Unutulmayan Geçmiş
2000’li yılları geride bıraktığımız şu dönemde geriye dönüp baktığımızda ne olaylar görmüş neler yaşamışız… Günlük hayatımıza neler girip çıkmış; ne izler, ne anılar bırakmış… Her yılın sonunda ”neler in, neler out olmuş” deyip, yılın bilançosu çıkarılır ya; bizde öyle yapıyor, son elli yılda geçen zamana birlikte göz atıyoruz.
Nereden, nasıl başlasak derken görüyoruz ki değişime uğramayan pekte birşey kalmamış…
Ülkede kurşun kalem fabrikası olmadığı için fiyatı pahalıda olsa ”Faber” kalem ithal edilirdi. Sert uçlu sabit kalemler vardı hani silgiyle silinsede çıkmaz saman kağıtlı deftere yazarken sayfaları delerdi… Postacılar taahhütlü mektupları adreslere teslim ederken zorunlu olarak bu alıcılara bu kalemlerle imza attırırlardı. Bir de paket postahanesine verilecek koliler bez torbaya konduktan sonra illaki üzeri sabit kalemle tükürüklenerek yazılırdı, çıkmasın, silinmesin diye… Ne var ki bu ıslatma sırasında kalemin ucu sabit renk bulaştırır dudakları morlaştırırdı. Küçüle küçüle 3-4 cm kalmış kurşun kalemlerin boyu ve ömrü ise arkasına takılan kamışlarla uzatılırdı. Hani hatırlarmısınız, mürekkep hokkaları vardı. Acele haberler için telgraf çekilir, kolalı beyaz yakalı gömleklerin yaka uçları kalkmasın diye içine sert lastik şerit konur ve bu ”balina” ismiyle anılırdı. Naylon ve renkli gömlekler moda olmadığı ve bilinmediği için beyazlar yıkana yıkana ağarır ve sararırdı. Bu yüzden beyaz yedek yaka kullanılır, iş yerlerinde beyler kol ağızlarını korumak için bilekten büzgülü siyah yarım kolluklar takarlardı. Çamaşırlar kaynatılırken kazan içine kesme şekerden biraz büyük mor-lacivert ”çivit” atılırdı. En meşhuru ”Öküzbaşı” markalı olanıydı da, dış ambalajında öküz kafası resmi bulunurdu… Arap sabunu veya rendelenmiş sabunla çamaşır kazanında kaynayan sararmış (azmış) beyaz çamaşırlar çivitin verdiği renkle hafif maviye bakan beyazlık kazanırdı.
İspirtolu gaz ocakları
Mutfaklardaki gazocaklarını yakmak bile başlı başına bir işti! Haznesine gaz konulan 3 bacaklı ocakların ispirto dökülen kafası ısıtılır, yakılır sonra da kuvvetlendirmek için pompalanırdı. Gaz fışkıran meme, gaz süzülmemişse tıkanır, ucu iğneli delik açıcı ile kafadaki meme temizlenir, buna rağmen ocak sıcakken sönerse iğrenç kokar ve göz yaşartırdı. İspirtolu ocakların yanı sıra, tel dolaplar ve kahve değirmenleri vardı… Kömürlü ütüler öğrencilerin simsiyah okul önlükleriyle bembeyaz kolalı yakaları üzerinde gezinirlerdi…
Salonlara kristal avizeler takılır, pencerelere beyaz el işi perdeler asılır, köşe bucak deve tabanı, kuşkonmaz ya da kauçuk gibi salon bitkileriyle süslenirdi. Halılar el süpürgesiyle süpürülür, çinili kuzine sobalarda ısınılırdı. ”Saka”ların at ya da merkeple getirdiği içme suları,kapı girişindeki küplere boşaltılır yazın testilerde soğutulurdu. Duvarlarda guguklular, bileklerde elle kurulan ”Nacar, Hislon” marka saatler, çevirmeli ankesörlü telefonlar, yine siyah renkte, kollu ”Singer” dikiş makinaları… Siyah daktilolar ise pek az kişide bulunurdu. Askerlik yoklamaları çok sayfalı nüfus kağıdı defterlerine işlenir,hanımlar mermi gibi sivri uçlu sütyenler, etek altına jüpon ve arkası tek çizgili çorap giyerlerdi. ”Öğretmen” markalı siyah file çoraplar daha da iddialıydı. Pudra, Tokalon kremi, Altın Damla, Gizli Çiçek, Pereja Kolonyası sürülür, geniş kenarlı Fransız şapkalarını bayanlar baş tacı ederlerdi. Beylerin traş takımları içinde sabun, traş tası, fırçası ve ”Nacet” jilet bulunur ya da usturayla sinek kaydı traş olunurdu… Hemen hemen her erkeğin ayna önündeki hazırlığı, saçlara sürülen mavi, yağlı, sempatik şişeli ”Necip Bey Biryantini”yle sonlanırdı. Ayna ve tarak seti Luksor, en birinci markaydı, erkeklerin ceplerinde taşınan vazgeçilmez aksesuarlar arasındaydı!
Erkek ayakkabılarının bir özelliği de burun ve topuklarına kösele aşınmasın diye demir çakılırdı.
Mutfak kaplarının başında sık sık kalaycıya giden bakır tencereler vardı ki, bu tencerelerde pilavlar ve her türlü sebzeli yemekler çok nefis olurdu. Adı üstünde tencere yemeği diye bir tanımlama vardı. İki kulaklılar, sucuklu yumurta pişirilen bakır kapaklı sahanlar ayrı yemek türleri için kullanılırdı.
Bu kaplarda pişirilen yemekler o yıllarda henüz her evde buzdolabı olmadığı için tel dolaplarda saklanırdı. Tel dolaplar ahşap malzemeden yapılmış olup, ön kapağı sinek giremeyecek gözenekli tel perde ile kaplanırdı. Ev kedileri kendilerine verilecek etin veya yiyeceğin bu dolaptan çıkacağını öğrenmiş olacaklar ki genellikle tel dolap önünde beklerlerdi. Hatta bu durum bir kişinin ısrarlı bekleyişine benzetme olarak deyiş üretmişti. “Tel dolap kedisi gibi ne bekliyorsun” diye sorulurdu.
Odaların tavanına kristal avize, duvarlarına duvar halıları asılırdı. Yerler duvardan duvara muşamba kaplanırdı. Salon takımlarının puf oturakları, maun veya formika masa, sehpa takımı olurdu.
Bayramlarda, yılbaşlarında sokaklara dizilen tellerden seçilen kartpostallar gönderilirdi. Pul koleksiyonu yapmak başlı başına bir meziyet, bir zevk, bir gün zengin olma umuduydu. Delikanlılar kız arkadaşlarını eve davet edebilmek için “Gel sana pul koleksiyonumu gösteriyim” diye bahane uydurur, kandırmaya çalışırlardı.
Eğlence dünyasının en ünlü isimleri Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Behiye Aksoy, Nesrin Sipahi, Sevim Tuna, Sevim Tanyürek, Nigar Uluerer, Gönül Yazar, Toto Karaca, Nejat Uygur’du.
1970 ler de Bebek’de Gasgonyalı Toma, 1976-77 yıllarında Yenikapı sahil gazinolarının birinde ***** Pekak, gibi ünlü isimler sahne alırdı. Taksim Belediye, Bebek Gazinosu, Yenikapı Çakıl, Taksim Maksim, Sarıyer Urcan, Galatasaray Sanjelize, Elmadağ Parizyen klâs mekânlardı.
Eskinin Oyunları bir sonraki sayfada
