Mardakan Kaleleri: Abşeron’un Ortaçağ Bekçileri
Bakü’den kuzeydoğuya, Abşeron Yarımadası’nın ucuna doğru yarım saatlik bir yolculuk sizi bambaşka bir dünyaya götürüyor. Petrol kuleleri, yeni yapılmış villalar, incir ve zeytin bahçeleri, kumlu plajlar ve bunların arasında beklenmedik biçimde yükselen ortaçağ kuleleri. Mardakan, bu kulelerin en etkileyicilerine ev sahipliği yapan bir yerleşim. Burada iki kale var: Biri dört köşe planlı, yüksek ve heybetli; diğeri yuvarlak, daha zarif ama en az onun kadar ilginç. Bakü’ye gelenlerin çoğu İçerişehir’le yetinip buraya kadar gelmiyor; bence bu büyük bir kayıp.
Mardakan kaleleri, Abşeron’u bir ağ gibi saran ortaçağ savunma kulelerinin en iyi korunmuş örnekleri arasında. Bu yazıda her iki kaleyi de, yapıldıkları dönemi, kimin tarafından ve neden yapıldıklarını, bugün nasıl gezilebileceklerini anlatmaya çalışacağım. Tarihlendirme konusunda kaynakların farklı bilgiler verdiği yerleri ayrıca belirteceğim.
İçindekiler

Genel Bakış
Mardakan, Bakü’nün idari sınırları içinde, Hazar kıyısına yakın bir yerleşim. Sovyet döneminde bir tatil ve sanatoryum bölgesi olarak gelişti; bugün de yazlıkları, plajları ve bahçeleriyle Bakülülerin sevdiği bir kaçış noktası. Kasabanın içinde, evlerin ve bahçelerin arasında iki ortaçağ kalesi yükseliyor. Bunlar yerel halk arasında “Dördkünc Qala” (Dört Köşe Kale) ve “Dairəvi Qala” (Yuvarlak Kale) olarak biliniyor.
Her iki kale de Şirvanşahlar döneminde, büyük olasılıkla 12. ve 13. yüzyıllarda inşa edildi. Dört köşe kale daha büyük ve daha iyi korunmuş; içi ziyaretçilere açık ve küçük bir müze olarak düzenlenmiş. Yuvarlak kale ise kasabanın başka bir köşesinde, daha sessiz bir sokakta duruyor. İkisi arasında birkaç kilometre mesafe var; arabayla ya da taksiyle birkaç dakikada birinden ötekine geçebilirsiniz.
Bu kaleleri ilk gördüğünüzde onların bir şehri ya da kasabayı korumak için değil, belirli bir mülkü, bir köyü ya da bir ailenin topraklarını korumak için yapıldığını hemen anlıyorsunuz. Etraflarında geniş surlar yok, bir şehrin parçası değiller. Daha çok, Avrupa’daki derebeylerinin kale-evlerini ya da İskoçya’daki kule evlerini hatırlatıyorlar. Bu, Abşeron’un ortaçağ toplum yapısına dair önemli bir ipucu.
Abşeron Kuleleri Sistemi
Abşeron Yarımadası, Orta Çağ’da düzinelerce savunma kulesiyle donatılmıştı. Mardakan, Ramana, Nardaran, Şağan, Kala, Bilgah, Türkan, Buzovna ve diğer köylerde bu kulelerin kalıntıları hâlâ görülebiliyor. Kaynaklarda bunların sayısı farklı veriliyor; bazıları otuzdan fazla kule ve kale olduğunu söylüyor. Bunların bir kısmı tamamen yıkılmış, bir kısmı ise yalnızca temel düzeyinde kalmış durumda.
Bu kulelerin işlevi konusunda iki temel görüş var. Birincisi, bunların denizden ve karadan gelen akınlara karşı yerel halkın sığınabileceği savunma noktaları olduğu. Orta Çağ’da Hazar’da korsanlık yaygındı; Rus kökenli korsanların ve başka akıncıların kıyı köylerine saldırdığı biliniyor. Böyle bir saldırı sırasında köylüler kulelere ve onları çevreleyen avlulara sığınarak kendilerini koruyabiliyordu.
İkinci görüş ise bu kulelerin bir haberleşme ağı oluşturduğu. Kuleler, birbirini görebilecek şekilde konumlandırılmıştı. Bir tehlike görüldüğünde tepede ateş yakılarak ya da duman çıkarılarak diğer kulelere haber veriliyor, böylece uyarı kısa sürede Bakü’ye kadar ulaşabiliyordu. Bu iki görüş birbirini dışlamıyor; büyük olasılıkla kuleler hem sığınak hem de gözetleme ve uyarı noktası olarak kullanıldı.
Bazı araştırmacılar ise bu kulelerin, Şirvanşahların yazlık mülkleri ya da yerel beylerin malikâneleri olduğunu düşünüyor. Abşeron’un serin deniz havası ve verimli bahçeleri, Orta Çağ’da da Bakü’nün seçkinleri için cazip olmalıydı. Bu durumda kuleler, bahçelerin ortasında hem lüks hem de güvenlik sunan yapılar olarak düşünülebilir. Mardakan’ın bugün de bir yazlık bölgesi olması, bu görüşe ilginç bir süreklilik katıyor.
Hazar’dan gelen tehlike
Abşeron kulelerinin neden bu kadar yoğun olduğunu anlamak için Orta Çağ’da Hazar Denizi’nin nasıl bir yer olduğuna bakmak gerekiyor. 9. ve 10. yüzyıllardan itibaren İskandinav kökenli Rus tüccar-savaşçıları, Volga Nehri üzerinden Hazar’a iniyor ve kıyı bölgelerine akınlar düzenliyordu. Arap tarihçileri, 10. yüzyılda bu akıncıların Şirvan ve Abşeron kıyılarına saldırdığını, köyleri yağmaladığını ve halkı esir aldığını anlatıyor. 913-914 yıllarındaki bir akının özellikle yıkıcı olduğu kaydediliyor.
Sonraki yüzyıllarda da Hazar, korsanların ve akıncıların cirit attığı bir deniz olmaya devam etti. 12. yüzyılda Hakani Şirvani’nin şiirlerinde bahsedilen Rus akınları, 13. yüzyılda Moğol istilaları, 14. yüzyılda Altın Orda ile İlhanlılar arasındaki savaşlar, Abşeron halkı için sürekli bir tehdit oluşturdu. Bu ortamda her köyün, her önemli mülkün kendi savunma kulesine sahip olması bir lüks değil, bir zorunluluktu.
Kulelerin çoğunun denize bakan noktalarda ya da denizi görebilecek yükseklikte konumlandırılması da bu tehdidin yönünü gösteriyor. Bir gemi ufukta göründüğünde kulenin tepesindeki nöbetçi bunu fark ediyor, ateş ya da duman işaretiyle komşu kulelere haber veriyor ve köylüler hızla kulelerin avlularına sığınıyordu. Bu sistem, Orta Çağ’ın bir tür erken uyarı ağıydı.
Mardakan adının kökeni konusunda da farklı görüşler var. Bazı yerel anlatılar adın Farsça “mard” (er, yiğit) ve “kan” (maden, yer) kelimelerinden geldiğini ve “yiğitler yurdu” anlamına geldiğini söylüyor. Bu tür halk etimolojileri çoğu zaman sonradan üretilmiş olsa da, kaleleriyle ünlü bir yerleşim için hoş bir yakıştırma.
Kulelerin mimari özellikleri de ortak bir geleneği yansıtıyor. Genellikle kare ya da yuvarlak planlı, birkaç katlı, kalın duvarlı ana bir kule ve onu çevreleyen, köşelerinde küçük burçlar bulunan bir avlu duvarından oluşuyorlar. Kulenin girişi çoğu zaman zemin seviyesinden yüksekte, ikinci katta bulunuyor ve buraya ahşap bir merdiven ya da köprüyle çıkılıyor. Tehlike anında bu merdiven çekilerek kule tamamen ulaşılmaz hale getirilebiliyordu. Bu özellik, dünyanın birçok yerindeki kule-evlerde ortak.

Dört Köşe Kale
Tarihçe
Mardakan’ın dört köşe kalesi, Abşeron’un en yüksek ve en iyi korunmuş kalesi olarak biliniyor. Yapımı genellikle 12. yüzyılın sonlarına, Şirvanşah Ahsitan döneminde tarihleniyor. Bazı kaynaklar kalenin Ahsitan’ın Rus ve Hazar akınlarına karşı kazandığı bir zaferin anısına yapıldığını anlatıyor; ancak bu anlatının ne kadarının belgeye dayandığı net değil. Bazı yayınlarda ise kalenin 14. yüzyıla ait olduğu belirtiliyor. Kalenin üzerinde yapımını doğrudan belgeleyen bir kitabe bulunmadığı için tarih tartışmalı kalıyor; ben burada 12.-14. yüzyıllar arası diyerek temkinli bir aralık vermeyi tercih ediyorum.
Kale, tarih boyunca farklı amaçlarla kullanıldı. Orta Çağ’da bir savunma ve sığınma noktası olarak işledi. Sonraki yüzyıllarda bölgenin yerel beyleri ve hanları tarafından kullanıldığı düşünülüyor. 19. ve 20. yüzyıllarda ise bir süre bakımsız kaldı. Sovyet döneminde koruma altına alındı ve onarıldı. Bağımsızlıktan sonra, özellikle 2010’lu yıllarda kapsamlı bir restorasyon geçirdi ve içi müze olarak düzenlendi.
Mimari
Kale, yaklaşık 22 metre yüksekliğinde, beş katlı dört köşe bir ana kule ve onu çevreleyen dikdörtgen bir avludan oluşuyor. Avlu duvarlarının köşelerinde yarım daire biçimli burçlar bulunuyor. Avlu duvarları yaklaşık 7-8 metre yüksekliğinde. Bu ölçüler kaynaklara göre küçük farklılıklar gösterebiliyor. Ana kulenin duvarları alt kısımlarda oldukça kalın ve yukarı çıktıkça biraz inceliyor.
Kulenin tepesinde, dışa doğru çıkıntı yapan bir mazgallı korkuluk var. Bu korkuluktan aşağıya, kuleye yaklaşan düşmanların üzerine taş, kızgın yağ ya da kaynar su dökülebiliyordu. Bu tür düzenlemeler, ortaçağ kale mimarisinin yaygın unsurlarından. Mardakan’daki örnek, Abşeron’da bu tür düzenlemenin en iyi korunmuş hallerinden biri.

Kulenin içinde her kat ahşap kirişlerle değil, taş kubbelerle örtülü. Bu, yapıyı yangına karşı daha dayanıklı kılıyor. Katlar arasında dar taş merdivenler bulunuyor. Kulenin içinde yaşamak pek konforlu olmamalıydı; odalar küçük, pencereler dar, ışık az. Ama kuşatma anında bu sıkışıklık bir dezavantaj değil, bir avantajdı.
Avlunun içinde bir kuyu ve yeraltı depoları bulunuyor. Bu depolarda kuşatma sırasında yiyecek ve su saklanıyordu. Ziyaret sırasında bazı depoların içine bakabiliyorsunuz. Bu depoların “erzak kuyusu” olarak adlandırılan bazıları, toprağa açılmış, ağzı dar, içi geniş çukurlar. Tahıl ve diğer kuru gıdalar bu çukurlarda uzun süre bozulmadan saklanabiliyordu.

Bugünkü durumu ve müze
Restorasyondan sonra kalenin avlusu ve kulesi ziyaretçilere açıldı. Avluda, Abşeron’un çeşitli yerlerinden getirilmiş eski mezar taşları, taş kitabeler ve mimari parçalar sergileniyor. Bu taşların bazılarında Arapça ve Farsça yazılar, bazılarında ise koç, at ya da kılıç gibi figürler var. Özellikle koç biçimli mezar taşları, Azerbaycan’ın ve Doğu Anadolu’nun Türkmen geleneğiyle bağlantılı olarak dikkat çekiyor. Bu tür mezar taşlarını Doğu Anadolu’da da görmek mümkün.

Kulenin içinde, katlara dağılmış küçük bir sergi bulunuyor. Kazılarda bulunan seramik parçaları, metal eşyalar ve kalenin tarihini anlatan panolar burada yer alıyor. Kulenin tepesine kadar çıkmak mümkün; ancak merdivenler oldukça dar ve dik. Tepeye ulaştığınızda Mardakan’ın düz damlarını, bahçelerini ve uzakta Hazar Denizi’ni görüyorsunuz. Açık havada Bakü’nün kuleleri bile seçilebiliyor.
Kale hayatı nasıldı?
Mardakan’ın dört köşe kalesinde gündelik hayatın nasıl geçtiğini tam olarak bilmiyoruz; ama benzer kule-evlerden yola çıkarak bazı tahminler yapabiliriz. Barış zamanında kalenin sahibi ve ailesi kulenin üst katlarında yaşıyor, hizmetkârlar ve muhafızlar ise avludaki yapılarda kalıyordu. Avlu, hayvanların barındırıldığı, ekmeğin pişirildiği, suyun çekildiği bir çalışma alanıydı. Kalenin çevresindeki bahçe ve tarlalar, kalenin ekonomik temelini oluşturuyordu.
Tehlike anında ise kale bir anda değişiyordu. Çevredeki köylüler hayvanlarıyla birlikte avluya doluşuyor, kapılar kapanıyor, kulenin merdiveni çekiliyordu. Avlu duvarı ilk savunma hattı, kule ise son sığınaktı. Düşman avlu duvarını aşsa bile kuleye girmek çok zordu; yüksek giriş, kalın duvarlar ve tepedeki mazgallar, saldırganları uzun süre oyalayabiliyordu. Akıncıların genellikle uzun kuşatmalara girişmek yerine hızlı yağmayı tercih ettiği düşünülürse, bu tür bir savunma çoğu zaman yeterli oluyordu.
Kulenin tepesinden bakış
Dört köşe kalenin tepesine çıktığınızda, Abşeron’un düz ve geniş manzarası önünüze seriliyor. Yarımada, büyük ölçüde alçak tepelerden ve düzlüklerden oluşuyor; bu nedenle yüksek bir noktadan çok uzaklara kadar görmek mümkün. Kuzeyde Hazar Denizi’nin maviliği, doğuda yarımadanın ucuna doğru uzanan kıyı şeridi, batıda ise Bakü’ye doğru uzanan yerleşimler görülüyor. Açık bir günde, ufukta başka kulelerin siluetlerini seçmeye çalışın; Orta Çağ’daki uyarı ağının nasıl işlediğini bu manzaradan çok daha iyi anlayacaksınız.
Tepede durup aşağıya, avluya baktığınızda ise kalenin savunma mantığı netleşiyor. Avlu duvarının köşelerindeki burçlar, duvarların önünü yandan görebilecek şekilde konumlandırılmış. Kapı, kulenin hemen görüş alanında. Avluya giren herhangi biri, kulenin tepesindeki savunuculara tamamen açık hale geliyor. Bu, küçük ama son derece etkili bir savunma düzeni.
Kulenin tepesindeki mazgallı korkuluğun konsolları arasındaki boşluklardan aşağıya bakmayı da unutmayın. Bu boşluklar, kulenin dibine yaklaşan saldırganlara yukarıdan müdahale etmek için tasarlanmış. Avrupa kale mimarisinde “maşikuli” olarak bilinen bu düzenleme, Mardakan’da da karşımıza çıkıyor ve farklı kültürlerin benzer savunma çözümlerine ulaştığını gösteriyor.

Avluda dolaşırken surların iç yüzündeki merdivenlere ve yürüyüş yollarına dikkat edin. Bu yollar, savunucuların avlu duvarının üzerinde dolaşabilmesini sağlıyordu. Bazı bölümlerde bu yollar onarılmış ve ziyaretçilerin kullanımına açılmış. Avlu duvarının üzerinden bakınca kalenin çevresindeki bahçeleri ve evleri görüyorsunuz; Orta Çağ’da burada muhtemelen bağlar, dut ağaçları ve sebze bahçeleri vardı.

Efsaneler ve anlatılar
Mardakan’ın dört köşe kalesi hakkında da bazı yerel anlatılar dolaşıyor. Bunlardan birine göre kale, bir Şirvanşah’ın sevdiği bir kadın için yaptırılmış; kadın kulenin tepesinden denizi izler, sevgilisinin seferden dönmesini beklermiş. Başka bir anlatıya göre kalenin altından Bakü’ye ya da denize uzanan gizli bir tünel bulunuyor. Bu tür tünel hikâyeleri dünyanın pek çok kalesinde anlatılır ve genellikle doğrulanamaz. Mardakan’daki tünel iddiası da şimdilik bir efsaneden öteye geçmiyor.
Daha ciddi bir anlatı ise kalenin Şirvanşah Ahsitan’ın Ruslara karşı kazandığı zaferle ilişkisi. Hakani Şirvani’nin şiirlerinde 12. yüzyılın sonlarında Hazar’dan gelen Rus akıncılarının Şirvan kıyılarına saldırdığı ve Şirvanşah’ın bu saldırıyı püskürttüğü anlatılıyor. Kalenin bu zaferin ardından yapıldığı görüşü, şiirsel bir kaynağa dayanan ilginç bir tarihsel yorum. Ama doğrudan bir bağlantı kurmak için elimizde yeterli kanıt yok.
Yuvarlak Kale
Tarihçe
Mardakan’ın ikinci kalesi, yuvarlak planlı ana kulesiyle dikkat çekiyor. Bu kalenin tarihi, dört köşe kaleye göre daha net. Kulenin üzerindeki bir kitabe, yapının 1232 yılında, yani 13. yüzyılın ilk yarısında inşa edildiğini gösteriyor. Kitabede mimarın adı da geçiyor: Abdülmecid Mesud oğlu. Bu kitabe, Abşeron’daki savunma yapılarının tarihlendirilmesi için önemli bir referans noktası oluşturuyor. Kitabenin okunuşu ve yorumu konusunda da küçük farklılıklar bulunabiliyor, ama 13. yüzyıl tarihlemesi genel olarak kabul görüyor.
1232 yılı, Moğol istilasının Kafkasya’ya ulaştığı yıllara denk geliyor. Bu tarihte bir savunma kulesinin inşa edilmesi, bölgedeki tehlike algısının ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor olabilir. Ancak kalenin özellikle Moğollara karşı yapıldığını söylemek için yeterli kanıt yok; Hazar’dan gelen akınlar da o dönemde önemli bir tehdit oluşturuyordu.
Mimari
Yuvarlak kalenin ana kulesi yaklaşık 16 metre yüksekliğinde. Kule, dört köşe kaleye göre daha alçak ama daha zarif bir görünüme sahip. Kulenin etrafında, dört köşe kalede olduğu gibi, köşelerinde yarım daire burçlar bulunan bir avlu duvarı var. Kulenin üst kısmında, dışa taşan konsollar üzerine oturan bir mazgallı korkuluk bulunuyor. Bu korkuluk, kuleye taç gibi bir görünüm kazandırıyor.

Kulenin girişi, Abşeron kulelerinde yaygın olduğu gibi, zeminden yüksekte. İçeride taş kubbelerle örtülü katlar ve dar merdivenler bulunuyor. Kulenin yuvarlak planı, onu topçu ve mancınık atışlarına karşı daha dayanıklı kılıyordu; çünkü yuvarlak yüzeyler darbeleri dağıtma eğilimindedir. Bu, Orta Çağ’da Avrupa’da da kare kulelerden yuvarlak kulelere geçişin bir nedeni olarak gösterilir.
Restorasyon
Yuvarlak kale, son yıllarda kapsamlı bir restorasyon geçirdi. Restorasyon döneminde çekilmiş fotoğraflar, restorasyon sırasında kulenin iskelelerle çevrili halini gösteriyor. Restorasyonla birlikte kulenin üst kısmı ve avlu duvarları yeniden düzenlendi. Ziyarete açık olup olmadığı dönemden döneme değişebiliyor; gitmeden önce güncel durumu kontrol etmenizi öneririm. Kapalı olsa bile dışarıdan görmek ve fotoğraflamak mümkün.

Taş işçiliği ve yapım teknikleri
Mardakan kalelerinde kullanılan taş, Abşeron’un her yerinde bulunan yumuşak, açık renkli kireçtaşı. Bu taş, ocaktan çıkarıldığında kolayca kesilebiliyor, zamanla havayla temas ettikçe sertleşiyor. Bu özellik, Abşeron ustalarına hem kolay işlenen hem de dayanıklı bir malzeme sağlıyordu. Kalelerin duvarlarında taşların düzgün sıralar halinde örüldüğü, aralarında ince harç tabakalarının bulunduğu görülüyor.
Dört köşe kalenin duvarlarında, taşların bazı sıralarının hafifçe dışa taşacak şekilde yerleştirildiği dikkat çekiyor. Bu teknik, Kız Kalesi’ndeki gibi yüzeyde yatay çizgiler oluşturuyor. Bunun estetik bir tercih mi, yoksa yapıyı güçlendirmeye yönelik bir teknik mi olduğu tartışmalı. Her iki durumda da Abşeron kulelerinin ortak bir yapım geleneğini paylaştığını gösteriyor.
Kalelerin yapımında kullanılan iş gücünün nereden geldiği de ilginç bir soru. Büyük olasılıkla yerel ustalar ve köylülerden oluşan bir iş gücü kullanıldı. Bu ustalar, nesilden nesile aktarılan bilgiyle hem kaleler hem de camiler, hamamlar ve evler inşa ediyordu. Yuvarlak kaledeki kitabede adı geçen mimar Abdülmecid Mesud oğlu, bu ustalar arasında adı bize kadar ulaşan nadir isimlerden biri.
Koruma ve gelecek
Abşeron kulelerinin büyük bir kısmı bugün çeşitli tehditlerle karşı karşıya. Hızlı kentleşme, yeni yapılaşma, petrol ve gaz altyapısı, tuzlu hava ve rüzgâr bu yapıları zorluyor. Mardakan’ın iki kalesi restorasyon sayesinde korunmuş durumda; ama bölgedeki diğer bazı kuleler o kadar şanslı değil. Bazıları özel bahçelerin içinde kaderine terk edilmiş, bazıları ise yeni yapılarla çevrilerek görünmez hale gelmiş.
Azerbaycan’da bu kulelerin topluca UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne aday gösterilmesine yönelik tartışmalar zaman zaman gündeme geliyor. Böyle bir adım, kulelerin korunması için önemli bir teşvik olabilir. Şimdilik ziyaretçilerin bu yapılara gösterdiği ilgi de korunmalarına katkı sağlıyor. Mardakan’a giderek, buradaki kaleleri görerek ve başkalarına anlatarak siz de bu mirasın yaşamasına küçük bir katkıda bulunmuş oluyorsunuz.
Bu noktada bir uyarı yapmak istiyorum. Abşeron kulelerinin tarihlendirilmesi ve işlevleri konusunda internette dolaşan bilgilerin bir kısmı birbiriyle çelişiyor. Bazı kaynaklarda yuvarlak kale için farklı yıllar, dört köşe kale için farklı hükümdar adları geçiyor. Bu çelişkilerin bir kısmı kitabelerin farklı okunuşlarından, bir kısmı ise kaynakların birbirinden kontrolsüz şekilde alıntılanmasından kaynaklanıyor. Ben bu yazıda en yaygın kabul gören bilgileri vermeye ve emin olunmayan noktaları belirtmeye çalıştım; daha derin bir araştırma yapmak isteyenlere Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi’nin arkeoloji ve mimarlık yayınlarına bakmalarını öneririm.
Yuvarlak kalenin çevresi
Yuvarlak kale, dört köşe kaleye göre daha sessiz bir mahallede duruyor. Çevresindeki dar sokaklar, bahçe duvarları ve eski evler, Mardakan’ın daha yerel bir yüzünü gösteriyor. Kaleye giderken yolu birkaç kez sormanız gerekebilir; tabelalar her zaman yeterli olmuyor. Ama bu küçük arayış, gezinin keyfini artırıyor. Kalenin önüne vardığınızda, bahçelerin ve evlerin arasından yükselen yuvarlak gövde, sanki bir masal kitabından çıkmış gibi duruyor.
Kalenin hemen yanında, yerel halkın kullandığı küçük bir mescit ve eski bir mezarlık bulunuyor. Mezarlıktaki bazı taşlar oldukça eski görünüyor; üzerlerindeki yazılar ve süslemeler, bölgenin uzun yerleşim geçmişine dair ipuçları veriyor. Mezarlıkta dolaşırken saygılı olmanızı ve mezar taşlarına dokunmamanızı rica ederim.
İki kale arasındaki farklar
Mardakan’ın iki kalesini karşılaştırmak, Abşeron’un ortaçağ mimarisini anlamak için iyi bir yol. Dört köşe kale daha büyük, daha yüksek ve daha heybetli; bir savunma yapısı olarak daha güçlü bir izlenim bırakıyor. Yuvarlak kale ise daha küçük ama daha incelikli; kitabesi sayesinde daha kesin tarihlenebiliyor. İkisi arasındaki farklar, belki farklı dönemlerin, belki farklı sahiplerin, belki de farklı işlevlerin sonucu.
Bazı araştırmacılar, dört köşe kalenin daha çok bir sığınak ve yönetim merkezi, yuvarlak kalenin ise daha çok bir gözetleme ve uyarı kulesi olarak kullanıldığını düşünüyor. Bu ayrım kesin değil; ama iki kaleyi aynı gün gezdiğinizde aradaki karakter farkını kendiniz de hissedeceksiniz. Biri bir lordun evi gibi, diğeri ise bir nöbetçinin kulesi gibi.
Mardakan’daki diğer kuleler
Mardakan’da bu iki kaleden başka, daha küçük ve daha az korunmuş kule kalıntıları da bulunuyor. Bunlardan bazıları yerel halk tarafından farklı isimlerle anılıyor. Bazı kaynaklarda Mardakan’da toplam dört kale ya da kule bulunduğu belirtiliyor. Bu küçük kalıntılar genellikle özel mülklerin içinde ya da bahçelerin arasında kalmış; ziyaret etmek her zaman mümkün değil. Ama kasabada dolaşırken eski taş duvarlara ve temellere dikkat ederseniz, ortaçağ Mardakan’ının izlerine beklemediğiniz yerlerde rastlayabilirsiniz.
Mardakan Kasabası
Mardakan, kalelerinin yanı sıra başka güzelliklere de sahip. Kasabanın en ünlü yerlerinden biri Mardakan Dendrolojik Parkı. 20. yüzyılın başında Bakülü petrol zengini Murtuza Muhtarov’un yazlık bahçesi olarak kurulan bu park, daha sonra bir botanik bahçesine dönüştürüldü. Parkta, Abşeron’un kurak ikliminde yetiştirilmesi zor olan pek çok ağaç ve bitki türü bulunuyor. Sıcak yaz günlerinde parkın gölgeli yollarında yürümek, kale gezisinden sonra iyi bir dinlenme sağlıyor.
Mardakan’da ayrıca Rus şairi Sergey Yesenin’in adını taşıyan bir ev-müze de bulunuyor. Yesenin, 1920’lerde Azerbaycan’a yaptığı ziyaretlerde bir süre Mardakan’da kalmış ve burada “İran Motifleri” adlı şiir dizisinin bir bölümünü yazmış. Bu ev bugün küçük bir müze olarak ziyaret edilebiliyor. Ziyaret saatleri ve açık olup olmadığı değişkenlik gösterebiliyor.
Kasabanın plajları ise yaz aylarında Bakülülerin gözdesi. Hazar Denizi’nin bu kıyıları kumlu ve sığ; aileler için uygun. Ancak suyun temizliği dönemden döneme değişebiliyor; denize girmeden önce yerel bilgi almanızı öneririm. Yaz akşamları kıyıdaki küçük restoranlarda taze balık ve kebap yemek, Mardakan gezisinin keyifli bir kapanışı olabilir.
Mardakan’ın bahçe kültürü de dikkat çekici. Abşeron’un kumlu toprağında incir, zeytin, nar, badem ve üzüm yetiştiriliyor. Özellikle Abşeron inciri ve safran ünlü. Safran, Abşeron’da yüzyıllardır yetiştirilen bir bitki; bazı köylerde hâlâ küçük safran tarlaları bulunuyor. Sonbaharda safran çiçeklerinin açtığı dönemde yolunuz düşerse, mor çiçeklerle kaplı küçük tarlaları görebilirsiniz.
Petrol çağında Mardakan
19. yüzyılın sonlarında Bakü’de başlayan petrol patlaması, Mardakan’ın kaderini de değiştirdi. Petrolden zengin olan Bakülü sanayiciler, şehrin dumanından ve kalabalığından kaçmak için Abşeron’un kuzey kıyılarında yazlık köşkler ve bahçeler yaptırmaya başladı. Mardakan bu dönemde, seçkinlerin yaz aylarını geçirdiği bir sayfiye yerine dönüştü. Murtuza Muhtarov, Zeynalabdin Tağıyev gibi ünlü petrol zenginlerinin bu bölgede mülkleri bulunuyordu.
Bu dönemde ortaçağ kaleleri, köşklerin ve bahçelerin arasında romantik birer kalıntı olarak görülüyordu. Bazı zenginlerin kaleleri kendi bahçelerinin bir parçası gibi kullandığı da anlatılıyor. Sovyet döneminde ise bu köşklerin çoğu kamulaştırıldı ve sanatoryuma, dinlenme evine ya da çocuk kampına dönüştürüldü. Mardakan, Sovyetler Birliği’nin dört bir yanından gelen işçilerin tatil yaptığı bir yer oldu.
Bugün Mardakan’da bu katmanların hepsini görmek mümkün: Ortaçağ kaleleri, petrol zenginlerinin eski köşkleri, Sovyet döneminin sanatoryum binaları ve yeni yapılmış lüks villalar. Bu katmanlaşma, Abşeron’un son bin yıllık tarihini küçük bir kasabaya sığdırıyor. Kalelerin tepesinden çevreye bakarken bu zaman katmanlarını seçmeye çalışmak, gezinin keyifli bir parçası.
Dünyadaki benzerleri
Mardakan kalelerine bakarken aklıma dünyanın farklı yerlerindeki benzer yapılar geliyor. İskoçya ve İrlanda’daki kule evleri, İtalya’daki San Gimignano’nun kuleleri, Gürcistan’ın Svaneti bölgesindeki taş kuleler ve Kuzey Kafkasya’daki İnguş kuleleri, farklı coğrafyalarda benzer ihtiyaçlara verilen benzer cevaplar. Hepsinde ortak olan şey; merkezi bir otoritenin yeterince koruma sağlayamadığı, akınların ve kan davalarının sık yaşandığı ortamlarda, ailelerin ve toplulukların kendi güvenliklerini dikey bir yapının içinde araması.
Abşeron kuleleri ise bu genel eğilimin Hazar kıyısındaki yorumu. Yerel kireçtaşı, Şirvan mimari geleneği ve denizden gelen tehdide göre şekillenmiş yapılar. Bu karşılaştırma, Mardakan’ı yalnızca yerel bir merak konusu olmaktan çıkarıp evrensel bir insanlık hikâyesinin parçası haline getiriyor: Korkunun ve güvenlik arayışının taşa dönüşmüş hali.
Abşeron mutfağından tatlar
Mardakan gezisini yalnızca taşlarla sınırlamamak gerekiyor; Abşeron’un kendine has bir mutfak kültürü var. Bölgenin en bilinen lezzetlerinden biri, Hazar balıklarından yapılan yemekler. Özellikle kılıç balığı ve kefal türleri, kömür ateşinde ızgara yapılarak ya da nar ekşisiyle servis ediliyor. Mersin balığı ise geçmişte bölgenin en değerli ürünlerinden biriydi; ancak aşırı avlanma nedeniyle bugün koruma altında ve sofralarda eskisi kadar yaygın değil.
Abşeron’un bahçelerinden gelen ürünler de sofraların vazgeçilmezi. Yazın taze incir, üzüm ve kavun, sonbaharda nar ve ayva, yıl boyunca ise zeytin ve badem. Safranlı plov, Abşeron’un özel günlerde hazırlanan yemeklerinden biri; safranın sarı rengi ve kendine has kokusu pilava ayrı bir karakter katıyor. Yolunuz bir köy evine düşerse ve size bir sofra kurulursa, bu misafirperverliği geri çevirmeyin; Azerbaycan’da misafir, evin en kıymetli konuğu sayılıyor.
Tatlı olarak ise şekerbura, pahlava ve gogal gibi Novruz tatlıları yıl boyunca bulunabiliyor. Bunların yanında içilen ince belli bardaktaki demli çay, Abşeron’da günün her saatine eşlik ediyor. Mardakan’daki küçük çay bahçelerinde, kalenin siluetine bakarak bir çay içmek, günün en huzurlu anı olabilir.
Gezi Rehberi
Nasıl gidilir?
Mardakan, Bakü şehir merkezinden yaklaşık 35-40 kilometre uzaklıkta. Arabayla trafiğe bağlı olarak 40 dakika ile bir saat arasında ulaşabilirsiniz. Taksi en pratik seçenek; Bakü’de taksi uygulamaları yaygın ve fiyatlar Türkiye’ye göre makul. Toplu taşıma ile gitmek isterseniz, Bakü’deki Koroğlu metro istasyonu çevresinden Mardakan yönüne giden otobüsler bulunuyor. Otobüs hatları ve numaraları değişebildiği için yerel bir uygulamadan ya da otel resepsiyonundan güncel bilgi almanızı öneririm.
Mardakan’ı Abşeron’daki diğer kalelerle birlikte bir günlük tur halinde gezmek en mantıklısı. Bir taksi şoförüyle günlük anlaşma yaparak ya da bir tur şirketinden yararlanarak Mardakan, Ramana, Nardaran ve Ateşgah’ı aynı günde görebilirsiniz. Bu güzergâhta yollar zaman zaman karışık olabildiği için bölgeyi bilen bir şoförle gitmek işinizi kolaylaştırır.
Ziyaret saatleri ve bilet
Dört köşe kale genellikle haftanın çoğu günü ziyarete açık. Giriş ücretli, ama ücret oldukça makul. Yuvarlak kalenin ziyaret durumu ise restorasyon çalışmalarına bağlı olarak değişebiliyor. Her iki kalenin güncel saatlerini ve ücretlerini gitmeden önce kontrol etmenizi öneririm. Özellikle resmi tatillerde ve pazartesi günleri bazı müzelerin kapalı olabileceğini aklınızda bulundurun.
Ne kadar zaman ayırmalı?
Dört köşe kaleyi gezmek, kulenin tepesine çıkmak ve avludaki taşlara bakmak için bir saat yeterli. Yuvarlak kaleyi dışarıdan görmek ve fotoğraflamak için yarım saat ayırabilirsiniz. Dendrolojik Park ve Yesenin müzesi için de birer saat eklerseniz, Mardakan için yarım gün ayırmak iyi olur. Diğer Abşeron kaleleriyle birleştirirseniz tam bir gün gerekecek.
Ne zaman gidilmeli?
Abşeron’da yazlar sıcak ve kuru, kışlar ise rüzgârlı ve serin. Kaleleri gezmek için en iyi dönem ilkbahar ve sonbahar. Yazın gidecekseniz sabah erken saatleri tercih edin; öğle saatlerinde taş avlular epey ısınıyor ve gölge az. Kulenin tepesinde rüzgâr güçlü olabiliyor; şapkanızı sıkı tutun.
Konaklama
Mardakan’ı Bakü’den günübirlik gezmek mümkün; ama Abşeron’da birkaç gün geçirmek isterseniz kasabada ve çevresinde konaklama seçenekleri de var. Hazar kıyısında, özellikle yaz aylarında hizmet veren tatil köyleri ve otel kompleksleri bulunuyor. Bunların bir kısmı geniş bahçeleri, havuzları ve plajlarıyla aileler için uygun. Kış aylarında ise bazı tesisler kapalı olabiliyor; gitmeden önce rezervasyon durumunu kontrol etmenizi öneririm. Daha sakin bir deneyim isteyenler için köy evlerinde pansiyon tarzı konaklama da zaman zaman mümkün oluyor.
Bakü’de konaklayıp Mardakan’a günübirlik gelmek ise en yaygın tercih. Şehir merkezindeki otellerden sabah erken çıkarsanız, gün boyu Abşeron’u gezip akşam yemeği için Bakü’ye dönebilirsiniz. Bu şekilde hem şehrin akşam hayatından hem de Abşeron’un sakin köylerinden aynı gün içinde yararlanmış olursunuz.
Pratik notlar
- Kulenin merdivenleri dar ve dik; rahat ayakkabı giyin, hareket kısıtlılığı olanlar için tepeye çıkış zor olabilir.
- Kale çevresinde büyük restoranlar sınırlı; su ve hafif atıştırmalık yanınızda bulunsun.
- Kasabada nakit bulundurmak işe yarar; bazı küçük işletmelerde kart geçmeyebiliyor.
- Yerel halk misafirperver; yol sorduğunuzda çoğu zaman sizi kaleye kadar götürmek isteyen biri çıkabilir.
Abşeron’da bir günlük kale rotası
Mardakan’ı merkeze alan bir günlük rota önermek istiyorum. Sabah erken saatlerde Bakü’den yola çıkın ve önce Ateşgah tapınağına uğrayın. Suraxanı’daki bu tapınak, Hint ve Zerdüşt ateş geleneklerinin izlerini taşıyan, beşgen avlulu ilginç bir yapı. Oradan kuzeye, Ramana Kalesi’ne geçin; kayalık bir tepenin üzerinde yükselen bu kale, Abşeron’un en etkileyici siluetlerinden birine sahip. Öğleye doğru Mardakan’a ulaşın, dört köşe kaleyi gezin, ardından Dendrolojik Park’ta dinlenin ve öğle yemeğinizi yiyin. Öğleden sonra yuvarlak kaleyi görün ve günü Nardaran’daki kaleyle ya da Hazar kıyısında bir yürüyüşle bitirin.
Bu rota, Abşeron’un ortaçağ savunma sisteminin farklı örneklerini, dini mirasını ve doğal güzelliklerini aynı günde görmenizi sağlıyor. Yorucu bir gün olacak; ama akşam Bakü’ye döndüğünüzde, şehrin yalnızca İçerişehir’den ibaret olmadığını, çevresinde bin yıllık bir kale ağının hâlâ ayakta durduğunu görmüş olacaksınız.
Son bir söz
Mardakan kaleleri, büyük imparatorlukların ya da ünlü hükümdarların değil, sıradan insanların güvenlik arayışının anıtları. Hazar’dan gelecek bir yelkenliyi gözleyen nöbetçiler, avluya sığınan köylüler, bahçelerini ve ailelerini korumaya çalışan yerel beyler… Bu kalelerin taşlarında onların hikâyeleri saklı. Bakü’nün parlak yüzünden biraz uzaklaşıp Abşeron’un sessiz köylerine gittiğinizde, bu hikâyeleri dinlemek için zamanınız olacak. Kulenin tepesinde durup denize baktığınızda, ufukta beliren her geminin bir zamanlar ne anlama geldiğini düşünün.
Video
Konum
Koordinatlar: 40.4907° K, 50.1438° D
Google Haritalar’da Mardakan Dört Köşe Kalesi
Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
- Bakü Kız Kalesi ve İçerişehir – Abşeron’un kalbindeki gizemli kule.
- Şirvanşahlar Sarayı ve Bakü Surları – Mardakan kulelerini yaptıran hanedanın Bakü’deki sarayı.
- Ramana Kalesi – Mardakan’a yakın, kayalık bir tepe üzerindeki ortaçağ kalesi.
- Nardaran Kalesi – Abşeron’un kuzey kıyısında, 14. yüzyıldan kalma bir savunma kulesi.

4 thoughts on “Mardakan Kaleleri: Abşeron’un Ortaçağ Bekçileri”