Tarih Yazıcılığı Video Ders Anlatımı

Tarih Yazıcılığı Video Ders Anlatımı

TARİH FELSEFESİ: Tarihi tecrübeleri günümüz meselelerinin çözümü için yeniden yorumlamaya Tarih Felsefesi denir. Kapsamına Göre:

—Genel Tarih: Geniş bir coğrafyadaki millet ya da devletlerin tarihini inceler: Avrupa ya da Asya Tarihi gibi…

—Özel Tarih: Bir milletin ya da devletin tarihini inceler: Türk Tarihi, Artukoğulları Tarihi… Gibi

Tarih Yazıcılığının Evreleri:

—Kronik (Haberci) Tarihçilik: En ilkel şekli Anallardır.

—Rivayetçi (Hikâyeci) Tarihçilik: Sebep-sonuç ilişkisi üzerinde durmaz. (Heredot, Taberi)

—Öğretici (Pragmatik, faydacı) Tarihçilik: Kişilerden ve olaylardan ders alınmasını sağlamak için )

—Sosyal Tarihçilik: Öğretici tarihçiliğin hissi yönlerinden arındırılmış şekli.

—Felsefi Tarihçilik: Değişik kültürleri inceleyerek biri birine etkileşimlerini inceler.

—İlmi Tarihçilik: Neden-nasılcı tarihçilik

—Materyalist, Kültürel, Pozitif (vs) Tarih çeşitleri.

Tarihi en basit anlatımla “geçmişin bilimi” olarak tarif eden tarihçiler, onun geçmişteki toplumları etkileyen, geleceğe yön veren bilim olarak da bilinmesini iste­mişlerdir.
Tarihte olayların doğru değerlendirilmesi için zaman ve yer göstererek olaylar arasında neden-sonuç ilişki­sini araştırarak, karşılıklı etkileşimini gösterilmesi önemlidir.
Tarihçi geçmişin olaylarını, kaynaklardan ek alarak eleştirel bir inceleme ile kronolojik tutarlılık içerisinde inceler. Bu nedenle tarih boyu birçok tarih anlayışı doğ­muş, gelişmiş ve kaybolmuştur.
Bunlardan önemlileri aşağıda verilmiştir.

1. HİKÂYECİ (RİVAYETÇİ) TARİH
Bu tarz ilk olarak eski Yunan’da ortaya çıkmıştır. Baş­langıçta ağızdan ağıza dolaşan hatıralar şairler tara­fından hikâyeleştirilerek nesre çevrilmiş ve arşivlerdeki malzemenin de ilavesiyle içlerine birtakım gerçek­ler de karışmıştır. Fakat yine de, Strabon’un ifadesiy­le bunlar “epos” olmaktan kurtulamamıştır. Logografların eserleri ne edebi ne de tarihi eserlerdir. Sadece ilmi araştırma yolunu açan “basit kroniklerdir.
“Tarihin Babası” adıyla bilinen Heredotos (Heredot) her ne kadar Logografların yolundan gitmişse de insanı merkez haline getirmiş olması ve kavrayış üstünlüğüyle onlardan ayrılır. Herodotos da hikâyeci tarih tarzını kullanmıştır. Fakat olayları peş peşe sıralamakla kalmamış, onları bir düzen içinde nakletmiş ve bir kompozisyon örneği vermiştir. Eserinde az da olsa siyasi görüşler vardır. Tenkit düşüncesine sahip olmamakla birlikte, gördükleri ile duydukları arasında bir ayrım yapmıştır.

2. ÖĞRETİCİ (PRAGMATİK) TARİH

Geçmiş olaylardan ders almak, gelecekteki yolu doğru çizebilmek, okuyucuya ahlaki ve milli duygular aşılayabilmek maksadıyla yazılan bu tarz eserler, öğretici bir mahiyet arz ettiklerinden “öğretici” veya “pragmatik” denilen tarihçilik akımı içinde yer alırlar. Bu tarzın önderliğini yapan kişi Thukydides’tir. Gerçek an¬lamda tarihçilik, onun “Pelopennesoslular ile Atinalıların Savaşı” adlı eseriyle başlamıştır. Bu eser sadece edebi bakımdan değil, metot ve zihniyet bakımından da daha önceki eserlerden çok farklıdır. Bu fark, eserin gerek konu, gerekse muhtevasında kendini göstermektedir. Eser zaman ve mekan bakımından sınırlandırıldıktan başka, sadece müellifin yaşadığı devrin olaylarına tahsis edilmiş devlet, tarihi realitenin merkezi olarak görülerek, esas yerine getirilmiştir. Devlet düşüncesinin esasını siyaset teşkil etmesi dolayısıyla da Thukydides bir siyasi tarih yazıcısı olmuştur. Thukydides yetişme tarzı sebebiyle de, araştırmaya yeni bir anlam getirmiştir. Bu da “siyasi öğretim de faydalı olmak”tır. Böylece ilk defa tarih biliminin sos¬yal bilimler içindeki yeri de tayin edilmiştir.

Burada amaç, faydalı olmak, tarih yoluyla tecrübeyi arttırıp bilgiyi çoğaltarak geliştirmek ve insanı başarılı kılmaktır. Bunun şartları ise,
1) Gerçeğe tamamen sadık kalmak,
2) Olay ve durumları anlatırken, aralarındaki ilişkiyi ortaya koymaktır.
Geçmişi öğrenip, bu bilgilere dayanarak şu anki durum ve gelecek hakkında hüküm vermek ancak bu şekilde mümkündür. Tarih yazıcılığında bu tür, Thukydides’ten sonra diğer eski Yunan ve Roma tarihçilerince de benimsenmiş; Polybios, Plutarkhos, Tacitius, Machiavelli gibi yazarlar onun izinden gitmişlerdir. Pragmatik tarih yazıcılığının en belirgin özelliği, tarihte ün yapmış şah¬iyetlere geniş yer verilmesi, bu kişilerin idealleştirme¬si, hatta adeta insan üstü varlıklar haline getirilmesidir. İslam tarihçiliğindeki “Siyer” kitapları bu tarza örnek olarak gösterilebilir. Thukydides’in açtığı çığır, tarihi gerçekleri ortaya koymak hedefini güttüğü halde, örnek olmak prensibiyle de hareket ettiğinden, bunu benimseyen müelliflerin eserlerinde hep zaferler ve parlak olayların işlenmesine özen gösterilmiş, başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları karşısında sessizlik tercih edilmiştir. Bu da öğretici tarzın en büyük zaafını teşkil etmiştir.

3. ARAŞTIRMACI TARİH
XIX. yüzyılda tarih yazıcılığı tarzında ciddi bir hamle yapılmış, olayların sade anlatım ve geleceğe matuf öğreticisi vasfı yanında, çıkış sebepleri, bunları hazırlayan amiller, çeşitli olayların sebep ve sonuç ilişkilerinin araştırılmasına başlanmıştır ki, böylece tarih bir bilim olma kimliğini kazanmıştır.
Dünyada cereyan eden olaylar, sadece yeri ve zam¬nı bakımından değil, cereyan tarzı, rol oynayan kişiler bakımından da farklılıklar gösterir. Şartların müsait olması halinde “benzer” olaylar cereyan edebilirse de “tarih tekerrür etmez”. Yani, tarihi olaylar hiçbir za¬man, aynı cins ve miktarda malzemelerin kullanıldığı laboratuvar deneyleri gibi değildir. Her birinin özel şartları, değişik mekanları vardır. Bu olaylara karışan kişilerin karakterleri, olay sırasındaki halet-i ruhiyeleri, dış tesirler birbirinden farklıdır. O halde, gerçek manada bir tahlil için, bütün bunların derinliklerine inilip ayrı ayrı araştırılması gerekir.
Olayın oluşuna sebebiyet veren şartların araştırılma¬sı da ayrı bir önem taşır. Bir olayı sadece tek bir sebebe bağlamak hatalıdır. Coğrafi, sosyal, siyasi, iktisadi vs. şartların iyi incelenmesi gerekir. Bunların birinin görülüp, diğerlerinin ihmal edilmesi yanlış sonuçlara götürebilir. Yani, tarihin bir bilim sıfatını kazana¬bilmesi için tarihin diğer sosyal bilimlerle olan ilişkilerinin her zaman göz önünde bulundurulması, yerine ve zamanına göre onlardan yardım istemesi gerekir.

Kaynak: S. Kütükoğlu Mübahat, Tarih Araştırmalarında Usûl, 1998, s.1-35

(Diğer Kaynaklardan)

ŞEHNAMECİLİK

Şehnamecilik büyük şahısların hayat hikâyesini anlatan yazılar ve metinlerdir. Bu metinler genellikle manzum şekilde yazılmıştır. Bu tarz tarih yazıcılığı daha çok Türk-İran ve Hint topraklarında gelişmiştir.
Örneğin, Türk tarihinin bilinen en eski destan kahramanlarından birisi Alp Er Tunga’dır. Alp Er Tunga M.Ö. VII. asırda Türk – İran savaşlarında ün kazanmış, İran ordularını defalarca mağlup etmiş büyük Türk hükümdarıdır. Alp Er Tunga Destanı’nda bu büyük kahramanın hayat hikâyesi, başarıları ve öldürülüşü anlatılır.

Alp Er Tunga Öldü mü?
Kötü dünya kaldı mı?
Felek öcün aldı mı?
Şimdi yürükler yırtuıılr?
…..

Beyler atlarını koşturdular
Kaygı ve kederle zayıfladılar
Betleri benizleri sarardı
Yüzlerine safran sürülmüş sanıldı

Yukarıdaki manzum anlatım devam edip gitmektedir. Alp Er Tunga’nın kahramanlıkları Türk halkı ile kendinden sonra gelen Turan hükümdarları üzerinde etki etmiştir.

VAKANÜVİSTLİK

Tarihçi, tarih yazarı da denilen vakanüvistler; kral, padişah vs. hükümdarların yanından ayrılmadan gördüklerini yazan kişilerdir.

Örneğin; Mehmet Halife’nin yazdığı “Tarih-i Gılmânî” adlı eser (1664) geçen zamanda gördüğü olayları anlatmıştır. Harem-i Hümayun’da yazıldığı için “Tarih-i Gılmânî” adı verilen eserde, gerçekten diğer tarihler¬de rastlanılmayan olaylar kaydedilmiştir.

MODERN TARİHÇİLİK
Modern tarihçilik daha çok neden – nasılcı tarihçilik anlayışıdır. Olaylar abartılmadan, yer-zaman, neden-sonuç, tarafsızlık dikkate alınarak kaynak incelemesi yapılarak yazılan tarihlerdir.
Modern tarihçilik tarih boyu birçok aşamadan geçmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Bu nedenle birçok tanımı yapılmıştır.
Örneğin T. S. Eliot, “Tarihi idrak, geçmişi sadece geçmiş olarak değil, onun hali hazırdaki mevcudiyeti olarak idrak etmektir.” diyerek tarihin bugüne bakan yönüne vurgu yapmıştır.
İtalyan tarihçi Benedetto Croce ise, “Gerçek tarih çağdaş tarihtir.” sözüyle yani biz ölülere hitap etmiyoruz, dirilere hitap ediyoruz; tarihi incelerken, çağımızın problemlerinden sıyrılmak için geçmişteki benzer problemlerin nasıl aşıldığına bakmamız lazımdır, demektedir.

AİLE TARİHİ
Son yıllarda tarih anlayışı ve tarihçilik daha çok yerele ve özele kaymaya başlamıştır. Bu nedenle aile tarihçiliği de kendisine yer edinmeye çalışmaktadır.
Doç. Dr. İsmail Doğan “Osmanlı Ailesi – Sosyolojik Bir Yaklaşım” adında bir aile tarihi yazmış ve sosyolojik olarak irdelemiştir. Önsözünün bir yerinde “Bu çalışmada Osmanlı ailesi karakteristik siyasal dönemleri içerisinde ele alınmıştır. Bu dönemler Kuruluş, Klasik ve Yenileşme dönemleridir.” der. Kuruluş döneminde erkek – kadın, giyim – kuşam, evlilik, çocuklar, klasik dönemde; Osmanlı toplumu, saray halkı, saray dışı halk, halkın aile yapısı ve kültürü, yenileşme döneminde; Osmanlı ailesini etkileyen batı kültürü ve kadın hareketleri incelenmiştir.

KADIN TARİHİ
Günümüz tarih anlayışı “Büyüklerin kılıç şakırtısı ve at kişnetmesi”nden öteye giderek toplumun bütün katmanlarını ve bireylerini de içine almaya başlamıştır. Türkiye’de kadın tarihi yeni olmasına rağmen ivme kazanmıştır. Özellikle tarihi romanlarda yer alan Osmanlı saray kadınlarının hayat hikâyeleri herkes tarafından merak edilir hale gelmiştir.
Prof. Dr. Bahriye Üçok’un yazdığı “Türk Tarihinde Kadın Sultanlar” adlı çalışması bir başlangıç olmuştur

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir