Uçmakdere – Şarköy Tekirdağ

Şarap Tanrısı Dionysos’un yaşadığı toprakları bilir misiniz? Tekirdağ’ın ilçesi Şarköy, Dionysos’un yaşadığı topraklar üzerinde kurulu. Bağbozumu zamanı Şarköy’ün, Mürefte’nin sokakları şıra kokar. 30’a yakın irili ufaklı şarap işletmesinde tatlı bir heyecan yaşanır. Traktörler bağlardan üzüm taşır işletmelere. Dionysos’un Bozcaada’yı da içine alan Şarköy’ün Uçmakdere Köyü’ne kadar giden şarabı dünyaca meşhurdur. En güzel üzümler bu bölgelerde yetişmiştir yüzyıllar boyunca. Bizanslılar döneminde içi şarap dolu amforalar gemiyle Bizans’ın başkenti Konstantipolise taşınırmış yıllar yıllar önce… Şarköy-Mürefte şaraplarının son yolculuğu, Amerika ve Avrupa ülkeleri olurmuş.

Uçmakdere köyünün yaşam ve doğal güzelliklerini, Şarköy-Mürefte’nin ise şarap fabrikası ve bağbozumunu fotoğraflamak için, en güzel zaman..Doğal özellikleriyle Marmara kıyılarının ender köşelerinden biri Uçmakdere. Ganos Dağı eteğinden yol alırken, Marmara’yı hiç bu kadar yüksekten ve bu açıda görmediğinizi fark ederken, karşınızda uzanmış yatan Marmara Adası ve Hayırsız Ada’yla da selamlaşıyorsunuz. Birbirini izleyen koyların doyumsuz güzelliğine sonbaharın sarı-turuncu cazibesi de eşlik edince, Uçmakdere yolu size usta bir ressamın fırçasından çıkan yağlı boya bir tablonun içine çekiyor sanki. Hele bir de Uçmakdere’ye ulaştığınız zaman… İşte o zaman cennettesiniz!

Ya hemen gidin ya da gelecek yaza niyetlenin. Zira bu bölge kışın yağışlar nedeniyle geçit vermiyor ve köy, 3-4 ay mahsur kalıyor. Sakın doğuda bir köyden bahsettiğimi sanmayın. “Uçmakdere Köyü”, İstanbul’a sadece 200 km. uzaklıkta ve Tekirdağ’ı 34 km. geçince Marmara sahilinde yer alıyor. İnsan eli değmemiş doğal güzellikleriyle Marmara Bölgesi’nin ender kıyılarından olan Uçmakdere, kışın ulaşım zorluğu nedeniyle bozulmamış. Bu sayede harika doğa görsel lezzetler sunuyor. Ganos Dağı eteğinde yol alırken, Marmara Denizi’ni, belki de hiç bu kadar yükseklikten ve böyle bir açıdan görmediğinizi fark edeceksiniz. Belki hiç bu kadar doğal olabileceğini de tahmin etmesiniz. Karşınızda uzanmış yatan bir dev gibi Marmara Adası, hemen önünde Hayırsız Ada duruyor. Birbirini takip eden koylar ve bitki örtüsü kızaran yaprakları ile üzüm kütükleri, ampul gibi yanan sarı, turuncu, kırmızı yapraklı ağaçlarıyla sonbaharı da bir başka güzel.

Çiçekli pencereler

Geniş ve bozuk toprak yolu takip ederken ilk önce resim gibi bir köy çıkıyor karşınıza.”Yeniköy”e daha girişte karşılıklı iki ev var ki, görünce şok oluyorsunuz. Evlerin pencereleri komşu çatlatan güzellikte çiçeklerle bezenmiş. Köye giripte bunları görünce sanki bir buket çiçekle karşılanmış gibi hissediyorsunuz kendinizi.Toprak yola devam ederek Uçmakdere’ye varıyorsunuz. “Gözden uzak olan gönülden de uzak olur” atasözünü doğrularcasına kendi halinde bir görüntü sergileyen köy, adeta yağlı boya tablo gibi çıkıyor karşınıza. Tekirdağ’ın Şarköy ilçesine bağlı “Uçmakdere Köyü” ndesiniz. 500 yıllık anıt çınar ağacının yanından geçip köye girince tütün dizili ahşap evler dikkatinizi çekiyor.

İpek böcekçiliği ölünce

Köy halkının babaları, 1924 yılında mübadelede aynı köyden kalkıp gelmişler. Tamamı, iş olarak beyannamelerini ipek böcekçiliği üzerine doldurmuş ve topluca köye yerleşmişler. Tütüncülük, bağcılık, ipek böcekçiliği ile uğraşırken Japonya’dan ipek ithal edilince fiyatlar düşmüş. 1989 yılında Trakya’da buğday mahsülünü yiyen böcekle süne mücadelesinde, hava akımıyla ipek böcekleri ölünce, yılda 6.5-7 ton ipek üreten Uçmakdere Köyü’nde ipek böcekçiliği yapan kalmamış. 100 yılı çoktan devirmiş köyün ahşap evlerinde kalanlar iş için şehirlere göç edince, haneler bir bir boşalmış. Köyün muhtarı Ali Varlık, en önemli sorunlarını, “köy yolunun kış aylarında dağlardan inen sular nedeniyle kapanması nedeniyle Şarköy’e geçememek”, “kar-buz tuttuğu için Yeniköy Tepesi’ni geçememek” diye sıralarken, “doktor gereken durumlarda ve doğumlarda hastalarımızı ancak atın üzüm küfesine koyup götürebiliyoruz.” Diye konuşuyor. Muhtar, sağlık ocağına bir de ebe istiyor. (politikacıların duyması dileğiyle)

Güvenlik tam

Uçmakdere sahilindeki anıt çınar ağaçları şemsiye gibi denize sarkmış. Pansiyon, restoran, büfe kışın kapalı ama buradaki kamp alanında piknik imkanı var. Tekel’ in Güzel Marmara Şarap Fabrikası da yine aynı sahilde. Köy halkı, “öğünmek gibi olmasın ama Altınoluk’ tan sonra bizim havamız gelir, hiç kirlilik yoktur, insan burada havayla suyla bile yaşar” diyorlar. Uçmakdere Köyü öyle bir yere kurulu ki, ne denizden görülebiliyor ne de yoldan. Tepelerden kaçmanın imkanı yok. Bu yüzden bugüne dek hiçbir olaya rastlanmamış. Hatta araçların ve evlerin kapısını penceresini kapamıyorlar bile. Köyün tarihi oldukça eski. Bir çok tarihi kalıntıya rastlamak mümkün. Yapılan incelemede, mezar lahti ölçülerine uymamakla beraber lahit taşı gibi bir mermer dikkati çekiyor. Üzerinde çift başlı kartal kabartması ve 1865 tarihi bulunuyor. İçki imalinde kullanılmış sarnıç, zamanın “şaraphanesi”nin bahçesinde bulunuyor. Bazı Rumca yazıların bulunduğu levhalar tuğla ve ahşap yapım Rum evlerinin dış yüzeyinde görülebilir. Bir kitabede köy girişindeki yazıtlı çeşmede görülebilir.
Kahvenin karşısındaki tipik bir bakkalın damını tutan saç kaplı iri konsollar, üzerindeki yapraklı çiçek motifleri bulunan ahşap tavan göbeği, görülesi güzellikler taşıyor.
Uçmakdere Köyü’ndeki gezimizi bitirip, Şarköy’e giderken yol deniz seviyesine iniyor. Sarp ve dik inen yamaçların denizle birleşme noktasındaki dar yoldan geçerken yolun neden kapandığına şahit oluyorsunuz. Mürefte’ ye yaklaşırken görünen Hasköy’ deki deniz feneri, Marmara’daki en büyük fener olma özelliği taşıyor. Mürefte ve Şarköy’den sonra asfalt yoldan tatlı virajlar, tepeler aşarak Tekirdağ yoluna bağlanıyorsunuz.

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir