Astrahan Kremlini: Volga Deltasının Beyaz Kalesi

Volga’nın binlerce kilometrelik yolculuğunun sonunda, nehrin sayısız kola ayrılarak Hazar Denizi’ne döküldüğü geniş deltanın başında, beyaz duvarlı bir kale yükseliyor. Astrahan Kremlini, Rusya’nın güneydoğu ucunda, Avrupa ile Asya’nın, Hristiyanlıkla İslam’ın, yerleşik hayatla bozkırın buluştuğu bir noktada duruyor. Kırmızı tuğla kremlinlere alışmış gözler için beyaz taş duvarları, beyaz kuleleri ve beyaz katedraliyle bambaşka bir görüntü sunuyor.

Kaleler serimizin Rusya ayağında, Kazan’dan sonra Volga’nın aşağı kesimine, Altın Orda’nın mirasının izlerini taşıyan bu şehre geliyoruz. Astrahan’ın hikâyesi, bir Tatar hanlığının yıkılışıyla, Korkunç İvan’ın fethiyle, Stenka Razin’in isyanıyla ve Hazar ticaretinin zenginliğiyle örülmüş. Türk okuyucular için de ayrı bir anlam taşıyor; çünkü bu şehrin tarihi, Türk-Tatar dünyasının tarihiyle derinden iç içe. Gelin, Volga deltasının bekçisini birlikte tanıyalım.

Astrahan Kremlini
Astrahan Kremlini

Astrahan Kremlini Nerede?

Astrahan, Rusya’nın güneyinde, Volga Nehri’nin Hazar Denizi’ne döküldüğü deltanın kuzey ucunda yer alan bir şehir. Moskova’ya uzaklığı yaklaşık 1.400 kilometre; Hazar Denizi kıyısına ise yaklaşık yüz kilometre mesafede. Kremlin, şehrin merkezinde, Volga ile onun bir kolu olan Kutum Nehri’nin arasında kalan ve eskiden “Tavşan Tepesi” olarak anılan alçak bir yükseltinin üzerinde bulunuyor.

Koordinatlar: 46.3497° K, 48.0337° D
Google Haritalar’da Astrahan Kremlini

Astrahan’ın konumu, tarih boyunca onu büyük bir ticaret merkezi haline getirdi. Volga, Rusya’nın içlerini Hazar Denizi’ne bağlıyordu; Hazar Denizi’nin karşı kıyılarında ise İran, Kafkasya ve Orta Asya uzanıyordu. İpek, baharat, halı ve diğer doğu malları bu yoldan kuzeye, kürk, deri ve metal eşyalar ise güneye taşınıyordu. Astrahan, bu büyük ticaret yolunun düğüm noktasıydı.

Hacı Tarhan ve Astrahan Hanlığı

Astrahan’ın tarihi, Rus kremlininden çok daha eskiye uzanıyor. Bölgede Hazar Kağanlığı döneminden itibaren önemli yerleşimler bulunduğu biliniyor. Hazar Kağanlığı’nın başkenti İtil’in de Volga deltasında, bugünkü Astrahan’ın yakınlarında olduğu düşünülüyor, ancak tam yeri hâlâ tartışmalı. On üçüncü yüzyılda bölge, Altın Orda’nın hâkimiyetine girdi. Altın Orda’nın başkenti Saray da Volga’nın aşağı kesiminde, Astrahan’ın kuzeyinde kurulmuştu.

Bu dönemde bugünkü Astrahan’ın yakınlarında Hacı Tarhan adlı bir şehir vardı. Ünlü Faslı seyyah İbn Battuta’nın on dördüncü yüzyılda bu şehri ziyaret ettiği ve onu güzel bir şehir olarak tarif ettiği biliniyor. “Astrahan” adının da “Hacı Tarhan” isminden türediği düşünülüyor. Şehir, Altın Orda döneminde önemli bir ticaret merkeziydi.

Altın Orda’nın on beşinci yüzyılda parçalanmasıyla birlikte, Volga’nın aşağı kesiminde Astrahan Hanlığı kuruldu. Bu hanlık, Kazan Hanlığı ve Kırım Hanlığı gibi, Altın Orda’nın mirasçılarından biriydi. Astrahan Hanlığı yaklaşık bir asır boyunca bölgeyi yönetti. Ancak hanlık zamanla zayıfladı, iç çatışmalar ve komşu güçlerin baskısı altında kaldı. Kırım Hanlığı, Nogay Ordası ve yükselen Moskova devleti, Astrahan üzerinde etki kurmak için rekabet ediyordu.

1556: Korkunç İvan’ın Fethi

1552’de Kazan’ı fetheden IV. İvan, yani Korkunç İvan, gözünü Volga’nın aşağı kesimine çevirdi. Astrahan’ı ele geçirmek, Volga’nın tamamını Rus kontrolüne almak ve Hazar ticaretine doğrudan ulaşmak anlamına geliyordu. 1554’te Rus orduları Astrahan’a ilerledi ve Moskova’ya bağlı bir hanı tahta oturttu. Ancak bu han kısa süre sonra Moskova’ya sırt çevirince, 1556’da Rus orduları ikinci kez Astrahan’a geldi ve şehri doğrudan Rus devletine kattı.

Astrahan’ın fethi, Rus tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Volga artık baştan sona bir Rus nehriydi. Rus devleti, Hazar Denizi’ne ve oradan Kafkasya’ya, İran’a ve Orta Asya’ya açılan bir kapı elde etmişti. Aynı zamanda bu fetih, Rusya’nın çok uluslu ve çok dinli bir imparatorluğa dönüşme sürecinin önemli adımlarından biriydi. Kazan ve Astrahan’ın fethiyle birlikte, milyonlarca Müslüman Türk-Tatar halkı Rus devletinin tebaası haline geldi.

Fetihten kısa süre sonra Ruslar, eski Tatar şehrinin bulunduğu yerin biraz uzağında, Tavşan Tepesi’nin üzerinde yeni bir kale inşa etmeye başladı. Başlangıçta ahşap olan bu kale, birkaç on yıl içinde güçlü bir taş kremline dönüştü.

Beyaz Taştan Bir Kremlin

Astrahan’ın taş kremlininin inşası 1580’lerde başladı ve on yedinci yüzyılın başlarına kadar sürdü. Kaynaklar, inşaatın 1582 ile 1620 yılları arasında farklı aşamalarda gerçekleştiğini belirtiyor. İnşaatı, Moskova’dan gönderilen ustalar yönetti. Kremlinin en dikkat çekici özelliği, duvarlarının ve kulelerinin beyaz taştan yapılmış olması. Bu, kırmızı tuğlanın hâkim olduğu Moskova, Tula ve Kolomna kremlinlerinden onu belirgin şekilde ayırıyor.

Bu beyaz taşın nereden geldiği konusunda ilginç bir anlatı var. Rivayete göre kremlinin inşasında kullanılan taşların bir kısmı, Volga’nın yukarı kesimindeki eski Altın Orda başkenti Saray’ın harabelerinden getirildi. Yüzyıllar önce Tatar hanlarının görkemli başkentini süsleyen taşlar, böylece Rus kremlininin duvarlarına dönüştü. Bu anlatının ne ölçüde doğru olduğunu kesin olarak bilmek zor, ama tarihçiler, bölgede doğal taşın az bulunması nedeniyle eski yapılardan malzeme toplanmasının o dönemde yaygın bir uygulama olduğunu belirtiyor.

Kremlin, Tavşan Tepesi’nin üzerinde üçgene yakın bir plan izliyor. Duvarların toplam uzunluğu yaklaşık bir buçuk kilometre. Duvarların üzerinde başlangıçta çok sayıda kule bulunuyordu; bunların bir kısmı zamanla yıkıldı, bir kısmı ise yeniden inşa edildi. Bugün kremlinin duvarlarında yedi kule ayakta. Duvarların yüksekliği yer yer on metreyi aşıyor.

Astrahan Kremlini, inşa edildiği dönemde Rusya’nın güneydoğu sınırının en önemli kalesiydi. Kremlinin içinde bir garnizon, cephanelikler, ambarlar ve voyvodanın konutu bulunuyordu. Kremlin, hem Volga ticaret yolunu hem de bozkırdan gelebilecek saldırılara karşı Rus topraklarını koruyordu. On altıncı yüzyılın sonlarında Kırım ve Osmanlı kuvvetlerinin Astrahan’ı geri almak için düzenlediği bir sefer de oldu; 1569’daki bu seferde Osmanlıların Don ile Volga’yı bir kanalla birleştirme planı da yer alıyordu, ancak sefer başarısız oldu.

Astrahan Kremlini duvarı
Astrahan Kremlini duvarı

Duvarlar ve Kuleler

Astrahan Kremlini’nin ayakta kalan kulelerinin her birinin kendine özgü bir adı ve hikâyesi var. Bunlardan en ünlüsü, kremlinin ana girişi olan Prechistenski Kapısı’nın üzerindeki çan kulesi. Bu çan kulesi, kremlinin silüetindeki en yüksek yapı. Bugünkü kule yirminci yüzyılın başlarında, daha önceki kulelerin yerine inşa edildi. Yaklaşık seksen metre yüksekliğindeki bu beyaz kule, şehrin her yerinden görülebiliyor ve Astrahan’ın simgelerinden biri.

Bir diğer önemli kule, Kızıl Kapı Kulesi. Adını, eskiden kırmızıya boyanmış olmasından aldığı düşünülüyor. Bu kule bugün kremlinin müze bölümlerinden birine ev sahipliği yapıyor. Kulenin içinde, kremlinin tarihini ve savunma sistemini anlatan sergiler bulunuyor. Kuleden kremlinin içine ve dışına bakan manzara da çok güzel.

Kremlinin en ürkütücü adlı kulesi ise İşkence Kulesi. Adından da anlaşılacağı gibi, bu kule bir dönem sorgulama ve cezalandırma için kullanılıyordu. Kulenin içinde bugün, ortaçağda kullanılan işkence aletlerinin ve sorgulama yöntemlerinin anlatıldığı bir sergi bulunuyor. Bu sergi biraz rahatsız edici olabilir, ama kremlinin tarihinin karanlık yüzünü göstermesi açısından ilginç. Kulenin adının, Stenka Razin isyanından sonra yaşanan olaylarla ilişkilendirildiği de anlatılıyor.

Diğer kuleler arasında Nikolski Kapısı, Artilleriyskaya, yani Topçu Kulesi, ve Krımskaya, yani Kırım Kulesi bulunuyor. Kırım Kulesi’nin adı, bozkırdan, Kırım yönünden gelen tehdide karşı inşa edilmiş olmasından geliyor. Nikolski Kapısı’nın üzerinde ise bir kapı kilisesi bulunuyor. Bu kilise, Volga’ya açılan kapıdan geçen gemicileri ve yolcuları koruyan Aziz Nikolay’a adanmış.

Astrahan Kremlini İşkence Kulesi
Astrahan Kremlini İşkence Kulesi
Aziz Nikolay Kapı Kilisesi
Aziz Nikolay Kapı Kilisesi

Uspenski Katedrali

Astrahan Kremlini’nin kalbinde, kremlinin en görkemli yapısı olan Uspenski, yani Meryem’in Göğe Kabulü Katedrali yükseliyor. Bu katedral, on yedinci yüzyılın sonu ile on sekizinci yüzyılın başı arasında inşa edildi. Yapımının 1699 ile 1710 yılları arasında tamamlandığı belirtiliyor. Katedralin mimarı olarak, kaynaklarda Dorofey Myakişev adlı bir usta anılıyor.

Katedral, Rus barok mimarisinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Beş kubbeli yapısı, yüksek kaidesi, galerilerle çevrili alt katı ve süslü dış cephesiyle oldukça etkileyici. Katedralin dikkat çekici bir özelliği, iki katlı olması. Alt kat, kış aylarında kullanılan ve aynı zamanda din adamlarının gömüldüğü bir bölüm olarak tasarlanmış. Üst kat ise asıl ibadet alanı. Geniş merdivenlerle üst kata çıktığınızda, yüksek tavanlı, aydınlık ve görkemli bir iç mekânla karşılaşıyorsunuz.

Katedralin dış cephesindeki süslemeler, Rus barok üslubunun zenginliğini yansıtıyor. Pencere çerçeveleri, sütunlar ve kornişler ince işçilikli taş süslemelerle bezenmiş. Beyaz duvarlar ve yeşil kubbeler, kremlinin genel beyaz tonuyla uyum içinde. Katedral, Büyük Petro’nun 1722’de Astrahan’ı ziyaret ettiğinde ilgisini çeken yapılar arasında yer aldı; Petro’nun katedralin ihtişamını Moskova’daki katedrallerle karşılaştırdığı anlatılıyor.

Katedralin içinde, Astrahan’ın ilk metropolitlerinden bazılarının mezarları ve önemli ikonalar bulunuyor. Sovyet döneminde uzun yıllar kapalı kalan katedral, daha sonra yeniden ibadete açıldı ve kapsamlı bir restorasyon geçirdi. Bugün katedral, Astrahan’daki Ortodoks topluluğunun en önemli dini merkezi.

Uspenski Katedrali ve kremlin
Uspenski Katedrali ve kremlin

Stenka Razin ve Kremlinin Kanlı Günleri

Astrahan Kremlini’nin tarihindeki en dramatik olaylardan biri, 1670’te yaşandı. Bu yıl, Don Kazaklarının efsanevi lideri Stepan Razin, halk arasındaki adıyla Stenka Razin, büyük bir isyan başlattı. Razin’in isyanı, Volga boyunca hızla yayıldı ve köylüler, Kazaklar, şehir yoksulları ve bölgedeki farklı halklar bu isyana katıldı. İsyan, çarın yönetimine ve soylulara karşı büyük bir başkaldırıydı.

1670 yazında Razin, Astrahan’ı kuşattı. Kremlinin içindeki bazı askerler ve şehir halkı isyancıların tarafına geçti. Kremlin ele geçirildi ve şehrin voyvodası öldürüldü. Kaynaklarda, voyvodanın kremlinin kulelerinden birinden aşağı atıldığı anlatılıyor. Bu olaylar sırasında pek çok yönetici ve soylu hayatını kaybetti. Astrahan, bir süre isyancıların kontrolünde kaldı.

Ancak isyan, sonunda çarın orduları tarafından bastırıldı. Razin yakalanarak Moskova’ya götürüldü ve 1671’de idam edildi. Astrahan da bir süre sonra yeniden çarlık güçlerinin kontrolüne geçti. İsyandan sonra kremlinde ağır cezalandırmalar yapıldığı anlatılıyor. İşkence Kulesi’nin adının da bu dönemle ilişkilendirildiği söyleniyor.

Stenka Razin, Rus halk kültüründe bir kahraman olarak hatırlanıyor. Onun hakkında pek çok şarkı, şiir ve efsane anlatılıyor. En ünlüsü, Volga’da bir tekneyle yolculuk eden Razin’i anlatan ve bugün bile söylenen bir halk şarkısı. Astrahan’da Razin’in hatırası, kremlinin tarihinin ayrılmaz bir parçası olarak yaşamaya devam ediyor.

Deli Petro ve Hazar’a Açılan Kapı

On sekizinci yüzyılın başlarında Büyük Petro, Rusya’yı bir deniz gücüne dönüştürmek için büyük çaba harcadı. Baltık’ta Sankt Peterburg’u kurarken, güneyde de Hazar Denizi’ne açılmayı hedefledi. 1722-1723 yıllarında Petro, İran’a karşı bir sefer düzenledi. Bu seferin başlangıç noktası Astrahan oldu. Petro, sefere çıkmadan önce bir süre Astrahan’da kaldı ve kremlini ziyaret etti.

Petro’nun döneminde Astrahan’da bir tersane ve donanma üssü kuruldu. Hazar Denizi’nde dolaşacak Rus gemileri burada inşa edildi. Bu dönemde Astrahan, Rusya’nın güneydoğu dünyasına açılan kapısı olarak daha da önem kazandı. Petro’nun Hazar seferi, Rusya’nın Kafkasya’ya ve İran’a yönelik politikalarında önemli bir adım oldu. Serimizde daha önce gezdiğimiz Derbent’in Narın Kale’si de bu sefer sırasında Rus kontrolüne geçmişti; iki şehir böylece aynı tarihî hikâyenin parçaları haline geliyor.

Kremlinin İçinde

Astrahan Kremlini’nin içi bugün bir müze-koruma alanı olarak düzenlenmiş. Kremlinin geniş avlusunda yürürken, farklı dönemlerden kalma yapılarla karşılaşıyorsunuz. Uspenski Katedrali’nin yanı sıra, daha küçük Troitski, yani Teslis Katedrali de kremlinin içinde yer alıyor. Bu katedral, kremlinin en eski taş yapılarından biri olarak kabul ediliyor ve bir zamanlar bir manastırın parçasıydı.

Kremlinin içinde ayrıca eski topçu cephaneliği, barut deposu, Kirill Şapeli ve konsistorya binası gibi tarihi yapılar bulunuyor. Kirill Şapeli, Astrahan’ın ilk başpiskoposlarından birinin, Kirill’in mezarı üzerine inşa edilmiş küçük ama zarif bir yapı. Topçu avlusu ise bugün müze olarak kullanılıyor ve burada kremlinin askerî tarihine ait silahlar, toplar ve diğer eşyalar sergileniyor.

Kremlinin avlusu, şehir halkının sevdiği bir dinlenme alanı. Ağaçlıklı yolları, geniş çimenlikleri ve banklarıyla, Astrahan’ın sıcak yaz günlerinde serin bir sığınak sunuyor. Avluda yürürken, katedrallerin beyaz duvarları ve yeşil kubbeleri, çan kulesinin yüksek silüeti ve kremlin duvarlarının uzanan hatları, size kremlinin bütünlüklü yapısını gösteriyor.

Kremlinde zaman zaman tarihi canlandırma etkinlikleri, festivaller ve konserler düzenleniyor. Özellikle yaz aylarında, kremlinin avlusunda açık hava etkinliklerine denk gelebilirsiniz. Bu etkinlikler, kremlinin tarihini daha canlı ve eğlenceli bir şekilde deneyimlemenizi sağlıyor.

Çok Kültürlü Bir Şehir

Astrahan, Rusya’nın en çok kültürlü şehirlerinden biri. Yüzyıllar boyunca burada Ruslar, Tatarlar, Kazaklar, Kalmuklar, Ermeniler, Persler, Hintliler ve daha pek çok halk bir arada yaşadı. Bu çeşitlilik, şehrin mimarisine, mutfağına ve gündelik hayatına yansıdı. Astrahan’ın sokaklarında yürürken, Ortodoks kiliselerinin yanında camiler, Ermeni kiliseleri ve farklı toplulukların izlerini taşıyan yapılar görebilirsiniz.

Şehirde Tatar nüfusu hâlâ önemli bir yer tutuyor ve Tatar kültürü şehrin kimliğinin ayrılmaz bir parçası. Astrahan’da birkaç tarihi cami bulunuyor; bunların bazıları on dokuzuncu yüzyıldan kalma. Kazak ve Kalmuk toplulukları da şehrin çok kültürlü yapısına katkıda bulunuyor. Kalmuklar, Avrupa’da yaşayan tek Budist halk olarak biliniyor ve Astrahan’ın batısındaki Kalmukya Cumhuriyeti’nde yaşıyorlar.

Astrahan’ın tarihinde bir dönem Hintli tüccarların da önemli bir yeri vardı. On yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda Astrahan’da Hint tüccarlarının kendi mahalleleri ve ticaret evleri bulunuyordu. Bu tüccarlar, Rusya ile Hindistan arasındaki ticaretin önemli aracılarıydı. Ermeni tüccarlar da şehrin ekonomik hayatında büyük rol oynadı. Bu çok kültürlü geçmiş, Astrahan’ı Rusya’nın diğer şehirlerinden belirgin şekilde ayırıyor.

Türk okuyucular için Astrahan, ayrıca ilgi çekici. Şehrin Altın Orda ve Astrahan Hanlığı dönemine ait geçmişi, Türk-Tatar dünyasının tarihiyle doğrudan bağlantılı. Kremlinin çevresinde dolaşırken, bu toprakların yüzyıllar boyunca Türk boylarının yurdu olduğunu hatırlamak, yolculuğa farklı bir boyut katıyor.

Volga Deltası

Astrahan’a gelmişken, şehrin hemen güneyinde başlayan Volga Deltası’nı görmeden dönmek büyük bir kayıp olur. Volga, Hazar Denizi’ne dökülmeden önce yüzlerce kola ayrılarak Avrupa’nın en büyük nehir deltalarından birini oluşturuyor. Bu delta, sayısız kanal, ada, sazlık ve göletten oluşan devasa bir sulak alan. Bölge, zengin kuş türleri, balıkları ve bitki örtüsüyle önemli bir doğal koruma alanı.

Volga Deltası, özellikle yaz aylarında açan lotus çiçekleriyle ünlü. Temmuz ve ağustos aylarında, deltanın bazı bölgelerinde uçsuz bucaksız lotus tarlaları oluşuyor. Pembe çiçeklerle kaplı bu su yüzeyleri, gerçekten nefes kesici bir manzara sunuyor. Delta aynı zamanda balıkçılık için de çok önemli; Hazar Denizi’nin ünlü mersin balıkları, yumurtlamak için bu deltaya geliyor.

Deltayı keşfetmek için Astrahan’dan tekne turlarına katılabilirsiniz. Bu turlar, sizi kanalların arasından geçirerek deltanın vahşi doğasını yakından görmenizi sağlıyor. Kuş gözlemcileri için delta adeta bir cennet; pelikanlar, balıkçıllar, karabataklar ve daha pek çok tür burada yaşıyor.

Hazar Ticaretinin Merkezi

Astrahan’ın tarih boyunca bu kadar önemli olmasının en büyük sebebi, Hazar ticaretiydi. Rus fethinden sonra şehir, Rusya’nın doğu ile ticaret yaptığı en önemli limana dönüştü. On yedinci yüzyılda Astrahan’ın limanında İran’dan gelen ipek, halı ve kumaşlar, Orta Asya’dan gelen pamuk ve meyveler, Hindistan’dan gelen baharatlar ve değerli taşlar indiriliyordu. Bu mallar daha sonra Volga yoluyla Kazan’a, Nijniy Novgorod’a ve Moskova’ya taşınıyordu.

Avrupalı tüccarlar da Astrahan’a büyük ilgi gösterdi. On altıncı ve on yedinci yüzyıllarda İngiliz ve Hollandalı tüccarlar, İran ipeğine Rusya üzerinden ulaşmak için Astrahan’ı kullanmaya çalıştı. İngiliz Moskova Kumpanyası’nın tüccarları, Volga ve Hazar üzerinden İran’a ulaşan seferler düzenledi. Bu seferler, Avrupa ile İran arasında Osmanlı topraklarını atlayan alternatif bir ticaret yolu açma çabasının bir parçasıydı.

Ticaret, Astrahan’a büyük bir zenginlik getirdi. Şehirde farklı halklardan tüccarların kurduğu ticaret evleri, kervansaraylar ve pazarlar vardı. Kremlinin hemen dışındaki ticaret mahalleleri, dünyanın dört bir yanından gelen insanlarla doluydu. Farklı dillerin konuşulduğu, farklı kıyafetlerin giyildiği, farklı dinlerin yaşandığı bu canlı ortam, Astrahan’ın kozmopolit karakterini şekillendirdi.

Bugün Astrahan’ın tarihi merkezinde, bu ticari geçmişin izlerini görmek hâlâ mümkün. On dokuzuncu yüzyıldan kalma tüccar evleri, ahşap süslemeli konaklar ve eski ticaret binaları, şehrin zengin geçmişini yansıtıyor. Kremlinden çıkıp tarihi mahallelerde yürüyüş yapmak, bu atmosferi hissetmek için harika bir yol.

Astrahan’da İki Gün

Astrahan’a uzun bir yolculuktan sonra ulaşacağınız için, şehirde en az iki gün geçirmenizi öneririm. İlk günü tamamen kremline ve şehrin tarihi merkezine ayırabilirsiniz. Sabah erken saatlerde, sıcak bastırmadan kremline girin. Önce Uspenski Katedrali’ni ziyaret edin, ardından Troitski Katedrali’ni ve Kirill Şapeli’ni görün. Kremlinin müze bölümlerini, Kızıl Kapı Kulesi’ni ve İşkence Kulesi’ni gezin. Öğle sıcağında kremlinin ağaçlıklı avlusunda dinlenebilirsiniz.

Öğleden sonra kremlinden çıkıp şehrin tarihi mahallelerinde yürüyüş yapın. Tüccar evlerini, camileri ve kiliseleri görün. Akşamüstü Volga’nın kıyısındaki yürüyüş yoluna inin. Volga kıyısı, Astrahan halkının akşamları buluştuğu, yürüyüş yaptığı ve dinlendiği canlı bir mekân. Gün batımında nehrin üzerinden kremline bakan manzara çok güzel.

İkinci günü Volga Deltası’na ayırın. Sabah erkenden bir tekne turuna katılarak deltanın kanallarında dolaşın, kuşları ve lotus tarlalarını izleyin. Delta turları genellikle yarım gün ya da tam gün sürüyor. Bazı turlarda öğle yemeği olarak taze balıktan yapılan uha çorbası ikram ediliyor. Eğer vaktiniz varsa, Altın Orda’nın başkenti Saray’ın kalıntılarını ve açık hava müzesini ziyaret etmek için ayrı bir gün ayırabilirsiniz.

Astrahan’da geçireceğiniz bu günler, size Rusya’nın bambaşka bir yüzünü gösterecek. Sıcak iklimi, çok kültürlü yapısı, zengin mutfağı ve Volga’nın deltasıyla Astrahan, Rusya’nın en sıra dışı ve en renkli şehirlerinden biri.

Astrahan ve Kazan: İki Hanlık, İki Kremlin

Kaleler serimizde daha önce Kazan Kremlini’ni gezmiştik. Astrahan ve Kazan kremlinleri, birbirine çok benzer bir hikâyeye sahip. Her ikisi de Altın Orda’nın parçalanmasıyla ortaya çıkan Tatar hanlıklarının başkentleriydi. Her ikisi de 1550’lerde Korkunç İvan tarafından fethedildi ve her ikisinde de fetihten sonra Rus tarzı taş kremlinler inşa edildi.

Ancak iki kremlin arasında önemli farklar da var. Kazan Kremlini’nin içinde, Rus fethinden sonra yıkılan Kul Şerif Camii’nin yerine yakın dönemde yeniden inşa edilen büyük bir cami bulunuyor. Bu cami, Kazan’ın Tatar kimliğinin güçlü bir simgesi. Ayrıca Kazan Kremlini’nde Süyümbike Kulesi gibi Tatar dönemine ait olduğu düşünülen yapılar yer alıyor. Astrahan Kremlini ise daha belirgin şekilde Rus Ortodoks karakterine sahip; içinde bir cami bulunmuyor ve yapıların büyük çoğunluğu kiliseler ve askerî binalar.

Bir diğer fark ise renk. Kazan Kremlini’nin duvarları da büyük ölçüde beyaz, Astrahan gibi. Bu iki kremlin, kırmızı tuğlanın hâkim olduğu orta Rusya kremlinlerinden ayrılıyor. Beyaz taş kullanımı, belki de güneydeki bu şehirlerin farklı malzeme kaynaklarına ve farklı mimari geleneklere sahip olmasıyla ilgili.

Volga boyunca bir yolculuk planlıyorsanız, Kazan ve Astrahan’ı aynı gezide görmek, bu iki kremlinin benzerliklerini ve farklılıklarını karşılaştırmak için harika bir fırsat olacak. Aralarındaki uzun yol, size Volga’nın büyüklüğünü ve Rusya’nın çeşitliliğini de gösterecek.

Restorasyon ve Kremlinin Bugünü

Astrahan Kremlini, yüzyıllar boyunca savaşlar, isyanlar ve zamanın etkisiyle pek çok hasar gördü. On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda, kremlinin askerî önemi azaldıkça duvarların ve kulelerin bakımı ihmal edildi. Bazı kuleler yıkıldı, duvarların bazı bölümleri çöktü. Yirminci yüzyılın başlarında ise Rus İç Savaşı sırasında kremlin yeniden çatışmalara sahne oldu ve bazı yapılar zarar gördü.

Sovyet döneminde kremlinin içindeki kiliseler kapatıldı ve farklı amaçlarla kullanıldı. Ancak yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren kremlinin tarihi değeri yeniden fark edildi ve koruma çalışmaları başladı. Kremlin, bir müze-koruma alanı olarak düzenlendi. Duvarlar ve kuleler onarıldı, katedraller restore edildi.

1990’lardan itibaren Uspenski Katedrali yeniden ibadete açıldı ve kapsamlı bir restorasyon geçirdi. Katedralin iç mekânı yenilendi, ikonostaz yeniden düzenlendi ve kubbeler onarıldı. Kremlinin diğer yapıları da aşamalı olarak restore edildi. Bugün kremlin, hem Astrahan’ın en önemli tarihi ve turistik mekânı hem de şehrin dini hayatının merkezi.

Restorasyon çalışmaları hâlâ sürüyor. Ziyaretiniz sırasında bazı bölümlerin iskelelerle çevrili ya da kapalı olduğunu görebilirsiniz. Bu, kremlinin yaşayan ve özenle korunan bir miras olduğunun göstergesi. Gelecek nesillerin de bu beyaz kremlinin güzelliğini görebilmesi için yapılan bu çalışmalar çok değerli.

Astrahan Mutfağı

Astrahan’ın mutfağı, şehrin çok kültürlü yapısını ve Volga’nın zenginliğini yansıtıyor. Bu mutfağın en önemli unsuru, şüphesiz balık. Volga ve Hazar Denizi’nden tutulan sazan, turna balığı, levrek, yayın balığı ve elbette mersin balığı, Astrahan sofralarının vazgeçilmezleri. Balıklar ızgarada, fırında, çorbada ya da tuzlanıp kurutularak tüketiliyor. Kurutulmuş balık, özellikle “vobla” adı verilen küçük bir tür, yerel halkın en sevdiği atıştırmalıklardan biri.

Uha, yani geleneksel Rus balık çorbası, Astrahan’da ayrı bir öneme sahip. Farklı balık türleriyle, sebzeler ve baharatlarla hazırlanan bu çorba, özellikle açık havada, nehir kıyısında kazanda pişirildiğinde çok lezzetli oluyor. Delta turlarında bu çorbayı tatma fırsatı bulabilirsiniz.

Astrahan’ın Tatar ve Kazak mutfaklarından da güçlü etkiler taşıyan yemekleri var. Pilav, mantı benzeri hamur işleri, et yemekleri ve Tatar böreği gibi lezzetler, şehrin restoranlarında sıkça karşınıza çıkacak. Türk mutfağına yakınlığı nedeniyle, bu yemeklerin pek çoğu Türk damak tadına da çok uygun.

Yaz sonunda ise Astrahan’ın meşhur karpuzları ve kavunları sezonu başlıyor. Şehrin pazarlarında ve sokak tezgâhlarında dağ gibi yığılmış karpuzlar, Astrahan’ın simgelerinden biri haline gelmiş. Sıcak bir yaz gününde, kremlini gezdikten sonra serin bir dilim Astrahan karpuzu yemek, unutulmaz bir deneyim olacak.

Astrahan’dan ayrılırken yanınıza bir paket kurutulmuş balık ya da mevsimindeyse bir karpuz almayı unutmayın. Bu küçük hatıralar, Volga’nın bu sıcak ve renkli şehrini size uzun süre hatırlatacak. Belki de bir gün yeniden dönüp deltanın lotus tarlaları arasında bir tekne yolculuğuna çıkmak isteyeceksiniz.

Astrahan, Rusya’nın en uzak köşelerinden birinde olsa da, oraya ulaşmak için harcadığınız zamana ve emeğe kesinlikle değecek bir şehir. Kremlinin beyaz duvarları, Volga’nın geniş suları, deltanın vahşi doğası ve şehrin sıcak insanları, size bambaşka bir Rusya deneyimi sunacak. Bu deneyim, belki de Rusya hakkındaki bütün önyargılarınızı değiştirecek.

Hazırlıklarınızı yapın, haritanızı açın ve Volga’nın sonuna doğru bu unutulmaz yolculuğa çıkın.

Astrahan Kremlini’ni Videoda İzleyin

Kremlinin beyaz duvarlarını, katedralini ve çan kulesini görmek için aşağıdaki videoya göz atabilirsiniz.

Astrahan’a Nasıl Gidilir?

Astrahan, Moskova’dan oldukça uzak olduğu için ulaşım planlamasını önceden yapmak gerekiyor. En hızlı yol uçak. Astrahan’ın havalimanına Moskova’dan düzenli uçuşlar bulunuyor ve uçuş yaklaşık iki saat sürüyor. Havalimanından şehir merkezine ve kremline otobüs ya da taksiyle kolayca ulaşabilirsiniz.

Daha maceralı bir seçenek ise tren. Moskova’dan Astrahan’a giden trenler, Rusya’nın iç kesimlerinden ve Volga boylarından geçerek yaklaşık bir gün süren bir yolculuk yapıyor. Bu uzun tren yolculuğu, Rusya’nın uçsuz bucaksız manzaralarını görmek için güzel bir fırsat. Yolculuk sırasında yataklı vagonlarda dinlenebilir, Rus tren kültürünün bir parçası olan çay ve sohbet eşliğinde yol alabilirsiniz.

Yaz aylarında Volga üzerinde nehir gemisi turları da bir seçenek. Bazı turlar, Moskova ya da Nijniy Novgorod’dan başlayarak Volga boyunca güneye inip Astrahan’da sona eriyor. Bu turlar, yol boyunca Kazan, Samara, Volgograd gibi şehirlerde mola veriyor. Volga’yı baştan sona görmek isteyenler için unutulmaz bir deneyim olabilir.

Pratik İpuçları

Astrahan’ın iklimi, Rusya’nın diğer bölgelerinden oldukça farklı. Yazlar çok sıcak ve kurak geçiyor; temmuz ve ağustos aylarında sıcaklıklar kırk dereceye yaklaşabiliyor. Bu yüzden yaz aylarında gidecekseniz, güneş kremi, şapka ve bol su yanınızda olsun. Kremlin gezisini sabah erken saatlerde ya da akşamüstü yapmanızı öneririm. Kışlar ise soğuk ve rüzgârlı, ama Rusya’nın kuzey bölgelerine göre daha ılıman.

Ziyaret için en uygun dönemler ilkbahar sonu ve sonbahar başı. Mayıs ve eylül aylarında hava ılık ve gezinti için ideal. Lotus çiçeklerini görmek istiyorsanız, temmuz sonu ile ağustos ortası arası en uygun dönem. Sonbaharda ise Astrahan karpuzları ve balık sezonu başlıyor.

Astrahan, Rusya’nın karpuz başkenti olarak biliniyor. Yaz sonunda şehrin her yerinde karpuz satan tezgâhlar kuruluyor. Astrahan karpuzları tatlı ve sulu olmalarıyla ünlü; mutlaka tatmanızı öneririm. Balık da Astrahan mutfağının vazgeçilmezi. Volga ve Hazar’dan tutulan balıklarla yapılan çorbalar, kurutulmuş balıklar ve havyar, şehrin ünlü lezzetleri arasında. Uha adı verilen balık çorbası, mutlaka denemeniz gereken bir lezzet.

Kremlinin farklı bölümleri, müzeler ve kuleler için ayrı biletler gerekebiliyor. Bilet seçeneklerini kremlinin girişindeki kasadan öğrenebilirsiniz. Katedrali ziyaret ederken uygun kıyafetler giymeyi unutmayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Astrahan Kremlini ne zaman yapıldı?

Taş kremlinin inşası 1580’lerde başladı ve on yedinci yüzyılın başlarına kadar sürdü.

Kremlin neden beyaz?

Astrahan Kremlini, diğer pek çok Rus kremlininin aksine kırmızı tuğla yerine beyaz taştan inşa edildi. Taşların bir kısmının eski Altın Orda yapılarından getirildiği anlatılıyor.

Astrahan Hanlığı ne zaman yıkıldı?

Astrahan Hanlığı, 1556’da Korkunç İvan döneminde Rus devletine katıldı.

Uspenski Katedrali ne zaman yapıldı?

Katedral, 1699 ile 1710 yılları arasında inşa edildi ve Rus barok mimarisinin önemli örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.

Volga Deltası’nı görmek için ne zaman gitmeliyim?

Lotus çiçeklerini görmek için temmuz sonu ile ağustos ortası en uygun dönem. Kuş gözlemi için ilkbahar ve sonbahar göç mevsimleri idealdir.

Altın Orda’nın Kayıp Başkenti: Saray

Astrahan’ı ziyaret ederken, şehrin kuzeyinde, Volga’nın kıyısında bir zamanlar dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan Saray’ı hatırlamak gerekiyor. Altın Orda’nın başkenti Saray, on üçüncü yüzyılın ortalarında Batu Han tarafından kuruldu. Sonraki dönemde, Özbek Han zamanında yeni bir başkent, Saray el-Cedid inşa edildi. Bu şehirler, ortaçağın en kalabalık ve en zengin şehirleri arasında sayılıyordu.

Saray’da camiler, medreseler, saraylar, hamamlar ve pazar yerleri bulunuyordu. Şehir, Doğu ile Batı arasındaki ticaretin önemli bir merkeziydi. Çin’den, Orta Asya’dan, İran’dan, Mısır’dan ve Avrupa’dan gelen tüccarlar burada buluşuyordu. Ancak on dördüncü yüzyılın sonlarında Timur’un Altın Orda’ya karşı düzenlediği seferler sırasında Saray yıkıldı. Şehir bir daha eski ihtişamına kavuşamadı ve zamanla tamamen terk edildi.

Bugün Saray’ın kalıntıları, Astrahan Oblastı’nda, Volga’nın kolu Ahtuba Nehri’nin kıyısında bulunuyor. Burada Altın Orda başkentinin bir bölümünü canlandıran bir açık hava müzesi de kurulmuş. Bu müze, aslında bir film seti olarak inşa edilmiş, ancak daha sonra turistik bir mekâna dönüştürülmüş. Arkeolojik kalıntılarla birlikte, bu canlandırma, Altın Orda döneminin şehir hayatına dair bir fikir veriyor. Astrahan’dan günübirlik bir gezi ile buraya ulaşabilirsiniz.

Saray’ın hikâyesi, Astrahan Kremlini’nin hikâyesiyle derinden bağlantılı. Eğer kremlinin beyaz taşlarının bir kısmı gerçekten Saray’ın harabelerinden geldiyse, kremlinin duvarları, Altın Orda’nın kayıp başkentinin son izlerini taşıyor olabilir. Bu düşünce, kremlinin duvarlarına bakarken insana tuhaf bir hüzün veriyor. Bir imparatorluğun başkentinin taşları, onu yıkan güçlerin ardından gelen yeni bir devletin kalesine dönüşmüş.

Sonuç: Volga’nın Son Bekçisi

Astrahan Kremlini, Volga’nın Hazar’a kavuştuğu yerde, yüzyıllardır doğu ile batı, bozkır ile şehir, farklı inançlar ve halklar arasında bir köprü olarak duruyor. Beyaz duvarları, görkemli Uspenski Katedrali, yüksek çan kulesi ve kanlı isyan hikâyeleriyle bu kremlin, Rusya’nın en ilginç ve en farklı kalelerinden biri.

Astrahan’a gittiğinizde kremlinin avlusunda dolaşın, katedralin merdivenlerini çıkın, kulelerin hikâyelerini dinleyin ve günü Volga’nın kıyısında bir karpuz eşliğinde tamamlayın. Bu şehir, size Rusya’nın bambaşka bir yüzünü, Asya’ya açılan sıcak ve renkli yüzünü gösterecek.

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

Volga’yı kuzeye doğru takip ederseniz, Astrahan ile aynı dönemde Korkunç İvan tarafından fethedilen Kazan Kremlini‘ne ulaşırsınız. Daha kuzeyde ise Nijniy Novgorod Kremlini Volga’nın bir diğer bekçisi. Hazar kıyısı boyunca güneye inerseniz, Büyük Petro’nun aynı seferde ele geçirdiği Derbent Narın Kale sizi bekliyor.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir