Tarsus – Mersin

Tarsus Mersin ilinin ve Türkiye’nin en büyük ilçelerinden birisidir.

Nüfusu merkez ilçenin 229.921 bağlı köylerin nüfusu 88.632 ve toplamda nüfusu 318.553’tür.Toplamda 45 mahallesi vardır.Şu anda Türkiye’nin en büyük ilçesidir (Merkez ilçeler dışında). İlçe Berdan ovasından (Tarsus ovası) kuzeye dogru engebeli arazi boyunca son yillarda hizla gelismektedir. Çok zengin bir tarihi olup, ilahi dinler açısından önemli bir kenttir. Kuran-ı Kerim’in Kehf Suresinde geçen Eshabı Kehf (Yedi Uyurlar)ın kaldığı mağara Tarsus’ta olduğu söylenmektedir. Müslümanlar bu önemli merkezi ziyaret etmektedirler. İsa’nın 12 Havarisinden biri olan Paulus Tarsus’ta yaşamıştır ve Katolik dünyasının kurucusu olan Pavlus da Tarsus doğumludur. Bu merkez Hristiyanlarca hac yeri olarak kabul edilmektedir. Kudüs’teki Kıyamet Kilisesinden sonraki en kutsal kilise olan Aziz Paulus kilisesi ve Aziz Paulus Kuyusu Tarsus’ta bulunmaktadır. Bunların yanısıra dünyanın ilk kanalizasyonlu Tarihi Roma Yolu, Roma hamamı’da Tarsus’tadır. Kleopatra Kapısı’da şehrin en eski kalıntıları arasındadır. Şehrin nüfusu 2008 yılına göre 238.205’dır.1973’te 107.000 olan nüfusu 1990’da 187.508’e, 2000’de 216.382’ye, 2007’de 229.921’e çıkmıştır.

Kuruluşu

Kuruluşu 8000 yıl öncelerine Yeni Taş Çağı’na dayanan Tarsus’un, adını Kent Tanrısı Sandon’dan (Baal Tarz) aldığı bilinmektedir.

Tarsus’un ismi ve kuruluşu hakkında, mitolojilerde ve eski yazarların anlatımlarında çeşitli bilgiler vardır. Bunların hemen hepsi Roma İmparatorluğu çağlarında, özellikle Augustos döneminde ortaya çıkmıştır ve hiçbiri tarihi bir gerçek olarak kabul edilemez.

Mitolojiye göre, Antik Çağlar’da Tarsus Çayı’na, Kilikya’nın yenli halkı Cydnos adını vermiştir. Cydnos, mitolojide nehir tanrısına verilen isimdir. Azra Erhat, Cydnos için şöyle yazar: “Kilikya’da bugün Tarsus Çayı diye bilinen ırmağın tanrısı. Ana tarafından lapetos’un torunu sayılır. Cydnos’un Parthenios adlı bir oğlu olduğu ve Cydnos Irmağı’ nın denize döküldüğü yerde bir kent kurup ona Parthenia demiştir. Burası da bugünkü Tarsus’dur.”

Mitolojideki Pegasus (kanatlı uçan at) ya da Bellerofontes, Kilikya ovasında yolunu şaşırmış ve Tarsus’un bulunduğu yerde ayağı sakatlanmış olduğundan kente Latince ayak tabanı anlamına gelen Tarsos adı verilmiştir.

Diğer bir efsaneye göre kentin kurucusu eski Kilikya Tanrısı Sandon ile bir tuttukları Herakles’dir. Herakles’in resimleri M.Ö. 4. yüzyıla ait Tarsus sikkeleri üzerinde bulunmaktadır.

Antik gezgin ve coğrafyacı Strabon, “Coğrafya” kitabında kentin kuruluşuyla ilgili olarak: “Tar-sos’a gelince o, bir ovada uzanır, İo’yu araştırmak üzere Triptolemosla birlikte dolaşan [Argos]]lular tarafından kurulmuştur.” şeklinde bir bilgi verir.

Bir efsaneye göre, bu kentin kurucusu Perseus’dur. Mitolojinin kahramanlarından biri olan Per-seus,Hitit döneminde Andrasos olarak bilinen bir köyün yerinde Tarsus kentini kurmuştur.

Diğer bir efsaneye göre Tarsus, Tarım Tanrıçası Demeter’İn oğlu Triptolemos tarafından kurulmuştur. Antik Çağ’da Tarsus önemli bir tarım merkeziydi ve bu özelliği antik Tarsus sikkelerinde betimlenmiştir.

Tarsus Mozaiği, M.S. 3. yüzyılda yapılan mozaikte Orfeus’un müziği ile vahşi hayvanları uslandırmasına ait tasvir. antakya müzesi.Tarsus adı ve kentin Kilİkya Kralı Syennessis’in yönetim merkezi olduğu, ilk defa M.Ö. 401 yılında Ksenephon’un “Anabasis” kitabında belirtilmektedir. M.Ö. 5. yüzyılın ikinci yarısından İtibaren Tarsus’a ait sikkeler üzerinde, kentin ismi gerek Aramice ve gerekse Grekçe yazı ile Tarz ve Terzi şekillerinde görülmektedir. Tarsus’un bu şekilde bilinen adına çok daha önceleri Asur kaynaklarında rastlanılmaktadır. Asur kaynaklarında, önce Kilikya’nın merkezi olarak bildirilen Tarsus, Asur Kralı 3. Salmannassar (M.Ö. 859-825) ve Sanherib’e (M.Ö. 704-681) ait belgelerde Tarzi şeklinde anlatılmaktadır.

Tarihi

Antik Çağ

Bir süre Asur egemenliğinde kalan yöre, daha sonra Persler’in, M.Ö. 333’te ise Alexander’in (Büyük İskender) yönetimine geçmişti. M.Ö. 66’da Kilikya bir Roma vilayeti olunca, Tarsus’da buranın merkezi durumuna getirilmiştir. Tarsus bu dönemde büyük bir gelişme gösterdi. Tarım ve ticaretin yanısıra, Cydons’un yatağı taranarak büyük gemilerin bu akarsuda sefer yapmalarının sağlanmasıyla, Doğu Akdeniz, deniz ve karayollarının birleştiği büyük bir ticaret ve kültür merkezi haline geldi. Yine bu dönemde kentin nüfusu 450 bin kişiyi aştığı sanılmaktadır. Uzunca bir süre Tarsus dünyanın en büyük kenti olarak kaldı.[kaynak belirtilmeli]

Strabon, Tarsus’daki kültür yaşamı hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler vermektedir. Strabon, birçok filozof,dil bilgini ve şairlerin Tarsus’da yaşadığını,onların kültür hayatına olan etkilerini, her konuda büyük bir gelişme içindeki Tarsus’un bir bilim ve üniversite kenti olduğunu, halkın felsefeye ve diğer bilim dallarına büyük ilgi gösterdiğini ve bunları öğrenmeye istekli olduklarını; Tarsus’un bu konuda İskenderiye ve Atina’yı geçtiğini yazmaktadır. Strabon’dan, Tarsus’da eğitim görenlerin yerli halktan olduğunu ve yabancıların nadir olarak geldiğini,eğitimini bitirenlerin bir kısmının yabancı ülkelere giderek orada eğitimlerine devam ettiklerini öğreniyoruz. Ayrıca Tarsus’da stoik filozoflardan Antipator, Arhedemos, Nestor, Athenedoros kentleri dolaşarak okul açan Phutiades ve Diogenes, edebiyatçılardan Artemidoros ve Diodoros, Diony-sides’in yaşadığını yazar. Strabon Tarsus hakkında verdiği bilgilerin sonunda Roma kenti, Tarsuslu alimleri iyi ispat edebilir; çünkü, Roma gerek Tarsus’dan gerek İskenderiye’den gelen bu gibi alimlerle dolu olduğunu belirtir. Bu bilgilerden Tarsus’un ticaret kenti özelliği yanında kültür ve üniversiteler kenti de olduğunu ayrıntıları ile öğreniyoruz.

Tarsus’da Antonius döneminde antik bilim adamlarının yazdıkları büyük kitaplar toplanarak, 200.000 ciltlik, dünyada eşi bulunmayan bir kütüphane oluşturulmuştur. Tarsus’daki üniversitede, Atina ve iskenderiye üniversitelerinden daha da ünlü idi. Tarsus’da bulunan yazılı kitabelerde, buranın özgür bir kent olduğu yazılıdır. Tarsus’un özgür kurumlarından, Paulus ve birçok filozoflar faydalanmışlardır. Kozmopolit bir kent olan Tarsus, Roma yasalarına göre yönetilmiştir.

Yunan kaynaklarında, Tarsus’daki tarihi eserler hakkında verilen bilgilerde; krallık sarayları, pazar yerleri, caddeler, köprüler, hamamlar, çeşmeler, haller, akarsu sahilinde gençlere ait gymnaziyum, stadyum ve Paulus Tapınağı anlatılmaktadır.

Xenophon’dan sonraki antik yazarlar,Cydnos akarsuyunun kentin ortasından geçtiğini yazmaktadırlar. Strabon,Cydnos’un gymnaziyumun yanından geçtiğini, ilk önce Regma denilen bir göle döküldüğünü, burasının Tarsus’un limanı olduğunu ve orada gemi tezgahları ile ticarethanelerin bulunduğunü yazar. Günümüzde de liman etrafında ve liman ile Tarsus arasındaki alanda yerleşim olduğunu ispat edecek izler vardır. Cydnos’dan Tarsus’a kadar gemilerin gelebilmesinin mümkün olduğu birçok yazar tarafından belirtilmekle ve antik Tarihçi Plutarkhos, Kleopatra’nın M.Antonius’u filosu ile birlikte Tarsus’da ziyaret ettiğini yazar.

Orta Çağ

Tarsus, Orta Çağ’da birçok Arap ve İslam bilgininin ilgi konusu olmuştur. Bunlar, Tarsus’un büyük ve güzel bir kent olduğunu, iç içe iki suru olup, surların beş kapısı ve etrafında hendekleri bulunduğunu yazmaktadırlar.

Arap coğrafyacılar İbn-i Havkal (943), İstahri (951), Idrisî (12. yüzyıl) ve Ebü’l Fida (1273-1331) ile İranlı Coğrafyacı Ibn Hurdazbİh (820-912), Süryani tarihçi, filozof Abü’l-Farac Ibn-ü’I Ibri (1226-1286) yöreyi ve Tarsus’u ziyaret etmişlerdir. Bunlardan Coğrafyacı Ibn-ü’l Fakih’in eserinde “Ebu Süleyman Ferec’in 788 yılında, 5 kapısı ve 87 burcu olan Tarsus kentini ve surlarını onardığını” yazması, Müslüman Araplar’ın kente verdikleri önemin bir örneğidir.

Ünlü Osmanlı Kaptanı, coğrafyacı ve haritacı Piri Reis’in yazdığı “Kitab-ı Bahriye” adlı eserinin 4. cildinde Tarsus’la ilgili bilgiler bulunmaktadır. “…Tarsus deniz kenarından üç mil kadar içerde ova üzerinde kurulmuş bir kasabadır. Önünden Tarsus Çayı akar. Burada bulunan gölün (Rehg-rna=Aynaz) içine sandallar girerek 6 kulaç suda demir atarlar.”

1671 yılında Tarsus’a gelen Evliya Çelebi,Tarsus hakkında şu bilgileri vermektedir:”… Tarsus kalesi bir düzlük üzerinde, denizden bir saat uzaklıkta, daire biçiminde olup Halife Memnun yapısıdır. Çevresi 500 adım, iki kat sağlam bir kaledir. Tümüyle hendekle çevrilidir. Kalenin içinde üstü toprak damlı evlerle dolu üç mahalle vardır. Kalenin üç kapısı (batıda iskele, doğuda Adana, kuzeyde Bağ kapıları) vardır. Mevcut 15 cami içinde Eski Cami hicretten 300 yıl önce yapılmış, kiliseden bozma bir yapı idi. Geriboz kapısının iki yanında arslan, kaplan ve ejderha suretleri vardır ki, insan görünce korkan Avının üstüne konmuş bir doğan sureti vardır ki sanki canlıdır. Bu garip acayip eserlerin tümü mermer taşından yapılmıştır. Yine bu kapının iki yanında beyaz mermer kitabeler içinde renk renk kufi yazı ile Arapça ve Süryanice yazılmış görmeye değer yazılar vardır ki, insan hayran kalın Tarsus’da ayrıca 5 kilise, 6 medrese, 7 hıristiyan sıbyan mektebi, 2 hamam, 2 han ve 317 dükkân vardır, ibrahim Halife Camii’ne bitişik 80 dükkân kagir bina kentin bedestenidir. Tüm sokakları kaldırımlıdır. Çünkü, temiz kumlu yollar olduğundan asla çamur olmaz. Tatlı limonu ((lime)), turuncu, zeytini, inciri, nar, hurma ve servileri, şeker kamışı, pamuğu meşhurdur. Verimli sahradır, âlâ camus yeridir. Bu kale içinden Bulgar Akarsuyu geçip Akdeniz’e karışır. Bu kentin suyu ve havası ağır olduğundan, bahardan sonra kentte bir tek kişi kalmayıp Bulgar yaylasına çıkarlar. Bu kalenin kuzey tarafında küçük bir iç kaleciği vardır. Gayet mamurdur. Her tarafı hendektir. Etrafı 500 adımdır. Yedi kuledir. Dizdarı ve neferleri yaylaya gidemediklerinden renkleri sarıdır. Halkı Rum, Gürcü, Ermeni ve Türkmen’dir. Arap fellahları da vardın Minareleri Arabistan tarzındadır.”

Haçlı Seferleri ardından yörede kurulan Kilikya Ermeni Krallıklan’nın egemenliğine, Ramazanoğulları Türkmen Beyliği son verdi. Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi ardından 1517’de Osmanlı egemenliğine giren Tarsus, önce Kıbrıs Eyaleti’ne, daha sonra da Adana Eyaleti’ne bağlı bir sancak merkezi oldu.

Yakın tarih

Osmanlı İmparatorluğu]]nun güçlü koruması altında 1832 yılına kadar herhangi bir işgale uğramayan Tarsus, bu yılda Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın, Çukurova’yı işgal etmesi ile 8 yıl kadar Mısır egemenliğinde kaldı. Bu dönemde Tarsus ovası yeni baştan planlı bir tarımsal üretime açılmış, Mısır’dan getirtilen uzun lifli pamuk burada daha geniş alanlarda üretilmeye başlanmıştır. Bataklıklar kurutulmuş, yeni su kanalları açılmış, Mısır’dan deneyimli tarım işçileri getirtilerek verimli ürün elde edilmiştir. 1839’da Kütahya anlaşmasıyla Osmanlılara iade edildi.

19. yüzyılın ortalarından itibaren dünya ticaret sistemine Mersin limanı yoluyla bağlantı kurmuş, kent bu dönemde kültür, ticaret ve özellikle tarım ve tarıma bağlı ekonomide, büyük gelişmeler elde etmiştir. İlçede halen ayakta duran tarihi mahallelerde gördüğümüz kimisi saray yavrusu, iki-üç katlı varsıl konutlar, bu dönem zenginliğini yansıtan sivil mimarlık örnekleridir. İlçede büyük bir grup oluşturan Gayrimüslimlere ait çok sayıda kilise inşa edilmiş, halen önemli bir eğitim kurumu olan Tarsus Amerikan Lisesi, ABD’liler tarafından kurulmuştur. Kentte hala önemli bir hıristiyan nüfus yaşamaktadır.

Tarsus, 1877’de Adana Vilayeti’ne bağlı bir sancak olmuştur. 7000 yıl süreyle kesintisiz devam eden önemli konumuyla yüksek uygarlık düzeyine çıkan Tarsus, 19. yüzyıl sonlarında yapılan ihmaller sonucunda denizle bağlantısı kesilmiş, deltadaki Aynaz gölü bataklığa dönüşmüştür. Bu kentin gelişmesini etkileyen başlıca olumsuz faktörlerden bindir. I. Dünya Savaşı’nın ardından 17 Aralık 1918’de Fransızlar tarafından işgal edilmiş, Kurtuluş Savaşı’nın ardından 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Anlaşmasıyla işgal sona ermiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte bataklıklar kurutulmuş, Berdan Çayı üzerinde baraj inşa edilmiş, her türlü tarımsal üretime elverişli çalışmalar yapılmış, karayolu ve demiryolu ağlarının üzerinde olmasıyla yeniden hızlı bir gelişme içine girmiştir, ilçede başta tekstil olmak üzere çok sayıda sanayi kuruluşu faaliyet göstermektedir.

Ekonomi

M.Ö. 5000 yılına dayanan tarihinde görkemli dönemler yaşayan, çeşitli uygarlıklara kent merkezliği yapan, doğulu kervanların uğrak yeri ve ticaret merkezi olan ilçe, bu ticari özelliğini günümüzde de korumaya çalışmaktadır. Bereketli topraklara sahip olan Çukurova’da her türlü ziraatın yapılması ve sanayinin ham maddesi olan ürünlerin bolluğu, bu bölgede sanayinin gelişmesinde en önemli faktör olmuş. 1800’lü yılların ikinci yarısında, bölge potansiyelinin farkında olan yabancı ülkeler, pamuğun ilk işleme biçimi olan çırçır fabrikalarını faaliyete sokmuştur. Çırçır işletmelerinden iplik fabrikasına ilk geçiş, 1887 yılında Mavromati ve Şürekası İplik Fabrikası’nın açılmasıyla gerçekleşmiştir. 1920’de bölgede Tarsus Konserve Osmanlı A.Ş. kurulmuş ve Tarsus sanayisi daha da gelişmeye başlamıştır. Türkiye’de ilk elektrik enerjisi 15 Eylül 1902’de ilçede üretilmiş.

Tarsus’un Ticaret Borsası’ndaki yıllık işlem hacmi 36 trilyon dolaylarındadır. Bölge, ülke ekonomisinin küçülme tehlikesi yaşadığı dönemlerde bile üretime devam etmeyi başarmış ve hatta ihracat yapmıştır.Tarsus’tan yurt dışına satılan malların büyük çoğunluğunu tarıma dayalı sanayi ürünleri oluşturmaktadır. İhracatın %65’ini tekstil ürünleri kapsar. Bunun dışında gelişmiş sektörler arasında gıda, inşaat ve metal sayılabilir. Tarsus’un en çok dış satım yaptığı ülkeler arsında Fransa, Hollanda ve ABD yer almaktadır. Tarsus’ta Çukurova Sanayi,Berdan Tekstil, İzocam, Trakya Cam ve Çukurova Makina İmalat Sanayi gibi önemli tesisler yer almaktadır. Ancak bu fabrikalar dışında ekonomide çok büyük bir durgunluk vardır.

Tarsus’un ekonomisinde tarım önemli gelir kaynağıdır.Türkiyenin en verimli toprakları yine Tarsustadır. 202.400 hektarlık ilçe toprağının 154.902 hektarı tarım arazisi, 62.786 hektarı orman ve fundalık, 4080 hektarı çayır ve mera, 20.632 hektarı tarım dışı arazidir. Tarım alanlarının büyük bölümünün sulanması, gübrelenmesi ve yeni tekniklerin uygulanması ile toprağın verimi artırılmakta, ürünler iyi değerlendirilmektedir. Mersin ilinin en verimli ve en geniş tarım arazisi, Tarsus’un ovalık yöresindedir. Bununla beraber iklimin tarıma elverişli olması bu arazilerde her çeşit tarımın yapılmasını sağlamaktadır. Ovalık araziler de, ilkbaharda turfanda sebze ve meyveler, daha sonra sebze, kiraz ve üzüm ekilmektedir.

Kış mevsiminde ise papaya, liçi, ananas, portakal, mandalina ve limon meyvelerinden başka kışlık sebzeler ekilir.Pamuk, susam ve soya gibi yağlı tohumlu bitkilerden tahılların her çeşidine kadar tarla ürünlerinin ekimi bu verimli arazilerde yapılır. Yine Tarsus’ta iyi kalitede Kolombiya kahvesi üretimi denemeleri olumlu sonuç vermiştir.. Tarsus’un bazı köylerinde kurulan sığır İslah istasyonlarında çok verimli Holştayn tipi sığırlar yetiştirilmektedir.

Sanayi yönünden de Mersin’in Merkez’den sonra en gelişmiş ilçesi Tarsus’dur. İlçenin tarım ürünlerini değerlendiren sanayi kuruluşları dışında, ülke ekonomisi için önemli olan tarım aletleri, makine yedek parçaları, takım tezgahları yapan fabrikalar, şekerli yiyecek imalathaleri, tuğla ve seramik fabrikaları, tekstil fabrikaları ve otomotiv sanayi vardır.

Gezilecek Yerler

Tarsus 2500 yıldır adı hiç değişmeyen bir kent olmasıyla da önem taşıyor. Kuruluşu Neolitik döneme dayanan kentin ilk sakinleri Anadolu’nun yerli halkı “Luvi”ler olmuş. Kültürün devamında Hititler, Asur ve Pers imparatorluğunun etkisi, İskender sonrası Helenistik çağın kültür ve sanat unsurlarını taşıyan bir merkez olarak sürdürülmüş. Roma egemenliği dönemi M.Ö.63 yılında düzenlenen eyalet sisteminde “Kilikya Eyaleti”ne başkentlik yapmış. M.S.7. yy sonrası Arap akınlarıyla sık sık el değiştirip zayıflamış. Selçukluların Tarsus’u ele geçirmeleri sonrası önce Haçlılar, ardından Bizanslıların hakimiyeti hüküm sürmüş. Kent uzun bir süre Ermenilerin yönetiminde kalmış. Yavuz Selim 1517 yılında kenti Osmanlı topraklarına katarak sükuneti sağlamış.
Tarihin her dönemine ait eserlere sahip olması ile müze kent olma özelliğini koruyan Tarsus da kent merkezi olarak bilinen ve iki renkli taşlardan yapılmış olan Ulu Camii çevresinde tarihi kalıntılara yoğun biçimde rastlanıyor. Bunlar arasında günümüzde müze olarak kullanılan Kubat Paşa Medresesi”, Hz. Danyal’ın mezarı olduğuna inanılan Makam Camii, Eski Kilise Camii, büyük bir Roma Hamamına ait kalıntılar, Donuktaş Tapınağı, Kleopatra Kapısı, Antik Cadde ve son dönem Osmanlı konut mimarisi örnekleri sayılabiliyor. St Paul Kilisesi ve kuyusu, Arkeoloji müzesi eserleriyle dikkat çekerken, Gözlü Kule Höyüğünde ki kazılarda çıkarılan Neolitik Cilalı Taş Devrine ait buluntular Adana ve Mersin deki müzelerde sergileniyor. Tarsus da bulunmuş bazı mozaikler ise Hatay Mozaik Müzesinde görülebiliyor. M.S. III. asrın sonunda yapılmış olan mozaiklerin birinde Orpheus bir kaya üstüne oturmuş Lyra’sını çalarken, çalgıdan çıkan namelerin cazibesine kapılan vahşi hayvanlar onu dinliyor, hatta sağ tarafta bulunan ağaç da Orpheus’a doğru eğilmiş biçimde görülüyor. (Orpheus:Yunanlıların şair ve musiki ustası)
Aynı döneme ait bir başka Tarsus mozaiğinde birinin kadın diğerinin erkek olması muhtemel iki şahıs asma dalları arasında gösterilirken, üçüncü mozaikte Ganymedes’in Zeus tarafından kaçırılması tasvir edilmiş. Zeus mukaddes kuşu, kartal şekline girmiş güzel Ganymedes’i ilahlar diyarına götürmek üzeredir. Anne ve babası bu mucize karşısında dehşete düşmüşler, efendisinin havalandığını gören köpek de ulumaya başlamıştır. Tarsus da iki önemli ziyaret yeri daha bulunuyor.

Eshab-ı Kehf Mağarası
Tarsus’un 14 km Kuzey batısında yer alan asfalt yol ile ulaşılan, Ulaş Köyü yakınlarında çevreye hakim panoraması ile yüksek bir tepede bulunan mağara Müslüman ve Hıristiyanlar tarafından kutsal sayılıyor. Mağarayı görmeye gelenler önce tepenin eteklerindeki meyilli alana araçlarını park edip, çeşitli dini kitap, broşür, tespih, poster ve hediyelik eşya satış dükkanları önünden ve biri kısa diğeri uzun iki minareli camii yanından geçip 10-15 basamakla inilen mağarayı ziyaret ediyor.
Eshab-ı Kehf mağarasının halk arasında anlatılan bir de efsanesi var. Mitolojik Tanrılara olan inanışın azaldığı dönemlerde, tek tanıya inandıkları için eziyet görmekten kaçan Hıristiyan dinine mensup Seliha, Mekseline, Meslina, Mernuş, Sazenuş, Debernuş ve Kefetatyuş adlı yedi genç putperestliğe dönmeyi kabul etmedikleri için hükümdar huzuruna çıkarılmışlar. Hükümdar putperest dinine dönmeleri için birkaç gün mühlet verip aksi takdirde öleceklerini bildirmiş. Verilen süre içinde yedi genç köpekleri ” Kıtmir” ile beraber kaçarak bu mağaraya sığınmışlar. İnanışa göre Allah tarafından kendilerine 309 yıl uyku verilmiş. Gençlerden ilk uyanan yiyecek almak üzere kente inmiş ve harcamak için kullandığı zamanı geçmiş paralar yüzünden fark edilerek yakalanmış. Yakalayanlarla mağaraya geri dönüldüğünde yedi yavru kuşun tünediği bir yuvadan başka serin havaya sahip mağara içinde bir şey görülememiş!… Bu nedenle mağara Yedi Uyurlar Mağarası olarak anılıyor, dilek tutulup, Allah’a dua ediliyor. Eshab-ı Kehf mağarası girişinde satılan bir poster ise, İbn-i Sina Yayınevi, Ankara tarafından bilgisayar tekniği ile gerçekleştirilmiş olup, yedi uyurların mağara içinde birbirleri ile yan yana yatıp uyuduklarını gösteren temsili tablo resmedilmiş ve posterin alt bölümünde Eshab-ı Kehf hakkında bilgi verilip Eshab-ı Kehf hadisesinin Kuran-ı Kerim deki 18. sure olan “Kehf Sure” olduğu ve 18 inci surenin 9 uncu ayetinden 27 inci ayetine kadar bu hadisenin açıkça anlatıldığı (insanlar öldükten sonra yeniden dirileceğinin bir göstergesi olduğu) belirtiliyor.

Tarsus Şelalesi
Tarsus gezi yerleri arasında en fazla rağbet gören yerlerin başında Tarsus Şelalesi piknik ve gezi alanı geliyor.
Narenciye deposu olarak bilinen bölgede ki antik ilçe merkezinin kuzeyinde Berdan Çayı üzerinde 4-5 metre yükseklikten dökülerek meydana gelen bir şelale bulunuyor. Tarsus’un nefes borusu niteliği taşıyan şelale bölgesi serin havası, göze, kulağa, damağa hitap eden lezzet restoranları ile ender rastlanan dinlenme yerlerinden biri olarak tanınıyor. Çevresi ağaçlarla kaplı şelalenin dökülüş yerinde su debisinin yüksek zamanında çayın getirdiği sanılan iri kayalar görülürken, tahrip olmuş, kayalara oyularak yapılmış mezarlar olduğu da biliniyor. Çevrede yer alan şelale manzaralı restoranların açık, kapalı bölümlerinde veya suya yakın demir parmaklık yanındaki masalarda oturanlar hem Şelale yanında oturmanın tadını çıkarıyor, hem de ızgara veya balık çeşitleri ile tüm yorgunluklarını susmak bilmeyen kuşların korosu ve yoğun su sesine karıştığını hissederek dinleniyorlar.

Tarsus’ta bir efsane kahraman NUSRAT Mayın Gemisi
Çanakkale tarihinin unutulmaz kahramanlarından biri olan Nusrat Mayın Gemisi kendisi için hazırlanmış olan ve başarılı bir sergileme tekniği ile sunulan,Tarsus Kültür Park’ta bulunuyor. Mersin – Tarsus kara yolu üzerinde yer alan parkta deniz havası verilen gemi boyundaki havuz içinde sergilenen mayın gemisini rahatça gezebiliyor, içine girip güvertesinde dolaşabiliyor her yerinde anı fotoğrafları çekebiliyorsunuz. Çiçeklerle süslü parkta, temsili olarak Çanakkale şehitliği ve Atatürk’ün yakın silah arkadaşları ile birlikte bir kompozisyon olarak hazırlanmış heykeli de yer alıyor. Parkın uzak ucunda ise konukların mola verebilmeleri için bir büfe ile dinlenme ünitesi yer alıyor. Nusrat Mayın gemisine sahip çıkılıp bu denli başarılı sergilenişine tanık olmak görenlere övünç verip, mutlu ediyor. Teşekkürler Tarsus.

www.nusratmayingemisi.com

Şahmeran Hamamı ve efsanesi
Vakıf İşhanı’nın yanında bulunan eski hamam aynı zamanda “Altından Geçme” olarak da bilinen Roma Hamamı sınırları içinde yer alıyor. Romalılardan kalma temel üzerine Ramazan oğulları tarafından yapıldığı bilinen hamamın plan biçimi ve ölçüleri Türk hamamı özelliklerini taşıyor. Restore edilerek hizmete sunulan dört eyvanlı yapı, sıcaklık ve halvet kısımlarından oluşuyor. Efsanevi Şahmeranın bu hamamda öldüğü söyleniyor. Bu nedenle hamam Şahmeran Hamamı olarak anılıyor. Günümüzde, kent merkezinde fıskiyeli bir süs havuzu içinde bronzdan yapılmış heykeli yer alan Şahmeran, geçmişte yılan gövdeli ve erkek başlı bir yaratık olarak biliniyor.
Efsaneye göre yılanların kralı Şahmeran, Tarsus kralının kızına âşık olmuş. Güzel prenses Eski hamamda yıkanırken, Şahmeran hamamın üzerine çıkıp kubbe deliğinden gizlice onun yıkanışını seyredermiş. Bir defasında yine seyrederken hamamın içine düşmüş ve prensesin koruyucuları Şahmeran’ın başını keserek onu öldürmüşler. Bugün hamamın iç duvarlarında ki kırmızı lekelerin Şahmeran’ın vücudundan fışkıran kan izleri olduğuna inanılıyor.

Kent merkezi içinde görülecek yerlerin başında bulunduğu çevreye ismini veren Türk – İslam mimarisinin önde gelen eserlerinden biri olan abidevi kapısıyla Ulu Cami, Eski Cami geliyor. Ulu cami yakınında ise 1579 tarihinde Ramazan oğulları’ndan Piri Paşa’nın oğlu İbrahim Bey tarafından yaptırılan 2004 yılında Tarsus Belediyesi’nce onarılıp Etnografya Müzesine dönüştürülen Kırkkaşık Bedesteni bulunuyor. Aziz Paulus Kuyusu, Antik Yol, Tarihi Tarsus Evleri, Kleopatra Kapısı, 1910 tarihinde neoklasik üsluplu olarak inşa edilen Osmanlı son dönem mimarisi ile dikkat çeken Amerikan Koleji, Osmanlı Parkı ve Müzesi gezi yerleriniz olabilir.
Tarsus Saat Kulesi
Tarsus Ulu Camisi avlusunun kuzeydoğusunda yer alan saat kulesi,
1892 – 1893 yıllarında kesme taştan, sekizgen planlı olarak inşa edilmiş. Ulu Cami’nin eski minare kaidesi üzerinde bulunan kulenin saat odası etrafını demir parmaklıklı balkon çevrelerken, dört yöne bakan dairesel saat kadranları, Arap rakamları ile belirtilmiş. Yerden yüksekliği 30 metre olan saat kulesinin girişi minare kaidesinin üzerinde ve doğu yönünde bulunuyor. Kulenin çevresinde ise çam ve çınar ağaçları yükseliyor.

Çevredeki Gezi Yerleri

Tarsus’a 60 km uzaklıkta bulunan Namrun Yaylasını yukarda bırakacak olursak çiçek açma mevsiminde limon ve portakal bahçelerinde yoğun olarak duyulan narenciye çiçek kokusu içinde dolaşmanın yanı sıra tropikal iklim bitkileri, palmiyelerle kaplı Mersin Viranşehir den Silifke’ye doğru uzanan sahil bandı üzerinden ulaşılan Ayaş, Elaiussa Sebaste, Narlıkuyu, cennet cehennem mağaraları, Astım ve Dilek Mağarası, Kızkalesi, Uzuncaburç, Adam kayalar gibi gün içersinde mola vereceğiniz gezi yerleri olabilir. Adana ve zengin çevresi kısa sürede ulaşabileceğiniz diğer yöndeki alternatifleriniz.

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir