Şian Sur Kalesi: Çin’in En İyi Korunmuş Şehir Surları
Bir şehri çevreleyen surların üzerinde bisiklet sürdüğünüzü hayal edin. Bir yanınızda, gri kiremitli çatıları ve kalabalık sokaklarıyla eski şehir; öbür yanınızda, gökdelenleri ve geniş caddeleriyle modern bir metropol. Altınızda, altı yüz yılı aşkın bir süredir ayakta duran, dünyanın en iyi korunmuş şehir surlarından biri. İşte Şian’ın surları size tam olarak bu deneyimi sunuyor.
Şian, sadece surlarıyla değil, bin yılı aşkın bir süre boyunca Çin’in başkenti olmuş bir şehir olarak da özel bir yere sahip. Tang döneminde Çang’an adıyla anılan bu şehir, İpek Yolu’nun doğudaki başlangıç noktası, dünyanın en büyük ve en kozmopolit şehirlerinden biriydi. Göktürk elçileri, Uygur prensleri, Soğdlu tüccarlar ve Arap seyyahlar bu şehrin sokaklarında yürüdü. Çin kaleleri serimizin on üçüncü durağında, Çin Seddi’nden ayrılarak şehir surlarına geçiyoruz ve ilk durağımız, İpek Yolu’nun başladığı bu büyük şehir. Her zamanki gibi, kesin bilinenlerle tahminleri ayırmaya özen gösterdik.

İçindekiler
- Şian Nerede?
- Çang’an: Bin Yıllık Başkent
- Tang Döneminde Dünyanın Merkezi
- Çang’an’da Türkler
- Kül Tigin Yazıtı’nın Çince Yüzü
- Tang Şiirinin Şehri
- İpek Yolu’nun Başlangıç Noktası
- Ming Surlarının İnşası
- Surların Ölçüleri ve Yapısı
- Dört Ana Kapı
- Yongning Kapısı: Güney Kapısı
- Burçlar, Köşe Kuleleri ve Hendek
- Restorasyon ve Bugünkü Durum
- Surların Üzerinde Bisiklet
- Surların Gece Yüzü
- Surların İçinde: Çan ve Davul Kuleleri
- Müslüman Mahallesi ve Büyük Cami
- Şian Çevresinde Görülecekler
- Video
- Ulaşım ve Pratik Bilgiler
- Ziyaret İpuçları
- Sık Sorulan Sorular
- Son Söz
- Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
Şian Nerede?
Şian, Çin’in kuzeybatısındaki Shaanxi eyaletinin başkenti. Şehir, Wei Irmağı’nın güneyinde, Guanzhong Ovası olarak bilinen verimli bir ovanın ortasında yer alıyor. Bu ova, güneyde Qinling Dağları, kuzeyde ise Lös Platosu ile çevrili. Bu coğrafi konum, ovayı doğal bir kale gibi koruyor ve tarih boyunca pek çok hanedanın burayı başkent olarak seçmesinin nedenlerinden biri oldu.
Şian surlarının merkezi koordinatları: yaklaşık 34°15′ K, 108°56′ D. Google Haritalar’da konumu açın.
Bugün Şian, nüfusu milyonları aşan büyük bir şehir. Modern şehir, surların dışına doğru her yöne genişlemiş durumda. Ama şehrin kalbi, hâlâ Ming döneminden kalma surların çevrelediği eski şehir. Bu eski şehrin içinde, Çan Kulesi, Davul Kulesi, Müslüman Mahallesi ve pek çok tarihî yapı bulunuyor.
Çang’an: Bin Yıllık Başkent
Şian ve çevresi, Çin tarihinin en eski ve en önemli yerleşim bölgelerinden biri. Kaynaklarda, farklı dönemlerde on’dan fazla hanedanın bu bölgede başkent kurduğu belirtiliyor. Zhou hanedanından Qin’e, Han’dan Sui’ye ve Tang’a kadar, Çin tarihinin pek çok önemli hanedanı, Guanzhong Ovası’nda başkent kurdu.
Çin’i ilk kez birleştiren Qin Shi Huang’ın başkenti Xianyang, bugünkü Şian’ın hemen kuzeybatısındaydı. Onun ünlü Terracotta Ordusu da, Şian’ın doğusunda bulunuyor. Qin’den sonra gelen Han hanedanı, başkentini Wei Irmağı’nın güneyinde, bugünkü Şian’ın kuzeybatısında kurdu ve ona Çang’an, yani “Uzun Barış” adını verdi. Bu ad, sonraki yüzyıllarda da şehrin adı olarak kullanılmaya devam etti.
Han hanedanı döneminde Çang’an, İpek Yolu’nun doğudaki başlangıç noktası oldu. Serimizin Yumenguan yazısında anlattığımız Zhang Qian, batıya doğru yolculuğuna Çang’an’dan çıkmıştı. Han döneminde Çang’an, Roma ile aynı dönemde, dünyanın en büyük şehirlerinden biriydi.

Tang Döneminde Dünyanın Merkezi
Çang’an’ın en parlak dönemi, Tang hanedanı döneminde, 7. ve 8. yüzyıllarda yaşandı. Tang hanedanından önceki Sui hanedanı, eski Han başkentinin güneydoğusunda yeni bir başkent inşa etmişti. Tang hanedanı, bu yeni başkenti devraldı ve onu dünyanın en büyük ve en görkemli şehirlerinden birine dönüştürdü.
Tang dönemi Çang’an’ı, son derece düzenli bir plana sahipti. Şehir, dikdörtgen biçimli, kalın surlarla çevrili büyük bir alandı. Kaynaklarda şehrin alanının 80 kilometrekareyi aştığı belirtiliyor; bu, bugün gördüğümüz Ming dönemi surlarının çevrelediği alandan çok daha büyük. Şehrin içi, satranç tahtası gibi, kuzey-güney ve doğu-batı yönünde uzanan geniş caddelerle, düzenli mahallelere bölünmüştü. Şehrin kuzeyinde imparatorluk sarayı, ortasında yönetim binaları, doğu ve batısında ise iki büyük pazar bulunuyordu.
Tang döneminde Çang’an’ın nüfusunun bir milyona yaklaştığı tahmin ediliyor. Bu, o dönem için olağanüstü bir rakam. Şehir, sadece Çin’in değil, bütün Asya’nın siyasi, kültürel ve ticari merkeziydi. Japonya, Kore, Vietnam ve Orta Asya’dan gelen öğrenciler, keşişler ve elçiler, Çang’an’da yaşıyor ve Tang kültürünü öğreniyordu. Japonya’nın eski başkentleri Nara ve Kyoto, Çang’an’ın planı örnek alınarak inşa edildi.
Çang’an’ın batı pazarı, özellikle yabancı tüccarların merkeziydi. Burada, Soğdlu, İranlı, Arap ve Orta Asyalı tüccarlar, uzak diyarlardan getirdikleri malları satıyordu. Şehirde Budist tapınaklarının yanı sıra, Zerdüşt ateş tapınakları, Manihaist tapınaklar ve Nesturi Hristiyan kiliseleri de bulunuyordu. Bu çeşitlilik, Tang dönemi Çang’an’ını, tarihin en kozmopolit şehirlerinden biri yapıyordu.
Çang’an’da Türkler
Tang dönemi Çang’an’ının hikâyesi, Türk tarihiyle de yakından bağlantılı. Tang hanedanı, kuruluşundan itibaren Göktürklerle yoğun ilişkiler içindeydi. Tang hanedanının kurucusu Li Yuan, hanedanı kurarken Göktürklerin desteğini almıştı. Sonraki yıllarda ise, Tang ile Göktürkler arasında savaşlar yaşandı.
630’da Tang ordusu, Doğu Göktürk Kağanlığı’nı yıktı ve İllig Kağan esir alınarak Çang’an’a getirildi. Bu olaydan sonra, çok sayıda Göktürk soylusu ve askeri Çang’an’a yerleşti. Kaynaklara göre, Tang sarayında ve ordusunda pek çok Türk komutan önemli görevler üstlendi. Tang imparatoru Taizong, Türkler tarafından “Tengri Kağan” unvanıyla anıldı.
Göktürkler için bu dönem, tarihlerinin en acı dönemlerinden biriydi. Orhun Yazıtları’nda, Göktürklerin Çin’e bağımlı kaldığı bu yaklaşık elli yıllık dönem, büyük bir üzüntüyle anlatılır. Yazıtlarda, “Tabgaç” olarak anılan Çinlilerin tatlı sözlerine ve yumuşak ipeklerine aldanan Türk beylerinin, kendi halklarını unuttuğu ve Çin’e hizmet ettiği vurgulanır. Bu ifadeler, Türk tarihinin en önemli öğütlerinden biri olarak bugün de hatırlanıyor.
Daha sonraki dönemlerde, Uygur Kağanlığı ile Tang hanedanı arasında da yakın ilişkiler kuruldu. 8. yüzyılın ortalarında, An Lushan isyanı sırasında Uygur süvarileri, Tang hanedanına yardım ederek Çang’an’ı isyancılardan geri almasına katkıda bulundu. Bu yardımın karşılığında, Uygurlar Tang’dan büyük miktarda ipek ve başka ayrıcalıklar elde etti. Uygur kağanları, Tang prensesleriyle evlendi ve Çang’an’da Uygur tüccarları ve elçileri önemli bir yer edindi.
Bütün bu ilişkiler, Çang’an’ı Türk tarihi açısından da önemli bir şehir yapıyor. Şian’ı ziyaret ettiğinizde, bu şehrin bir zamanlar Göktürk kağanlarının, Uygur prenslerinin ve Türk komutanlarının yaşadığı, tarihimizin hem acı hem de parlak sayfalarının yazıldığı bir yer olduğunu hatırlamak, gezinize farklı bir anlam katacak.

Orhun’dan Çang’an’a: Kül Tigin Yazıtı’nın Çince Yüzü
Çang’an ile Türk tarihi arasındaki bağın en ilginç örneklerinden biri, Moğolistan’daki Orhun Yazıtları’ndan biri olan Kül Tigin Yazıtı’nda saklı. Bu yazıt, 732 yılında, Göktürk Kağanı Bilge Kağan’ın kardeşi Kül Tigin’in anısına dikildi. Yazıtın büyük bölümü, Göktürk alfabesiyle Türkçe yazılmış; ama yazıtın bir yüzünde Çince bir metin de bulunuyor.
Kaynaklara göre bu Çince metin, Tang imparatoru Xuanzong tarafından yazdırıldı ve Çang’an’dan gönderildi. İmparator, Kül Tigin’in ölümü üzerine taziyelerini bildirmek için, metni yazdırmanın yanı sıra yazıtın ve türbenin yapımına yardımcı olmak için ustalar da göndermişti. Yani Türk tarihinin en önemli belgelerinden birinin bir yüzü, Çang’an’da kaleme alınmıştı.
Bu bilgi, Göktürkler ile Tang hanedanı arasındaki ilişkinin karmaşıklığını gösteriyor. Bir yanda, Orhun Yazıtları’nda Çinlilere karşı sert uyarılar; öbür yanda, aynı yazıtın üzerinde Tang imparatorunun taziye mesajı. Bu karmaşık ilişki, Türk ve Çin tarihinin yüzyıllar boyunca birbirine nasıl derinden bağlı olduğunu gösteren güzel bir örnek.
Tang Şiirinin Şehri
Tang dönemi, Çin şiirinin altın çağı olarak kabul ediliyor. Li Bai, Du Fu ve Wang Wei gibi Çin edebiyatının en büyük şairleri, bu dönemde yaşadı ve pek çoğu hayatının önemli bir kısmını Çang’an’da geçirdi. Bu şairlerin şiirlerinde, Çang’an’ın sokakları, sarayları, bahçeleri ve insanları canlı bir şekilde anlatılıyor.
Yumenguan yazımızda andığımız Wang Wei’nin Yangguan’dan batıya giden dostuna yazdığı veda şiiri, aslında Çang’an’ın yakınında, Wei Irmağı kıyısındaki bir handa yazılmıştı. Li Bai’nin bazı şiirlerinde ise, Çang’an’daki yabancı kökenli şarap satıcıları, Orta Asyalı dansçılar ve egzotik müzikler anlatılır. Bu şiirler, Tang dönemi Çang’an’ının ne kadar renkli ve kozmopolit bir şehir olduğunu gösteren değerli tanıklıklar. Kaynaklarda, Li Bai’nin kendisinin de Orta Asya’da, bugünkü Kırgızistan’daki Suyab yakınlarında doğduğu belirtiliyor; ancak bu konu tartışmalı.
İpek Yolu’nun Başlangıç Noktası
Şian, İpek Yolu’nun doğudaki başlangıç noktası olarak kabul ediliyor. Serimizin önceki yazılarında takip ettiğimiz yol, yani Hexi Koridoru, Ciayuguan, Dunhuang, Yumenguan, Turfan, Kaşgar ve Pamir üzerinden Orta Asya’ya uzanan yol, aslında Çang’an’dan başlıyordu. Çang’an’dan batıya doğru çıkan kervanlar, önce Wei Irmağı vadisini takip ederek Hexi Koridoru’na ulaşıyor, oradan da çöllere ve dağlara doğru uzun yolculuklarına başlıyordu.
Bu yüzden Şian, serimizin İpek Yolu bölümünün doğal bir kapanış noktası. Biz yolculuğumuza batıdan, Orta Asya’dan başladık ve doğuya doğru ilerledik. Şimdi ise, kervanların yola çıktığı şehre, İpek Yolu’nun doğudaki ucuna ulaşmış olduk. Ciayuguan yazımızda, kapının batısındaki dünyanın Türklerin ve Orta Asya’nın dünyası olduğunu söylemiştik. Şian’da ise, bu dünyanın doğudaki ucunu, kervanların hedefi olan büyük şehri görüyoruz.
2014’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan “İpek Yolları: Çang’an-Tianşan Koridoru Yol Ağı” adlı ortak mirasın adında da Çang’an geçiyor. Bu ortak mirasın Şian’daki bileşenleri arasında, Tang dönemi saray kalıntıları ve Büyük Yaban Kazı Pagodası gibi yapılar bulunuyor. Ming dönemi surları ise bu listeye dahil değil; ama şehrin tarihî dokusunun en görünür parçası olarak ayrı bir değere sahip.
Ming Surlarının İnşası
Tang hanedanının 10. yüzyılın başında çökmesiyle birlikte, Çang’an’ın parlak dönemi sona erdi. Şehir, savaşlar sırasında büyük ölçüde tahrip edildi ve başkent başka şehirlere taşındı. Sonraki dönemlerde şehir, eski görkeminden çok uzak, bölgesel bir merkez olarak varlığını sürdürdü.
1368’de Ming hanedanı kurulduktan sonra, şehrin adı Şian, yani “Batı’daki Huzur” olarak değiştirildi. Ming hanedanının kurucusu Hongwu İmparatoru, şehrin çevresine yeni ve güçlü surlar inşa edilmesini emretti. Kaynaklara göre, bu surların inşası 1370 ile 1378 yılları arasında gerçekleşti. Yeni surlar, Tang dönemi imparatorluk şehrinin, yani sarayların ve yönetim binalarının bulunduğu iç şehrin eski surlarının temelleri üzerine inşa edildi ve genişletildi.
Ming surları, Tang dönemi Çang’an’ının surlarından çok daha küçük bir alanı çevreliyordu. Ama çok daha sağlam ve gelişmiş bir savunma sistemine sahipti. Sonraki yüzyıllarda, özellikle Ming döneminin sonlarında ve Çing döneminde, surlar birkaç kez onarıldı ve güçlendirildi. Surların dış yüzünün tuğlayla kaplanması, 16. yüzyılın sonlarında yapıldı; bu, surların dayanıklılığını büyük ölçüde artırdı.
Surların Ölçüleri ve Yapısı
Şian surları, Çin’deki en iyi korunmuş ve en eksiksiz eski şehir surlarından biri olarak kabul ediliyor. Kaynaklarda surların toplam uzunluğunun yaklaşık 13,7 kilometre olduğu belirtiliyor. Surlar, dikdörtgen biçimli bir alanı çevreliyor; doğu-batı yönündeki kenarları, kuzey-güney yönündekilerden biraz daha uzun.
Surların yüksekliği yaklaşık 12 metre. Surların tabanının genişliği 15-18 metre, tepesinin genişliği ise 12-14 metre civarında. Bu genişlik o kadar fazla ki, surların üzerinde araçlar ve atlı birlikler rahatça hareket edebiliyordu. Bugün ise bu geniş yürüme yolu, bisikletliler ve yayalar için ideal bir alan sunuyor.
Surların iç kısmı, katman katman sıkıştırılmış topraktan oluşuyor. Bu toprak, sertleştirmek için kireç ve diğer malzemelerle karıştırılmış. Kaynaklarda, bu karışımda yapışkan pirinç unu gibi organik malzemelerin de kullanıldığına dair anlatılar bulunuyor; bu tür harçlar, Çin’in eski yapılarında yaygın olarak kullanılmıştı. Surların dış yüzü ise, büyük gri tuğlalarla kaplanmış.

Dört Ana Kapı
Şian surlarında, dört yönde birer ana kapı bulunuyor. Doğudaki kapı Changle, yani “Uzun Mutluluk” Kapısı; batıdaki kapı Anding, yani “Huzur ve İstikrar” Kapısı; kuzeydeki kapı Anyuan, yani “Uzakları Huzura Kavuşturan” Kapı; güneydeki kapı ise Yongning, yani “Sonsuz Huzur” Kapısı. Bu adların hepsi, barış, huzur ve istikrar temalarını taşıyor; bu da Ming hanedanının şehre yüklediği anlamı yansıtıyor.
Her ana kapı, üç katmanlı bir yapıya sahip. En dışta, bir asma köprü ve onun kontrol edildiği küçük bir kule bulunuyor. Bu köprü, hendeğin üzerinden geçerek kapıya ulaşmayı sağlıyordu ve tehlike anında kaldırılabiliyordu. Ortada, ok atmak için çok sayıda pencereye sahip bir okçu kulesi bulunuyor. En içte ise, ana kapı kulesi yer alıyor. Okçu kulesi ile ana kapı kulesi arasında, serimizde sık sık bahsettiğimiz türden bir kapı avlusu var.
Bu üç katmanlı yapı, bir saldırganın kapıyı geçmesini son derece zorlaştırıyordu. Saldırgan, önce hendeği ve asma köprüyü aşmak, sonra okçu kulesinin kapısını kırmak, ardından kapı avlusunda dört yandan ok yağmuruna tutulmak ve en son ana kapıyı kırmak zorundaydı. Bu katmanlı savunma, Şian’ı son derece güçlü bir kale şehri yapıyordu.
Ming döneminden sonra, şehrin artan ulaşım ihtiyaçları nedeniyle surlarda yeni kapılar da açıldı. Bugün surlarda, dört ana kapının yanı sıra, 20. yüzyılda açılmış çok sayıda ek kapı bulunuyor. Bu kapılar, modern şehrin trafiğinin eski şehre girip çıkmasını sağlıyor.
Yongning Kapısı: Güney Kapısı
Şian surlarının dört ana kapısı arasında en ünlüsü ve en görkemlisi, güneydeki Yongning Kapısı. Bu kapı, Tang döneminden beri şehrin ana kapısı olarak kullanılmış ve bugün de surların en çok ziyaret edilen noktası. Kaynaklara göre Yongning Kapısı, Tang döneminde inşa edilmiş ve sonraki dönemlerde defalarca onarılmış.
Yongning Kapısı, bugün Şian’ın resmî tören kapısı olarak da kullanılıyor. Şehri ziyaret eden yabancı devlet başkanları ve önemli konuklar için, bu kapıda Tang dönemi kıyafetleri giymiş oyuncuların katıldığı geleneksel karşılama törenleri düzenleniyor. Bu törenler, Çang’an’ın Tang dönemindeki görkemini yeniden canlandırmayı amaçlıyor.
Yongning Kapısı’nın içinde, ziyaretçilerin surların üzerine çıkabileceği merdivenler ve rampalar bulunuyor. Kapının yanında, bisiklet kiralama noktaları ve küçük bir sergi alanı var. Kapı kulesinin içinde, büyük bir demir çan da sergileniyor. Akşamları kapı ve surlar ışıklandırılıyor ve gece manzarası çok etkileyici.
Burçlar, Köşe Kuleleri ve Hendek
Şian surları boyunca, düzenli aralıklarla, surun dışına doğru çıkıntı yapan burçlar bulunuyor. Kaynaklarda bu burçların sayısının 98 olduğu ve her birinin yaklaşık 120 metre arayla yerleştirildiği belirtiliyor. Bu mesafe, iki burç arasındaki alanın, her iki burçtan atılan oklarla kapsanabilmesi için hesaplanmış. Böylece surun hiçbir noktası savunmasız kalmıyordu.
Her burcun üzerinde, bir zamanlar askerlerin konakladığı ve silahların depolandığı küçük bir nöbet binası bulunuyordu. Bugün bu binaların bir kısmı yeniden inşa edilmiş durumda. Surların dört köşesinde ise, büyük köşe kuleleri yer alıyor. Bu kuleler, surların en zayıf noktaları olan köşeleri korumak için inşa edilmişti.
Surların dışında, surları tamamen çevreleyen geniş bir hendek bulunuyor. Bu hendek, eskiden suyla doluydu ve şehrin ilk savunma hattını oluşturuyordu. Bugün hendeğin kenarları, ağaçlarla ve yürüyüş yollarıyla çevrili bir parka dönüştürülmüş. Bu park, surların dibinde, yeşillik içinde bir halka oluşturuyor ve Şianlıların sabah sporları, akşam yürüyüşleri ve dinlenme için sıkça kullandığı bir yer.

Restorasyon ve Bugünkü Durum
Şian surları, yüzyıllar boyunca savaşlar, depremler ve doğal aşınma nedeniyle zarar gördü. 20. yüzyılın ilk yarısında, surların bazı bölümleri yıkılmış, hendek dolmuş ve kapıların bir kısmı harabeye dönmüştü. 1950’lerde, şehrin modernleşmesi sırasında, surların tamamen yıkılması bile gündeme geldi. Ancak bu öneri, tarihî mirasın korunmasını savunanların itirazları sonucunda uygulanmadı.
1980’lerden itibaren, Şian surlarının kapsamlı bir şekilde restore edilmesine başlandı. Yıkılmış bölümler yeniden inşa edildi, hendek temizlenerek yeniden suyla dolduruldu ve kapı kuleleri onarıldı. Kaynaklarda, bu çalışmaların sonunda surların tamamen birbirine bağlandığı ve şehri kesintisiz bir şekilde çevrelediği belirtiliyor.
Bugün Şian surları, sadece bir tarihî anıt değil, aynı zamanda şehrin yaşayan bir parçası. Surların üzerinde bisiklet sürülüyor, maratonlar ve kültürel etkinlikler düzenleniyor, festivallerde ışık gösterileri yapılıyor. Kış aylarında, özellikle Çin Yeni Yılı döneminde, surlar renkli fenerlerle süsleniyor ve bir fener festivaline ev sahipliği yapıyor. Bu fener festivali, Şian’ın en sevilen etkinliklerinden biri.
Surların Üzerinde Bisiklet
Şian surlarının en sevilen deneyimi, şüphesiz surların üzerinde bisiklet sürmek. Surların tepesindeki geniş yürüme yolu, bisiklet sürmek için ideal. Surların bütün çevresini bisikletle dolaşmak, durmadan sürerseniz bir buçuk ile iki saat arasında sürüyor. Ama yol üzerinde fotoğraf molaları vermek, kapı kulelerini gezmek ve manzaranın tadını çıkarmak istiyorsanız, daha fazla zaman ayırmanızı öneririz.
Bisikletler, surların üzerindeki birkaç noktada, özellikle Yongning Kapısı’nın yakınında kiralanabiliyor. Tek kişilik bisikletlerin yanı sıra, iki kişilik tandem bisikletler de bulunuyor. Kiralama ücretleri saatlik olarak alınıyor ve kimlik ya da depozito istenebiliyor. Bisikleti aldığınız noktaya geri getirmeniz gerekebiliyor; bu yüzden turunuzu buna göre planlayın.
Surların üzerinde bisiklet sürerken, bir yanda eski şehrin geleneksel çatılarını, avlulu evlerini ve dar sokaklarını; öbür yanda ise modern şehrin gökdelenlerini ve geniş caddelerini görebiliyorsunuz. Bu kontrast, Şian’ın geçmişi ile bugününü bir arada görmek için eşsiz bir fırsat. Surların yüzeyi, eski tuğlalardan oluştuğu için biraz engebeli; bu yüzden bisiklet sürerken dikkatli olun.
Bisiklet sürmek istemiyorsanız, surların üzerinde yürümek de güzel bir seçenek. Ayrıca, surların üzerinde küçük elektrikli araçlarla tur yapmak da mümkün olabiliyor. Gün batımı saatlerinde surların üzerinde olmak, özellikle güzel; güneş batarken eski şehrin çatıları altın rengine bürünüyor ve akşam karanlığında surlar ışıklandırılıyor.
Surların Gece Yüzü
Şian surlarını gündüz görmek etkileyici; ama gece görmek bambaşka bir deneyim. Akşam karanlığı çöktüğünde, surların kenarları, kapı kuleleri ve köşe kuleleri ışıklandırılıyor. Surların silueti, altın rengi ışıklarla çizilmiş gibi, şehrin ortasında parlıyor. Özellikle Yongning Kapısı’nın gece görüntüsü, Şian’ın en çok fotoğraflanan manzaralarından biri.
Gece surların dibindeki hendek parkında yürümek de çok keyifli. Işıklandırılmış surların suya yansıması, sessiz yürüyüş yolları ve parkta dans eden, müzik yapan, sohbet eden Şianlılar, şehrin gece hayatının sıcak bir yüzünü gösteriyor. Çin’in pek çok şehrinde olduğu gibi, Şian’da da akşamları parklarda toplu dans yapan gruplara rastlamak mümkün. Bu gruplara katılmak ya da sadece izlemek, yerel hayatı yakından tanımak için güzel bir fırsat.
Surların üzerine akşam saatlerinde çıkmak da mümkün olabiliyor; ancak kapanış saatleri mevsime göre değişiyor. Surların üzerinden, ışıklarla aydınlanmış Çan Kulesi’ni ve eski şehrin çatılarını izlemek, Şian gezinizin en romantik anlarından biri olabilir. Güncel açılış ve kapanış saatlerini önceden kontrol etmeyi unutmayın.
Surların İçinde: Çan ve Davul Kuleleri
Şian surlarının içinde, eski şehrin kalbinde, iki önemli Ming dönemi yapısı bulunuyor: Çan Kulesi ve Davul Kulesi. Çan Kulesi, şehrin tam merkezinde, dört ana caddenin kesiştiği noktada yer alıyor. Kaynaklara göre, 14. yüzyılın sonlarında inşa edilmiş ve sonraki dönemde bugünkü yerine taşınmış. Kulenin içinde, eskiden sabahları çalınan büyük bir çan bulunuyordu.
Davul Kulesi ise, Çan Kulesi’nin hemen kuzeybatısında yer alıyor. Bu kule, akşamları çalınan büyük davullarıyla ünlü. Eski Çin şehirlerinde, sabahları çan, akşamları davul çalınarak zaman bildiriliyordu; şehrin kapıları da bu sinyallere göre açılıp kapanıyordu. Bugün her iki kulede de, ziyaretçiler için geleneksel müzik gösterileri düzenleniyor.

Müslüman Mahallesi ve Büyük Cami
Şian surlarının içinde, Davul Kulesi’nin hemen arkasında, şehrin en canlı ve en renkli bölgelerinden biri bulunuyor: Müslüman Mahallesi. Bu mahalle, yüzyıllardır Şian’da yaşayan Hui Müslümanlarının yurdu. Hui halkı, kökenlerini Tang ve Yuan dönemlerinde Çin’e gelen Arap, İranlı ve Orta Asyalı tüccarlara, askerlere ve göçmenlere dayandıran, Çince konuşan bir Müslüman topluluk.
Müslüman Mahallesi’nin dar sokakları, yemek tezgâhları, baharatçılar, kuru meyve satıcıları ve küçük lokantalarla dolu. Burada, Şian’ın ünlü sokak lezzetlerini tadabilirsiniz: kuzu eti şişleri, el yapımı erişteler, ekmek parçalarıyla servis edilen kuzu çorbası, susamlı çörekler ve hurma gibi kuru meyveler. Akşamları, mahalle ışıklarla aydınlanıyor ve kalabalık sokaklar adeta bir şenlik havasına bürünüyor.
Mahallenin içinde, Şian’ın en ünlü tarihî yapılarından biri olan Büyük Cami bulunuyor. Kaynaklara göre caminin kökeni Tang dönemine kadar uzanıyor; ancak bugünkü yapıların büyük kısmı Ming dönemine ait. Caminin en ilginç özelliği, mimarisi: cami, geleneksel Çin tapınak mimarisiyle inşa edilmiş. Avlular, ahşap köşkler, kıvrık saçaklı çatılar ve taş takı kapılar, bir Çin tapınağını andırıyor. Minare ise, çok katlı bir Çin pagodası gibi görünüyor. Bu mimari sentez, İslam’ın Çin kültürüyle nasıl harmanlandığının güzel bir örneği.
Büyük Cami, hâlâ ibadete açık bir cami. Ziyaretçiler, namaz vakitleri dışında camiyi gezebiliyor; ancak ibadet alanlarına girmek için kurallara uymak gerekiyor. Uygun kıyafetlerle gitmeniz ve cemaate saygı göstermeniz önemli.
Şian Çevresinde Görülecekler
Şian’a gelmişken, surların dışındaki tarihî yerleri de görmeden dönmemelisiniz. Bunların en ünlüsü, şüphesiz Terracotta Ordusu. Şian’ın doğusunda, Çin’in ilk imparatoru Qin Shi Huang’ın mezar kompleksinin bir parçası olarak gömülmüş binlerce pişmiş toprak asker heykeli, 1974’te tesadüfen bulundu. Her biri farklı yüz ifadesine sahip bu askerler, dünyanın en etkileyici arkeolojik buluntuları arasında. Terracotta Ordusu ve Qin Shi Huang’ın mezar kompleksi, 1987’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı.
Şian’ın güneyinde ise, Büyük Yaban Kazı Pagodası bulunuyor. Bu pagoda, serimizin önceki yazılarında sıkça andığımız Budist keşiş Xuanzang’ın, Hindistan’dan getirdiği Budist metinleri saklamak için 7. yüzyılın ortalarında inşa ettirildi. Xuanzang, Çang’an’a döndükten sonra hayatının geri kalanını bu metinleri Çinceye çevirmeye adadı. Gaoçang’da kralın konuğu olan, Yumenguan yakınından gizlice geçen, Pamir’i aşan bu büyük gezginin yolculuğu, burada, bu pagodada sona erdi. Pagoda, serimizin İpek Yolu hikâyesini tamamlayan anlamlı bir durak.
Şian’da ayrıca, Tang ve önceki dönemlere ait önemli eserlerin sergilendiği Shaanxi Tarih Müzesi, Tang dönemi saraylarının kalıntıları ve Han dönemi Çang’an’ının kalıntıları gibi pek çok tarihî yer bulunuyor. Şian’ı hakkıyla gezmek için en az üç-dört gün ayırmanızı öneririz.
Video
Şian surlarını gitmeden önce biraz görmek isterseniz, aşağıdaki video surların üzerinde bisikletle yapılan bir turu gösteriyor.
Ulaşım ve Pratik Bilgiler
Şian, Çin’in en iyi ulaşım bağlantılarına sahip şehirlerinden biri. Şehrin uluslararası havalimanına, Çin’in pek çok şehrinden ve bazı uluslararası noktalardan uçuşlar yapılıyor. Ayrıca, Şian’ın büyük hızlı tren istasyonu sayesinde, Pekin, Şanghay, Lanzhou ve diğer büyük şehirlerden hızlı trenle kolayca ulaşabilirsiniz. Pekin’den Şian’a hızlı trenle yolculuk, birkaç saat sürüyor.
Şehir içinde, metro sistemi oldukça gelişmiş. Metro ile surların çevresindeki kapılara, Çan Kulesi’ne ve diğer önemli noktalara kolayca ulaşabilirsiniz. Surların üzerine çıkmak için, dört ana kapının ve bazı diğer kapıların yanındaki girişleri kullanabilirsiniz. Surların giriş ücreti ve bisiklet kiralama ücretleri ayrı ayrı alınıyor.
Terracotta Ordusu’na gitmek için, şehir merkezinden ve tren istasyonundan kalkan otobüsleri kullanabilir ya da bir tur şirketiyle gidebilirsiniz. Giriş ücretleri ve açılış saatleri değişebildiği için, güncel bilgileri resmî kaynaklardan ya da otelinizden öğrenmenizi öneririz.
Hangi Mevsimde Gitmeli?
Şian’ın iklimi, dört mevsimin belirgin olarak yaşandığı karasal bir iklim. Yazlar sıcak ve nemli; temmuz ve ağustos aylarında sıcaklıklar sık sık 35 dereceyi aşıyor. Kışlar ise soğuk ve kuru. En rahat ziyaret dönemleri, ilkbahar (mart-mayıs) ve sonbahar (eylül-kasım). Bu dönemlerde hava ılıman ve surların üzerinde bisiklet sürmek için ideal.
Kış aylarında Şian soğuk olsa da, Çin Yeni Yılı döneminde surlarda düzenlenen fener festivali, kışın Şian’ı ziyaret etmek için güzel bir sebep. Ancak bu dönemde şehir çok kalabalık oluyor ve konaklama fiyatları yükseliyor. Ekim ayının başındaki Ulusal Gün tatili döneminde de büyük kalabalıklar oluyor; bu dönemden kaçınmanızı öneririz.
Ziyaret İpuçları
- Bisiklet kiralayın: Surların üzerinde bisiklet sürmek, Şian’ın en unutulmaz deneyimlerinden biri. Kaçırmayın.
- Gün batımına denk getirin: Surların üzerinde gün batımını izlemek ve akşam ışıklandırmasını görmek için, öğleden sonra geç saatlerde çıkın.
- Güneşten korunun: Surların üzerinde gölge yok. Yaz aylarında şapka, güneş kremi ve bol su şart.
- Müslüman Mahallesi’ne aç gidin: Sokak lezzetlerini tatmak için Müslüman Mahallesi’ne aç karnına gitmenizi öneririz.
- Terracotta Ordusu için erken yola çıkın: Terracotta Ordusu, özellikle öğle saatlerinde çok kalabalık oluyor.
- Yeterli zaman ayırın: Şian’ı hakkıyla gezmek için en az üç-dört gün gerekiyor.
- Pasaportunuzu yanınızda taşıyın: Bazı turistik yerlerde ve tren istasyonlarında kimlik kontrolü yapılıyor.

Şian’dan ayrılmadan önce, son bir kez surların üzerine çıkın ve batıya bakın. Bir zamanlar bu yönden, Hexi Koridoru’ndan, Dunhuang’dan, Turfan’dan ve Pamir’in ötesinden gelen kervanlar, uzun yolculuklarının sonunda bu şehrin kapılarına ulaşıyordu. Develerin sırtlarında, Orta Asya’nın yünleri, İran’ın gümüşleri, Hindistan’ın baharatları ve Soğd’un camları. Ve aynı yönden, Çang’an’dan çıkan kervanlar, ipek ve porselenle yüklü olarak, batıya doğru yola koyuluyordu. Bu iki yönlü akış, dünyayı yüzyıllar boyunca birbirine bağladı.
Bugün o kervanların yerini hızlı trenler ve uçaklar almış olabilir; ama Şian, hâlâ doğu ile batının buluştuğu bir şehir olmaya devam ediyor. Surların üzerinde dururken, bu uzun hikâyenin bir parçası olduğunuzu hissetmemek mümkün değil. Ve belki de serimizin bütün durakları, Orta Asya’nın kaleleri, Çin Seddi’nin geçitleri ve bu büyük şehrin surları, aynı hikâyenin farklı sayfaları.
Bu sayfaları birlikte okumak, tarihin sınırları tanımadığını, halkların ve kültürlerin her zaman birbirine dokunduğunu bize hatırlatıyor.
Şian’a yolunuz düşerse, bu hatırlatmayı yanınızda taşıyın ve surların üzerinde, tarihin bu büyük buluşma noktasında biraz durup soluklanın.
Sık Sorulan Sorular
Şian surları ne zaman inşa edildi? Bugün gördüğümüz surlar, büyük ölçüde Ming döneminde, 1370 ile 1378 yılları arasında inşa edildi. Ancak surlar, Tang dönemi imparatorluk şehrinin eski surlarının temelleri üzerine kurulmuş.
Surların uzunluğu ne kadar? Kaynaklara göre yaklaşık 13,7 kilometre. Surların bütün çevresini bisikletle dolaşmak, durmadan sürerseniz bir buçuk ile iki saat arasında sürüyor.
Şian ile Çang’an aynı şehir mi? Evet. Çang’an, Han ve Tang dönemlerinde şehrin adıydı. Ming döneminde şehrin adı Şian olarak değiştirildi. Ancak Tang dönemi Çang’an’ı, bugünkü Ming surlarının çevrelediği alandan çok daha büyüktü.
Surların üzerinde bisiklet sürmek güvenli mi? Genellikle güvenli; ama surların yüzeyi eski tuğlalardan oluştuğu için engebeli olabiliyor. Dikkatli sürmek ve yayalara karşı saygılı olmak önemli.
Şian’da Türk tarihiyle ilgili neler var? Şian’da doğrudan Türklere ait görünür yapılar az; ama Shaanxi Tarih Müzesi’nde, Tang dönemine ait eserler arasında, Tang ile Türkler arasındaki ilişkileri yansıtan buluntular bulunabiliyor. Ayrıca şehrin Tang dönemi tarihi, Göktürk ve Uygur tarihiyle yakından bağlantılı.
Son Söz
Şian, Çin tarihinin kalbi ve İpek Yolu’nun doğudaki ucu. Bu şehri çevreleyen Ming dönemi surları, altı yüz yılı aşkın bir süredir ayakta durarak, şehrin uzun ve görkemli tarihinin sessiz tanıkları oluyor. Surların üzerinde bisiklet sürerken, bir zamanlar bu şehrin sokaklarında yürüyen Göktürk kağanlarını, Uygur prenslerini, Soğdlu tüccarları, Xuanzang gibi hacıları ve Tang şairlerini düşünün. Serimizin Orta Asya’dan başlayan İpek Yolu yolculuğu, burada, kervanların yola çıktığı bu büyük şehirde, anlamlı bir şekilde tamamlanıyor. Ama Şian’ın hikâyesi, burada bitmiyor; her ziyaretçiyle birlikte yeniden yazılmaya devam ediyor.

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
Şian, İpek Yolu’nun doğudaki başlangıç noktası. Bu yolun batısında, serimizde anlattığımız kaleler:
Ciayuguan: Şian’dan batıya giden kervanların, Hexi Koridoru’nun sonunda karşılaştığı Ming kalesi.
Yumenguan ve Yangguan: Dunhuang’ın batısında, Han döneminde Çang’an’dan çıkan kervanların batıya açıldığı kapılar.
Gaoçang (Koçu) ve Ciaohe (Yarhoto): Turfan vahasında, İpek Yolu’nun kuzey kolunun büyük şehirleri.
Taşkurgan: Pamir’in çatısında, Çang’an’dan yola çıkan kervanların Orta Asya’ya geçtiği yüksek kale.
Cüyongguan: Pekin’in kuzey kapısı; Bulut Platformu’ndaki Uygurca yazısıyla ünlü geçit.
Serimizin bir sonraki yazısında, Çin’in en iyi korunmuş eski şehirlerinden biri olan Pingyao’ya gideceğiz.

Ayrıca okuyun: Pingyao: Ming Surları İçindeki Yaşayan Şehir
