Çanakkale Gezisi
Ayna taşı sadedir, musluğun etrafı, bir aslan yelesi şeklinde yapılmıştır. İki ve üçüncü katlarda birer, hafif sivri kemerli aydınlık pencereleri ile ikinci katta bir balkonu vardır. En altta güney cephede bir kapı, kuzeyde basamaklı silmeli çeşme nişi görülür.
Fetvane Sokak : Merkezde bulunan saat kulesinin solundaki dar sokaktır. Özellikle tarihi taş yapılarıyla ünlüdür. Aşağı Çarşının önemli bir bölümü bu sokakta bulunur. Bu isim, sokakta bulunan eski müftülük binasından dolayı söylenmiştir. Günümüzde barlar Sokağı olarak da bilinmektedir. Şimdi daha çok kitapçıların bulunduğu Fetfane Sokak’ta, özellikle Kervansaray Oteli olarak kullanılan ve süslemeleriyle göz dolduran bina ile yanındaki yapı, Yalı Han ve diğer taş yapılar sokağın albenisini artırmaktadırlar. Yal ıHan, oldukça korunmuş özgün dokusuyla , 1800!’lü yılların sonlarına doğru inşa edilmiştir. Hanın girişinde bulunan eski bir fotoğrafta bri Girit göçmeni olan ve Çanakkale’de yöneticilik de yapmış bulunan han sahibi hanc ıAhmet Ağa’nın 1933 yılında han çalışanlarıyla çekilmiş bir fotoğrafı bulunmaktadır. Fetfane Sokak, tarihi Yalı camisi ve yine tarihi Kent Müzesi binasıyla sona erer. Kent Müzesi’ne ait taş bina 1900’lü yılların başında inşa edilmiş ve 1950 yılına kadar da otel olarak kullanılmştır.
Aynalı Çarşı: 1889 yılında, II. Abdülhamit’in padişahlığı sırasında, Çanakkale’nin önde gelen Yahudi ailesinin bir üyesi olan Halyo tarafından inşa ettirildi. Doğrulanmayan bir iddiaya göre de çok daha önceleri yapıldı ve Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Çarşı’dan söz etti. İlya Halyo ise söz konusu tarihte çarşıyı onarttı ve kullanıma açtı. Bazı anlatımlara göre Gelibolu Çıkartması sırasında Mart 1915’te İngiliz zırhlısı Quenn Elizabeth’in Çanakkale çevresindeki Türk tabyalarını bombardımanı sırasında yıkıldı.1921’den sonra bir dönem giriş kapısı dışında büyük ölçüde yıkık olarak kaldı ve çarşı olarak kullanılmadı. Resmi kayıtlarda “Bedesten arsası” olarak yer aldı, daha sonra bu arsa üzerinde 14 dükkan inşa edildi.1967 yılında kadastro uygulaması yapıldı ve Çarşı’nın ilk krokisi çizildi. Çarşının tüm yazılı ve sözlü anlatımlara göre özgün durumunun tipik bir arsada olduğu ve İstanbul’daki Mısır Çarşısı’nın “Minyatürü” olduğu söylenir. Üzerinin küçük kubbelerden oluştuğu, çokgen köşeli pencerelerle doğal aydınlanmanın sağlandığı belirtilmektedir. 1967’de onarılmıştır. Çarşı içerisindeki dükkanlarda çok eskiden ayna satılmasından bu benzetmenin yapıldığı sanılıyor. Askerlerin çarşıya çıktıklarında buralardan cep aynası satın almaları halk arasında bu şekilde anılmasına sebep olmuştur.
Korfmann Kütüphanesi : Ermeni Kilisesi’nin yanındadır. Bulunduğu bina da 1890’lı yıllarda, Ermeni Sübyan Okulu olarak inşa edilmiştir. Daha sonraları uzun yıllar Tekel Deposu olarak kullanılmış, 2006 yılında belediye tarafından satın alınıp yeniden düzenlenmiştir. Ömrünün büyük bir kısmını Truva kazılarında geçiren ve Çanakkale’de gömülmeyi vasiyet eden ünlü kazı başkanı Prf.Dr. Menfred Osman (Osman adını sonradan kendi isteğiyle almış ve Türk vatandaşlığına geçmişti) Korfmann bütün kitaplarını da bağışlamış olduğundan, bu bina onun adıyla açılan bir araştırma kütüphanesine dönüştürülmüştür. 1942 Yılında Köln’de doğan Korfmann, 1981 Yılında Çanakkale’ye gelerek kazı yapmaya başlamış, 1988 yılından öldüğü güne kadar da kazı başkanlığı görevini sürdürmüştü. 2005 Yılında hayata veda etmiş olan hocanın adıyla açılan kütüphane de 2007 yılında hayata geçirildi. Korfmann’ın en büyük isteği, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin, Arkeoloji galında güçlenmesi ve uluslararası bir isim haline gelmesiydi.
Hasan Mevsuf Bataryası: Dardanos mevkiinde boğaza hakim tepede bulunmaktadır. Batarya 2 tane 15lik, 3 tane 5 lik toptan teşekkül etmektedir. Buraya adını veren Üsteğmen Hasan, batarya komutanıydı. Gözetleme subayı Mefsuf ile telefonu 3 er ile subay namzedi Halim ile birlikte İngiliz gemilerinin açtıkları ateş sonucunda burada şehit düşmüşlerdi. Bu dardanos bataryası’nın kullandığı toplar hale naynı yerde sergilenmektedirler.
Turgut Reis Bataryası: Güzelyalı sırtlarındaki çamlık alana monte edilmiş olup batarya 2 tane 28lik toptan oluşmaktadır.
Mesudiye Bataryası: Güzelyalı Karayolları kampın üzerindeki tepede olup Batarya mesudiye zırhlısından sökülen 2 tane 15 lik toptan teşekkül etmektedir
Mecidiye Tabyası: Kilitbahir Kalesinin 500 metre ilerisinde bulunmaktadır. Bataryanın önünde Batarya erlerinden 215 kiloluk mermiyi kucaklayan Koca Seyit (Seyit Onbaşı) heykeli bulunmaktadır.
Namazgah Tabyaları: Kilitbahir Kalesinin bitişiğinde bulunmakta olup 16 toptan oluşur.
Dardanos : İl merkezine 10 km.lik bir mesafede bulunan Antik Dardanos kenti, üniversiteye ait tesisler ve yazlık evlerle biraz fazlaca yapılaşmış durumdadır. Kentin adı, Homeros’a göre Zeus’un oğlu Dardanos’tan gelmektedir. Bu isim Çanakkale için de kullanılmıştır. Dardanos, Troya kral soyu atalarının kenti olarak kabul görmüştü. Troas bölgesinde en erken sikke basan kent burasıdır. Dardanos’ta bulunan tümülüs 1959 yılında çimento fabrikasının yapımı aşamasında tesadüfen bulunmuştur. İstanbul Arkeoloji Müzesi arkeologları tarafından hemen kazılmış ve buluntular, Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nde koruma altına alınmıştır. Burada ele geçen pişmiş topraktan yapılmış bir Aphrotite heykelciği, Knidos Aphrotitesinin küçük bir kopyasıdır. Beyaza boyanmış heykelciğin takıları altın yaldızla işlenmiştir. Çanakkale Arkeoloji müzesindedir. Dardanos Tümülüsünün kimin için yapıldığı henüz belirlenmemiştir. Ama bu tümülüsün M.Ö.5.yy’dan, M.Ö.1.yy.sonuna kadar kullanılmış olduğu, bu yüzyılın sonunda mezar odası girişinin büyük taş bloklarla kapatılarak artık kullanılmadığının çıkan buluntulardan ve tümülüsten anlaşılmıştır.
Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi : “Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi” binası, Çanakkale mimarisine ait özgün dokunun korunduğu tarihi kent merkezinde, Çarşı Caddesi ile Fetvane Sokağın birleştiği küçük meydancıktadır. 19. Yüzyılın sonlarında iki katlı olarak inşa edilen yapı, bu dönemde çarşı caddesindeki geleneksel sivil mimariye uygun olarak; zemin katı dükkân, üst katı ise konut olarak kullanılır. 1930’lu yılarda yapıya bir kat daha ilave edilir. 1936 yılında otele çevrilen yapı “Emek Otel” adı ile 46 yıl hizmet verir. 1982 yılında otellin kapatılması ile ilk yıllarındakine benzer bir işlev üslenir ve giriş katı dükkân olarak kullanılır. Bu dönemde kullanılmayan üst kat metruk bir hal alır. Bu durumu ile yok olama derecesine varan yapı 2004 yılında Çanakkale Belediyesi’nce satın alınarak “Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi” binası olarak restore edilir ve 6 Mart 2009 tarihinde hizmete girer.
Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi’nde giriş (zemin) katı 2 geçici sergi alanı olarak kullanılmaktadır. Kent tarihi ve kültürüne yönelik sergi–etkinlikler gerçekleştirilmektedir.
Birinci kat; sabit sergi alanıdır. Kent kimliğini yansıtan bilgi ve objeler bulunmaktadır.
İkinci kat; kent kültürü ve tarihine yönelik konferans, söyleşi ve dinleti gibi etkinlikler için kullanılmaktadır. Aynı zamanda yine bu kat içerisinde, restorasyon ve arşiv odası kentlinin kullanımına açıktır. Katta ki diğer bir oda; kent üzerine araştırma yapmak isteyen vatandaşların proje ve atölye çalışmaları yapmaları için hizmete açılmıştır.
Müze girişinde yer alan “Kent Dükkanı” müzenin kurumsal kimliğine yönelik hazırlanmış anı eşyası, kitap, dergi, video vb. yayınlar ile bölgesel ürün örneklerinin satışının yapıldığı alandır.
Giriş katında yer alan kafeterya bulunmaktadır.
Kordon ve Troy’un tahta atı : Çanakkale, 1912 yılında belediye olmuş ve ilk iki yıl Operatör Aziz Bey belediye başkanlığını üstlenmiştir. Kordon’daki ilk düzenleme ise Kayseri’li Ahmet Paşa tarafından yapılmıştır. Bu yüzden buradaki cadde onun adıyla anılmaktadır. Kordon, Çanakkale’nin en üst sınırda yaşadığı 1800’lü yıllardan sonra, levantenlerin yaşam ve çalışma alanıydı. Konsolosluk binaları burada sıralanmışlardı. Ama, kentin, kentle birlikte de dünyanın yaşadığı korkunç savaşlar bu görkemi silip süpürmüş, sonra meydana gelen hızlı ve çarpık yapılaşma ile eskinin naif izleri silinmişti. Şimdilerde Kordon daha değişik bir işlevle kullanılmaktadır. Çok katlı binaların altlarındaki kafe ve restoranlar, yeşil alanlar ve tabi ki şehrin sembolü olan tahta at, Kordon’u cazip hale getiren unsurlardandır. Görünen tahta atın buraya geliş tarihi 15 Eylül 2004. Dünyanın en eski destanı olan TROY, 2004 yılında ünlü Amerika’lı film şirketi Warner Bross tarafından filme alınırken kullanılan at daha sonra bulunması gereken yere yani Çanakkale’ye gönderilmiş ve Kordon’da şimdiki yerine konulmuştu. Troy’da, Barbar Akha’lar ,Truva’yı ele geçiremiyeceklerini anlayınca bir hilleye baş vururlar. Büyük bir tahta at inşa edip, bir gece şehrin kapısına bırakırlar ve gemileriyle Tenedos’un (Bozcaada) arka tarafına saklanırlar. Truva’lılar ertesi sabah uyandıklarında şehrin kapısındaki kocaman tahta atı görünce şaşırırlar. Önce tereddüt ederler. Ama bakarlar ki etrafta ne Akha’ların koca karınlı gemileri var ne de barbar askerleri, tahta atı çekerek şehrin içine alırlar. İşte ne olursa ondan sonra olur. Tahta atın içinden çıkan Akha’lar, şehrin kapılarını saklanan askerlere açarlar ve Truva yerle bir edilir. Fakat Kordon’da hikayesi olan tek unsur sadece tahta at değil. Bir manolya ağacı da öyküsünü bilenler tarafından ilgiyle izleniyor. Bu ağaç Çanakkale Belediyesi tarafından bir doğa varlığı olarak tescillendi. 1933 Yılında, Ayvalık’lı Fatma Hanım’ın çeyizi olarak ekilmişti..Ekildiği yer devrin belediye binasının bahçesiydi. Artık orada ne belediye var ne de binası. Ama manolya, her bahar açmaya, etrafa kokular saçmaya devam ediyor. Baştopçu Ali Bey, Girit’te yaşaken bahçeyle uğraşmaktan hoşlanan, bu konuda başarılı olan bir doğa aşığıdır. Mübadelede çok sevdiği evini, bahçesini, ağaç ve çiçeklerini geride bırakır gelip Ayvalığa yerleşir. Oradan getirdiği manolyaları da burada eker. Kızı Fatma Hanım, 1933 yılında Çanakkale’ye gelin gider. Çeyizininin içinde babasının verdiği üç adet manolya ağacı da vardır. Bu ağaçları Ali Bey, damadı Mehmet Tosun’a emanet etmiştir. Mehmet Tosun ve Fatma Hanım, 1933 yılı yazında evlenirler. Bir manolyayı evlerinin bahçesine, bir tanesini yine bir Girit mübadili olan ve belediyede bahçıvanlık yapan İbrahim Çapkan’ın bahçesine, diğerini de nikahlarının yapıldığı belediye binasının bahçesine, İbrahim Çapkan’a ektirirler. İşte bu gördüğünüz manolya ağacı, belediye binasının bahçesine ekilen manolyadır. Diğer iki manolya da ekildiği bahçeler de belediye binası da artık yoklar. Ama nikah anısına dikilmiş olan manolya her bahar açmaya devam etmektedir.
Herodotos’un Abidos’u
Herodot, “Herodot Tarihi” kitabında, Pers Kralı Dairus oğlu Kserkes’in, Abydos’ta kurduğu köprüyü uzun uzun anlatır. Abydos, Nara Burnu yakınlarında bir kentti. Pers’lerin büyük kralı, Yunanlılar’la savaşmak için beş sene boyunca süren hazırlıklar aşamasında, bu köprünün yapımı ile de ilgilenmiş, hem kullanılan malzemeler ve teknik hem de yaşananlar, kitapta zevkli bir anlatımla okuyucuya sunulmuştur. Biz de burada o anlatımları çok kısaltılmış şekliyle aktarmadan geçemeyeceğiz:
Büyük kral, Abydos’a gitmek için hazırlıklara başladı. Bu arada Hellespontus’a (Çanakkale Boğazı) Asya ile Avrupa’yı birleştirecek köprü için boyunduruk kuruluyordu. Bu köprüde görevli olan işçiler iki köprü kuruyorlardı. Birisi için Fenike’liler beyaz keten kenevir lifi, öbürü için Mısırlılar papirus lifi kullanıyorlardı. Abydos’tan karşı kıyı yedi staddır. O büyük fırtına çıktığı zaman iki kıyı yeni birleşmişti ki, bütün halatlar koptu, sonuna gelmiş olan iş mahvoldu. Bunu duyan Kserkes çok sinirlendi. Helelspontus’a üç yüz sopa çekilmesini ve bir çift bukağı takılmasını emretti. Hatta bunu bile işittim. Cellatlar göndermiş. Hellespontus’u kızgın demirle dağlayın demiş. Denizi döverlerken çılgın olduğu kadar bayağı küfürler de savuracaklardı. “Deniz, deniz sana bu cezayı efendin çektiriyor, çünkü ondan hiç bir kötülük görmediğin halde sen ona kötülük ettin. İstesen de istemesen de Büyük Kral seni geçecek. Hiç kimsenin sana kurban kesmemesi haklı, çünkü sen suları pis ve acı bir dereden başka bir şey değilsin”
Yapmadan Dönme
* Gelibolu’yu görmeden, Şehitlikleri ziyaret etmeden,
* Kaz Dağları’nı gezmeden, köylerine uğramadan,
* Assos’ta gün batımı izlemeden, görsel sanatlar festivalini görmeden,
* Truva’yı gezmeden, tahta ata çıkmadan,
* Bozcaada’da şarap tatmadan, koylarında yüzmeden
* Gökçeada’nın koylarında dalış yapmadan, Rum köylerine uğramadan,
* Çanakkale Kordon’daki tahta atı ve Giritli Ali Beyin Manolya ağacını, merkezdeki saat kulesini görmeden, Yalı Han’a uğramadan,
* Savaşın acımasız ve anlamsız yüzünü bir kez daha anlatan şehitlikleri ziyaret etmeden,
Çanakkale’den dönmeyin.
Ulaşım : İlin çevre illerle ulaşımı karayoluyla yapılmaktadır. Ayrıca İstanbul ile uçak ulaşımı bulunuyor. Gökçeada ile İstanbul arasında da uçak seferleri başladı. Şehir merkezindeki otogardan günün her saatinde ilçelere otobüs ve minibüs seferleri yapılmaktadır.
