Konya Gezilecek Yerler – Müzeler

Mevlana Müzesi
Bugün müze olarak kullanilmakta olan Mevlâna Dergâhi’nin yeri, Selçuklu Sarayi’nin Gül Bahçesi iken bahçe, Sultan Alâeddin Keykubad tarafindan Mevlâna’nin babasi Sultânü’l-Ulemâ Bâhaeddin Veled’e hediye edilmistir.
Sultânü’l-Ulemâ 12 Ocak 1231 tarihinde vefat edince türbedeki bugünkü yerine defnedilmistir. Bu defin gül bahçesine yapilan ilk defindir.

Sultânü’l-Ulemâ’nin ölümünden sonra kendisini sevenler Mevlâna’ya müracat ederek babasinin mezarinin üzerine bir türbe yaptirmak istediklerini söylemislerse de Mevlâna “Gök kubbeden daha iyi türbe mi olur” diyerek bu istegi reddetmistir. Ancak kendisi 17 Aralik 1273 yilinda vefat edince Mevlâna’nin oglu Sultan Veled Mevlâna’nin mezari üzerine türbe yaptirmak isteyenlerin isteklerini kabul etmistir. “Kubbe-i Hadra” (Yesil Kubbe) denilen türbe dört fil ayagi (kalin sütun) üzerine 130.000 Selçukî dirhemine Mimar Tebrizli Bedrettin’e yaptirilmistir. Bu tarihten sonra insaî faaliyetler hiç bitmemis 19. yüzyilin sonuna kadar parçalar halinde devam etmistir.

Mevlevî Dergâhi ve Türbe 1926 yilinda “Konya Âsâr-i Âtîka Müzesi” adi altinda müze olarak hizmete baslamistir.1954 yilinda ise müzenin teshir ve tanzimi yeniden gözden geçirilmis ve müzenin adi “Mevlâna Müzesi” olarak degistirilmistir.

Müze alani bahçesi ile birlikte 6.500 m² iken, yeri istimlak edilerek Gül Bahçesi olarak düzenlenen bölümlerle birlikte 18.000 m²’ye ulasmistir.

Müzenin avlusuna “Dervîsân Kapisi” ndan girilir. Avlunun kuzey ve bati yönü boyunca dervis hücreleri yer almaktadir. Güney yönü, Matbah ve Hürrem Pasa Türbesi’nden sonra, Üçler Mezarligi’na açilan Hâmûsân (Susmuslar) kapisi ile son bulur. Avlunun dogusunda ise Sinan Pasa, Fatma Hatun ve Hasan Pasa türbeleri yaninda semahane ve mescit bölümleri ile Mevlâna ve aile fertlerinin mezarlarinin da içerisinde bulundugu ana bina yer alir.

Avluya Yavuz Sultan Selim’in 1512 yilinda yaptirdigi üzeri kapali sadirvan ile “Seb-i Arûs” havuzu ve avlunun kuzey yönünde yer alan selsebil adi verilen çesme, ayri bir renk katmaktadir.

Tilâvet Odasi

Tilâvet Arapça bir kelime olup,Kur’an-i Kerim’i güzel sesle ve usulüne uygun olarak okuma anlamina gelir.Geçmiste bu oda da Kur’an-i Kerim okunuldugu için buraya tilâvet odasi denmistir. Halen Hat Dairesi olarak kullanilmaktadir.

Hat Dairesi’nde Mahmud Celaleddin, Mustafa Rakim, Hulusi, Yesarizâde gibi devirlerinin meshur hattatlarinin levhalari yaninda, Sultan II. Mahmud’un yazdigi altin kabartma bir levha da yer almaktadir. Gümüs kapi üzerinde teshir edilmekte olan Yesarizâde Mustafa Izzet Efendi’nin hatti ile yazilmis olan Molla Cami’ye ait Farsça beyitte söyle denilmektedir.

  • Kabetü’l-ussâk bâsed in mekam
    Her ki nakis amed incâ sod temam

(Bu makam asiklarin kâbesi oldu.Buraya noksan gelen tamamlanir)

Huzûr-i Pîr (Türbe)

Türbe salonuna Sokullu Mehmet Pasa’nin oglu Hasan Pasa’nin 1599 yilinda yaptirdigi gümüs kapidan girilir. Burada bulunan iki vitrin içerisinde Mevlâna’nin meshur eserlerinden Mesnevi’nin, Divân-i Kebir’in en eski nüshalari sergilenmektedir. Türbe salonunu üç küçük kubbe örter. Üçüncü kubbeye post kubbesi de denilir ve yesil kubbeye kuzey yönünden bitisiktir.

Türbe salonu doguda, güneyde ve kuzeyde yüksekçe bir set ile çevrilir. Kuzeyde iki parça halinde yer alan yüksek setlerde 6 Horasan erinin sandukalari yer almaktadir. Horasan erlerinin hemen ayak ucunda ise Ilhanli Hükümdari Ebû Said Bahadir Han için yapilmis nisan tasi sergilenmektedir.

Yine burada yer alan iki levha, Mevlâna’nin felsefesini ve düsünce sistemini açiklamasi açisindan mühimdir. 1. levha Türkçedir ve söyledir;

  • “Ya oldugun gibi görün
    Ya göründügün gibi ol”
    Hz. Mevlâna

Ikinci levha ise Mevlana’nin Farsça bir rubaisidir. Rubainin Türkçe çevirisi söyledir;

  • “Gel, Gel, ne olursan ol, gel!
    Ister kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel!
    Bizim dergâhimiz ümitsizlik dergâhi degildir.
    Yüz kerre tövbeni bozmus olsan da yine gel!”
    Hz. Mevlâna

Türbe salonunu doguda ve güneyde çevreleyen yüksekçe set üzerinde ise Mevlâna ve babasi Bahaeddin Veled’in soyundan gelme, 10’u hanimlara ait olmak üzere 55 adet mezar ile, Hüsameddin Çelebi, Selâhaddin Zerkûbî ve Seyh Kerimüddin gibi mevlevîlikte makam sahibi olmus 10 kisiye ait toplam 65 mezar bulunmaktadir. Hanimlara ait mezarlarin üzerinde yer alan sandukalara sikke konulmamistir.

Yesil Kubbenin tam altinda Mevlâna’nin ve oglu Sultan Veled’in mezarlari yer almaktadir. Mezarlarin üzerindeki iki bombeli mermer sandukayi 1565 yilinda Kanunî Sultan Süleyman yaptirmistir. Sandukalarin üzerinde yer alan altin sirma tellerle islenilmis Pûsîde ise Sultan Abdülhamid II. tarafindan 1894 yilinda yaptirilmistir.

Halen Mevlâna’nin babasi Bahaeddin Veled’in mezari üzerinde bulunan ve bazi kisilerin “oglu gelince babasi ayaga kalkmis” dedikleri ahsap sanduka ise, bir Selçuklu saheseri olup, 1274 yilinda Mevlâna için yaptirilmistir. Kanunî, Mevlana ve oglu Sultan Veled’in mezarlari üzerine 1565 yilinda yeni bir mermer sanduka yaptirinca, ahsap sanduka buradan kaldirilmis ve sandukasi olmayan Mevlâna’nin babasinin mezarinin üzerine konulmustur.

Semâ-hâne

Semâhâne bölümü, Mescid bölümü ile birlikte XVI. yy. da Kanunî Sultan Süleyman tarafindan yaptirilmistir. Semâhâne’de semâ, 1926 yilinda Dergâh müze oluncaya kadar devam etmistir. Semâhâne’de yer alan naat kürsüsü ve müzisyenlerin oturduklari mutrib hücresi ile erkekler ve hanimlara ait mahfiller orijinal halleri ile korunurken, Semâhâne’nin uygun duvarlarinda tarihi halilar ve yine vitrinler içerisinde madeni ve ahsap eserlerle Mevlevî musiki aletleri sergilenmektedir.

Mescid

Mescide çerag kapisindan girilir. Ayrica mezarlarin bulundugu huzûr- pîr ve Semâhâne bölümlerinden de birer küçük kapi ile geçisler vardir. Bu bölümde müezzin mahfili ve Mesnevîhân kürsüsü orjinal halleriyle muhafaza edilmektedir.

Mescidin güney duvari üzerinde çok degerli hali ve ahsap kapi numuneleri sergilenirken, Mescid içerisine serpistirilen 10 adet vitrinde de çok degerli cilt, hat ve tezhip numuneleri sergilenmektedir.

Hali Kumas Bölümü – Dervis Hücreleri


Mevlâna Dergâhinin ön avlusunun bati ve kuzey yönünü çevreleyen, her birinde birer küçük kubbe ve baca bulunan 17 hücre bulunmaktadir. Bu hücreler Padisah III. Murat tarafindan 1584 yilinda dervislerin ikameti için yaptirilmistir.

Bu hücrelerden giris kapisinin saginda kalan dört hücre, halen gise ve idare binasi olarak kullanilmaktadir. Girisin solunda kalan 13 hücrenin bastan iki tanesi postnisîn ve Mesnevîhân hücresi olarak, orjinal esyalari ile teshir edilmistir.

En sondaki iki hücre ise degerli kitap koleksiyonlarini müzemize hediye eden Rahmetli Abdülbakî Gölpinarli ile Dr. Mehmet Önder’in kitaplarina tahsis edilmistir. Halen kütüphane olarak hizmet vermektedir.

Diger 9 hücrenin ara duvarlari kaldirilarak birbirine bagli iki büyük koridor elde edilmistir. Bu koridorlardan birinde ülkemizin Kula, Gördes, Usak, Kirsehir gibi yörelerine ait tarihi halilari, diger koridorda ise Konya Iline bagli, Ladik, Karaman, Karapinar, Sille gibi yörelerde dokunmus tarihi halilar sergilenmektedir.

Bu hücrelerin koridora açilan pencere ve kapi bosluklarina yapilan vitrinlerde ise Mevlevî etnografyasina ait pazarci masasi, mütteka, nefîr gibi Dergâhtan müzeye nakledilen tarihi nitelikteki esyalarla, müze koleksiyonunda yer alan son derece degerli Bursa kumaslari sergilenmektedir.

Matbah Bölümü

Matbah müzenin güney bati kösesinde yer alir. 1584 yilinda Sultan III. Murat tarafindan yaptirilmistir. Dergâhin müzeye dönüstürülügü 1926 yilina kadar yemek ihtiyaci burada karsilaniyordu.

1990 yilinda yapilan onarimlardan sonra bu bölümün teshir ve tanzimi mankenler ile yeniden yapilmistir. Matbahin asil islevi olan yemek pisirme ve somat denilen sofrada yemek yeme adabi mankenlerle anlatilmaya çalisilmistir. Matbahin diger islevlerinden olan Nev-ni-yâz denilen Mevlevî aday adayi saka postu üzerinde otururken, Semâ talim çivisi yaninda ise Semâ Dedesi’nin can tabir edilen Mevlevî dervis adayina semâ talim ettirisi anlatilmaya çalisilmistir.
Arkeoloji Müzesi
Arkeoloji Müzesi ilk defa 1901 yılında Karma Ortaokulunun Güneybatı köşesindeki yapıda açılmıştır. 1927 yılında eserler sergilenmek üzere buradan Mevlânâ Müzesine, 1953 yılında da İplikçi Camiine taşınmıştır. 1962 yılında ise bugünkü müze kurularak hizmete sunulmuştur.
Müzemiz Neolitik çağdan başlamak üzere, Eski Tunç, Orta Tunç (Asur Ticaret Kolonileri), Demir (Frig, Urartu) Klasik, Hellenistik, Roma ve Bizans Devrine ait eserler sergilenmektedir.

I. Prehistorik Eserler Salonu

1- Neolitik Çağı Eserleri (M.Ö. 6500-5300)
Erbaba, Süberde, Çatalhöyük kazılarında bulunan Neolotik Çağ eserleri’nin yanı sıra elde yapılmış pişmiş toprak kaplar obsidyen ve çakmak taşından yapılmış ok ve mızrak uçları yer almaktadır.

2- Eski Tunç Çağı Eserleri (M.Ö. 3000-1950)
Bu devire ait eserler genellikle Sızma ve Karahöyük kazılarından gelmiştir. Ayrıca Beyşehir Gölü çevresinden gelen ve Göller Bölgesi’nin tipik özelliklerini taşıyan üzeri yivli pişmiş toprak kaplar sergilenmektedir.

3- Orta Tunç (Asur Ticaret Kolonileri) Çağı Eserleri (M.Ö. 1950-1750)
Konya Karahöyük’te 1952 yılından beri yapılan sistemli kazılarda elde edilen çarkta yapılmış, çok çeşitli formlarda pişmiş toprak kaplarla, üzüm salkımı şeklinde kandiller, hayvan biçimi kaplar, bronz halkalar, silindir mühürler bulunmaktadır.

II. Demir Devri Eser Salonu

1- Demir Çağı Eserleri (M.Ö. 8-7-6 yy.)
Konya Alaaddin Tepesi’nde bulunan üzeri figürlü Frig Devri kap parçaları, Konya Karapınar İlçesinin 20 km. kuzeyinde Kıcıkışla’da bulunan çeşitli formlarda Frig Devri boyalı kapları, Urartu’lara ait bronz fibulalar (iğne) üzeri figürlü plakalar vardır.

Kıcıkışla’da Frig kapları ile birlikte çeşitli formlarda yapılmış pişmiş toprak, boyalı Lidya kapları yer almaktadır.

2- Klasik Devir Eserleri (M.Ö. 480-330)
Bu döneme ait Kıcıkışla’dan gelen üzeri parlak siyah boyalı ithal malı kyliks’ler, lekythos’lar ve üzeri siyah figür tekniğine göre işlenmiş bir Oinokhoe vardır.

3- Hellenistik Devri Eserleri (M.Ö. 330-30)
Çeşitli formlarda yapılmış, üzeri parlak perdahlı, tabaklar, çanaklar ile derin oymalı bir kap kalıbı parçası yer almaktadır.

4- Roma Devri Bronz Heykelcikleri (M.Ö. 30-M.S. 395)
Bir vitrinde, bronzdan yapılmış, Roma Devri Hermes, Eros ve boğa heykelcikleri vardır.

III. Roma Devri Salonu

1- Roma Devri Eserleri (M.Ö. 30-M.S. 395)
Bu devirden Beyşehir İlçesi, Yunuslar Köyü’nde bulunan Sidemara tipi sütunlu mermer Herakles Lahdi (M.S. 250-260) Iconium, (Konya) Nekrepolünde bulunan Sidemara tipi sütunlu ve Pamphylia tipi girlandlı mermer, Roma Devri (M.S. 2., 3.yy.) lahitleri ile bir Poseidon heykeli, pişmiş toprak lahitler, yatay vitrinlerde aynı devirden kalma pişmiş toprak kandiller, koku kapları, cam gözyaşı şişeleri, parfüm kapları, deney tüpleri, bardaklar, sürahiler ve cam bilezikler, altın yüzük ve küpeler, kıymetli taşlardan yapılmış yüzük kaşları, fildişi tarak ve manikür aletleri sergilenmektedir.

2- Bizans Devri Eserleri (M.S. 395-1453)

Müzemizce 1990 yılında Sille, Tatköy’de yapılan kazıda Tatköy Kilisesi’nden elde edilen ve M.S. 6.yy’a tarihlenen 6,30 x 3,50 m. boyutlarındaki taban mozaiği ve Çumra, Alibeyhöyük, Kilise mevkiinde 1991 ve 1992 yıllarında yapılan kazılarda elde edilen taban mozaikleri sergilenmektedir. Bir vitrinde ise yine Bizans Devrinden, bronz kapı tokmakları, kazan kulpları, rölikerler, haçlar, markalar ve ok uçları vardır.

IV. Bahçedeki Eserler

1- Revaktaki Eserler
Müze girişindeki revakta, Sille’den ve Konya Merkezinden gelen Bizans Devri, taş ve mermerden yapılmış mimari parçalar, mezar taşları ile Roma Devrinden (M.S.2., 3.yy.) mezar stelleri sergilenmiştir.

2- Ön Bahçedeki Eserler
Ön bahçede, taş ve mermerden yapılmış Roma Devri (M.S.2., 3.yy.) heykelleri, lahitleri, mezar sandukaları ve stelleri, kül kutuları, mezar aslanları, sütun başlıkları ile yazıtlar görülmektedir. Bu yazıtlardan St. Paul’ün ziyaret ettiği şehirler olan Iconium, Derbe ve Lystra yazıtları çok önemlidir.

Çini Eserler Müzesi
Medrese Karatay İlçesi, Ferhuniye Mahallesi, Adliye Bulvarında Alaaddin Tepesi’nin kuzeyinde yer almaktadır.
Karatay Medresesi, II.Sultan İzzeddin Keykavus Devrinde, Emir Celaleddin Karatay tarafından, 649, H. (1251 M.) yılında yaptırılmıştır. Mimarı bilinmemektedir. Osmanlı Devrinde de kullanılan medrese XIX. yy.ın sonlarında terk edilmiştir.

Medrese Selçuklular Devrinde hadis ve tefsir ilimleri okutulmak üzere “Kapalı Medrese” tipinde Sille taşından inşa edilmiştir. Tek katlıdır. Giriş doğudan gök ve beyaz mermerden yapılmış kapı ile sağlanmaktadır. Kapı Selçuklu Devri taş işçiliğinin şaheser bir örneğidir. Yazı ve desenlerle süslenmiştir. Kapının üzerinde medresenin yapımı ile ilgili kitabeler yer almaktadır. Kapının diğer yüzeylerine seçme ayet ve hadisler kabartma olarak işlenmiştir.

Kapıdan, evvelce kubbe ile örtülü (şimdi üzeri açık) bir avluya, buradan da bir kapı ile medreseye girilir. Medrese salonunun üzeri, merkezinde fener bulunan ve mozaik çinilerle kaplı kubbe ile örtülüdür. Kubbe kasnağında, duvarların üst kısımlarındaki bordürlerde ve hücre kapıları üzerindeki panoda ayetler yazılıdır. Binanın batı yönünde bulunan beşik tonozlu eyvanın kemerinde besmele ve Ayet-el Kursi yer almaktadır. Kubbeye geçiş elemanı olan üçgenlerde ise Muhammed, İsa, Musa ve Davud Peygamberlerin isimleri ile dört halifenin (Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali)’nin isimlerine yer verilmiştir. Eyvanın solundaki kubbeli hücre Celaleddin Karatay’ın türbesidir.

Medrese duvarlarındaki mozaik çinilerin büyük bir kısmı dökülmüştür. Çinilerde kullanılan renkler, turkuvaz (firuze), lacivert ve siyahtır.

Anadolu Selçuklu Devri çini işçiliğinde önemli yeri bulunan Karatay Medresesi 1955 yılında “Çini Eserler Müzesi” olarak ziyarete açılmıştır.

Sergilenen eserler Anadolu, Selçuklu ve Osmanlı dönemine aittir. Celaleddin Karatay Türbesinin bulunduğu hücrede ve güneydeki öğrenci hücrelerinde Kubad-Abad Sarayı çinileri, I.Alaaddin Keykubat’ın emri ile yaptırılan Kubad-Abad Sarayı İbrahim Hakkı Konyalı ve Prof. Dr. Osman Turan’ın Beyşehir civarında olması gerektiğini işaret etmelerinden sonra 1949 yılında Konya Müze Müdürü Zeki Oral tarafından Kubad-Abad’ın yeri bulunmuştur. 1952’de Zeki Oral, 1965-1966’da Katharina Ottodorn’un ve 1967’de Mehmet Önder’in sondaj ve kazı çalışmaları ardından uzun süre kendi kaderine terk edilen Kubad-Abad 1980 yılından itibaren Prof. Dr. Rüçhan Arık tarafından yeniden ele alınarak sistemli kazılara başlanmıştır.), alçı süsleri, çini tabaklar, kandiller ve sırsız seramikler sergilenmektedir. Kubad-Abad Sarayı çinileri haç, yarım haç, sekiz köşeli yıldız ve kare şeklinde olup, lüster ve sıraltı tekniği ile yapılmıştır. Eyvanda Selçuklu Dönemine ait çini kalıntıları, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait seramikler teşhir edilmektedir. Kubbeli salonda Selçuklu dönemine ait cam tabak, çini parçaları, Beyşehir Eşrefoğlu Camiine ait tavan göbekleri ve Osmanlı dönemine ait seramikler bulunmaktadır.
Mezar Anıtları Müzesi


Sirçali Medrese Selçuklu ve Osmanli dönemlerinde medrese olarak kullanilmistir. XVII.yy.da terk edilmis olan medresenin talebe odalari yikilmistir. XIX. yy.da ise kerpiçle yapilan bu odalarda egitime devam edilmistir.

Medrese 1954 yilinda yeniden onarima ve korumaya alinarak 1960 yilinda Konya Müzesi’ne bagli “Mezar Anitlari” seksiyonu olarak ziyarete açilmistir. 1969 yilinda aslina uygun olarak Kültür Bakanligi tarafindan restore edilmistir.

1988-1990 yillari arasinda yeniden restorasyona alinan ve teshir tanzimi yapilarak yenilenen müzenin bahçesinde toprak altinda olan Bizans Devrine ait katakomp da onarilarak ziyarete açilmistir. Sirçali Medrese Mezar Anitlari Müzesi’nde çogunlugu zaman içerisinde yok olan mezarliklardan toplanan tarih ve sanat tarihi açisindan degerli olan Selçuklu, Karamanoglu ve Osmanli dönemlerine ait mezar taslari sergilenmektedir.

Mezar Anitlari Müzesi’nin üst kati halen “Rölöve ve Anitlar Müdürlügü”nün kullanimindadir.

Konya’nin ve Anadolu’nun önemli medreselerinden biri olan Sirçali Medrese Konya Ili, Meram Ilçesi, Gazialemsah Mahallesindedir. Açik avlulu, iki eyvanli ve iki katli medreselerden olan Sirçali Medrese, II. Giyaseddin Keyhüsrev Devrinde Bedreddin Muslih tarafindan yaptirilmistir. Binanin önemli bölümlerinde kesme tas diger kisimlarda moloz tas kullanilmistir. Çesitli degisikliklerle 1924 yilina kadar medrese olarak kullanilmistir.

Dogu-bati yönünde uzanan medresenin dikdörtgen biçimindeki ön cephesi kesme tastandir. Öne çikinti yapan taç kapi çesitli geometrik ve Rumi süslerle bezenmistir. Giris kapisinin üstüne rastlayan kisimda kitabe bulunmaktadir. Bunun iki yaninda üstü mukarnasli süs isçilikleri vardir. Ayrica klasik Selçuklu taç kapilarinda rastladigimiz gibi kapinin iki yaninda iki nis bulunmaktadir. Giris kapisindan sonra besik tonozlu eyvan gelir.

Bu bir bakima ikinci eyvan durumundadir. Ikinci katin olusumundan dolayi Bursa kemeri seklinde sirli tugla ve çinilerle kapali tonoz örtüsü biraz basiktir. Sag tarafta türbe solda ise medrese odasi vardir. Türbe kubbemsi tonoz örtülü olup bir penceresi cepheye digeri avluya açilmaktadir. Duvarlari ve örtüsü, sirli tuglalarla balik sirti seklinde konularak süslenmistir. Soldaki medrese odasi besik tonoz örtülü olup bir pencere cepheye açilmaktadir. Günümüze kalan saglam medrese odasi bu odadir.

Medresenin dikdörtgen bir avlusu ve avlunun ortasinda bir havuzu vardir. Avlu üç yönden revaklarla çevrilidir. Revaklarin kalan kisimlarindan ayaklarin duvar yüzeylerinin çesitli sekillerde sirli tugla ve çinilerle kapali oldugu anlasilmaktadir. Avlunun saginda ve solunda dörder talebe odasi bulunmaktadir. Üst kattaki odalarla birlikte toplam oda sayisi onaltidir. Odalarin kapi ve pencereleri avluya açilmaktadir.

Ana eyvanin saginda ve solunda kubbeli birer oda vardir. Bunlar klasik kislik dershanelerdir. Yapinin en süslü ve gösterisli yeri olan ana eyvan bugün oldukça saglam durumdadir. Yalniz eyvan kemerinin yeri kadar olan altigen çiniler ve eyvanin üst kismindaki çiniler dökülmüs ve bozulmustur. Eyvan bir basamakla avludan ayrilmaktadir. Cephesi çesitli sekillerde ve görünüslerde çinilerle ve yazilarla bezelidir. Bu yazilar Kuran’dan alinmis surelerdir. Kemer içinde yer alan altigenin ortasinda, binanin mimarinin kitabesi bulunmaktadir. Medreseyi “Tuslu Mehmet Usta”nin yaptigi yazilidir. Yazi bordürleri eyvanin cephesini çepeçevre dolasmaktadir. Eyvanin güney duvarinda çinileri dökülmüs mihrap bulunmaktadir. Sirçali Medrese çinileri çini sanati yönünden önemli bir yer tutmaktadir.

Taş ve Ahşap Eserler (İnce Minare) Müzesi


Konya Ili, Selçuklu Ilçesinde, Alaaddin Tepesi’nin batisindadir. Selçuklu Sultani II. Izzeddin Keykavus devrinde vezir Sahip Ata Fahreddin Ali tarafindan, Hadis ilmi ögretilmek üzere 663 H.(1264 M.) yilinda insa ettirilmistir. Yapinin mimari Abdullah oglu Keluk’tur.

Darü-l Hadis Selçuklu devrinin avlusu kapali medreseleri grubundadir. Tek eyvanlidir. Dogusunda yer alan Taç Kapi, Selçuklu Devri tas isçiliginin en güzel örnekleri arasindadir.

Giris kemerinin iki tarafinda yer alan üçer küçük sutün ve kemer kavsarasi bitkisel ve geometrik motiflerle süslüdür.

Taç kapidan çapraz tonozlu mekâna geçilmektedir. Cepheden bakildiginda fark edilemeyen bu mekân, binanin esas eyvani için simetri teskil etmektedir. Bu mekânin yan duvarlarindaki iki adet nis mimariye estetik kazandirmistir.

Çapraz tonozlu giris bölümünden divanhaneye girilir. Ortasinda havuzu bulunan üzeri kubbeli, kare planli avlunun güney ve kuzeyinde besik tonozlu dikdörtgen planli ögrenci hücreleri bulunmaktadir. Kubbeye geçis pandatiflerle saglanmistir. Kubbe kasnaginda kûfi yazi ile “El-Mülkü-Lillah” “Ayet’ül Kursi” yazilidir. Yapi isigini, mazgal ve dikdörtgen pencereler ile kubbede yer alan fenerden saglamaktadir.

Girisin karsisinda avludan üç basamakla çikilan basik tonozlu eyvan yer almaktadir. Eyvanin iki yaninda kare planli, kubbeli birer dershane yer almaktadir.

Anitsal yapinin ön cephesi kesme tastastandir ve yan duvarlarinin dis cepheleri moloz tastan yapilmistir. Iç mekânlarda tugla hem statik, hem de dekoratif amaçli kullanilmistir.

Kuzeyinde yer alan mescitten bugün yalniz tugla örgülü mihrabi kalmistir. Yapiya adini veren minarenin kaide kismi muntazam yonu tasi kaplamalidir. Beden kismi tamamen tugla örgülüdür. Bugün mevcut gövdesi sekiz köseli olup, çesitli formda bombeler halindedir. Minare turkuvaz renginde, beyaz hamurlu tuglalarla örülmüstür. Minarenin orijinali iki serefeli iken, 1901 yilinda düsen yildirim, iki serefeden birini tahrip etmistir.

Ince Minareli Medrese XIX. yüzyilin sonuna kadar faaliyetini sürdürmüstür. 1876-1899 yillarinda tamir edildigi bilinmektedir. Cumhuriyet devrinde 1936 yilinda baslayan çesitli onarim çalismalarindan sonra, 1956 yilinda Tas ve Ahsap Eserler Müzesi olarak hizmete açilmistir.

Müzede Selçuklu ve Karamanoglu devrine ait tas ve mermer üzerine oyma teknigi ile yazilmis yapi ve tamir kitabeleri, Konya kalesine ait yüksek kabartma rölyefler, çesitli ahsap malzemeye oyma teknigi ile yapilmis geometrik ve bitkisel motiflerle bezenmis kapi ve pencere kanatlari, ahsap tavan göbegi örnekleri ve mermer üzerine islenmis mezar sahidesi ve sandukalar teshir edilmektedir.

Baskenti Konya olan Selçuklu’larin sembolü çift basli kartal ve kanatli melek figürlerinin en güzel örnekleri de bu müzede sergilenmektedir.

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir