Çatalca Güzel Yerleri
Çatalca İstanbula en yakın tatil yapılabilecek yerlerden biri. İstanbul’dan isterseniz günü birlik isterseniz hafta sonu için çok kolaylıkla gidebilirsiniz. Doğal güzelleri ve plajları ile şehirden uzak rahat günler geçirebilirsiniz.
Çatalca, İstanbul’un önemli nefes borularından biri. Kent koşuşturması, stres birikimi, betona yenik düşen dev anakent’in iç içe girmiş konutlarından bunalanların kaçış noktası, piknik bahçesi, doğa ve huzur sığınağı. Hafta sonunu iple çeken ailelerin, gençlerin mangal ve bahçe meraklıların vazgeçilmez yörelerinden biri olan Çatalca ve çevresi yakın bir gelecekte Güneyin pabucunu dama atacağa benziyor. Doğanın hayli bonkör davrandığı Karadeniz’in Batı sahilleri ziyaretçilere pastoral bir ziyafet çekiyor. İsteyen deniz kenarına koşuyor, isteyen dere kenarına veya orman içine yerleşiyor. Hafta sonu otellere yerleşenler, araçlarından indiği anda kendilerini farklı bir atmosfere teslim ederken, kampçılar çadırlarını kuruluyor, kimi günübirlik, kimi tatil boyunca dinlenmenin farkına varıyor. Yol üzerinde sağlı sollu dükkan ve tezgahlarda ilk dikkatinizi çeken piknik malzemeleri satan mangalcıların çokluğu oluyor. İlk kez geliyorsanız bu görüntü size dev bir piknik sahasına girmek üzere olduğunuz izlenimi uyandırıyor. İstanbul’a çok yakınsınız fakat farklı atmosfer, sanki çok uzaklarda bir başka yörede olduğunuz hissine kapılıyorsunuz. Alipaşa, Mescit Camileri, Ferhatpaşa, Alipaşa, Hacı Mahmut Çeşmeleri, Çatalca Hamamı, Bizans Surları gibi geçmişi çok eskilere dayanan tarihi değerleri geride bırakıp, ilçede jandarmanın görev yaptığı tarihi ve estetik mimariye sahip saatli kulesiyle bir başka binası, tek tük kalmış ahşap evler arasından Çatalca’nın piknik sahalarına tabelalar istikametinde doğru yönleniyorsunuz.Çatalca’ya 9 km uzaklıkta piknik sahaları,
İnceğiz Mağaraları ile ünlü Subaşı Köyü : Çatalca çıkışından itibaren mağaraları ile ünlü yıl boyu hizmet veren İnceğiz Mağaraları piknik alanı yoldan 8. km de, yoldan 2 km içeri girenleri karşılıyor. Ücretli girişli piknik alanı başında yer alan mağaralar rahat bir tırmanışla gezilebiliyor. Piknik sonrası hazım yürüyüşüne çıkanlar veya çekim için farklı mekan arayan fotoğraf severlerin değişik mekanın heyecanını yaşıyorlar. Dev bir kaya kütlesi içinde geniş ağızlı göz göz yan yana bulunan mağaraların cepheleri öğleden sonra ışığı alıyor. Piknik sahasında restoran, büfe, ağaç masalar, dere kenarında konukları ağırlıyor. Istrancalar ve Karadeniz kökenli taze ve süzülmüşhava zindelik kazandırırken, enerji depolamanıza yardımcı oluyor. Subaşı Köyün Kestanelik yolu üzerinde bulunan Kleopatra Hotel ise hafta sonu konaklamalı fasıl dinlemeye gelen tatil severin ilk tercihleri olarak anılırken, hafta içi tatil kaçamaklarını değerlendirenlerin huzurlu mekanlardan sayılıyor. Misafirperver yöneticiler, zengin mutfak, geniş bahçe, yüzme ve süs havuzları, tenis kortları, sauna, konferans salonu iş adamlarının, seminer ve toplantılarına olanak tanıyor.Akalan Köyü piknik alanı yol üzerinde geçtiğiniz bir başka seçenek olurken bölge suyunun kalitesi ve bu suyla yapılan ekmeğin farklı olduğunu anımsatan odun fırını ekmeği tabelaları dikkat çekiyor. Gezi boyunca dikkat çeken bir başka nokta ise özene bezene yapılmış çiftlik evleri, abartılı zevkli inşa edilmiş olan havuzlu villalar, malikaneler oluyor. Yörenin kibar ve misafirperver yerlileri adres ve bilgi sormalarda konuklara yardımcı oluyorlar. Aynı kibarlığı yol üzerinde çok sık kurulu bahçe ürünleri satanlarda da görebiliyorsunuz. Özellikle fasulye çeşitleri, şalvar biberler, tarla domatesleri, kavunlar, patlıcan, kabak ve diğerleri sabah dalından henüz koparılmış tazelikte, ekonomik fiyatlı oluyor, seçmenize de karışmıyorlar. Piknik amaçlı gelenler gidişte, dönüş yapanlar ev ihtiyaçlarını alıp araç bagajlarını dolduruyorlar. Tezgahın birini pas geçseniz diğerinden mutlaka ya süt mısırlardan, ya kokulu topatan kavunlardan mutlak alıyorsunuz.
Yalıköy : Kestanelik’den geçip Hisarbeyli Köprüsünü aşınca nilüfer çiçekleriyle kaplı bir nazlı dere gözünüzü okşuyor, mekanın kıyısını kayıklar süslerken peyzaj içinde balık tutanlarla bir de alabalık kır lokantasıbulunuyor. Yıllardır ihmal edilmiş olan tozu çok, asfaltı dökülmemiş düzgün ve çukursuz yol daha sonra asfalta birleşerek sizi Yalıköy yoluna bağlıyor.Artık denize doğru yöneliyor yerleşim bölgesi içinden geçerek düz asfalt yolu bırakmadan Yalıköy yol alıyorsunuz. İkiye ayrılan bölümde sağ tarafa sapan yol “Ormanlı Plajı”na geçit veriyor. Karacaköy geçiliyor, bu defa yine sağa ayrılan sapak “Evcik Plajı”na yine Karadeniz sahilinde denize girme imkanı veren bir başka sahile devam ediyor. Yalıköy’e düz devam edenler iki tarafı ağaçlı yer yer virajlı bir güzergahla sahil ile buluşuyor. Düzgün parke taş kaplı yollu köyün her iki yanına dizili yazlık evler arasından ücretsiz girişli sahil bandına kavuşuyorsunuz. Ufuk hattında gökyüzü ile denizin haricinde renk ve cisim olarak hiç bir şeyin olmaması bakışınızı sonsuzlaştırıyor, gözünüzü dinlendiriyor. Alabildiğince uzanan sahilin sol bölümü tenhalaşarak uzanırken sağ taraf Poyraz, Koru, Fafatara gibi kır gazino ve lüfer, palamut, kalkan balığı yapan mütevazi lokantaların, çardakların bir arada olması nedeniyle daha fazla rağbet görüyor. Yalısu isimli kaynak suyu çok beğeniliyor. Bölgede bir motel ve Hanoğlu otel bulunuyor. Geniş kumsal piknik amaçlı gelenlerle, denize girenlerin güneşlenenlerin mekanı olarak herkesi ağırlıyor. Kumsala paralel uzanan yolun kenarına araçlarını park edenler hem kabin olarak kullandıkları araçlarından uzaklaşmamış oluyorlar, hem de otopark ve deniz için bir kuruş ödemeden aracı deniz kenarına çekip bedava denizin, güneşin, rüzgarın tadını doyasıya yaşıyorlar. Dalgaların sahile vuruşunda havaya dağılan iyot’un parçalanışını teneffüs edip, ciğerleri bu havayla doldurarak manzarayı seyrediyorlar. Jakuzi tesirli dalgaların bedenlere çarpması ile dinleniyorlar. Dalgaların arka arkaya geldiği denize girince buna yüzmek mi denir, yoksa denizde dalgalardan dayak yemek mi, buna siz karar verin ama güzel olan tarafı ağar basıyor. Böyle dalgalı havalarda kimse uzağa açılmıyor, mantık da buna müsaade etmiyor. 50 m yer yer 100 metre enindeki kıyı bandı boyunca, vücuda yapışmayan iri taneli kum üzerinde dalgalarla oynayanlar, ayak sağlığı için masaj görevi görüp, stres boşalmasını sağlayan yürüyüşlerle şifa buluyorlar. (Karaburun, İğneada arasında 20 yıl boyunca inşaat için sahilden alınan kumların azalması, denizin birden bire derinleşmesine neden oluyor ve bu sahipsizliğe üzülüyorsunuz. Bulgaristan ve Romanya sahillerini görenler aynı iklime, aynı sahile sahip kıyıların gerisinde farklı kafalarca yapılan turistik tesisleri, verilen hizmeti düşününce daha da üzülüyorlar. Yaz mevsimi kısa diye yatırım yapmaktan kaçınanların başka güzellikleri de fark etmelerini diliyorlar).
Çilingoz : Çilingoz’un bünyesinde barındırdığı gizemli, ilginç güzellikleri ise yürüyerek keşfediyorsunuz. Çilingoz koyunun iki başında şekillenen burunda adeta sanat eseri sayılabilecek güzellikte kayalıklara rastlanıyor.
Yalıköy tarafına bakan yüksek kayalarda sayısız deniz mağaraları sıralanıyor. Sol burun arkasında kalıp, kıyıdan yürüyerek (Bir bölümü su içinden geçerek) ulaşılan “Akvaryum” mevkii ise denizin rüzgârla elele verip nakış gibi işlediği bir güzelliğe sahip. Kumsaldan yürümeye başlayanların bir kısmı Çilingoz Deresinin kıyıya yakın genişlediği bölümde sazan, kefal gibi göl balıkları tutuyor. Bir kısmı Akvaryum’da kayaların merdiven basamaklarına dönüştüğü yüksekliklerden kendilerini denize bırakıyorlar. Bu bölüm sabah ışığı alıyor ve fotoğraf olarak etkileyici mekanlardan sayılıyor zemin ve denizin girintilerle kayalara girişi Akvaryum’a gizem katıyor.Karadeniz’in tuz oranı düşük suyu, cildi, gözü yakmazken duş ihtiyacı belirginleşmiyor. Denizden çıkıp giyinip gidebiliyorsunuz. Deniz suyunda bulunan 100 den fazla mineral cilt üzerinde kalarak duş yapılmadığı için daha etkili olduğu belirtiliyor. Sırtını Istranca Ormanlarına dayamış olan yörenin Milli Parklar O.İ.D.Y sahasına giriş için ücret ödeniyor. Arzu edenler beraberlerinde getirdikleri çadırları aile, gençlerin bulunduğu bölüm veya günübirlikçiler için ayrılmış sahalara kuruyorlar, sadece yer kirası ödüyorlar. Çadırsız gelenler, içinde yatak, nevresim olan çadır kiralayabiliyorlar. Kamp alanında ızgara et çeşitleri, köfte, piliç ızgara yapan restoran, büfe, çardak cafeler, kaynak suları, çay bahçesi, kampçıların ihtiyaçlarını karşılayacak duşlar, kabinler, WC gibi üniteler bulunuyor. Jandarma güvenliği sağlıyor. Kamp işletmesinin cankurtaran botu sürekli denizde dolaşarak tedbir alıyor. Bölgede kampçılar için Haziran ayı ile başlayan mevsim Eylül ortasına dek sürüyor. Günübirlik gelenler akşam trafiğine kalmamak için saat 17.00 -18.00 arasında dönüşe başlıyorlar, saat 20.00 ise ayrılış için daha uygun saat olduğu belirtiliyor.
