Ağ Sistemleri 7 Katmanlı OSI Modeli
Bilgisayar ağlarının ilk günlerinde farklı firmalar kendilerine özel teknolojilerle ağ sistemleri geliştiriyorlar ve satıyorlardı. Kendi başlarına düzgün çalışan bu ağlar ortak çalışma yeteneğine sahip değildi. Her birinin kendine özgü yazılım ve donanımları vardı. Farklı isimlendirme sistemleri ve sürücüler kullanan bu ağları birbirleriyle iletişime geçirmek imkansızdı.
Ağ sistemlerinin bu özel yapısı diğer donanım ve yazılım üreticilerinin bu ağlar için ürün geliştirmesini de imkansız hale getiriyordu.
Bir ağ sistemi satın aldığınızda kablosundan ağ kartına kadar , hub , sürücüler ve ağ işletim sistemi dahil her şeyi üretici firmadan paket olarak çok yüksek bir fiyata almak zorundaydınız. Ayrıca ilerleyen dönemde de bu tek firmaya bağımlı duruma geliyordunuz.
Ağ sistemlerine olan talebin artması ile ağ sistemlerinin işlevlerini tanımlayan ortak bir model oluşturulması gerektiği anlaşıldı.
Bunu gerekli kılan bir diğer unsur ise ağ sistemlerini açıklamakta kullanılan terimlerin üreticiden üreticiye değişiklik göstermesi, ağ üzerinde işlem gören yazılım ve donanım bileşenlerinin ne görev üstlendiklerinin standart halinde olmamasıydı.
Bir örnekle bu iletişim sorununa yaklaşalım: Eski zamanda iki ülke kralından birinin diğerine bir mektup yollamak istediğini hayal edelim. Bu noktada, iyi bildiğimizi düşündüğümüzden dolayı fazlaca önem vermediğimiz bazı ayrıntılara dikkat edelim . Bir kral , hiçbir zaman göndereceği bir mesaja muhatap olarak, protokolde kendisinden daha alt seviyedeki bir insanı almaz. Bu ifade ne anlama geliyor? Yani kralın muhatabı ancak diğer ülkenin kralıdır . Bir diğer nokta da, söylemek istediği şeyleri hükümdarlar arasında alışılagelmiş bir ortak üsluba dikkat ederek söyler . Yani birbirlerinin ne demek istediklerini gayet iyi anlamaktadırlar. Buraya kadar olan kısım mektubun içeriğiyle ilgiliydi .
Peki mektubun iletilmesi sorununu kral nasıl çözecek? İşini gücünü bırakıp atına binerek dört nala sürecek mi? Yoldan geçen herhangi bir atlıya rica mı edecek ? Ya da bütün yolculuk organizasyonunu kendisi mi yapacak? Hayır, bunların hiçbiri değil. Cevabı siz de tahmin etmiş olmalısınız ki ; en güvendiği vezirini çağırıp; “Şu mektubun icabına bak!” diyecektir. Bu şekilde bütün işinin gücünün arasında, herhangi bir mektuba mesaisini ayırmaktan da kurtulmuş olacaktır . Hesap sormak istediğinde de yalnız bir tek kişiyle muhatap olacaktır . Peki vezir ne yapar ? Onun da işi başından aşkın . Elbette o da kendinden bir alt kademedeki memuruna bu işi havale eder. Ta ki atlı elçiye mektubun teslim edilmesi olayına kadar .Bürokrasi denilen yapı , bu şekilde bizim anlattığımız hayali krallıkta olduğu gibi hayatın her alanındaki organizasyonda işlerin doğru ve zamanında yürümesi için gerekli bir organ olarak yerini almış bulunuyor .
Yukarıda tarif ettiğimiz yöntemle her birim bir altındaki birime bir görev havale ediyor , alttaki birim o görevin nasıl yapılması gerektiğini, hassasiyetlerini, inceliklerini vb. ayrıntıları en iyi şekilde biliyor ve kendinden bir üstteki birime karşı da göreviyle ilgili sorumluluk duyuyor. Ve tabii gerektiğinde hesabını da oraya veriyor.
İşte buraya kadar anlatmış olduğumuz bu hikaye, bilgisayar ağlarının haberleşme algoritmasına karşılık hayali bir yaklaşımdır. Hikayede adı geçen birimler, haberleşmede birazdan tarif edilecek katmanlara karşılık gelir. En alt birim olan atlı-elçi, fiziksel katman adı verilmiş olan ve bilgisayarlarımız arasına döşenen kablolar ile içlerinden akan sinyaller olarak düşünülebilir. Hem nasıl bir atlının yolu üzerinde başına bir iş gelse veya atı hastalanıp ölse, o sorununu kendi uzmanlık alanı olduğu şekliyle çözerek aldığı görevi yerine getirir ve hükümdarın da bundan haberi bile olmaz ; haberleşen sistemlerde de üstteki katman alttaki katmana yapması gereken işi söyler ve yapılıp yapılmadığını kontrol eder, ama oranın kendi iç sorunlarının ne olduğuyla ilgilenmez. Çünkü üst katmanın asıl işi kendisine ait olan sorunları çözmektir.
Yapılan işlemleri birbirlerinden ayrı düşünmenin bir faydası da bunları modül modül ele alarak kazanmış olduğumuz tasarım esnekliği avantajıdır. Tasarımcılar her seviye üzerine ayrı ayrı konsantre olabilirler. ISO uzmanları oturmuşlar, tartışmışlar ve bu seviyelere bir standart getirmişler, onlara katmanlar olarak adlarını vermişler ve yapacakları işleri ayrıntılı bir şekilde tarif etmişlerdir.
1984 yılında International Organization of Standardization (ISO) ( ISO kurumun isminin kısatması değil, latincede eşit manasına gelen “isos” kelimesinden türetilmiş bir sözcüktür ) Open System Interconnection modelini (OSI) ortaya koydu.
OSI Modeli değişmez bir kanun değildir. İsteyen kendi başına bir ağ sistemi tasarlayabilir ve belki de çalışır hale getirir. Ancak OSI modeli referans alınmadıysa diğer ağlarla iletişimi zor olacak değişik üreticiler bu ağ sistemi için donanım ve yazılım üretmeyecekler demektir.
