Tahtakuşlar Köyü – Çanakkale
Fatih Sultan Mehmedin, İstanbulu almak için kullanacağı gemileri inşa etmekte kullanacağı keresteleri biçtirmek üzere türkmenleri, Adana toroslar yöresinden kaz dağlarına getirttiği bilinmektedir. O halde,türkmenlerin kaz dağlarına gelişleri 1453 yılı yada daha öncesine aittir. İskan emrine uyarak, yerleşik düzene geçtikleri 1860 yılına kadar,tahminen 400 sene kaz dağlarında göçebe hayatı yaşamışlardır.
Bu 400 senelik türkmen tarihi ile ilgili olarak elimizde hiçbir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Tek bilinen şey göçebe olarak dağlarda yaşadıkları ve geçimlerini kerestecilik yaparak sağladıklarıdır. Bu en büyük kanıtı,düden yaylasındaki türkmen mezarlığı ve mezar taşlarındaki kaz ayağı sembolüdür.
1825 yılında,denizlerde sactan yapılmış buharlı gemilerin dolaşmaya başlaması üzerine,ahşap tekneler terkedilmeye başlamıştır.Bu durum kereste ihtiyacını azaltmış ve kazdağında yaşayan tahtacı türkmenlerinin ekonomik faaliyetlerini kısıtlamıştır. Dağda, ekonomik nedenlerle sıkışmaya başlayan tahtacılar,devletin mecburiyetten gösterdiği şevkatli davranışa yanıt verir.İskan olup, tarımla uğraşmaya karar verirler. Tabi bunun karşılığı devlete asker ve vergi ödemek olacaktır.
| İskandan sonra sünni köylerle aralarında sürtüşmeler olacak ve devlet görevlileri devamlı sünnilerin tarafını tutacaktır. Dağdaki bu ekonomik sıkışmanın bir nedenide su ile çalışan bıçkıların kurulması ve tahtacıların elinden tahta üretme işini almasıdır. Bugün kuruçay’ın dağdaki bölümlerine hala bıçkı deresi adı verilir. Yine tozlu yaylası yakınlarında bir derede Bulgar Ulaf’ın bir bıçkısı vardır.Kısacası türkmenler için dağda yaşam zorlaşmıştır. Bu bıçkılarda çelik şerit testereler kullanılmaktadır. Bunlarda avrupadan getirilmektedir.Ayrıca ormanlar osmanlı devleti tarafından özelleştirilmeye çalışılmaktadır. Doğal olarak bu durum türkmenleridahada bunaltmaktadır.Artık göçebeliği bırakıp, yerleşik hayata geçmekten başka çare yoktur. |
| Bu sosyo ekonomik şartlarda kazdağındaki düden yaylasında yaşayan tahtacı türkmenlerinden karadana salman(birazda tahta biçmeyi tam beceremediğinden) yerleşmeye ve tarım yapmaya karar verir. Geleceği tarım ve iskanda görür.Kendisi dağdan dağa göçebe gezip kereste üreten Adana tahtacılarındandır. Bir iş için geldikleri kazdağında yerli tahtacı kızlarından birisi ile evlenmiş ve kaz dağında kalmıştır. Ailesi ve obası geri gitmştir.Karadana Salman karadana sülalesindendir. Bu sülalenin Adana’nın ceyhan ilcesi sınırlarında olduğu ifade edilir.Sülalesi geri gittiğinden mevcut karadana sülalesi Salmandan türeme olup, yalnızca Tahtakuşlar köyündedir.Diğer türkmen köylerinde yoktur. |
Karadana Salman, çevresinden 12 kişi ile 26 Temmuz 1843 te Edremit’e giderek, nahiye müdürü karesi Salih Efendi ile görüşür. İskan olmak istediklerini ve iskan yerini belirtir. İskan yeri olarak, Tahtaköy ile Kavlaklar karyeleri arasında bulunan tahtalı kuşlarının bol olarak bulunduğu çamlık bayırını seçer. Çünkü yapılacak olan tarım,sünni ağaların topraklarında çalışma ve ormandan kendilerine tarla açmak şeklinde olacaktır. Bunun için yerleşik tarımla uğraşan köylülerin yanı seçilir. Tahtaköy ve kavlaklarda o sıralarda Türkler ve Rumlar karışık olarak yaşamaktadırlar. Karesi Salih efendi ve Edremit kadısı Mehmet seyit imzalı bir belge ile 750 kuruş mukabilinde 50 dönüm arazi satın alırlar.
| Karadana Salman ve çevresi bu senedi aldıktan sonra, Kavlaklar ile Tahtaköy arasında kuşcualanı mevkiinde ilk evleri kurmaya başlarlar. Zaten daha önceleri Kuruçay vadisi yanındaki çampara mevkiinde kışlakcı olarak kalıyorlarmış. Bu mevkiide kışlakcılık zamanında tesbit etmişler. Köyün ilk evi, bugün köy meydanı olan yerde bulunan gaga dedenin evidir. Buraya ilk ev Karadana Salman tarafından yapılır ve yerleşilir. Diğer 12 tahtacıda evler kurarlar ve köy oluşur. |
Tahtacı Türkmenlerinin buraya yerleşmesine,meraları ve av alanları daralan Tahtaköylü sünniler karşı çıkarlar.Fakat devletin olumlu davranışı yüzünden bir şey yapamazlar. Bugün köyümüzün mezarlığında bulunan Uzun Dede yatırıda, o zamanlar Tahtaköyün Rahmet dede yatırıdır ki Tahtaköylüler yağmur duası için bu yatıra gelmektedirler. Köyün satış senedi inceleğinde, şu sonuçlar çıkmaktadır. Köyün hudutları Kavlaklar köyü ile Tahtaköy arasında kuşcualanı merkez olmak üzere goz, karalyi tarlası(rum) ve iki tarafı meradır. Goz bugünkü goz (kestane) mevkiidir. Gozun çeşmesi dağa gidenler için önemli bir duraktır. (Rakım 907 m.) Karalyi tarlası, Kavlaklar köyü tarafındaki kilise civarıdır. Çünkü,karalyirum adıdır.Bugün kilise denen mevkiide kilisenin tarlası olması gerekir. Diğer Tahtaköy tarafı ise köyün güneyindeki aşağıbağ mevkiilerinde mera olmalıdır.
Köy kurulduktan sonra evler, rum ustalara yaptırlmaya başlanır. Aynı zamanda, çevredeki çam ağaçları ile makilik alanlar temizlenerek, ilk zeytin fidanları dikilir ve buğday hasadı başlar. Komşu köylerdeki Rum ve Türk ağaların topraklarında ücretle çalışmaya başlarlar. Köyün kurulmasının Tahtaköy ve Kavlaklar köylerindeki tarımı olumlu yönde etkilemiştir. Köy senedinin orijinali Karadana Salman’dan oğullarına, onlardanda torunlarına kalır. 1945 yılında kendi köyümüz halkından olup, yine köyümüzün ilk öğretmeni Hasan Kudar tarafından Karadananın torunu Mustafa Özcan(koca ağa)’a köyün tarihi olarak sorulur. Mustafa Özcan senedi çıkarır ve okur. Öğretmen Hasan Kudar yeni alfabe ile yazar. Yukarıdaki nüsha Hasan Kudar’ın yazdığı nüshadır.Senedin orijinali Murat Özcan’ın yeğeni Hüseyin Çetin’dedir
Köy kurulduktan sonra hemen gelişmemiştir. Türkmenler yine kışın çampara mevkiine, yazın düden yaylasına gidip, tahta biçmeye devam ederler. Zaman zaman köye yeni yerleşenler olur. 1860-1862 yılları arasında Hüdevandigar eyaletine vali olan Ahmet Vefik Paşa, karesi livası içindeki göçebeleri yerleştirmeye büyük önem verir. Bunun için sert tetbirler alır. Yerleşik hayata geçsinler diye göçebe çadırlarını yırttırır. Bunun için lakabı, Çadır yırtan paşaya çıkar. Devletin ormanları kontrol altına alması, keresteye olan ihtiyacın azalması,kereste üretiminde gelişmiş teknolojinin kullanılması, tarımın teşvik edilmesi, 1858 yılından itibaren özel mülkiyeti belgeleyen tapuların verilmeye başlanması,devletin iskanı teşvik etmesi gibi nedenlerle köyümüze daha fazla türkmen yerleşmeye başlar.Köy gittikce büyür.
Bu arada 1880 li yıllardan itibaren Kavlaklar köyünün manastır çayı tarafınada türkmenler gelir yerleşir ve bir mahalle oluşur. Kavlaklarda Rumlar çoğunlukta olup, sünnilerle beraber yaşamaktadırlar.Türkmenlerin mahallelerine Avcılarkuşlar adını verirler. Karadana Salmanın ne zaman öldüğü bilinmiyor. 1870’lerde öldüğü tahmin edilmektedir. Mezarı köyümüzün manastır çayı kenarındaki eski mezarlıktadır. Köy kurulduktan sonra,günlerden birgün bir osmanlı paşasının yolu köye düşer. Köde hayır yemeği vardır. Paşa adamlarıyla birlikte hayır yemeğine katılır. Yemek servisini genç ve gürbüz delikanlılar yapmaktadır. Bu durum paşanın dikkatini çeker, ve gençlerin askere gidip gitmediklerini sorar. Yaşlılar kendilerinin askere alınmadıklarını söylerler. Paşada konuyla ilgileneceğini söyler.Daha sonra Edremit askerlik şubesi yetkilileri gelerek, yaşı tutan gençleri askere almaya başlarlar.
İlk askere gidenlerden biriside Veli Çavuş’tur. Veli çavuş Silistre savunmasında Musa paşa’nın emrinde savaşmıştır.Üzerinde Abdülmecit’in tuğrası bulunan gümüş madalyası mevcuttur. Veli Çavuş terhis olup köye döner.Evlenir. Battal,İsmail ve Hasan isimli üç oğlu olur. Battal’ın lakabı(Çetin herif), İsmail’in lakabı (Çepel İsmail),Hasan’ın lakabı (Katil Hasan)’dır. 1892 yılında büyük oğlu Battal askere çağırılır.Askerlikte çektiği sıkıntıları hatırlayan Veli Çavuş o sıralarda yürürlükte olan bedel ödeme hakkından yararlanak ister. Oğlu Battal için bedel öder. Fakat bu şikayet konusu olur. Kayıtlarıda Bayramiç askerlik şubesindedir.Bunu çözmek için bedel kağıdı ve madalyasını yanına alıp, Bayramiç’e gider ve bilinmeyen bir nedenle kaldığı handa ölür. Hancı cebindeki madalyayı görünce askeri birliğe haber verip teslim eder. Veli Çavuş’un cenazesi hanın avlusuna defnedilir. Babasının dönmediğini gören Çetin herif, eşi hatın ile düden yolundan Bayramiç’e gider. Mezarını görür, madalya ve eşyalarını teslim alıp, köye geri döner. Madalya en küçük oğlu Hasan’a kalır. Söz konusu madalya Hasanın torunu lakabı pakına olan Hasan Kar’dadır.
