Trablus Kalesi: Raymond de Saint-Gilles’in Hacılar Dağı’ndaki Kalesi

Lübnan’ın ikinci büyük şehri Trablus’un (Trablusşam) tam ortasında, Ebu Ali Nehri’nin kıyısındaki bir tepenin üzerinde yükselen Trablus Kalesi, ülkenin en büyük ve en etkileyici ortaçağ kalelerinden biridir. Batı kaynaklarında, kaleyi ilk kez inşa ettiren Haçlı komutanının adıyla “Raymond de Saint-Gilles Kalesi” olarak bilinir. Yerel halk ise ona kısaca “Kal’a” ya da Arapça “Kal’at Trablus” der. Bugün gördüğümüz yapı, Haçlı, Memlük ve Osmanlı dönemlerinin üst üste binmiş izlerini taşır.

Trablus, Lübnan’ı gezen yabancı ziyaretçilerin çoğu zaman atladığı bir şehirdir. Oysa şehrin Memlük döneminden kalma eski çarşısı, camileri, medreseleri, hanları ve hamamları, Beyrut’un hemen hiçbir yerinde bulunmayan bir tarihi doku sunar. Kale ise bu dokunun en üst noktasında, şehre yukarıdan bakan bir bekçi gibi durur. Bu yazıda kalenin kuruluş hikâyesini, Haçlılardan Osmanlılara uzanan tarihini, mimarisini, çevresindeki Memlük şehrini ve ziyaret için pratik bilgileri ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.

Trablus Kalesi
Trablus Kalesi

Genel Bilgiler

  • Adı: Trablus Kalesi (Kal’at Trablus, Raymond de Saint-Gilles Kalesi)
  • Konumu: Trablus, Kuzey Lübnan Valiliği, Lübnan
  • İlk inşa: 1103 civarı, Haçlı komutanı Raymond de Saint-Gilles tarafından
  • Yeniden inşa: 14. yüzyılın başı, Memlük emiri Esendemir el-Kürcî
  • Osmanlı onarımı: 1521, Kanuni Sultan Süleyman dönemi
  • Yapı türü: Şehir içi tepe kalesi
  • Uzunluk: Yaklaşık 130 metre uzunluğunda, tepenin sırtını izleyen uzun bir plan

Koordinatlar: 34.4335° K, 35.8442° D
Google Haritalar’da Trablus Kalesi

Antik Trablus: Üç Şehir

Trablus adı, Yunanca “Tripolis” yani “üç şehir” kelimesinden gelir. Antik kaynaklara göre şehir, Fenike’nin üç büyük şehri olan Sur, Sayda ve Arvad’dan (Ruad) gelen kolonistlerin kurduğu üç ayrı mahalleden oluşuyordu. Bu üç şehir, Fenike şehir devletlerinin ortak meclisinin toplandığı bir merkez olarak işlev görüyordu. Antik Trablus, bugünkü şehrin kıyı kesiminde, El-Mina olarak bilinen yarımadada bulunuyordu.

Pers, Helenistik ve Roma dönemlerinde Trablus, Doğu Akdeniz kıyısındaki önemli liman şehirlerinden biri olarak gelişti. Roma döneminde şehir zenginleşmiş, tapınaklar ve kamu yapılarıyla donatılmıştı. Ancak 551 yılında Doğu Akdeniz’i sarsan büyük deprem ve ardından gelen dev dalga, kıyı şehirlerinin pek çoğu gibi Trablus’u da ağır biçimde tahrip etti. Bizans döneminde şehir yeniden toparlanmaya çalıştıysa da eski ihtişamına kavuşamadı.

7. yüzyılda İslam orduları Suriye kıyılarına ulaştığında Trablus da Müslümanların eline geçti. Emeviler döneminde şehir, Bizans donanmasına karşı bir deniz üssü olarak kullanıldı. Abbasiler ve sonrasında şehir zaman zaman Bizans saldırılarına uğradı; ancak genel olarak İslam dünyasının bir parçası olarak kaldı.

Fatımiler Dönemi ve Benî Ammâr

10. yüzyılın sonlarında Trablus, Mısır’daki Fatımi Devleti’nin yönetimine girdi. 11. yüzyılın ikinci yarısında ise şehir, yerel bir kadı ailesi olan Benî Ammâr’ın yönetiminde fiilen bağımsız bir emirliğe dönüştü. Benî Ammâr döneminde Trablus, ilim ve kültürün parladığı bir şehir oldu. Kaynaklarda, ailenin kurduğu ve “Dârü’l-İlm” adı verilen büyük bir kütüphaneden söz edilir. Bu kütüphanenin on binlerce cilt kitap barındırdığı aktarılır; ancak bu sayıların abartılı olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.

Kalenin bulunduğu tepe, Haçlılardan önce de önemli bir yerdi. Bazı araştırmacılar, tepede Fatımiler döneminde bir cami ya da türbe bulunduğunu ve Haçlıların bu yapıyı kalenin içine kattığını öne sürer. Kalenin içindeki bazı yapı kalıntılarının bu erken döneme ait olabileceği düşünülmektedir. Ancak tepenin Haçlı öncesi kullanımına dair bilgiler sınırlıdır ve kesin yorumlar yapmak güçtür.

Trablus Kalesi ve şehir manzarası
Trablus Kalesi ve şehir manzarası

Raymond de Saint-Gilles ve Hacı Dağı

Raymond de Saint-Gilles, Toulouse Kontu IV. Raymond olarak da bilinir ve Birinci Haçlı Seferi’nin en güçlü ve en zengin liderlerinden biriydi. 1099’da Kudüs’ün alınmasında önemli rol oynamış, ancak kendisine Kudüs’te bir taht verilmemişti. Bunun üzerine Raymond, Doğu Akdeniz kıyısında kendi devletini kurmaya karar verdi ve gözünü Lübnan’ın kuzey kıyısındaki zengin Trablus şehrine dikti.

Trablus, güçlü surları ve denizden ikmal imkânıyla kolayca alınabilecek bir şehir değildi. Raymond, 1102-1103 yıllarında şehrin birkaç kilometre içerisindeki bir tepeye yerleşti ve burada bir kale inşa ettirdi. Haçlılar bu tepeye “Mons Peregrinus”, yani “Hacılar Dağı” adını verdiler. Arap kaynakları ise kaleyi Raymond’un adından türetilen “Kal’at Sanjil” (Saint-Gilles Kalesi) olarak anar. Bu kale, uzun sürecek kuşatmanın merkezi olacaktı.

Raymond’un amacı, şehrin kara bağlantısını kesmek ve tepedeki kaleden şehri sürekli baskı altında tutmaktı. Kalenin bulunduğu tepe, Ebu Ali Nehri vadisine hâkimdi ve iç bölgelerden şehre gelen yolları kontrol edebiliyordu. Bu stratejik konum, kalenin sonraki yüzyıllarda da önemini korumasını sağladı.

Uzun Kuşatma

Trablus kuşatması, Haçlı seferleri tarihinin en uzun kuşatmalarından biri olarak bilinir. 1102’den 1109’a kadar yaklaşık yedi yıl süren bu kuşatma boyunca şehir, denizden gelen Fatımi destekleriyle direnmeye çalıştı. Benî Ammâr hükümdarı Fahrülmülk, yardım istemek için Bağdat’a kadar gitti; ancak beklediği desteği bulamadı.

Raymond de Saint-Gilles, kuşatmanın sonunu göremedi. 1105’te tepedeki kalede hayatını kaybetti. Bazı kaynaklar, şehir halkının yaptığı bir baskın sırasında kalenin bir bölümünün yandığını ve Raymond’un bu olay sırasında aldığı yaralar sonucunda öldüğünü aktarır. Raymond’un ölümünden sonra kuşatmayı akrabaları sürdürdü. Sonunda 1109’da Cenova donanmasının da desteğiyle Trablus Haçlıların eline geçti.

Şehrin alınması sırasında büyük yağma ve tahribat yaşandı. Benî Ammâr’ın ünlü kütüphanesinin de bu sırada yakıldığı aktarılır. Bu olay, İslam kaynaklarında büyük bir kültürel kayıp olarak anılır. Kütüphanenin büyüklüğüne ve yok oluşunun ayrıntılarına dair anlatıların bir kısmının sonradan abartılmış olabileceğini hatırlatmakta yarar var; yine de şehrin ilim mirasının bu dönemde ciddi zarar gördüğü genel kabul görür.

Raymond de Saint-Gilles Kalesi 2009
Raymond de Saint-Gilles Kalesi 2009

Kuşatmanın uzun sürmesinin bir nedeni de Haçlıların kendi aralarındaki anlaşmazlıklardı. Raymond’un ölümünden sonra mirası için hem kuzeni hem de oğlu hak iddia etti. Bu çekişme ancak Kudüs Kralı I. Baudouin’in arabuluculuğuyla çözülebildi.

Trablus Kontluğu

Trablus’un alınmasıyla birlikte Doğu Akdeniz’deki dört Haçlı devletinin sonuncusu olan Trablus Kontluğu kuruldu. Kontluk, kuzeyde Lazkiye yakınlarından güneyde Biblos’un güneyine kadar uzanan kıyı şeridini ve iç bölgelerdeki bazı kaleleri kapsıyordu. Ünlü Krak des Chevaliers (Hısnü’l-Ekrad) Kalesi, Safita ve Tartus da bu kontluğun toprakları içindeydi.

Kontluk, yaklaşık 180 yıl boyunca varlığını sürdürdü. Bu süre içinde Trablus, Doğu Akdeniz ticaretinin önemli merkezlerinden biri haline geldi. Şehirde ipek dokumacılığı ve şeker üretimi gelişti; Cenevizli, Venedikli ve Pizalı tüccarlar şehirde kendi mahallelerine sahip oldu. Kontlar, Kudüs Krallığı ve Antakya Prinkepsliği ile bazen ittifak, bazen rekabet içinde oldular. 12. yüzyılın sonlarında Trablus kontu III. Raymond, Kudüs Krallığı’nın iç siyasetinde etkin bir rol oynadı ve Hıttin Savaşı’ndan sağ kurtulan birkaç Haçlı liderinden biri oldu.

13. yüzyılda kontluk, Antakya Prinkepsliği ile aynı hanedan altında birleşti. Bu dönemde Trablus, iç çekişmeler ve dış tehditlerle zayıfladı. 1268’de Memlük Sultanı Baybars’ın Antakya’yı almasıyla birlikte Trablus, kuzeydeki son büyük Haçlı merkezi olarak kaldı.

Haçlı Döneminde Kale

Raymond’un kuşatma sırasında yaptırdığı ilk kale, muhtemelen oldukça basit bir yapıydı. Şehir alındıktan sonra kale genişletildi ve güçlendirildi. Haçlı döneminde tepenin üzerinde, kontluğun yönetim merkezlerinden biri olarak işlev gören bir kale ile birlikte bir kilise de bulunuyordu. Kalenin içinde bugün de görülebilen bazı yapı kalıntılarının, Haçlı dönemindeki kiliseye ait olduğu düşünülür.

Haçlı döneminde Trablus’un asıl yerleşim merkezi kıyıdaki El-Mina yarımadasıydı. Tepedeki kale ise bu şehre biraz uzak, iç kesimde kalan ve şehrin kara yolunu kontrol eden bir savunma noktasıydı. Kalenin çevresinde, “Hacılar Dağı” adı verilen bir yerleşimin de geliştiği bilinir.

Bu dönemde kale birçok kez depremlerden zarar gördü. 1170’te bölgeyi etkileyen büyük deprem, Doğu Akdeniz’deki pek çok yapı gibi Trablus’u da ağır biçimde etkiledi. Kale, bu tür doğal afetlerin ardından tekrar tekrar onarıldı.

Sultan Kalavun ve 1289 Fethi

1289 yılında Memlük Sultanı Seyfeddin Kalavun, büyük bir orduyla Trablus’u kuşattı. Kuşatma yaklaşık bir ay sürdü. Memlük ordusu, çok sayıda mancınık kullanarak şehrin surlarını dövdü. Şehrin savunucuları arasındaki anlaşmazlıklar ve Venedikli ile Cenevizli tüccarların bir kısmının şehri erken terk etmesi, savunmayı zayıflattı. Nisan 1289’da Memlük askerleri surları aşarak şehre girdi.

Şehrin düşüşü, ağır bir kayıp ve yıkımla sonuçlandı. Kıyıdaki eski şehir büyük ölçüde tahrip edildi. Kalavun, Haçlıların denizden yeniden çıkarma yapıp şehri kullanmasını önlemek için kıyıdaki eski Trablus’un yıkılmasını emretti. Bu karar, şehrin tarihinde bir dönüm noktası oldu: Trablus artık kıyıda değil, iç kesimde, kalenin eteklerinde yeniden kurulacaktı.

Trablus’un fethi, Haçlıların Doğu Akdeniz’deki varlığının sonuna yaklaşıldığını gösteriyordu. İki yıl sonra, 1291’de Kalavun’un oğlu el-Eşref Halil’in Akka’yı almasıyla Haçlı devletleri tamamen tarihe karıştı.

Trablus Kalesi duvarları
Trablus Kalesi duvarları

Memlük Trablusu’nun Doğuşu

Memlükler, yeni Trablus’u kalenin bulunduğu tepenin eteklerinde, Ebu Ali Nehri’nin iki yakasında kurdular. Bu yeni şehir kısa sürede Memlük Devleti’nin önemli eyalet merkezlerinden biri haline geldi. Trablus, Şam ve Halep’ten sonra Memlüklerin Suriye’deki en önemli şehirlerinden biri oldu ve bir “niyabet”, yani naiplik merkezi olarak yönetildi.

14. ve 15. yüzyıllar boyunca Memlük emirleri ve naipleri şehirde çok sayıda cami, medrese, han, hamam ve çeşme yaptırdı. Bugün Trablus eski şehrinde görülen tarihi yapıların büyük bölümü bu dönemden kalmadır. Bu nedenle Trablus, Kahire’den sonra Memlük mimarisinin en zengin örneklerini barındıran şehirlerden biri olarak kabul edilir. Şehrin bu mirası, onu Lübnan’ın tarih meraklıları için en değerli duraklarından biri yapar.

Memlük Döneminde Kale

Haçlılardan kalan kale, 1289 kuşatması sırasında ve sonrasında ağır hasar görmüştü. 14. yüzyılın başlarında, Trablus naibi Emir Esendemir el-Kürcî kaleyi büyük ölçüde yeniden inşa ettirdi. Bu yeniden inşanın 1307-1308 yıllarında yapıldığı aktarılır. Esendemir, eski Haçlı yapılarının bir kısmını korurken yeni kuleler, duvarlar ve iç yapılar ekledi.

Memlük döneminde kale, şehrin garnizonuna ve naibin askeri kuvvetlerine ev sahipliği yaptı. Kale aynı zamanda bir cephanelik ve depo olarak da kullanılıyordu. Kalenin içindeki bazı tonozlu salonlar ve kuleler bu döneme tarihlendirilir. Esendemir’in adı, şehrin başka yapılarında da geçer; eski şehirdeki Esendemir Camii de onun adını taşır.

Memlük döneminde Trablus, aynı zamanda sürgün edilen emirlerin gönderildiği bir yer olarak da bilinirdi. Kahire’deki saray çekişmelerinde gözden düşen bazı emirler, Trablus’a naip ya da sürgün olarak gönderilirdi. Bu durum, şehre sürekli yeni yöneticilerin ve onların yaptırdığı yapıların gelmesine yol açtı. Kalenin de bu süreçte sürekli onarılıp güçlendirildiği ve şehrin yönetim merkezinin bir parçası olarak kullanıldığı bilinmektedir. Kale, aynı zamanda kıyıdan gelebilecek Avrupa saldırılarına karşı iç bölgede güvenli bir sığınak işlevi de görüyordu.

Osmanlı Dönemi

1516’da Mercidabık Savaşı’nın ardından Trablus, Osmanlı İmparatorluğu’na katıldı. Osmanlılar şehri bir eyalet merkezi yaptılar; Trablusşam Eyaleti, uzun süre bölgenin en önemli idari birimlerinden biri oldu. “Trablusşam” adı, bu şehri Kuzey Afrika’daki Trablusgarp’tan ayırmak için kullanılıyordu.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1521 yılında kale kapsamlı bir onarımdan geçti. Kalenin ana girişinin üzerinde, bu onarımı kaydeden Osmanlıca bir kitabe bulunur. Kitabe, kaleyi ziyaret eden Türk okurlar için ayrıca ilgi çekici bir ayrıntıdır. Giriş kapısının bugünkü görünümü büyük ölçüde bu dönemden kalmadır.

19. yüzyılın başlarında Trablus valisi Mustafa Ağa Berber, kaleyi yeniden onartarak bir kısmını yeniden düzenledi. Bu dönemde kale bir hapishane olarak da kullanıldı. Bu kullanım, Fransız Mandası döneminde ve Lübnan’ın bağımsızlığından sonraki bir süre boyunca da devam etti. 20. yüzyılın ortalarından itibaren kale, Lübnan Eski Eserler Genel Müdürlüğü tarafından korunmaya ve restore edilmeye başlandı ve ziyarete açıldı.

Trablus Kalesi (Kal'at Sanjil)
Trablus Kalesi (Kal’at Sanjil)

Mimari Özellikler

Trablus Kalesi, bulunduğu tepenin sırtını izleyen uzun ve düzensiz bir plana sahiptir. Kalenin uzunluğu yaklaşık 130 metre, genişliği ise yaklaşık 70 metre civarındadır. Bu plan, kalenin tek bir dönemde değil, yüzyıllar boyunca eklemelerle şekillendiğini gösterir. Haçlı, Memlük ve Osmanlı dönemlerine ait duvarlar ve kuleler, bugün birbirine bağlanmış bir bütün oluşturur.

Kalenin duvarları, yöreye özgü kireçtaşı bloklardan örülmüştür. Kuzey ve doğu tarafları, Ebu Ali Nehri vadisine doğru dik yamaçlara bakar; bu da kaleyi doğal olarak korunaklı kılar. Batı ve güney tarafları ise eski şehre bakar. Kalenin girişi kuzeybatı tarafındadır ve ziyaretçiler önce bir hendek üzerinden geçen köprüyle, ardından birkaç kapıdan oluşan bir giriş sisteminden geçerek kalenin içine ulaşır.

Giriş sistemi, ortaçağ askeri mimarisinin tipik bir örneğidir. Ziyaretçi, dirsek yapan geçitlerden geçerek ilerler; bu düzenleme, saldırganların doğrudan ilerlemesini zorlaştırmak için tasarlanmıştır. Kapıların üzerinde mazgallar ve ok delikleri bulunur. Ana kapının üzerindeki Osmanlı kitabesi, girişin en dikkat çekici unsurudur.

Kalede Neler Görülür?

Giriş Kapısı ve Osmanlı Kitabesi

Kalenin ana girişi, ziyaretçiyi etkileyen ilk yapıdır. Kapının üzerindeki kitabe, 1521’deki Osmanlı onarımını kaydeder. Kapının iki yanındaki güçlü burçlar ve üstündeki mazgallar, girişin savunma açısından ne kadar önemli olduğunu gösterir. Kapıdan geçtikten sonra dirsekli bir geçitle kalenin iç bölümlerine ulaşılır.

Haçlı Kilisesi Kalıntıları

Kalenin içinde, Haçlı dönemine ait olduğu düşünülen bir kilisenin kalıntıları bulunur. Kilisenin planı sekizgen bir yapıya işaret eder ve bazı araştırmacılar, bu sekizgen planın Kudüs’teki Kutsal Kabir Kilisesi’nin rotundasından esinlenmiş olabileceğini öne sürer. Bazı görüşlere göre bu yapı, Haçlılardan önce burada bulunan bir Fatımi türbesinin üzerine kurulmuştur. Kalıntılar bugün oldukça sınırlı olsa da kalenin en eski katmanlarından birini temsil eder.

Tonozlu Salonlar

Kalenin çeşitli bölümlerinde, kalın duvarlı ve tonozlu geniş salonlar bulunur. Bu salonlar, garnizonun yaşam alanları, depolar ve cephanelik olarak kullanılmıştır. Yazın en sıcak günlerinde bile bu salonların içi serin kalır. Bazı salonlarda zaman zaman sergiler ve kültürel etkinlikler düzenlenir.

Kuleler ve Surlar

Kalenin çevresindeki kuleler ve surlar boyunca yürümek, ziyaretin en keyifli bölümlerinden biridir. Kulelerin bir kısmı Memlük döneminde eklenmiştir ve dışarıya doğru çıkıntı yapan yapılarıyla dikkat çeker. Surların üzerinden hem eski şehre hem de Ebu Ali Nehri vadisine bakılabilir. Ancak bazı bölümlerde korkuluk bulunmadığı için dikkatli olmak gerekir.

Hapishane Bölümü

Kalenin 19. ve 20. yüzyıllarda hapishane olarak kullanıldığı dönemden kalan bazı hücreler ve odalar da görülebilir. Bu bölümler, kalenin askeri işlevini yitirdikten sonraki kullanımına dair ilgi çekici bir iz bırakır.

Trablus Kalesi'nin üst bölümü
Trablus Kalesi’nin üst bölümü

Kaleden Manzara

Trablus Kalesi’nin en büyük ödüllerinden biri, surlarından görülen geniş manzaradır. Batıya bakıldığında, eski şehrin kubbeleri, minareleri ve düz çatılı evleri bir halı gibi serilir. Uzakta modern Trablus’un binaları ve El-Mina’nın kıyı şeridi, onun da ötesinde Akdeniz görünür. Doğuya bakıldığında ise Ebu Ali Nehri vadisi ve vadinin karşı yamacındaki mahalleler, arkada da Lübnan dağlarının eteklerinde yükselen tepeler izlenir.

Özellikle ezan vakitlerinde kaleden şehri izlemek etkileyici bir deneyimdir; eski şehrin onlarca camisinden yükselen ezan sesleri vadide yankılanır. Gün batımına yakın saatlerde ışık, şehrin taş yapılarını sıcak tonlara boyar ve fotoğraf için en uygun zamanı oluşturur.

Trablus Eski Şehri

Kaleden indikten sonra, hemen eteklerinde başlayan eski şehir, Lübnan’ın en otantik tarihi çarşılarından birini sunar. Dar sokaklar, kapalı çarşılar, kemerli geçitler ve tarihi yapılar arasında dolaşmak, Memlük ve Osmanlı dönemlerinin şehir hayatını hissetmenin en iyi yoludur. Trablus eski şehri, turistik bir vitrin olmaktan çok, halkın gerçekten yaşadığı, alışveriş yaptığı ve çalıştığı canlı bir mahalledir.

Çarşıda kuyumcular, bakırcılar, terziler, sabuncular, baharatçılar ve tatlıcılar bulunur. Her zanaatın kendi sokağı ya da bölümü vardır; bu düzen, ortaçağ İslam şehirlerinin tipik özelliğidir. Suk el-Kuyumcular (Altıncılar Çarşısı) ve Suk el-Nahhasin (Bakırcılar Çarşısı) en bilinen bölümlerdendir. Bakırcıların atölyelerinden yükselen çekiç sesleri, çarşının karakteristik seslerinden biridir.

Eski şehrin dokusu, Ebu Ali Nehri’nin 1955’teki büyük taşkınından ve sonraki yıllardaki çatışmalardan zarar görmüştür. Nehir taşkınından sonra yapılan beton kanal, eski şehrin bir bölümünü ikiye ayırmıştır. Yine de şehrin tarihi merkezinin büyük kısmı korunmuştur ve çeşitli restorasyon projeleriyle yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Eski şehirde gezinirken dikkat edilmesi gereken bir başka ayrıntı, yapıların cephelerindeki kitabelerdir. Memlük emirleri ve Osmanlı valileri, yaptırdıkları cami, medrese, çeşme ve hanların kapılarına adlarını ve yapım tarihlerini kaydeden kitabeler koydurmuşlardır. Bu kitabeler, şehrin tarihini taşların üzerinden okumayı mümkün kılar. Arapça bilmeyenler için bile, kapıların üzerindeki zarif hat yazıları ve geometrik süslemeler ayrı bir estetik zevk sunar. Bazı yapılarda Haçlı dönemine ait taşların ve süsleme parçalarının yeniden kullanıldığı da görülür; bu da Trablus’un katmanlı geçmişinin bir başka yansımasıdır.

Çarşının içinde yer alan küçük kahvehaneler, gezinin yorgunluğunu atmak için iyi duraklardır. Yerel halk burada nargile içip tavla oynar, gün boyu sohbet eder. Bir bardak çay ya da Arap kahvesi eşliğinde bu ortamı izlemek, Trablus’un gündelik hayatına tanıklık etmenin en doğal yoludur.

Camiler ve Medreseler

Eski şehrin en önemli yapısı, Büyük Mansuri Camii’dir. 1294 yılında Sultan Kalavun’un oğlu el-Eşref Halil döneminde tamamlanan bu cami, Memlük Trablusu’nun ilk büyük yapılarından biridir. Caminin minaresi, Haçlı döneminden kalma bir kilisenin çan kulesinden dönüştürülmüş gibi görünür ve Lombard mimari özellikleri taşır. Caminin kuzey kapısının da bir Haçlı yapısından devşirildiği düşünülmektedir. Bu ayrıntılar, şehrin farklı dönemlerinin iç içe geçtiğini gösterir.

Taynal Camii, eski şehrin en güzel Memlük camilerinden biri olarak kabul edilir. 1336’da Emir Seyfeddin Taynal tarafından yaptırılan cami, siyah ve beyaz taşların dönüşümlü kullanıldığı (ablak tekniği) zengin süslemeli giriş kapısıyla tanınır. Caminin içindeki Haçlı dönemine ait olduğu düşünülen granit sütunlar da dikkat çeker.

Eski şehirde ayrıca Kartaviyye Medresesi, Burtasiyye Camii ve Medresesi, Tuveyşiyye Medresesi gibi çok sayıda Memlük dönemi eğitim ve ibadet yapısı bulunur. Bu yapıların çoğu, süslü taş kapıları, mukarnaslı nişleri ve renkli taş işçiliğiyle Memlük sanatının inceliklerini yansıtır. Osmanlı döneminden kalma Muallak Camii ve Tekke Camii de görülmeye değer yapılardır.

Trablus eski şehir surları
Trablus eski şehir surları

Hanlar ve Hamamlar

Trablus eski şehrinin ticari hayatı, yüzyıllar boyunca hanların etrafında şekillendi. Bu hanların en ünlüsü, Han el-Sabun, yani Sabun Hanı’dır. 16. yüzyılın sonlarında Osmanlı döneminde inşa edilen bu han, adını içinde yürütülen sabun ticaretinden alır. Trablus, zeytinyağlı sabunlarıyla yüzyıllardır tanınır ve bugün de handa geleneksel yöntemlerle üretilen, çeşitli bitki özleri ve kokularla zenginleştirilmiş sabunlar satılır. Ziyaretçiler, sabun ustalarının çalışmasını izleyebilir ve hediyelik sabun alabilir.

Han el-Hayyatin (Terziler Hanı), Memlük döneminden kalma, iki yanında dükkânların sıralandığı uzun, kemerli bir geçitten oluşur. Han el-Mısriyyin (Mısırlılar Hanı) ise Mısır’dan gelen tüccarların konakladığı bir yapıydı. Bu hanların avlularında dolaşırken, yüzyıllar önce buraya ulaşan kervanları ve canlı ticaret ortamını hayal etmek mümkündür.

Eski şehirde birkaç tarihi hamam da bulunur. Bunların en tanınmışı, Hammam el-Abd’dir. Bu hamam, uzun süre şehrin çalışan tek tarihi hamamı olarak bilinmiştir. Memlük döneminden kalma Hammam İzzeddin ise kubbeleri ve iç düzenlemesiyle mimari açıdan ilgi çekicidir. Hamamların çalışma durumu ve ziyaret imkânları zaman zaman değiştiği için yerel olarak bilgi almak gerekir.

Aslan Kulesi ve Mina

Trablus’un kıyı kesimi olan El-Mina’da, Memlük döneminden kalma bir başka önemli savunma yapısı bulunur: Aslan Kulesi (Burc es-Sıba). 15. yüzyılın sonlarında, Memlük Sultanı Kayıtbay döneminde inşa edildiği düşünülen bu kule, kıyıyı korsan ve Avrupa donanmalarının saldırılarına karşı savunmak için yaptırılmış bir dizi kuleden biridir. Kulenin adının, cephesinde bir zamanlar bulunan aslan kabartmalarından geldiği aktarılır.

Aslan Kulesi, siyah ve beyaz taşlardan oluşan süslü cephesi ve duvarlarına gömülmüş antik sütunlarıyla dikkat çeker. Tıpkı Sayda Deniz Kalesi’nde olduğu gibi, burada da eski yapılardan alınan sütunlar duvarların içine yatay olarak yerleştirilmiştir. El-Mina’yı ziyaret ederken, limanın açıklarındaki küçük adaları da görebilirsiniz; bunlardan Palmiye Adası, doğal koruma alanı olarak ilan edilmiştir ve deniz kaplumbağaları ile kuşlar için önemli bir yaşam alanıdır.

Trablus'ta Tuveyşiyye Medresesi
Trablus’ta Tuveyşiyye Medresesi

Trablus Mutfağı

Trablus, Lübnan’ın tatlı başkenti olarak bilinir. Şehrin geleneksel tatlıcıları, özellikle irmikli ve kaymaklı tatlılarıyla ünlüdür. Bunların en bilinenlerinden biri, ince irmik hamuru ve peynirle yapılan, şerbet dökülerek servis edilen “halawet el-cibn”dir. Ayrıca künefe, maamul ve çeşitli baklava türleri de Trablus’un tatlı kültürünün önemli parçalarıdır. Kale ziyaretinin ardından eski şehirdeki ya da şehir merkezindeki köklü tatlıcılardan birinde mola vermek, Trablus deneyiminin vazgeçilmez bir parçasıdır.

Tuzlu yemekler açısından da Trablus zengin bir mutfağa sahiptir. Fava fasulyesinden yapılan “ful”, nohutlu humus ve çeşitli hamur işleri, şehirde sabah kahvaltısının vazgeçilmezleridir. Kıyıdaki El-Mina’da ise taze balık ve deniz ürünleri sunan lokantalar bulunur.

Kontluğun Kale Ağı

Trablus Kalesi’ni daha iyi anlamak için onu, Trablus Kontluğu’nun kurduğu geniş kale ağının bir parçası olarak düşünmek gerekir. Kontluk, iç bölgelerden gelebilecek saldırılara karşı Humus Gediği’ni kontrol etmek zorundaydı. Bu geçit, Lübnan dağları ile Nusayriye dağları arasındaki doğal bir boşluktur ve iç Suriye’yi kıyıya bağlayan en kolay yoldur. Bu nedenle kontluk, geçide hâkim noktalara güçlü kaleler yerleştirdi. Bunların en ünlüsü, 1142’de Hospitalier Şövalyeleri’ne verilen Krak des Chevaliers’tir. Safita, Arima ve Akkar kaleleri de bu savunma hattının parçalarıydı.

Trablus’taki kale ise bu ağın merkezinde, kontluğun başkentini koruyan son halka konumundaydı. İç bölgedeki kalelerden gelen haberler, işaret ateşleri ve ulaklar aracılığıyla Trablus’a ulaşıyordu. Kıyıdaki Tartus ve Biblos gibi şehirler ise deniz bağlantısını güvence altına alıyordu. Bu bütünlük, kontluğun yaklaşık iki yüzyıl boyunca ayakta kalabilmesinin nedenlerinden biriydi. Bugün bu kalelerin bir kısmı Lübnan’da, bir kısmı ise Suriye sınırları içinde kalmaktadır.

Önerilen Gezi Rotası

Trablus’ta bir günü en verimli şekilde geçirmek için sabah erken saatlerde kaleyle başlamak iyi bir fikirdir. Bu saatlerde hava serin, ışık fotoğraf için uygun ve kalabalık azdır. Kaleyi gezdikten sonra eteklerdeki eski şehre inip Taynal Camii, Büyük Mansuri Camii ve medreseleri görebilirsiniz. Öğle saatlerinde Han el-Sabun ve Han el-Hayyatin’de dolaşmak, kapalı mekânlarda sıcaktan korunmanızı sağlar.

Öğle yemeği için eski şehirdeki geleneksel lokantalardan birinde ful ya da humus denedikten sonra, şehrin ünlü tatlıcılarından birinde mola verebilirsiniz. Öğleden sonra El-Mina’ya geçerek Aslan Kulesi’ni görebilir, ardından kıyı boyunca yürüyüş yapıp gün batımını limanda izleyebilirsiniz. Akşam yemeğini El-Mina’daki balık lokantalarından birinde yemek, günü güzel bir şekilde sonlandırır.

Fotoğraf İpuçları

Trablus Kalesi’nin en iyi genel görüntüsü, Ebu Ali Nehri’nin karşı yakasındaki tepelerden çekilir. Buradan kalenin uzun silueti, eteklerdeki eski şehirle birlikte tek karede görülebilir. Kalenin içinden ise batı surları, eski şehrin minarelerini ve kubbelerini çekmek için en uygun noktadır. Geniş açılı bir objektif bu manzara için faydalı olur.

Eski şehrin dar sokaklarında ve kapalı çarşılarında, tavanlardaki açıklıklardan süzülen ışık huzmeleri etkileyici fotoğraflar sunar. Esnafı fotoğraflamadan önce izin istemek hem nezaket hem de yerel kültüre saygı açısından önemlidir. Camilerin iç mekânlarında fotoğraf çekmeden önce de görevlilere danışmak doğru olur.

Ziyaret Bilgileri

Trablus Kalesi genellikle her gün sabahtan akşamüstüne kadar ziyarete açıktır. Giriş ücreti, Lübnan’daki diğer arkeolojik alanlarla benzer düzeydedir. Ancak çalışma saatleri ve ücretler değişebildiği için gitmeden önce güncel bilgileri teyit etmek gerekir. Lübnan’daki ekonomik dalgalanmalar nedeniyle ücretlerin sık sık güncellendiğini akılda tutun.

Kalenin kendisini gezmek yaklaşık bir buçuk ile iki saat sürer. Eski şehir, camiler, hanlar ve çarşı ile birlikte düşünüldüğünde, Trablus için en az bir tam gün ayırmak önerilir. Kalenin bazı bölümlerinde merdivenler dik, zemin düzensiz ve korkuluklar eksiktir; rahat ayakkabı giymek ve dikkatli olmak gerekir. Camileri ziyaret ederken uygun kıyafet giymeye, kadın ziyaretçilerin başlarını örtmeye ve namaz vakitlerinde ziyaretten kaçınmaya özen gösterin.

Ulaşım

Trablus, Beyrut’un yaklaşık 85 kilometre kuzeyinde yer alır. Beyrut’tan Trablus’a otobüs ve minibüslerle ulaşmak mümkündür; yolculuk trafik durumuna göre bir buçuk ile iki saat arasında sürer. Beyrut’taki Charles Helou otogarından Trablus’a düzenli seferler bulunur. Daha rahat bir yolculuk isteyenler taksi ya da özel araç kiralayabilir. Yol üzerinde Biblos’ta mola vermek, bir günde iki önemli kaleyi görmek için güzel bir seçenektir.

Trablus şehir merkezinde, Tell Meydanı’ndan kaleye ve eski şehre yürüyerek ulaşmak mümkündür. Yürüyüş yaklaşık 15-20 dakika sürer ve eski şehrin sokaklarından geçerek kaleye ulaşmak, ziyaretin keyifli bir parçasıdır.

Ne Zaman Gidilmeli?

Trablus’u ziyaret etmek için en uygun dönemler ilkbahar ve sonbahar aylarıdır. Bu dönemlerde hava ılık ve gezmeye uygundur. Yaz aylarında sıcaklık ve nem yükselir; bu dönemde kaleyi sabah erken saatlerde gezmek önerilir. Kış ayları serin ve yağışlı geçer; ancak kalabalığın az olduğu bu dönem de sakin bir ziyaret için tercih edilebilir. Ramazan ayında eski şehir, iftar sonrası özellikle canlı bir atmosfere bürünür; bu dönem, Trablus’un tatlıcılarını ve gece hayatını deneyimlemek için ilginç bir zamandır.

Seyahat Uyarısı

Lübnan, son yıllarda ağır bir ekonomik kriz, siyasi belirsizlikler ve bölgesel çatışmalardan etkilenmiştir. Trablus da zaman zaman iç gerginliklere ve mahalleler arası çatışmalara sahne olmuştur. Özellikle Bab el-Tebbane ve Cebel Muhsin mahalleleri arasında geçmişte yaşanan çatışmalar, şehrin bu bölgelerini hassas hale getirmiştir. Eski şehir ve kale çevresi normal dönemlerde ziyaretçilerin gezebildiği alanlar olsa da güvenlik durumu hızla değişebilir.

Seyahat planı yapmadan önce Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın güncel seyahat uyarılarını kontrol etmeniz, yerel haberleri takip etmeniz ve mümkünse şehri iyi tanıyan yerel bir rehberle hareket etmeniz büyük önem taşır. Gerginliğin arttığı dönemlerde ziyareti ertelemek en doğru karardır. Şehirde fotoğraf çekerken askeri noktaları ve kontrol noktalarını fotoğraflamaktan kaçının.

Sık Sorulan Sorular

Kale neden Raymond de Saint-Gilles adıyla anılıyor?

Kalenin ilk hali, 1103 civarında Trablus’u kuşatan Haçlı komutanı Raymond de Saint-Gilles (Toulouse Kontu IV. Raymond) tarafından yaptırıldığı için bu adla anılır. Ancak bugün görülen yapının büyük kısmı Memlük ve Osmanlı dönemlerine aittir.

Trablus Kalesi’ni gezmek ne kadar sürer?

Kalenin kendisi için bir buçuk ile iki saat yeterlidir. Eski şehir ve çarşı ile birlikte bir tam gün ayırmak önerilir.

Kalede Osmanlı izi var mı?

Evet. Kalenin ana giriş kapısının üzerinde, 1521’de Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılan onarımı kaydeden bir kitabe bulunur. 19. yüzyılda da vali Mustafa Ağa Berber döneminde kale yeniden onarılmıştır.

Trablus Kalesi ile Biblos Kalesi aynı gün gezilebilir mi?

Evet. Beyrut’tan sabah erken çıkarak önce Biblos’u, ardından Trablus’u gezmek mümkündür. Ancak Trablus eski şehrini rahatça görmek istiyorsanız, şehirde bir gece konaklamak daha iyi bir seçenektir.

Video: Trablus Kalesi

Kaleyi ve çevresini daha yakından görmek isteyenler için aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz.

Neden Görmeli?

Trablus Kalesi, Doğu Akdeniz’de Haçlı, Memlük ve Osmanlı dönemlerinin bu kadar iç içe geçtiği nadir yapılardan biridir. Bir Haçlı komutanının yedi yıl süren kuşatma için kurduğu bir karargâhtan doğan kale, sonraki yüzyıllarda koca bir şehrin kalbi haline gelmiştir. Kalenin surlarından görülen manzara, eteklerindeki Memlük şehrinin canlı çarşıları, camileri ve hanları ile birlikte düşünüldüğünde, Trablus Lübnan’ın en zengin tarihi deneyimlerinden birini sunar. Beyrut’un modern yüzünü gördükten sonra Trablus’a gitmek, Lübnan’ın daha eski ve daha geleneksel yüzünü tanımak için eşsiz bir fırsattır.

Trablus eski şehir sokakları
Trablus eski şehir sokakları

Yakındaki Kaleler

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir