Bakü Kız Kalesi ve İçerişehir: Hazar Kıyısındaki Gizemli Kule

Bakü’ye ilk kez gelen biri, havaalanından şehre doğru ilerlerken önce cam kuleleri, alev biçimli gökdelenleri, Hazar kıyısındaki uzun sahil yolunu görür. Modern, parlak, biraz da gösterişli bir şehirdir burası. Ama o parlak yüzeyin tam ortasında, surlarla çevrili küçük bir dünya saklanır: İçerişehir. Ve o dünyanın en dikkat çeken yapısı, deniz kıyısına bakan, silindir gövdeli, kendine has duruşuyla Kız Kalesi’dir. Bu yazıda sizi biraz yavaş yürütmek istiyorum; çünkü İçerişehir aceleyle gezilecek bir yer değil, taşlarının arasında oyalanılacak bir yer.

Kız Kalesi, Azerbaycan’ın belki de en tanınmış simgesi. Paralarda, kartpostallarda, hediyelik eşyalarda karşınıza çıkar. Ancak ne zaman, kim tarafından ve tam olarak ne amaçla yapıldığı konusunda hâlâ net bir uzlaşma yok. Bazı araştırmacılar yapının alt katlarının çok eski dönemlere, hatta İslam öncesi zamanlara uzandığını düşünüyor; bazıları ise bugünkü haliyle büyük ölçüde 12. yüzyıla ait olduğunu savunuyor. Bu belirsizlik, kuleyi daha da gizemli kılıyor. Ben de bu yazıda kesin bilinenle tartışmalı olanı ayırmaya, emin olmadığım yerde bunu açıkça söylemeye çalışacağım.

Bakü Kız Kalesi uzaktan görünüm
Bakü Kız Kalesi uzaktan görünüm

Genel Bakış

İçerişehir, Bakü’nün tarihi çekirdeği. Yaklaşık yirmi iki hektarlık bir alanı kaplıyor ve bugün hâlâ içinde insanların yaşadığı, çamaşırların balkonlara asıldığı, çocukların dar sokaklarda top oynadığı canlı bir mahalle. Bu bence onu müzeye dönüşmüş pek çok tarihi merkezden ayıran en önemli özellik. Bir yandan halı satan dükkânlar, küçük çay evleri ve butik oteller, öte yandan yüzyıllık camiler, hamamlar, kervansaraylar iç içe duruyor.

2000 yılında İçerişehir, Şirvanşahlar Sarayı ve Kız Kalesi ile birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Bir dönem, özellikle 2000 yılındaki deprem ve kontrolsüz yapılaşma nedeniyle tehlike altındaki miras listesine de girmişti; sonraki yıllarda yapılan düzenlemelerle bu listeden çıkarıldı. Yani bugün gördüğünüz düzenli, temiz görüntü, epey emek verilerek kazanılmış bir görüntü.

Kız Kalesi, İçerişehir’in güneydoğu köşesine yakın, eskiden deniz kıyısına çok daha yakın olan bir noktada yükseliyor. Bugün sahil şeridi doldurularak genişletildiği için deniz biraz uzaklaşmış durumda; ama kulenin tepesine çıktığınızda Hazar’ın maviliğini rahatça görüyorsunuz. Yüksekliği yaklaşık 29 metre olarak veriliyor. Çapı tabanda 16 metre civarında, duvar kalınlığı ise alt kısımlarda 4-5 metreyi buluyor. Bu kalınlık, içeri girdiğinizde insanı şaşırtıyor; dışarıdan iri görünen yapı içeride oldukça dar odalara ayrılıyor.

Kulenin en ilginç yanlarından biri, doğu tarafına doğru uzanan çıkıntılı bölümü. Yukarıdan bakıldığında yapı tam bir daire değil; bir yanından dışarı taşan, payandayı andıran bir kütle var. Bu çıkıntının ne işe yaradığı da tartışmalı. Kimileri bunun yapıyı güçlendirmek için eklendiğini, kimileri ise belli bir yöne, belki de güneşin doğduğu noktaya işaret ettiğini düşünüyor. Bu tür yorumların bir kısmı bilimsel temelden çok romantik bir bakıştan besleniyor, onu da baştan söyleyeyim.

Kız Kalesi ve çevresindeki taş sokaklar
Kız Kalesi ve çevresindeki taş sokaklar

Tarihçe

Bakü’nün bulunduğu Abşeron Yarımadası, binlerce yıldır insanların yaşadığı bir bölge. Toprağın altından sızan doğal gaz ve petrol, eski çağlarda bile buraya ayrı bir anlam yüklemiş. Yerden kendiliğinden çıkan alevler, ateşe kutsallık atfeden inançlar için güçlü bir işaret olmuş olmalı. Bu yüzden bazı araştırmacılar, Kız Kalesi’nin en alt katmanlarının bir ateş tapınağı ya da gözlem yapısı olarak başladığını öne sürüyor. Bu görüşe göre kule ilk başta savunma için değil, dini ya da astronomik bir amaçla inşa edilmiş, sonradan savunma yapısına dönüştürülmüş.

Diğer yandan daha temkinli bir görüş var: Kulenin bugünkü taş örgüsünün büyük bölümü Orta Çağ’a, özellikle 12. yüzyıla ait. Duvarda yer alan ve Kufi yazıyla yazılmış bir kitabede “Kubbe-i Mesud bin Davud” ifadesinin okunduğu aktarılıyor. Bunun yapının mimarı ya da yaptıranı olduğu düşünülüyor, ancak kitabenin yapının ilk inşasını mı yoksa bir onarımı mı belgelediği kesin değil. Bu tür kitabeler bazen bir binanın doğumunu değil, hayatının herhangi bir anını kaydeder.

Ortaçağda Bakü, Şirvanşahlar devletinin önemli şehirlerinden biri oldu. Şirvanşahlar başlangıçta merkezlerini Şamahı’da tutuyordu; ancak Şamahı’yı vuran depremler ve dış saldırılar nedeniyle 12. yüzyıldan itibaren Bakü’nün önemi arttı, 15. yüzyılda ise başkent fiilen Bakü’ye taşındı. Şehri çevreleyen surlar, liman, saray ve kale bu dönemde güçlendirildi. Kız Kalesi de şehrin savunma sisteminin bir parçası, deniz tarafını gözetleyen bir bekçi gibi işlev gördü.

Sonraki yüzyıllar Bakü için çalkantılı geçti. Safevîler, Osmanlılar ve kısa bir dönem de Ruslar şehri ele geçirdi. 1723’te I. Petro’nun orduları Bakü’yü denizden bombaladı ve şehir bir süre Rus yönetiminde kaldı; sonra yeniden İran hâkimiyetine geçti. 18. yüzyılın ikinci yarısında yarı bağımsız Bakü Hanlığı kuruldu. 1806’da şehir kesin olarak Rus İmparatorluğu’na katıldı. Bu el değiştirmelerin her biri İçerişehir’in dokusunda iz bıraktı: bir yerde Safevî üslubunda bir kapı, bir yerde Rus döneminden kalma bir onarım, başka bir yerde hanlık döneminin sade evleri.

19. yüzyılın sonlarında Bakü’de yaşanan petrol patlaması şehrin kaderini değiştirdi. Dünyanın petrol üretiminin önemli bir kısmının buradan karşılandığı yıllarda Nobel kardeşler, Rothschild ailesi ve yerli zenginler şehre akın etti. Surların dışında, Avrupa tarzı görkemli konaklarla dolu yeni bir şehir yükseldi. İçerişehir ise bu yeni zenginliğin gölgesinde kaldı, ama yıkılmadı. Bir dönem Rus yönetimi Kız Kalesi’ni deniz feneri olarak da kullandı. Kulenin tepesine yerleştirilen fener, 19. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyılın başlarına kadar gemilere yol gösterdi. Sahil doldurulup deniz uzaklaşınca bu işlev de sona erdi.

Sovyet döneminde İçerişehir bir yandan korunmaya çalışıldı, bir yandan da ihmal edildi. 1960’lı yıllardan itibaren Kız Kalesi’nde onarım ve kazı çalışmaları yapıldı; yapı müzeye dönüştürüldü. Bağımsızlıktan sonra, özellikle 2000’li yıllarda İçerişehir’e yönelik büyük bir koruma ve düzenleme programı başlatıldı. Bugün bölge, “İçerişehir Devlet Tarih-Mimarlık Koruğu” adlı ayrı bir idare tarafından yönetiliyor.

Kız Kalesi yakın plan
Kız Kalesi yakın plan

Mimari ve Yapı

Kız Kalesi’nin içinde sekiz kat bulunuyor. Her kat taş bir kubbeyle örtülü ve ortasında bir sonraki kata geçişi sağlayan bir açıklık var. Katlar arasında duvarın içinden geçen dar, kıvrımlı bir merdiven yükseliyor. Bu merdivenden çıkarken duvarın ne kadar kalın olduğunu bir kez daha anlıyorsunuz; adımlarınız taşın içinde, gün ışığı yalnızca küçük mazgallardan süzülüyor.

Yapıda kullanılan taş, Abşeron’a özgü kireçtaşı. Taşlar düzgün sıralar halinde örülmüş, aralarındaki harç dayanıklı. Dışarıdan bakınca bazı sıraların hafifçe dışa taşacak şekilde örüldüğünü, böylece yüzeyde yatay çizgiler oluştuğunu fark edebilirsiniz. Bu çizgiler, özellikle öğleden sonra güneşi yan vurduğunda kuleye zebra deseni gibi hafif bir ritim kazandırıyor.

Kulenin içinde bir kuyu bulunuyor. Kuşatma sırasında içeride kalanların su ihtiyacını karşılamak için açıldığı düşünülüyor. Ayrıca duvarın içinden geçen ve kil borulardan oluştuğu söylenen bir kanal sistemi var; bunun su taşımak ya da başka bir amaçla, örneğin kuleye doğal gaz taşıyarak tepede ateş yakmak için kullanıldığı ileri sürülüyor. Bu ikinci yorum oldukça çekici ama kanıtları sınırlı. Ziyaret sırasında rehberlerin bu tür hikâyeleri anlatmayı sevdiğini göreceksiniz; dinlemesi keyifli, ama her birini kesin bilgi gibi almamak gerekiyor.

Yapıda pencere yok denecek kadar az. Işık, duvarın dış yüzeyine doğru daralan mazgal benzeri açıklıklardan geliyor. Bu da kulenin savunma işlevine uygun. Ancak bazı araştırmacılar, açıklıkların belirli günlerde güneşin belirli noktalara düşmesini sağlayacak şekilde konumlandırıldığını ve kulenin bir tür takvim işlevi gördüğünü öne sürüyor. Bu iddia popüler yayınlarda sık geçse de akademik çevrelerde temkinle karşılanıyor.

Kat kat bir yolculuk

Kuleye girdiğinizde zemin katta sizi yapının genel tarihini anlatan bir giriş bölümü karşılıyor. Burada kulenin farklı dönemlerdeki görünümlerini gösteren çizimler ve maketler bulunuyor. Bir üst katta yapının olası işlevlerine dair yorumlar anlatılıyor: savunma kulesi, gözlem kulesi, tapınak, deniz feneri. Sonraki katlarda efsaneler, Bakü’nün ticaret tarihi ve kazılarda bulunan eşyalar sergileniyor. Sergi düzeni zaman zaman yenilendiği için sizin gördüğünüz içerik benim anlattığımdan biraz farklı olabilir.

Her katın ortasındaki açıklıktan aşağıya baktığınızda kulenin gövdesinin içinde dikey bir boşluk oluştuğunu görüyorsunuz. Bu boşluk, eskiden katlar arasında malzeme taşımak, havalandırma sağlamak ya da sesle haberleşmek için kullanılmış olabilir. Merdivenle çıkarken bu boşluğun etrafında döndüğünüzü hissediyorsunuz; sanki kulenin kalbinin etrafında yükseliyorsunuz.

Duvarların iç yüzeyinde, bazı yerlerde eski onarımların izleri açıkça seçiliyor. Farklı renkte taşlar, farklı harç tonları, sonradan doldurulmuş açıklıklar… Bunlar kulenin yüzyıllar boyunca nasıl yaşadığını, nasıl yaralanıp nasıl iyileştiğini gösteren küçük işaretler. Dikkatli bakarsanız 1960’lardaki Sovyet restorasyonunun düzgün taşlarıyla çok daha eski, aşınmış taşları yan yana görebilirsiniz.

Tepeye çıkmadan önceki son katlarda hava biraz daha serinliyor ve Hazar’dan gelen rüzgârın sesi duyulmaya başlıyor. Seyir terasına çıktığınızda ilk birkaç saniye rüzgâr sizi şaşırtabilir; özellikle kışın şapka ya da atkınızı sıkı tutmanızı öneririm. Terasın kenarları korkuluklarla güvenli hale getirilmiş, ama yükseklikten rahatsız olanlar ortada durmayı tercih edebilir.

Bugün kulenin içi bir müze olarak düzenlenmiş. Katlarda, yapının tarihini ve efsanelerini anlatan multimedya sunumlar, eski fotoğraflar ve kazılarda bulunan bazı eşyalar sergileniyor. Her katta küçük bir durak yapıp nefeslenmek mümkün. En üst kata, açık teraslı seyir alanına ulaştığınızda ise bütün yorgunluk bir anda unutuluyor. Bir yanda İçerişehir’in düz damları, minareleri ve kubbeleri; öte yanda Bakü bulvarı, Hazar Denizi ve ufukta Alev Kuleleri. Eski ve yeni Bakü’yü aynı kareye sığdırabileceğiniz pek az yer var, burası onlardan biri.

Kız Kalesi gece ışıklandırması
Kız Kalesi gece ışıklandırması

Kulenin hemen dibinde, eskiden şehrin deniz kapısı olarak kullanılan bölümde, kazılarla ortaya çıkarılmış eski yapı kalıntıları var. Bunların bir kısmı kervansaray, bir kısmı ticaret yapısı olarak yorumlanıyor. Kız Kalesi’nin çevresi, Orta Çağ’da limana yanaşan gemilerden inen tüccarların ilk karşılaştığı yerdi. Hazar’ın kuzeyinden kürk, güneyinden ipek, doğusundan baharat gelen bir ticaret ağının ortasında, bu kule hem bir işaret hem bir bekçiydi.

Efsaneler

“Kız Kalesi” adı, yapının kökeni kadar tartışmalı. En yaygın efsaneye göre Bakü hükümdarı kendi kızına âşık olur ve onunla evlenmek ister. Kız bu isteği geri çeviremeyeceğini anlayınca, önce babasından kendisi için yüksek bir kule yaptırmasını ister. Kule tamamlandığında tepesine çıkar ve kendini denize atar. Bu hikâye, operalara, balelere ve şiirlere konu olmuş. Azerbaycanlı besteci Afrasiyab Bədəlbəyli’nin “Kız Kalesi” balesi bunun en tanınmış örneklerinden.

Başka bir anlatıya göre kız, istemediği bir evliliğe zorlanınca bu kuleye sığınır ve düşmana direnir. Bir başka yorumda ise “kız” kelimesinin aslında “el değmemiş”, “fethedilmemiş” anlamında kullanıldığı söyleniyor; yani kale hiç düşmana teslim olmadığı için bu adı almış. Türkiye’de ve Kafkasya’da başka “Kız Kalesi” adlı yapıların da bulunması bu yorumu güçlendiriyor. Mersin’deki Kızkalesi gibi, birçok yerde benzer adlar ve benzer efsaneler karşımıza çıkıyor. Hangi açıklamanın doğru olduğu bilinmiyor; belki de hepsi biraz doğru, biraz efsane.

Kuleye bağlanan bir başka anlatı, Zerdüştlükle ilgili. Bazı yerel yazarlar kulenin bir ateş tapınağı olduğunu, tepesinde sürekli yanan bir ateşin Hazar’daki gemilere yol gösterdiğini anlatıyor. Bölgenin doğal gaz kaynakları ve Abşeron’daki Ateşgah tapınağı gibi örnekler düşünüldüğünde bu hikâye akla yatkın geliyor, ancak doğrudan bir kanıt yok. Ben bu efsaneleri gezinin tadını artıran hikâyeler olarak dinlemenizi öneririm; kulenin taşlarına dokunurken hangi hikâyeye inanacağınızı biraz da kendiniz seçeceksiniz.

İçerişehir Surları ve Kapıları

Kız Kalesi ne kadar ünlü olursa olsun, İçerişehir’i asıl bir kale yapan, onu çepeçevre saran surlardır. Bugün surların büyük bir kısmı ayakta. Kalın taş duvarlar, yarım daire biçimli burçlar ve aralarda açılan kapılar, şehrin eski sınırını hâlâ açıkça çiziyor. Bir zamanlar surların önünde derin bir hendek ve ikinci bir sur hattı bulunduğu biliniyor; ancak dış hat ve hendek büyük ölçüde 19. yüzyılda şehrin büyümesiyle ortadan kalktı.

İçerişehir surları
İçerişehir surları

Surların en çok fotoğraflanan kısmı, Şamahı Kapısı ya da halk arasındaki adıyla Çift Kapı (Qoşa Qala Qapısı). İki kemerli bu kapı, İstiklal Caddesi’nin hemen yanında, Fıskiyeler Meydanı’ndan İçerişehir’e girerken karşınıza çıkıyor. Aslında kapının bugünkü ikiz hali, Rus döneminde trafiği rahatlatmak için ikinci bir geçidin açılmasıyla oluştu. Yani bu “tarihi” görüntünün bir kısmı daha yeni; ama birbirine yaslanan iki kemer artık İçerişehir’in vazgeçilmez manzarası.

Salyan Kapısı ise güney tarafta, deniz yönünde. Bu kapının üzerinde, bir boğa başı ve iki aslan figürüyle süslü bir taş kabartma bulunuyor. Aslanlar Şirvanşahlar’ın simgesi olarak yorumlanıyor; ortadaki boğa başının anlamı ise tartışmalı. Kapının üzerinde 12. yüzyıldan kalma olduğu söylenen bir kitabe de var. Bu kitabelerin bir kısmının orijinal yerinden alınıp sonradan buraya yerleştirildiği ihtimali de bulunuyor; tarihi şehirlerde bu sık rastlanan bir durum.

İçerişehir Bakü Kapısı
İçerişehir Bakü Kapısı

Surların üzerinde yürümek her zaman mümkün olmuyor; bazı bölümler restorasyon nedeniyle kapalı tutulabiliyor. Ama surların dış çevresinde, özellikle Neftçiler Caddesi’ne bakan tarafta yürümek, duvarların gerçek boyutunu anlamak için güzel bir fırsat. Akşamüstü ışıklar yandığında surlar sarımtırak bir renge bürünüyor ve şehir sanki birden yüzyıllar geriye dönüyor.

Salyan Kapısı
Salyan Kapısı

İçerişehir’in içinde de yürürken eski savunma düşüncesinin izlerini görebilirsiniz. Sokaklar bilerek dar ve dolambaçlı tutulmuş; bir yabancının kolayca yolunu bulamayacağı, düşmanın kalabalık halde hareket edemeyeceği bir düzen. Bugün bu dolambaçlı sokaklar turistlerin kaybolmaktan keyif aldığı yerler. Kaybolursanız telaşlanmayın; hangi yöne giderseniz gidin, birkaç dakika sonra bir sur duvarına ya da Kız Kalesi’nin siluetine çıkarsınız.

Surların içindeki diğer yapılar

İçerişehir’i yalnızca Kız Kalesi’nden ibaret görmek büyük haksızlık olur. Surların içinde, birkaç yüz metrelik yürüme mesafesinde onlarca tarihi yapı bulunuyor. Bunların başında Şirvanşahlar Sarayı geliyor. Şehrin en yüksek noktasına kurulan bu saray kompleksi; divanhane, türbe, cami, hamam ve avlulardan oluşuyor. Ona ayrı bir yazı ayıracağım için burada yalnızca şunu söyleyeyim: Kız Kalesi’nden sonra yokuş yukarı birkaç dakika yürüyüp saraya çıkmadan İçerişehir gezisi tamamlanmış sayılmaz.

Muhammed Camii, İçerişehir’in en eski tarihli yapılarından biri olarak biliniyor. Minaresindeki kitabeye göre 11. yüzyılın ikinci yarısına tarihleniyor. Halk arasında “Sınık Kala”, yani “kırık kule” diye de anılıyor. Bunun sebebi, 1723’teki Rus bombardımanı sırasında minarenin hasar görmesi. Anlatılana göre hasar uzun süre onarılmadan bırakılmış ve minare bu “yaralı” haliyle şehrin hafızasına kazınmış. Bugün onarılmış durumda ama adı değişmemiş.

Surların içinde iki önemli kervansaray da var: Buhara Kervansarayı ve Multani Kervansarayı. Adlarından anlaşılacağı gibi, biri Orta Asya’dan, diğeri Hindistan’ın Multan bölgesinden gelen tüccarları ağırlamış olmalı. Avlulu, iki katlı, kemerli bu yapılar bugün restoran ve etkinlik mekânı olarak kullanılıyor. Akşam yemeğini bir kervansaray avlusunda, taş kemerlerin altında yemek, İçerişehir’de yaşanabilecek en güzel deneyimlerden biri.

Kapı üzerindeki taş kitabe
Kapı üzerindeki taş kitabe

Hacı Gayıb Hamamı, Kız Kalesi’nin hemen yakınında, yer seviyesinin altında kalmış eski bir hamam. 15. yüzyıla tarihlenen bu yapı kazılarla ortaya çıkarılmış ve müze olarak düzenlenmiş. İçerişehir’de başka hamam kalıntıları da var; bunlar, Orta Çağ Bakü’sünde gündelik hayatın ne kadar düzenli ve kalabalık olduğunu gösteriyor.

Bunlara ek olarak küçük mahalle camileri, eski konaklar, 19. yüzyıl petrol zenginlerinin surların içine yaptırdığı birkaç Avrupa tarzı bina, minyatür kitap müzesi gibi ilginç mekânlar da var. Minyatür Kitap Müzesi, dünyanın dört bir yanından toplanmış parmak ucu büyüklüğündeki kitaplarıyla özellikle kitap meraklılarının ilgisini çekiyor. Küçük bir yer, ama içinde bir saat kaybolabilirsiniz.

İçerişehir’de gündelik hayat

Beni İçerişehir’de en çok etkileyen şey, tarihi yapıların arasında hayatın kesintisiz akması oldu. Sabah erken saatlerde sokaklarda ekmek taşıyan çocuklar, kapı önünde sohbet eden yaşlılar, kedilerine yem bırakan komşular görüyorsunuz. Turist kalabalığı genellikle öğleden sonra artıyor. O yüzden sabah yürüyüşünü özellikle öneriyorum: Taşlar henüz serinken, dükkânlar yeni açılırken, ışık yumuşakken.

Sokaklarda halı dükkânları göze çarpıyor. Azerbaycan halıcılığı UNESCO’nun somut olmayan kültürel miras listesinde yer alıyor ve İçerişehir’de pek çok satıcı, Kuba, Şirvan, Karabağ gibi farklı bölgelerin halı desenlerini anlatmaktan büyük keyif alıyor. Satın almayacak olsanız bile bir dükkâna girip desenlerin anlamlarını sormak hoş bir deneyim. Satın alacaksanız, eski halıların yurt dışına çıkarılması için izin belgesi gerekebileceğini unutmayın; güvenilir satıcılar bu konuda yardımcı oluyor.

Çay, burada bir alışkanlıktan öte, bir misafirperverlik dili. Armudu bardakta, yanında reçel, şeker ya da lokumla gelen bir çay, yürüyüş molalarının vazgeçilmezi. İçerişehir’in köşe başlarındaki küçük çay evlerinde oturup Kız Kalesi’nin gölgesinin yavaşça uzamasını izlemek, şehri tanımanın en sakin yolu.

Yemek konusunda da seçenek bol. Plov, düşbere, kutab, dolma, lüle kebap ve kışın piti gibi Azerbaycan mutfağının klasikleri, İçerişehir’deki restoranların menülerinde sıkça yer alıyor. Kutab, ince hamurun içine ot, kıyma ya da balkabağı konarak yapılan bir tür gözleme; yürürken atıştırmak için ideal. Fiyatlar surların içinde dışarıya göre biraz daha yüksek olabiliyor, bunu da hesaba katın.

Surların içinde, Kız Kalesi’nin batısındaki sokaklarda, 19. yüzyılda yapılmış bazı konakların cephelerinde Doğu ile Batı’nın buluştuğu ilginç süslemeler görülüyor. Taş oymacılığı Abşeron’un köklü bir zanaatı; yumuşak kireçtaşı ustaların elinde çiçek, yaprak ve geometrik motiflere dönüşüyor. Bu ustalık hem eski camilerin mihraplarında hem de petrol döneminin konaklarında kendini gösteriyor. Yürürken başınızı biraz kaldırıp pencere çevrelerine, kapı kemerlerine ve balkon altlarına bakmanızı öneririm; İçerişehir’in en güzel ayrıntıları çoğu zaman göz hizasının biraz üstünde saklanıyor.

Bir de ahşap balkonlar var. Bazı evlerde sokağa doğru çıkma yapan, kafesli ya da renkli camlı ahşap balkonlar, eski Bakü evlerinin karakteristik unsuru. Bunların bir kısmı onarılarak korunmuş, bir kısmı ise zamanın etkisiyle yıpranmış. Bu balkonlar, kadınların sokağı görmeden görülmeden izleyebildiği, yazın serin havanın içeri alındığı mekânlar olarak kullanılıyordu.

Kazılar ve araştırmalar ne söylüyor?

Kız Kalesi’nin çevresinde ve içinde yapılan kazılar, yapının çok katmanlı bir geçmişi olduğunu gösteriyor. 1960’lardan itibaren yürütülen çalışmalarda kulenin temeline yakın seviyelerde daha eski dönemlere ait seramik parçaları, sikkeler ve yapı kalıntıları bulunduğu aktarılıyor. Bu buluntular, kulenin bulunduğu noktanın çok eskiden beri kullanıldığını kanıtlıyor; ancak kulenin kendisinin o kadar eski olduğunu tek başına kanıtlamıyor. Bir yerin eski olması ile üzerindeki yapının eski olması arasındaki fark, bu tartışmanın tam da düğüm noktası.

Bazı Azerbaycanlı arkeologlar, kulenin alt üç katının yukarıdaki katlardan farklı bir teknikle örüldüğünü ve bunun iki ayrı inşa evresine işaret ettiğini düşünüyor. Bu görüşe göre alt kısım İslam öncesine, üst kısım ise 12. yüzyıla ait olabilir. Başka uzmanlar ise bu farkın aynı dönem içinde yapılan bir plan değişikliğinden ya da sonraki onarımlardan kaynaklanabileceğini söylüyor. Radyokarbon gibi kesin tarihleme yöntemlerinin taş yapılarda sınırlı kullanılabilmesi de meseleyi zorlaştırıyor. Kısacası, kulenin yaşı hakkında son sözü söylemek için muhtemelen daha uzun süre beklememiz gerekecek.

UNESCO’nun değerlendirmesinde de bu belirsizlik açıkça kabul ediliyor. Kurumun tanıtım metinlerinde Kız Kalesi’nin 12. yüzyılda inşa edildiği, ancak daha eski yapılar üzerine oturduğu ve kökenlerinin MÖ 7.-6. yüzyıllara kadar uzanabileceğinin öne sürüldüğü belirtiliyor. Bu ifadedeki dikkatli dil, tartışmanın ne kadar canlı olduğunu iyi özetliyor.

Kuşatmalar ve savunma

Bakü’nün surları ve Kız Kalesi, tarih boyunca birçok kuşatmaya sahne oldu. Kaynaklarda 13. yüzyıldaki Moğol akınları, 15. yüzyılda Şirvanşahlar ile Safevîler arasındaki mücadeleler, 16. yüzyılda Osmanlı-Safevî savaşları ve 18. yüzyıldaki Rus seferi öne çıkıyor. 1501’de Safevî hükümdarı Şah İsmail’in Bakü’yü kuşattığı ve şehrin bir süre direndikten sonra teslim olduğu anlatılıyor. Bu kuşatmalarda surların ve kulelerin ne kadar dayandığı, şehrin teslim olup olmamasında belirleyici rol oynadı.

Deniz tarafındaki savunma özellikle önemliydi. Hazar’dan gelebilecek bir saldırıya karşı limanı korumak için surların deniz yönündeki bölümü güçlendirilmişti. Bir dönem Bakü körfezinde, bugün su altında kalan bir kale yapısının, yani “Sabayıl Kalesi”nin bulunduğu biliniyor. 13. yüzyılda inşa edildiği düşünülen bu yapı, deprem ve deniz seviyesindeki değişimler sonucunda sulara gömüldü. 20. yüzyılda yapılan sualtı araştırmalarında üzerinde yazılar bulunan taşlar çıkarıldı; bu taşların bir kısmı bugün Şirvanşahlar Sarayı’nın avlusunda sergileniyor. Kız Kalesi’nin tepesinden körfeze bakarken, suyun altında bir başka kalenin yattığını düşünmek insana tuhaf bir his veriyor.

Hazar Denizi’nin seviyesi tarih boyunca dalgalandı. Bazı dönemlerde su yükseldi ve kıyıdaki yapıları yuttu, bazı dönemlerde çekildi ve yeni toprak bıraktı. Bakü’nün kıyı şeridi bu yüzden hiç sabit kalmadı. Kız Kalesi’nin bir zamanlar neredeyse dalgaların dibinde olduğunu, bugün ise sahilden birkaç yüz metre içeride kaldığını hatırlamak, bu değişimin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.

Bakü’nün sur dışı ile ilişkisi

İçerişehir’i anlamak için surların dışına da bir göz atmak gerekiyor. “İçerişehir” adının karşılığı “Bayırşehir”, yani dış şehir. 19. yüzyıla kadar Bakü’nün büyük bölümü surların içinde yaşıyordu; dışarıda ise bağlar, bahçeler ve küçük köyler vardı. Petrol patlamasıyla birlikte dış şehir hızla büyüdü. Bugün İçerişehir’in hemen çevresindeki Nizami Caddesi, Fıskiyeler Meydanı ve Bulvar, o dönemin zengin konaklarıyla çevrili. Bu konakların bir kısmı İtalyan, Alman ya da Polonyalı mimarlar tarafından tasarlandı; bir kısmı ise Doğu ve Batı üslubunu cesurca karıştırıyor.

Bu yan yanalık, Bakü’yü gezerken sürekli bir zaman yolculuğu hissi veriyor. Surların bir kapısından çıktığınızda 12. yüzyıldan birdenbire 1900’lere, birkaç yüz metre ilerde ise 21. yüzyılın cam ve çelik yapılarına geçiyorsunuz. Kız Kalesi’nin tepesinden bakınca bu üç katman çok net görünüyor: Ortada İçerişehir’in taş dokusu, çevresinde petrol zenginlerinin konakları, en dışta ise Alev Kuleleri ve yeni yapılar.

Kız Kalesi ve Azerbaycan kimliği

Kız Kalesi’nin Azerbaycan için anlamı, bir mimari eserin ötesinde. Sovyet dönemi boyunca ve bağımsızlıktan sonra kule, ulusal kimliğin önemli bir simgesi haline geldi. Banknotlarda, pullarda, logo ve amblemlerde kullanılması bunun bir göstergesi. Her yıl Kız Kalesi’nin çevresinde düzenlenen “Kız Kalesi Uluslararası Sanat Festivali” gibi etkinlikler de kuleyi yaşayan bir kültürel mekân olarak tutuyor. Festival sırasında kulenin modeli üzerinde çalışan sanatçılar, onu yüzlerce farklı şekilde yorumluyor.

Novruz bayramında ise İçerişehir ayrı bir canlılık kazanıyor. Mart ayının ortasında baharın gelişi kutlanırken sokaklarda ateşler yakılıyor, semeni denen filizlenmiş buğday tabakları, şekerbura ve pahlava gibi tatlılar her yerde görülüyor. O günlerde Kız Kalesi’nin çevresinde müzik, dans ve gösteriler oluyor. Eğer seyahatinizi bu döneme denk getirebilirseniz şehri çok farklı bir ruh halinde görürsünüz.

Gezi Rehberi

Nasıl gidilir?

Türkiye’den Bakü’ye İstanbul, Ankara ve bazı başka şehirlerden doğrudan uçuşlar bulunuyor; uçuş süresi İstanbul’dan yaklaşık üç saat. Haydar Aliyev Uluslararası Havalimanı’ndan şehir merkezine taksiyle ya da havalimanı otobüsüyle ulaşmak mümkün. Otobüs, şehir merkezindeki 28 Mayıs metro istasyonu civarına kadar gidiyor; oradan metroyla İçerişehir istasyonuna geçebilirsiniz. İstasyonun adı zaten “İçerişehir”; çıkışta karşınıza surlar çıkıyor.

Türk vatandaşları için Azerbaycan’a giriş koşulları zaman zaman değişebildiğinden, yola çıkmadan önce güncel kuralları resmi kaynaklardan kontrol etmenizi öneririm. Kara yoluyla gelecekseniz Gürcistan üzerinden ya da Nahçıvan bağlantısıyla seçenekler var, ancak bu güzergâhlardaki sınır kapılarının durumu da dönemden döneme farklılık gösterebiliyor.

Ziyaret saatleri ve bilet

Kız Kalesi ve Şirvanşahlar Sarayı genellikle her gün açık. Yaz aylarında akşam saatlerine kadar ziyaret mümkün, kış aylarında kapanış biraz daha erken olabiliyor. İçerişehir’in kendisine giriş ücretsiz; ancak Kız Kalesi, Şirvanşahlar Sarayı ve bazı müzeler için ayrı bilet gerekiyor. Birden fazla yapıyı kapsayan birleşik biletler de zaman zaman satışa sunuluyor. Fiyatlar ve saatler değişebileceği için gitmeden önce İçerişehir Koruğu’nun resmi sitesine bakmak en sağlıklısı.

Ne kadar zaman ayırmalı?

Kız Kalesi’ni içeriden gezmek ve tepeye çıkmak yaklaşık bir saat sürüyor. Şirvanşahlar Sarayı için bir-bir buçuk saat ayırmak iyi olur. İçerişehir’in sokaklarında acele etmeden dolaşmak, birkaç müzeye girmek, bir kervansarayda yemek yemek isterseniz bir günü rahatlıkla burada geçirebilirsiniz. Ben iki ayrı zaman dilimini öneriyorum: Bir kez sabah, sessiz ve serin saatlerde; bir kez de akşam, ışıklar yandığında.

Ne zaman gidilmeli?

Bakü’nün en keyifli olduğu dönemler ilkbahar ve sonbahar. Nisan-mayıs ile eylül-ekim aylarında hava yürüyüş için ideal. Yazın sıcaklık yükselebiliyor ve taş sokaklar öğle saatlerinde epey ısınıyor. Kışın ise Bakü’nün meşhur rüzgârı devreye giriyor. “Rüzgârlar şehri” lakabı boşuna değil; özellikle kuzeyden esen hazri rüzgârı bazı günler insanı neredeyse yürütmüyor. Kışın gidecekseniz kalın bir mont ve rüzgâr geçirmez bir şey almayı unutmayın.

Konaklama

İçerişehir’in içinde, eski evlerden dönüştürülmüş çok sayıda butik otel var. Surların içinde kalmak, akşam turist kalabalığı çekildikten sonra sokakları neredeyse kendinize ait hissetmenizi sağlıyor. Ancak bu otellerin bir kısmında araç girişinin kısıtlı olduğunu, valizinizi taş sokaklarda bir süre taşımanız gerekebileceğini hesaba katın. Daha geniş seçenek isteyenler için Nizami Caddesi ve sahil bulvarı çevresinde her bütçeye uygun otel bulunuyor; buralardan İçerişehir’e yürüyerek ulaşmak çok kolay.

Fotoğraf için ipuçları

Kız Kalesi’nin en güzel fotoğrafları için iki yer öneririm. Birincisi kulenin güney tarafındaki küçük meydan; buradan yapının tüm yüksekliğini ve çıkıntılı bölümünü aynı karede görebiliyorsunuz. İkincisi ise sahil bulvarına doğru inen yol; burada kuleyi surlar ve palmiyelerle birlikte çerçevelemek mümkün. Akşam mavi saatte, ışıklar yandığında çekilen kareler çok etkileyici oluyor. Kulenin tepesinden ise Bakü panoraması için geniş açılı bir objektif işinize yarar.

İçerişehir’de insanların evlerinin önünde, kapılarının ağzında fotoğraf çekerken biraz özen göstermek gerekiyor. Burası canlı bir mahalle; birinin portresini çekmek istiyorsanız önce izin istemek hem nezaket hem de güzel bir sohbetin başlangıcı olabilir.

Küçük pratik notlar

  • Taş sokaklar kaygan ve engebeli olabiliyor; rahat, kaymayan ayakkabılar giyin.
  • Kız Kalesi’nin merdivenleri dar ve dik; hareket kısıtlılığı olan ziyaretçiler için tepeye çıkmak zor olabilir.
  • Camileri ziyaret ederken omuzları ve dizleri örten kıyafetler tercih edin; kadınların başörtüsü taşıması iyi olur.
  • Azerbaycan manatı yerel para birimi; İçerişehir’de kartla ödeme yaygın, ama küçük çay evleri ve satıcılar için biraz nakit bulundurmak işe yarar.
  • Türkçe konuşan biri için iletişim neredeyse hiç sorun değil; Azerbaycan Türkçesi ile kısa sürede anlaşabiliyorsunuz. Bazı kelimeler farklı ama bu da ayrı bir eğlence.

Bakü’den günübirlik geziler

İçerişehir’i gezdikten sonra Abşeron Yarımadası’nda görülecek çok şey var. Yarımadanın köylerine dağılmış ortaçağ kuleleri, Bakü’nün eski savunma sisteminin dış halkasını oluşturuyordu. Mardakan, Ramana ve Nardaran’daki kaleler bunların en iyi korunmuş örnekleri; her birine ayrı yazılar ayırıyorum. Bunların yanında Suraxanı’daki Ateşgah tapınağı, yerden kendiliğinden alev çıkan Yanardağ ve kayalara oyulmuş binlerce yıllık resimleriyle Gobustan da Bakü’den kolayca yapılabilecek geziler arasında. Gobustan’ın çamur volkanlarını da aynı güne sığdırabilirsiniz.

Biraz daha uzağa gitmeye hazırsanız Şamahı, Gebele ve Şeki yönüne uzanan güzergâh, Azerbaycan’ın en güzel kale ve saray rotalarından birini oluşturuyor. Yol boyunca dağ köyleri, şelaleler ve ormanlık vadiler sizi bekliyor. Bu rotadaki kaleleri de serinin sonraki yazılarında tek tek ele alacağım.

Son bir söz

Kız Kalesi’nin tepesinde dururken insan, yüzyıllar boyunca bu kulenin neler gördüğünü düşünmeden edemiyor. Hazar’dan gelen tüccar gemileri, kuşatmalar, bombardımanlar, petrol kulelerinin ormanı, Sovyet geçit törenleri, bugünün turistleri… Kule hepsini gördü ve hâlâ ayakta. Kimin yaptığını, neden yaptığını tam bilmiyoruz; ama belki de onu bu kadar etkileyici yapan şey biraz da bu bilinmezlik. Bakü’ye yolunuz düşerse, yeni şehrin parlaklığına kapılmadan önce İçerişehir’in taş sokaklarına girin ve Kız Kalesi’ne kendi hikâyenizi sorun.

Kız Kalesi iç mekan
Kız Kalesi iç mekan

Video

Konum

Koordinatlar: 40.3661° K, 49.8372° D
Google Haritalar’da Kız Kalesi, Bakü

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

  • Şirvanşahlar Sarayı ve Bakü Surları – İçerişehir’in en yüksek noktasındaki saray kompleksi, Kız Kalesi’ne birkaç dakika yürüme mesafesinde.
  • Mardakan Kaleleri – Abşeron Yarımadası’ndaki dört köşe ve yuvarlak kuleler.
  • Ramana Kalesi – Bakü’nün kuzeydoğusunda, kayalık bir tepe üzerinde yükselen ortaçağ kalesi.
  • Nardaran Kalesi – 14. yüzyıldan kalma, Hazar kıyısına yakın bir savunma kulesi.
  • Derbent Kalesi – Hazar kıyısı boyunca kuzeye uzanan yolda, Kafkasya’nın en ünlü kapısı.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

3 thoughts on “Bakü Kız Kalesi ve İçerişehir: Hazar Kıyısındaki Gizemli Kule”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir