Karaman Gezi Rehberi

İmaret Camisi (II.İbrahim Bey İmareti, mescid, medrese, darrül-kurra, tabhane ve kümbed) : Tacüddin İbrahim Bey, (1423 -1464) Karamanoğulları beylerindendir. Önceleri Osmanlı’larla  ittifak etmiş, ama 1433 yılında Beyşehir’i zapt etmesi ile bu dostluk bozulmuştur. Osmanlı’lar Karaman üzerine yürüyüp, İbrahim Beyin feth ettiği toprakları geri almışlardır. Arada, devrin alimlerinden Mevlana Hamza elçilik etmiştir. İbrahim Bey, Osmanlılar’la zaman zaman gerilse de bir çok seferlerinde de onların yanında yer almıştır. Sağlığında, oğulları arasında çıkan taht kavgaları sırasında sığındığı Gavele kalesi’nde, 1464 yılında ölmüş ve bu camide bulunan türbesine gömülmüştür. Devrinde, Karaman’da büyük bir imar faaliyeti gerçekleşmiştir.

 

Caminin kitabesinde Karamanoğlu Tacüddin İbrahim Bey tarafından 1432 yılında yapılmış olduğu yazılmış. İmaret Camisi, kesme taştan olup, merkezi kubbeli, kapalı avlulu, iki katlı, dört eyvanlıdır. Girişi, sağlayan taç kapı, son cemaat yerinden imarete geçişi de sağlar. Girişte koridorun sağındaki bir merdivenle üst kata çıkılmaktadır. Burada dikdötgen şeklinde üzerleri tonozla örtülmüş odalar bulunur. Bu camiye ait iki kanatlı ahşap kapı İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesi’nde sergilenmektedir. Geometrik ve bitkisel motiflerle süslü kapıda ayrıca aslan ve insan figürleri de işlenmiştir. Minare, caminin ön cephesinin sağındadır. Gövdesinde firuze ve turkuaz renkli çinilerle geometrik biçimli palmet frizi ve halat motifli süslemeler kullanılmıştır. Caminin çinili mihrabı ise günümüzde İstanbul Çinili Köşk’te (Şark Eserleri Müzesi) sergilenmektedir.

İbrahim Bey Türbesi :İbrahim Bey İmareti’nin kuzey batı köşesindedir. Dışarıdan, bütünüyle kesme taştandır. İçerde, kemerler, kemer ayakları ve duvarlar kesme taş, kemer gergileri ve döşemeler ahşap, sandukalar harika bezemelerle süslü alçıdan yapılmıştır. Mimari şekil olarak, 6,72m.lik bir kare plan üzerinde inşa edilmiş olan türbe, kübik alt yapının köşeleri üst kotlarda pahlanarak sekizgen forma dönüştürülmüş ve sekizgen, pramidal bri küllahla örtülmüştür.

Karamanlı Alaeddin Bey Türbesi : Kesme taştandır. On  ikigen şekilli olup, yivli konik bir külahla örtülen bu kümbed, daha önce bir camiye bitişikmiş ama ne yazık ki bu camiden geriye sadece bir duvar parçası kalmıştır. On ikigen cephelerden bir tanesi sade bir portalla şekillendirilmiştir. Üstünde bütün kenarları dolanan bir ayet kitabesi kuşağı vardır. Alaeddin Ali Bey (1357-1398), Osmanlı Padişahı I.Murat Hüevandigar’ın kızı Melek Hatun’la (Nefise Sultan) evlenerek Osmanlı’larla dost olmuş ama bu dostluk uzun sürmemiştir. Osmanlı’ların hızla büyümelerinden endişe duyan Alaeddin Bey, 1386 yılında Beyşehir’e saldırmış, dostluğun bozulmasına sebep olmuştur. Karamanoğulları üzerine yürüyen kayınpederi I.Murat onları büyük bir yenilgiye uğratıp Konya’yı feth etmiş ama kızının ricası üzerine barış  yapmıştır. İkinci defa barışı bozması, Melek Hatun’un kardeşi Yıldırım Beyazıt zamanına denk gelir. İkinci kez Osmanlı’lara yenilerek Ermenek çevresine sığınan Alaeddin Beyle Osmanlılar 1391 yılında yine barış imzalamışlar. Üçüncü anlaşmazlık sonunda Alaeddin Bey, Bayezid’e yine yenilmiş ve bu defa Osmanlı’lar tarafından idam edilmiş. Larende’de (Karaman) bulunan eşi ve iki oğlu Melek Hatun’un kardeşi olan Yıldırım Bayezid’e teslim olmuşlar. Dayı Bayezid, Larende’yi teslim almış ama tahtına yeğeni Mehmet Bey’i oturtmuş.

Hatuniye Medresesi : Karaman’da, Arkeoloji Müzesi’nin bitişiğinde bulunan medrese, Osmanlı Sultanı I.Murat Hüdavendigar’ın kızı, Karamanoğlu Alaeddin Bey’in eşi Nefise Sultan tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde özel bir restaurant olarak kullanılmaktadır. 1382 Yılında inşa edilmiştir. Mimarı, Numan Bin Hoca Ahmet’tir. Yapının bütününde kesme taş kullanılmıştır. Taçkapıda iki çeşit mermerle birlikte sarımsak kalker taş da bulunur. Bu taç kapı ve ana eyvan yapıdan dışarı doğru taşırılmıştır. Taçkapıdan medreseye geçilir. Eyvan zemini avludan 35 cm.yüksek tutulmuş, üzeri de sivri tonozla örtülmüştür. Sağında ve solundaki odaların giriş kapıları da giriş portalinde olduğu gibi çok güzel bir şekilde işlenmişlerdir. Sağdaki oda kışlık dershane, soldaki oda da medresenin banisi Nefise Sultan’ın türbesidir. Osman Hamdi Bey’in ” Kaplumbağa Terbiyecisi” isimli ünlü tablosunda görünen mekan burasıdır.

 

Karadağ ve Yılkı Atları  :  Karadağ, Konya ile Karaman sınırında, Karaman’a 35 km’lik bir mesafede bulunuyor. İki büyük zirveden oluşan volkanik bir kütle. Karadağ, andezit ve dazit intifalarından meydana gelmiş; intifalar, bazaltik lavların çıkışı ile son şeklini almıştır. Karadağ, esas itibariyle büyük bir koni görünümündeyse de, aslında üç koninin birbirleri ile kaynaşmasından meydana gelmiştir. Bu üç koni, Karadağ’ın en yüksek noktası Mihaliç Tepe (2271 m.); bunun kuzeyindeki, Baştepe ve doğusundaki Kızıltepe konileridir. Baştepe’nin üzerinde, çapı 150 m. olan bir krater bulunmaktadır. En yüksek zirvesi olan Mihaliç Tepesi’nde Hitit Hiyeroglifi ile yazılmış bir kitabe ile Bizanslılar’dan kalma kilise var. Bozdağ’da ise Bizans askeri yapıları ile çevresi düzgün taşlarla örülmüş, daire biçimli bir göl bulunuyor.
Karadağ’ın kuzeyindeki Madenşehir, Üçkuyu ve Değle’de çok sayıda Bizans dönemi yapı kalıntıları var. 1826 yılında Labordenn’in çizdiği bir Konya gravürünün geri planında görülen Karadağ, İncil’de de geçiyor. İsa’nın havarilerinden Sen Pol (Paulus) Konya’dan kovulduktan sonra İlistra’ya geçiyor, buradan Karadağ’daki Derbe’ye giden havari orada bir süre kaldıktan sonra Güzel Atlar Ülkesi’ne (Kapadokya) gidiyor..
Karadağ’da 150 – 200 civarında yılkı atları (yabani at) yaşadığı tespit edilmiştir. Konya Bozdağ’da yetiştirilen dünyadaki 5 yaban koyunu türünden biri olan  Anadolu yaban koyunlarından 40’ı, Karaman’daki Karadağ’a nakledilmiştir.

Çeşmeli Kilise : Bir Ermeni Kilisesi olduğu tahmin edilen bu yapı, genişçe bir bahçe içinde yapılmış. Uzun zaman hapishane olarak kullanılmış oduğundan, freskolar bir müddet badana ile kapatılmışlar. Hapishane sonrasında yeniden dikkatlice kazınarak gün yüzüne çıkartılmaya çalışılan bu zengin fresko eserler ne yazı ki bir hayli zarar görmüşler. Kilise adını, bahçesinde bulunan süslü çeşmesinden almış. Fakat buraya adını veren çeşme, günümüzde Arkeoloji Müzesi’nin bahçesinde bulunuyor.

 

Tartan Konağı :  İki katlı, düz çatılı olup, orta sofalı plandadır. Her iki katın planı da aynıdır. Sofa, haçvari olarak düzenlenmiştir. Pahlı köşelerine odalar konulmuştur. Odalarda, seki altı ile seki üstü birer kemerle ayrılmışlardır. Burada bulunan alçı çiçeklikler, sedirler, yüklük-güsulhane ve ağzıaçıklar geleneksel özellikler içerirler. Ev, kalemişi süslemeleriyle bilinir. Kapıların üzerlerindeki üçgen alınlıklarda bitkisel bezemeli kartuşlar, oda çiçeklikleri ve tavan eteklerinde de zengin bitkisel bezemeler vardır. Çiçeklik süslemelerinin kimilerinde perde kimisinde de saat tasvirleri kullanılmıştır. Eve girilen çift katlı kapının söveleri devşirme malzemedendir.

Evin ilk sahibinin torunu olan Hacı Sami Tartan’ın, Karaman tarihinde önemli bir yeri bulunuyor. Bu önem, Türkiye ekonomisi açısından da özeldir. Hacı Sami tartan, bir kaç arkadaşı ile birllikte, Karaman Milli Bankası’nın kurucuları arasında yer alır. Sudan elektrik üreterek, Karaman – Ereğli arasında tramvay çalıştırmak ve bu suyun Karaman Ovasına akıtmak için uzun çalışmalar yapar. 1908 yılında bir arkadaşı ile birlikte “Kumpanya” adını verdikleri bir alışveriş mağazası açarak günümüzdeki süpermarketlerin Anadolu’daki ilk temelini atarlar. Cumhuriyetin ilanından sonra, Karaman Çiftçi Bankası’nın kurulmasında görev alır. Arazilerin büyük olmasından dolayı daha verimli çalışmayı sağlayan iki adet tarım makinası icad ederek kullanır. Sanayi Bakanlığı Patent Enstiüsünden bu iki makinanın patentini alarak mucidi olur. İkametgah olarak kullandığı evi, burada doğan son bebek olan Remzi Bey’in (Tartanzade Hacı Sami’nin oğlu) olağanüstü fedakarlığı sonrasında, sembolik bir rakkamla il özle idareye bağışlanır. Uzun zaman boş kalan yapı, restore edilerek Karaman Evi olarak ziyarete açılır.

Tartan Konağı’nın en büyük özelliklerinden bir tanesi de birinci kat sofasının sekizgen kubbe eteğindeki süslemelerdir. İstanbul’daki Sultanahmet Camisi, bir saray, Beyazıt Yangın Kulesi, Çemberlitaş II.Mahmut Türbesi, İstanbul’dan bir köşk, çarklı vapur ve yelkenli gibi resimlerin işlendiği bu alan, ev sahibinin İstanbul’la ilişkili hayatından yansıyanlardır. 1861 Doğumlu olan Hacı Sami Tartan, Tartanzade Hacı Emin ile Anakadın’ın oğludur. Bir müddet bütün ailesi ile birlikte İstanbul’da yaşar. Eminönü’ne açtığı ofisinde, ithalat-ihracat işleri ile uğraşır. 1915- 1922 Yılları İstanbul’da geçer. Bu sırada, Eski Karaman Müftüsü, Yıldız Sarayı’nın imamı olarak görev yapmaktadır. Dolayısıyla, Karaman’lı bu girişken tüccarın sarayla iletişim olanağı oluşur. Tartan Evi’ni inşa eden dört yapı ustası, İstanbul’dan Karaman’a sırf bu iş için getirilirler. Hacı Sami Tartan’ın dedesi, Balyan’ların yanında yetişmiş bu dört ustaya yaptırfığı bu evde ne yazık ki çok az yaşar. Ölümünden sonra da ev oğlu Tartanzade Emin’e, onun ölümünden sonra da evlatlarına kalır.Tartan Evi’nde yaşamış bir diğer ünlü isim de eski Milli Eğitim Bakan’larından İbrahim Öktem’dir. İbrahim Öktem’in annesi, Hacı Emin Tartan’ın kızkardeşi olarak evin varislerinden birisidir. Aile bu evde yaşarken, ikinci katta bulunan odalardan birisinde İbrahim Öktem ve annesi, uzun yıllar kalırlar. Daha sonra kendi haklarını aileye devrederek Bursa’ya yerleşirler.
Tartan Konağı, 1841 yılında inşa edilir. Senekerim Balyan’ın yanında yetişmiş olan dört yapı ustası, Hacı Sami Tartan’ın dedesi tarafından Karaman’a getirilirler. Bu dört usta, büyükçe bir arazi içinde yaptkları evin üst sofa tavan göbeğini istanbul resimleriyle süslerler. Konaktan önce bahçeye, bu gün yan tarafta görülmekte olan küçük ev inşa edilir. Konak daha sonra yapılır. Küçük ev de konağın mutfağı olarak kullanılır. Bahçede, içinde onlarca devenin, bir Kıbrı eşeği ve sayısız hayvanın barındığı ahıe ve samanlıklar, onların önünde de konukların ağırlandığı bir “konukevi” vardır. 1952 Yılında Hacı Sami Bey, Selanik göçmeni olan son eş ve oğul Remzi tartan, konaktan ayrılıp, konukevine geçerler. Konakta da her odada ayrı bir oğul ve gelin yaşar. 1966 Yılında da Hacı Sami Tartan hayata veda eder. Bir müddet sonra da varislere yetmeyen konak bir bir terk edilip, metruk bir hale gelmeye başlar. Belediyeye devredilir. Bu devirde oğul Remzi Tartan’ın önemli bir gayreti vardır. Remzi Bey, halen konak hakkında geniş araştırmalar yapmaktadır. Konak restore edildikten sonra Karaman’a gelenlerce gezilmeye başlanır. Ama bu geziler sırasında, bunca araştırma yapan, burada doğmuş ve burada uzunca yaşamış olan Remzi Bey’in anlatıkları yerine daha farklı bir hikaye ile konak anlatılmaya başlanır. Ve kaçınılmaz olarak yanlış bir konak tarihi oluşur. Konağın bir hanımının İstanbul’lu olduğu söylenir, böyle bir şey yoktur. İstanbul tasvirleri, yapı ustalarının İstanbul’dan gelmeleri ve konak sahibinin İstanbul’la bağlantısından dolayıdır. Dolmabahçe Sarayı olarak gösterilen resim de hatalıdır, zira bu tarihte Dolmabahçe daha inşa edilmemiştir. Kız Kulesi denilen resim, Beyazıt Yangın Kulesi olmalıdır.

Not : Tartan Konağı’nın bağışçılarından olan Sayın Remzi Tartan’ın da bulunduğu kalabalık bir ziyaretçi grubu ile birlikte bu evi gezmiştim. Evin tarihi hakkında burada görevlendirilen memur grubu bilgilendiriyor, Remzi Bey de gelen konuklarla birlikte izliyordu. Açıkçası ben böyle bir ziyarette burada yaşayan, hatıraları olan, üstelik de evi bağışlamış bulunan birisinden dinlemeyi, kendi hesabıma bir şans olarak görürüm. Tartan Evi’nde doğmuş en son bebek olan Remzi Bey’le burada yapılacak bir söyleşinin, gelecek nesiller için en az bu tarihi yapı kadar değerli olacağını söylemeden edemiyeceğim.

Manazan Kaya Yerleşmesi (Manazan Mağaraları) : Yeşildere (İbrala) ile Taşkale (Kızıllar) arasında bulunan Yeşildere Vadisi’nin doğusunda, Karaman- Yeşildere- Taşkale yolunun kenarındadır. Burada bulunan arazi, kil oranı yüksek olan kayalarla çevrilidir. Bu yerleşim yeri, tamamı insan eliyle oyulmuş beş katlı toplu meskenler şeklinde inşa edilmiştir.,

Taşkale Tahıl Ambarları :  Karaman’a bağlı olan Taşkale Kasabası’nda bulunan bu ilginç tahıl ambarlarının, ilk olarak Bizans zamanında kazılmaya başlandığı biliniyor. Kasaba yerleşiminin eteğinde kurulduğu büyük kaya kütlesi, de Manazan’daki gibi kil oranı yüksek kireç taşından oluşuyor. Burada, tamamı insan eliyle oyulmuş yaklaşık olarak 250’nin üzerinde ambar bulunuyor. Doksan derece dik olan bu kaya kütlesindeki mağaralara girecek olan ürünler makaralı bir sistemle sokulup çıkartılmaktadır. Burada saklanan tahıl ürünleri ve elmalar, killi kireç taşının ısıyı ve nemi sabit tutma özelliği sonucunda, uzun süre bozulmadan ilk günkü tazeliğiyle saklanmaktadır.

Taş Mescit : Taşkale tahıl ambarlarının içerisinde kayaya oyularak yapılan mescitin orijinal kullanımında şapel veya mezar olduğu düşünülüyor. Aslında bazı yazılarda bu bilgi verilse de uzmanlar burasının bir kaç küçük ambarın birleştirilerek bir camiye dönüştürülmüş olabileceğini de söylüyorlar. Daha sonra camiye çevrilen yapıya, sonradan inşa edilen parmaklıklı bir merdivenle çıkılıyor. Cami harimi kareye yakın planlıdır. Işık altlı-üstlü pencerelerden alınır. Sonradan mermere dönüştürülen mihrap nişi de oyularak yapılmıştır. Minber ve harimin yarısını kaplayan mahfil ahşaptır.

Yapmadan Dönme.
* Yunus Emre’nin türbesi ile Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin annesi Mümine Hatun’un mezarlarını ziyaret etmeden,
* Karaman Müzesini gezmeden,
* Taşkale’de bulunan kaya tahıl ambarlarını görmeden,
* Karadağ’da yılkı atlarını izlemeden,
* İnsan eliyle oyulmuş, dünyanın ilk toplu konut apartmanları sayılan Manazan Mağaraları’na girmeden,
*Karamanoğulları ve Selçuklu yapılarını oluşturan mükemmel taş eserlerini ziyaret etmeden,
*Bisküvi, gofret, bulgur ve keçi peyniri almadan,

Karamandan dönmeyin.

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir