Tire Hanları ve Kervansarayları
Beylikler Devrinden itibaren başlayan ekonomik büyüme, özellikle 15.ve 16.yy’larda olağanüstü bir gelişme göstermiş, bu nedenle de beraberinde ticari yapılanmayı zorunlu kılmıştır.Bu yapılanma içinde kuşkusuz kervansaraylar ve hanlar gereksinimlerin karşılanmasında birinci dereceden pazar tesisleri olarak dikkati çekmeye başlamıştır.
Kentin çarşı ve pazar oluşumları özellikle kervansaray ve han konumlarını esas almıştır. Kervansaray çevreleri gerek iş yeri oluşturmada gerek yolcuların çeşitli gereksinimlerini kar¬şılayabilecek plansal bir gelişim göstermiştir. Hanların yapıldıkları dönemde bu özellikleri taşıdıkları görülüyor. Bu nedenle kentin tarihi gelişiminde han ve kervansarayların konumu oldukça değerli malzemeler durumundadır.
15. ve 1.6. yy’da kentteki ticari canlılık, han ve pazar gelişimini hızlandırırken, hayvanların barınma sorunlarını da beraber getirmektedir. Kentin, ticari yol ağı üzerinde bulunması, han ve kervansarayların sayıca kabarıklığına karşın, barınma sorunu ciddiyet kazanmıştır. Han ve Kervansaray ahurlarının yeterli olmayışı, kentte Deve ahurları (Deve Damları) inşa düşüncesini geliştirmiştir. Gerek vakıf kayıtları gerek vakfiyeler bu ahurların olağanüstü gelişiminin en somut kanıtlarıdır. Bu ahurlar, önem kazanan ticari bir sektör olarak 19.yy’a değin varlıklarını devam ettirmişlerdir. Kervanlardaki kimi kez 1.000’i aşan hayvanların konaklama ve barınmaları güvenli bir ortam istediğinden, özellikle kentteki vakıf sahipleri ile tüccar ve ayanların gözdesi bir alan olarak dikkati çekmektedir. Vakfiyelerde, vakıf mallar sayılırken ahurlar ve depolama (Mağaza) alanları önemli bir yer tutmaktadır. Bu ahurların kentin çeşitli kesimlerine dağılması, hatta konut alanlarına değin girmesi konunun ticari cazibesini göster¬mektedir.
Dönem dönem, Gediz şaphanesinden,İzmir ve Kuşadasına nakliyede kullanılmak üzere 800 devenin kullanılması, yine süvari ve top arabaları atlarının gereksinimi için 10.000 yük saman istemi ile ilgili 900 devenin, Birgi ve Kiraz’dan Aydın Güzelhisarı’na gidecek zahire için Tire’den 100 deve kullanımının yanısıra, sürat topçuları için ayrıca 60 beygir istemi bu konudaki “Ahur Gereksinimi” nin önemini yansıtan, sadece 1838 yılına ait birkaç örnektir… Öyle ki, hanların folklore de konu olduğu gözlenmektedir.
Şu Tire’nin han kapısı sürgülü Şu Tire’nin hanları ekleme
Siyah da saçlar sırma ile örgülü Nazlı yarim yine de geldi aklıma
Benim yarim aman şu yerlerin bülbülü Yenileyin aman yar sevmişsin saklama
Urum’dan Şam’a kadar ünüm var benim. Urum’dan Şam’a kadar ünüm var benim
Şu yerlerde bir ufacık yarim var benim. Şu yerlerde bir ufacık yarim var benim
Endim gittim şu Tire’nin hanına Mekan tuttum güzellerin yanına Pazar ettim aman şeftalinin onuna Urum’dan Şam’a kadar ünüm var benim Şu yerlerde bir ufacık yarim var benim.
Görüleceği üzere, hanların türkülere girmesi halkın yaşamındaki yeri yansıtması bakımından ayrı bir değer taşımaktadır…
Hatta hanların adlarından işlevlerini de anlamak güç değildir. Örneğin, Lala Sinan Pa¬şa’nın Pirinç Ham, Bozahane Hanı, Lütfi Paşanın Pamuk Hanı, Esir Hanı, Bakır Hanı, Halil Yahşi Bey’in Un Kapanı’ndaki Kapan Kervansarayı ve Sadrazam Rum Mehmet Paşa’nın Destimal Hanı gibi..
Ancak kimi hanların, belgelerdeki adı ile halk ağzındaki adlarının ayrı ayrı olması, bu han¬ların sağlıklı belirlenmesini zorlaştırmaktadır. Hatta bunlar sicillerde dahi sağlıklı ad olmaktan çıkmaktadırlar. Kimi hanlar, icarcı adlarıyla anıldıklarından belirleme zorlaşmaktadır. Bu nedenle, Eski Hayvan Pazarındaki (Hacı İbrahim Ağa Konağı yakında) “Yörükoğlu Hanı”, İbni Melek Türbesi karşısındaki “Üçer Hanı” ile Portakal Pazarındaki “Mestanoğlu Hanı” ve Kapan önündeki “Yarım Han” in banileri bilinmemektedir. Banileri bilinmeyen bu hanların da dönem tesbitleri güçleşmektedir.
Vakıf muhasebe kayıtlarında, kimi hanların adlarının verilmeyişi konumuz açısından belirleme zorluğu çıkarmaktadır. Örneğin, Emre Kadı Zaviyesi’nin vakıfları içinde “Han” kaydı bulunmasına karşın bu hanın adı yoktur. Aynı şekilde ikinci bir hanın veya hamamın muhasebe kayıtlarında “Diğer” ifadesiyle yer alması konumuz açısından belirsizlik yaratmaktadır.
Tire hanları ile ilgili rakamlarda da çelişkiler görünmektedir. Evliya Çelebi,han sayısını 27 olarak verirken, sadece 11 tanesinin adını verir. Bunlar, Lütfü Paşa, Rüstem Paşa, Frenk, Esir, Destimal, Abdüsselam, Kutu (Kütahya), Çöplüce, Pasban, Mardinli ve Karakadı hanlarıdır. 1908 Tarihli Aydın Vilayeti Salnamesi han sayısını 14 olarak vermektedir. Bizim araştırmalarımızda ise bu rakam 31 dolaylarındadır. Elbette, gerek Evliya Çelebi gerekse salname kayıtları “Çalışır” durumdaki han sayılarıdır. Bizim rakamlarımız, çalışan veya çalışmayan, varlıkları bilinen hanlardır. Resmi rakamlarla, tesbit sayıları çelişebilmektedir.
Ve bunlardan Gurgur Kervansarayı kırsal kesimde bulunmaktadır. Kırsal kesimde yer alan ve bugün Akyurt – Akçehir sapağından 2 km içeride bulunan “Han Yıkığı”nın dağ eteğinde bulunması, zamanında bu güzergahın ticari yol olduğunun kanıtıdır. Esasen, Akyurt’un bir diğer adı da “Balıkçı Boğazı”dır ki bu da geçit özelliğinde bulunduğunu göstermektedir…
Tire Kervansaray ve hanlarının başlangıcında önemli adlara rastlamaktayız. Örneğin, Aydınoğlu İsa Bey’in kent içindeki kervansarayı bunlardan başlıcasıdır. Yine Hacı Ahmet, İbni Hatip, Muhiddin Bey ve Kalamus Kervansarayları diğer örneklerdir.
Kırsal kesimde bir derbent köyü olan Gurgur’daki kervansaray ayrı bir önem taşımaktadır. Zira bu kervansaray, 16. yy’da Tire kuzey yolunun buradan geçtiği konusunda önemli bir belgedir.
Elimizdeki belgelerde bu kervansaray ve hanların konum özellikleri ile işlevini açıklaması nedeniyle önem taşımaktadır.
