. Karadağ’ın tepesinde (Mahalac’ta) bulunan bir taş yazıtta, Hitit devletine bağlı yarı bağımsız, Arzava adında bir krallık bulunduğu belirlenmiştir.

Gertrude Bell,Karaman’dan ailesine gönderdiği ünlü mektuplarından birisinde (25 Mayıs 1907 tarihli) bu yazıtın bulunuşunu şöyle yazmaktadır; Şimdi size çok ilginç bir şey söyleyeceğim. Kara Dağ’ın giriş noktasında Ramsay’lar gelmeden önce iki gün boyunca çalıştığım kilise yakınında bazı büyük kayalar buldum ve bu kayalar üzerinde çok tuhaf yazılar ve çizimler gördüm. Ne kadar uzun süre bakıp incelediysem, bir o kadar daha tuhaf oldular ve ne kadar az Hristiyanlara veya bildiğim herhangi bir dinden olan insanlara ait olduklarını düşündüm. Bu sebebten ötürü kayayı aşağıya indirirken ona zarar vermemeye dikkat ettim.Kayanın üzerindekiler tavşan kafalı garip bir takım şeylerdi ve bir nevi haca benzeyen kanatlılar, kollar ve daireler vardı. Ellerim titreyerek kayayı Ramsey’e gösterdim. Kayaya bakar bakmaz, “Hitit yazısı bu dedi işte bu benim burada en çok bulmayı istediğim şeydi” dedi. Sanırım hayatımda hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Bulduğum şey derhal Sayce’ye gönderilmeliydi ve bugünlerde Hitilerden başka bir şey düşünemiyorduk.

Karadağ’ın en yüksek tepesinde, Mahalaç Kilisesi’nin yıkıntıları içinde durmakta olan bu yazıt, dilimize çevrildiğinde, şöyle okunmuştur; Bütün toprakları fetheden, güneş ve Büyük Kral Hartapus, göklerin fırtına tanrısına, tanrısal büyük dağa ve bütün tanrılara sundu ve dua etti.

Büyük kral Hartapus’u, tahtta oturur şekilde gösteren bir kaya kabartmasının mülajı da yine Karaman Müzesi’nde sergileneceği alana konmayı beklemektedir. Bu mülajın aslı, Kızıldağ üzerinde önde yer alan ovaya ve Hotamış Gölü’ne hakim bir noktaya konulmuş kazıma bir rölyeftir.

Hititler Devrindeki Arzava yarı  bağımsız devleti, önemli bir ticari ve askeri merkez konumundadır. M.Ö.7.yüzyılda, Frigler, 6.yüzyılda Lidyalı’ların akınına uğrayan Karaman, 6.yüzyıl sonlarına doğru Pers egemenliğine girmiş.

Karaman’ın klasik dönemlerdeki adı LARENDE olarak biliniyor. 1256’da Karamanoğulları devletinin başkenti olan Larende, Cumhuriyetin ilanından sonra Konya iline bağlı olarak KARAMAN adını almıştır.

Gertrude Bell ve Karadağ : 1868 Yılında, İngiltere’de zengin bir aileye mensup olarak doğan Gertrude Bell, Okford Üniversitesi Tarih Bölümünü bitiren ilk bayan olur. eski medeniyetlere olan merak ıve arkeoloji sevgisi yüzünden önce İstanbul’a gelerek zengin bir fotoğraf albümü yaratacak şekilde gezer ve gördüklerini de fotoğraflar. Tahran’a, Mısır, Ürdün ve Suriye’ye gider. 1905 Yılında, Mart ayında Karaman’a gelir. Hem fotğraf çekmekte hem de günlük tutmaktadır.

Karamanoğulları :  XIII.Yüzyılın başlarından itibaren yaşadıkları bölgeleri terk ederek Anadolu’ya gelen  Türkmenlerin (Oğuzlar) Avşar boyundan olan Karamanoğullarını, Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad,  Karaman, Ermenek, Mut, Gülnar, Silifke, Anamur, Mersin, Alanya ve Antalya bölgelerine yerleştirir. Ermenek’e yerleşen Karamanoğulları’nın başında bulunan Nüre Sufi, bu beyliğin temelini atar. Silifke ve Ereğli’yi zapt ederek topraklarına katar. 1255 Yılında hayata veda eder. Yerine oğlu Kerimüddin Karaman Bey geçer. Mut, Gülnar, Mara ve Silifke’yi feth eder. 1256 Yılında bağımsızlıklarını ilan ederek Karamanoğulları Beyliği’ni kurar. Şemsüddin Mehmet Bey, Güneri Bey, Mecdüdin Mahmut Bey, Yahşi Bey, Bedreddin İbrahim Bey, Mirza Halil Bey ,Fahrüddin Ahmet Bey, Şemsüddin Bey, Burhanüddin Musa (Musa Emir)Bey, Seyfüddin Süleyman Bey, Alaaddin Ali Bey, Nasirüddin Mehmet Bey ,Tacüddin İbrahim Bey  ve oğulları arasında meydana gelen taht kavgalarından dolayı Fetret devri olarak adlandırılan bir devreden sonra, beylik zayıflayarak sona erer. Karamanoğulları Beyliği, en son Osmanlı himayesine girmiş, zaman zaman da Osmanlı ile aralarında bir takım çatışmalar yaşanmıştır. Fatih Sultan Mehmet, Sadrazam Mahmut Paşa’ya, Karaman ve Konya halkını İstanbul’a sürülmesi emrini vermiştir. Mahmut Paşa halkın bir kısmına karışmayıp, sanat erbabını İstanbul’a gönderince, kendisini çekemeyen Rum Mehmet Paşa bunu fırsat bilerek, Mahmut Paşa’yı padişaha şikayet etmiştir. Mahmut Paşa’nın haksızlık  ettiğini, zenginlere dokunmayıp, yoksulları sürgün ettiğini söyleyince, padişah, Mahmut Paşa’yı azlederek, yerine Rum Mehmet Paşa’yı getirmiş, bu paşa da Karamanlılar’a oldukça zulüm etmiştir. Daha sonraları bu bölgede görülen Osmanlı Paşası, Gedik Ahmet Paşa olup, en son 1474 yılında, Karamanoğulları’nın bütün topraklarını, Şehzade Mustafa ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katmışlardır. Karamanoğulları ile ilgili olarak daha sonraları ilginç bir durum daha yaşanacaktır. Vefat eden şehzade Mustafa’nın yerine Konya Valisi olan Şehzade Cem, Karaman Beyleri ile büyük dostluklar kurar. Daha sonra meydana gelen II.Bayezit ile Cem arasındaki taht kavgasında, Karamanlılar, Cem’in tarafını tutarlar. Cem Sultan’ın bu kavgada yenik düşmesinden sonra da Karamanoğlu Kasım Bey, Bayezid ile yaptığı bir anlaşma ile İçel yakınlarında Osmanlı himayesinde yaşar.

Karamanoğulları’nın dil konusundaki çalışmaları  :  Karamanoğullarının kurucusu olan Nüri Süfi’nin oğlu Kerümuddin Karaman Bey’den sonra tahta geçen Şemsüddin Mehmet Bey (1263-1280) başa geldiğinde Anadolu Moğollar’ın hakimiyeti altındaydı. Bu arada Karamanoğulları’nın Anadolu Selçuklularıyla da araları açılmıştı. Uzun bir mücadele sonrasında Konya’yı ele geçirdi. Selçuklu’larla anlaştı. Selçuklu tahtına Gıyaseddin Siyavuş’u geçirdi, kendisi de ona vezir oldu. 13 Mayıs 1277 yılında Gıyaseddin adına hutbe okutup sikke kestirdi ve Konya’da toplanan divanda Türk dilini başka dillerin işgalinden kurtararak yeni ve tek bir devlet dili kullanılmasını sağlayan ünlü fermanı yayınlattı. Bu günden sonra hiç kimse sarayda, divanda, meclislerde ve seyranda Türk dilinden başka dil kullanmaya” diyerek Türkçe’den başka konuşulan ve yazılan dilleri yasakladı. O tarihlerde Anadolu Selçukluları’nın resmi dili Arapça, edebiyat dili Farsça idi. Yönetenlerle yönetilenler arasında dil konusunda büyük farklılıklar meydana gelmişti. Dil farkı büyük reaksiyonlara sebep oluyordu. Bu ferman bu gün de Karaman halkının civar yerleşim bölgelerine nazaran daha düzgün bir lisan kullanmalarının en büyük sebebidir. Hatta burada yaşayan Rumlar, Rum’ca yazmışlar ama Türkçe okumuşlardır.

Yunus Emre Camisi ve Türbesi : 13.Yüzyılda, Karamanoğulları devrinde yapılmıştır. Karaman Merkezi’nde, Kirişçi Mahallesi’ndedir. Caminin batı bitişiğinde bulunan, basık kapılı, beşik tonoz örtülü, kesme taştan yapılmış türbede, Yunus Emre, Taktuk Emre, Yunus Emrenin oğlu İsmail ile kızına ait dört sanduka vardır.

Cami, merkezi kubbeli olup, kesme taşla örülmüştür. Son cemaat yeri, ortası oval, yanlarında yuvarlak beş adet kubbe ile örtülmüş olup dört sütun üzerine oturtulmuştur. Cami kubbesi, içeride dört köşede bulunan yarımşar kubbeler üzerindedir. Merkezi kubbenin sağında, iki kemer açıklıklı, dikdörttgen planlı alan zikir yeri olarak yapılmıştır. Mihrap alçıdan olup, stelaktitlidir.

Aktekke Camisi – Mader-i Mevlana :  Karaman Merkezi’nde, İmaret Mahallesi’nde bulunan cami, merkezi tek kubbelidir. Mader-i Mevlana ismi, caminin içinde, Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin annesinin kabrinden dolayı söylenmektedir. Dünyaca kabul gören büyük Türk Mutasavvıfı Mevlana, 13.yüzyılda Karaman’a gelerek ailesiyle birlikte burada 7 yıl yaşamış ve Karaman’da evlenmiştir. Caminin içinde annesinden başka Mevlana’nın abisi ile yakınlarına ait 21 adet taş sanduka bulunmaktadır. Annesinin türbesi, ağ şebekelli olup, bu sandukaların bitiminde mihrap duvarındadır. Emprie üslubunda yaldızlı, yüksek ahşap bir kafesle çevrilmiştir. Sanduka üzerindeki rengarenk kumaşların içinde, Sultan Mehmet Reşat tarafından gönderilmiş olan musanna puşide ile kadife perdeler de bulunuyor.

Cami, 1370 Yılında Karamanoğlu Alaeddin Bey tarafından yaptırılmış olup bu gün görülmekte olan kitabede de bu bilgi belirtilmiştir. Cami girişinin karşısında da imareti bulunmaktadır. Cami son cemaat mahalli, iki mermer sütunun taşıdığı üç kubbe ile örtülmüştür. Giriş kapısının sağında ve solunda iki mihtap nişi yapılmış, mermer kemerinin üzerine de bir mevlevi sikkesi işlenmiştir.

Mahalaç Kilisesi (Mahlaç Kilisesi) : Karadağ’ın en yüksek noktasında (2283 m) bulunan bu yapılar kompleksi, günümüzde askeri amaçla kullanılan radar bölgesi içinde kalmaktadır. Semavi Eyice, Mahlaç veya Mahalaç isminin Mikhael’den geldiğini söyler. Muhtemelen burası Başmelek Mikhael için yapılmış olmalıydı der. Yapı, kesme taştan latin haçı planlı bir kilise, kilisenin kuzeyinde serbest haç planlı bir mezar şapeli ve, kilisenin batısında bulunan manastır binasından oluşuyordu. Aralarda kalan avlularda da su ihtiyacını karşılamak üzere sarnıçlar yapılmıştı. Bütün bu yapılar, taş dehlizlerle birbirine bağlanmışlardı.

Mahalaç’ta bulunan manastır tamamen yıkılmıştır. Kilise yıkık olsa da görkemini halen muhafaza etmektedir. Kilisenin yanındaki küçük yapının bir mezar şapeli olduğu burada bulunan bir yazıtın okunmasıyla ortaya çıkmıştır. Yazıt Sir Ramsay tarafından okunmuş ve “Kallinikos (?)un adağı olarak ……Leontiso’a” şeklinde tercüme edilmiştir. Yine burada bulunan ikinci bir yazıt, Ramsay tarafından şöyle çevrilmiştir; Leontos’un hatırasına.

Semavi Eyice, buradaki Leonitos’u araştırdıklarını, bir Bararta piskoposunun bu isimle geçtiğini bulmuştur. Bu piskopos 5.yüzyılda yaşamış. Ramsay da Mahalaç’ı 400/525 yılları arasına tarihlendiriyor. Ama burada yatan kişinin bu piskopos olup olmadığı bilinmiyor. Barata’nın neresi olduğu henüz bulunabilmiş değil. Fakat görünen o ki, kompleks mutemelen 5. ve 6.yüzyılda peyderpey yapıldı.

Bütün bu yapıların görünmekte olan taş dehlizlerle birbirlerine bağlanmalarını da, Semavi Eyice buradaki sert kış koşulları gereği olduklarını yazmış.

Fisandon Kilise Camisi :  Karaman Dereköy’de (eski adıyla Fisandon’da) bulunan bu tarihi yapının yapılış tarihi kesin olarak bilinmiyor. 9 veya 10.yüzyılda inşa edilmiş olduğu tahmin ediliyor. Büyük bir kaya kütlesi üzerinde konumlandırılan yapı, İstanbul Bizans mimarisinin Yunan haçı şeklinde yapılmış olsa da üst yapısı tamamen değişik bir şekilde uygulanmıştır. Haç kollarının üstleri beşik, aralarda kalan köşe hücreleri çapraz tonozlarla örtülmüştür. 16.Yüzyılda, Karaman Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından kuzey bölümüne bir giriş kısmı ve minare eklenerek camiye dönüştürülmüştür. Kilisenin beşik tonozlu narteksi zaman içinde yok olmuştur.

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir