Unutulmayan Geçmiş
Çocuklar; birdirbir, uzun eşek, yağ satarım bal satarım, kaptan çukuru, mendil kapmaca, istop, yakartop, hoppacık, çember çevirme, köşe kapmaca, körebe, kaç kurtul, elim üstünde, sek sek, çelik çomak, kukalı saklambaç, ip atlama, üçtaş gibi oyunlarla ve tahta oyuncaklarla ”Sana” lı ekmekle ve horoz şekerleriyle büyürlerdi…Yaldız kağıtlı çikolata, içinden niyet(fal) çıkan karamela, kaşıkla konulan altı kesik dondurma külahı, pamuk helva, macun çok sevilirdi. Beyoğlu “Japon Mağazası” adlı oyuncakçıda küçücük kurşun askerlere, namlusundan kıvılcım çıkan oyuncak tanklara, kurgulu otomobillere, tahta kamyonlara, göz alıcı renkli bilyelere çocukken burunlarını vitrin camına dayar da bakılırdı. Ucuna ortası delik para takılı, kaytan sarılıp döndürülen topaçlar, yo yolar çocukların vazgeçilmez oyuncaklarıydı. O tekerlemeleri hatırlıyor musunuz? ”Açıl susam açıl, açılmaz… Anahtar nerede? Suya düştü… Su nerede? İnek içti… İnek nerede? Dağa kaçtı… Dağ nerede? Yandı bitti kül oldu…Külü nerede? Savruldu…
”Yetişkinler Çaça, Twist, Tango dansları yapar, ”Hulohop” denilen çemberleri vücutlarında çevirirler, Beyoğlu’nda ”lak lak” denilen ucu ip bağlı tahta topları ellerinde gezdirirlerdi.
Yılbaşlarında salonda at yarışı oynamak kadar, her boş vakitte hacıyatmazla oynamak, fırdöndü çevirmek, tombala, monopoly, kızmabirader, domino, amiral battı, isim şehir oynamak oyalayıcı sevilen meşgalelerdi.
Gazete kâğıdından kese kâğıdı yapılırdı da, gazete kâğıdını kıvırıp şapka yapan ustalar, boyacılar, güneşten maç boyunca korunanlar olurdu. Kâğıttan şeytan uçurtması yapıp, uçurtmak büyük zevkti. Çok mutlu olunurdu.
Kâğıttan kayık, horoz, dört gözlü tuzluk ta yapılır, tuzluğun ters çevrilip parmaklar içine sokularak açıp kapama sayesinde içine yazılı kelimelerle niyet çektirilirdi. Bütün bu iş için bir defter sayfası yeterliydi. Çocuk yaştakilerin bir zevki de kibrit kutusundan telefon, renkli kablolardan telden adam, telden araba yapmaktı. Cicoz, misket, bilye ile oynanan kaptan çukuru gibi oyunlar nedeniyle pantolon cebi cam bilyelerle dolu olurdu. Çocuklar eski, bilyeli rulmanlardan tornet yaparlardı. Tornetlerin oturularak gidilen yere yakın seviyede dört tekerlikleri veya ayakta kullanılan iki tekerli olanları vardı. Her iki türünü de kullananlar rulmanla asfalt arasında oluşan kulakları sağır eden bir gürültü çıkarırlardı.
Kırtasiye malzemeleri öğrencilerin en çok kullandıkları çantalarda her gün okula gider gelirlerdi. Elişi dersinde krepon kâğıdından, kedi merdiveni, el işi kâğıdından küçük küçük kalem ucuyla kopartarak mozaik resim yapılarak el becerileri geliştirilirdi. Müzik dersinde mandolin çalınırdı. İş bilgisi dersinde kartondan, mukavvadan maketler yapılırdı.
Önceleri tahta, sonraları plastikten yapılma kalem kutuları içine kırmızı ve kurşun kalemler özenle dizilir, sığarsa pergel, silgi, yerleştirilirdi. Silgi çok kaybolurdu, bazı öğrenciler silginin ortasını kalemin ucuyla deler ip bağlarlardı. İpin diğer ucu pantolonun köprüsüne bağlanır, silgi kullanılmadığı zaman cepte taşınırdı. İletki, cetvel, gönye hep dışarıda çanta gözünde kalırdı. Dolma kalem ucunu kamış kalemlere takar, mürekkep hokkasına batırıp batırıp, yazılar yazılır, ödevler yapılırdı. Dolma kalem her zaman kullanılmazdı.
Kara tahtaya, kara önlükle kalkar, beyaz ve renkli kireç tebeşirle yazılırdı. Öğrencilerin üzerine tebeşir tozu ve kokusu sinerdi. Su içmek için kullanılan plastik kupalar vardı. İç içe geçen dairesel halkalardan oluşan bu kupalar gözde takımların renklerinden yapılırdı. Kullanılacağı zaman yukarı çekilir bardak olur, itince yassı bir kutuya dönüşürdü.
Öğretmenler bir daha ki derse kadar istedikleri 8 ortalı kareli harita metot defteri zamanında alınmamışsa öğrencinin kulağını ikiye katlayıp çeker, hızını alamasa kalem kutusunun kapağı veya 50 cm lik cetvel ile öğrencinin avuçlarına vururdu. Öğrenci elini ilk vuruştan sonra kaçırır, öğretmenin ıska geçmesine neden olursa, bu defa elin tersini çevirtir, cetvelin ince kısmıyla parmakların kemikli kısmına vururdu. Beden dersine eşofmansız veya beden ayakkabısız gelen öğrencinin kalçasına ve baldırına bateri sopasıyla vurup morartan şişiren öğretmenler olurdu. Hava yağışlıysa bedene çıkılmaz, bir sonraki dersin yazılısına çalışılırdı.
Üzerine sana sürülüp, toz şeker dökülmüş bir dilim ekmeğin lezzeti vardı.
Tek gözle bakılan prizmalı çocuk dürbünleri vardı, salladıkça her defasında başka başka resimler, geometrik şekiller görülür, bitmek bilmez bir merakla her defasında nasıl bir şekil ve renk oluşacak diye sallar sallar bakılırdı.
Çocuklar sigara paketlerinin resimli yüzlerini kesip biriktirirler oyunların da fiş gibi kullanırlardı. En değerli olanları ender bulunan Sipahi, Yeni Harman, Yenice idi. Aynı durum gazoz, maden suyu, biraların madeni tırtıllı kapakları için de geçerliydi. Bu kapakların bir işlevi de askerlik rütbesi, şerif kokardı, yıldızı gibi göğüs tarafına kapak içlerindeki mantar parçayı çıkarıp gömlek altından kapağın içine sokarak (bir nevi perçinleyerek) sabitlemekle oluşan bir gurur tablosu sergilemekti.
Bu koleksiyon ve oyun merakı şekerlemelerin kâğıtlarına basılan futbolcu, artist vs. resimlerinde de görülürdü. Seriyi tamamlayan çocuk satıcıdan okkalı bir ödül alırdı. Genellikle imzalı olan bir tane hiç çıkmazdı. Ödül çıkmayınca teselli olarak verilen sade gofret yenirdi. Biriktirilen artist resimli kartlar, cicozlar oyunda yutulursa kaybeden çocuk ifrit olurdu.
Bayramlarda bayramlıklar giyilir eş dost ziyaret edilir, harçlıklar toplanır, aynı kıyafetlerle ki bu çoğu zaman takım elbise olurdu.
Bayram yerinde kurulan seyyar dönme dolaplara, salıncaklara ve kiralık atlara binilirdi.
Arka cepte tarak ayna taşınır, evin anahtarları pantolonun kemer köprüsüne takılırdı. Genç kızların birinci çeyizi Singer dikiş makinesi idi. Kollu olanlardan sonra döküm ayaklı modeller yeni çıkmış çok tutulmuştu.
Altın diş yaptırmak modaydı, ağzın içinde sapsarı görünen altın kaplama dişlerden kimse rahatsız olmazdı.
8 mm’lik film makinaları çok modaydı. 6×6 veya 6×9 cm fotoğraf çekenler kutu ve körüklü Roleiflex, Zeissikon fotoğraf makinaları,sulu akülü ve ampullü flaşlar kullanılırdı. Telemetreli makinelerle önce metre ayarı ölçülür sonra objektif üzerinde yazılı metreye ayar yapılır, çekilen fotoğraflar siyah-beyaz zeytuni renkli karta basılırdı. Fotoğrafçılar sokaklarda ”alaminüt” denilen fotoğraflar için 3 bacaklı sehpalar kullanılır, körüklü makinalarla çektikleri vesikalıkları küçücük çekmecelerde, ilaçlı şişelerden döktükleri banyolarda yıkayıp tab ederlerdi. Tartılar, el terazileri vardı… Tatlısıyla tuzlusuyla birkaç çeşit yemek 4-5 katlı sefertaslarına konur, işe, okula götürülürdü!
Değişime uğrayan o kadar çok şey vardı ki mesela pamuk şilteli yaylı karyolada yatılır, lambalı dev radyolar dinlenirdi. Philips veya Condor markalı, lambalı radyolarda dinlenen Radyo tiyatrosu “Arkası yarın” anonsları “efekt Korkmaz Çakar… Oynayanlar…” diye başlardı. Akşamları Arap Bacılı “Uğurlugiller Ailesi”, “Orhan Boran ve Yuki”,”Doğru mu Yanlış mı” yarışma programları Sezen Cumhur Önal’ın, Aykut Sporel’in, Engin Arman’ın seçtiği hitlerle oluşan müzik yayınları sevilen programlardı. Karikatür, yelpaze, Hayat Ses, Pazar mecmuaları alınır, berberlerde traş için beklerken Akbaba mizah dergisi, maçlarda pazar dergisi okunurdu. Bir bir kapanan dergiler yerlerini cep fotoromanlarına bıraktı.
60’lı yıllarda vitrinlerine televizyon koyan dükkanlar büyük kalabalıklar toplardı… Halk, mağaza önünde ses duymasa da sadece görüntü için saatlerce durur muazzam kalabalıklar oluşurdu. Televizyon alıcıları siyahxBeyaz olup voltaj düşüklüğüne karşı regülatörle çalışır, önlerine de renklendirici ekran konurdu!..
Elke Sonmer, Sante Baker, Raquel Welch, Ursula Andres, Brigitte Bardot, Mirell Dark, Alain Delon, Luis De Funes filmleri büyük zevkle seyredilirdi.
Sigalar ve Mefruşatlar bir sonraki sayfada…
