Çeşme – İzmir

Antik çağda Kyssus adıyla anılan Çeşme’nin bugünkü adını denizcilerin su temin ettikleri “çeşme”’lerden aldığı sanılmaktadır. Çünkü Çeşme’nin en önemli özellikleri içme suyu ve limanıdır. Son derece korunaklı bir limana sahip Erythrai’nın Mısır Kıbrıs ve batı ülkeleri ile ilişki kurduğu ve ticaretini geliştirdiği bilinmektedir. Ülkemizin başlıca turizm merkezlerinden biri olan uluslar arası bir üne sahip Çeşme ve töresinde halk antik çağda 12 Ion birliğinden olan Eryhrai’nın (Ildırı) kalıntıları ile iç içe yaşamaktadır. Çeşme Lydia Pers Pergamon (Bergama) Krallığı Roma ve Bizans egemenliklerini yaşamıştır. Çeşme Limanı’nın ön plana çıkmasındaki en önemli faktörlerden biri de Sakız Adası’ndan Anadolu kıyılarına en yakın ve güvenilir nokta olmasıdır. Bu nedenle liman yüzyıllar boyunca ticari alışverişi canlı halde sürdürebilmiştir.

18.yy’da Osmanlı Devleti’nin Lehistan’ı Ruslar’a karşı koruması ve Rus Çariçesi II. Katerina’nın Osmanlı Devletini parçalama ve Akdeniz’e inme siyaseti 1768-1774 Osmanlı – Rus savaşlarına yol açmıştır. Osmanlı Devleti’ni denizde ve adalarda zor durumda bırakmak isteyen Ruslar Baltık Denizi’ndeki savaş gemilerini Ege

Denizi’ne yolladılar Başlangıçta Ruslar’ın top ateşi altında fazla dayanamayan Osmanlı kalyonlarıdaha sonra Cezayirli Hasan Paşa’nın komutasında 22 Ekim 1770’te Ruslar’ı yenilgiye uğrattı. Yüzyıllarca Eyalet sistemiyle idare edilmiş olan Osmanlı Devleti’nde 8 Kasım 1864’te Sultan Abdülaziz döneminde köklü değişiklikler yapılmış ve çıkarılan kanunlarla bu değişiklikler uygulanmaya başlamıştır.Buna göre Aydın ilinin İzmir sancağına bağlı bir kazası olan Çeşme Kaymakamlık olmuştur. Diğer birçok Batı Anadolu liman şehrinde olduğu gibi Çeşme de Rum nufusu Türk nufusundan fazlaydı. Rumlar burada bağcılığı ve şarapçılığı geliştirmişler çekirdeksiz siyah üzüm başta olmak üzere buğday ve diğer hububat ziraatı da yapmışlardır. Anason ve kökboya üretimi başlamış-tır. Kurtuluş Savaşı’nda özellikle 9.Eylül.1922’ de İzmir’in 16 Eylül 1922’ de Çeşme’nin Yunan işgalinden kurtuluşu ile Rum nufusu Yunanistan’a gitmiştir. 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması ile nufus mübadelesi yapılmıştır.

3. Yüzyılın son yarısı ile 14. Yüzyılın başlarında Batı Anadolu’nun ticari hayatına isim yazmış Cenevizler’in etkisi görülmüştür. Aynı dönemde yöre bir ara Çaka Bey’in yönetimi’ne girmişsede hakimiyeti kısa sürmüştür.
14.yy Başlarında Aydınoğullarının sürüklediği akın kısa zamanda etkili olup Çeşme Limanı bir deniz üssü durumuna getirilmiştir. Yörenin daha sonra İzmir Beyi Umur Bey’in yönetimi’ne geçmesi Cenevizliler’i tamamen yörenin ticaretten dışlamak istemeyen Umur Bey ticaretin kendi kontrolünde olması için onları kendi hakimiyetinde kabul ettiği Sakız Adası’na göndermişti. Orada kalacak Cenevizliler’le ticari ilişkiler kendi tabii şartları içinde yapılacaktı. 1330’da Cenevizliler’in Sakız adasına yerleşmeleriyle konumu buraya en uygun olan Çeşme limanı bir kez daha önem kazanmış böylece Cenevizliler ile ticaret doğal koşullarda sürdürülmüştür. İlk kez 1. Beyazıt (yıldırım) tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Fakat Ankara Savaşı’ndan sonra (1402) Timur tarafından yeniden Aydınoğulları’na verilir. 17.yy sonlarından itibaren Batı Anadolu ürünlerinin satıldığı küçük bir ticaret merkezi olan İzmir’in bir anda ticari üstünlüğü ele geçirmesisiyle Çeşme Limanı İzmir Limanı’nın yanında giderek gerilemiş ve önemini yitirmiştir.

Gezilip Görülecek Yerler

Çeşme kuzey rüzgarlarını almadığı için durgun suları olan Altınkum Pırlanta Tursite gibi muhteşem koylara sahiptir.Aynı zamanda ILDIRI beldemiz Tunç çağından kalma çok önemli tarihi eserlerle bezenmiştir.Eskiden cüzzamlıların yaşadığı bir manastır olduğu söylenen AYAYORGI yarım ay şeklinde doğal bir koydur.

ILICA
İlçe merkezinin 5 km. doğusunda bulunan Ilıca körfezi ve özellikle 2 km.’ye yakın uzunluktaki geniş plajı beyaz incecik kumları deniz içinde kaynayan termal suyu ile önemli bir konum içerir. Yıldızburnu mevkiinde denizin içinden kaynayan şifalı sıcak termal suyundan herkes yararlanmaktadır. Kuzey-güney hattına bağlı olan ve pek çok kaynaktan beslenen termal su kalker sarı kil volkan tüfleri arasından çıkar ve genellikle çatlaklardan gelen mağmatik sulardan oluşur. En önemlisi 55 derece sıcaklığında olan Topan (Hamidiye) termal suyudur. Ilıca’da Yıldız mevkiinde 1985 yılında kurulan Çeşme Yelken Kulübü; Türkiye’nin en hızlı büyüyen en büyük tekne filosuna sahip milli takıma sporcu yetiştiren başarılı bir kulüptür. Yakın mevkiide bulunan ve yaklaşık 5 km. uzunluğunda çok güzel plajlara sahip Boyalık koyu
Ilıca Plajının karekteristik özelliklerini taşır.

ALAÇATI
Çeşme ilçesine bağlı Çeşme’ye 7 km. uzaklıkta bir beldedir. Türk – Yunan karışımı Ege mimari özellikleriyle parke taşlı arnavut kaldırımlarıyla yüzyıl öncesinden kalan yeldeğirmenleriyle ve sakız bahçeleri ile sevimli antik bir kasabadır Alaçatı. 1874 yılında yapılmış Ayios Kostantinos kilisesi camiye dönüştürülmüştür ve Pazaryeri camii olarak bugünde heybetle yükselir.

Her yıl haziran ayının son haftasında yapılan “Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali” ne Dünya’nın çeşitli ülkelerinden topluluklar katılır. Doğal Alaçatı limanı devamlı esen rüzgarına rağmen dalgasız denizi ile Dünya’da sörf yapmaya elverişli nadir merkezlerden biridir. Ayrıca rüzgar almayan pırıl pırıl kumlarıyla meşhur Çark ve Piyade plajları çok güzeldir. Yapılmakta olan yalı yat limanı ve havaalanı projesi turizm potansiyelini önemli ölçüde artıracaktır.

ILDIRI
Çeşme’nin 20 km. kuzey doğusunda yer alan Ildırı köyünün antik dönemdeki adı Erythrai’dir. Erythrai sözcüğünün Yunanca’da “kırmızı” anlamına gelen Erythros’tan türediği kent toprağının kırmızı renginden dolayı Erythra’nin “Kızıl Kent” anlamında kullanıldığı sanılmaktadır. Bir başka varsayıma göre ise kent adını ilk kurucu Giritli Rhadamanthes’in oğlu Erythros’tan almıştır. Kentte ele geçen bulgular bu yörede ilk Tunç Çağ’ından bu yana yerleşimin olduğunu göstermiştir. İkinci kolonileşme döneminde kent Atina Kralı Kadros soyundan gelen Knopos yönetimindeydi. Başlangıçta krallık ile yönetilen kent sonraları yine kral soyundan olan ancak halkın seçtiği Basileuslar tarafından yönetildi. İon kentlerinin aralarında kurdukları Panionion dinsel ve siyasal birliğe katıldılar. Kent Pythagoras’la birlikte kısa süreli tiranlık dönemi yaşamış bu dönemde üreterek dışarı sattığı değirmen taşlarıyla önem kazanmıştır

Erythrai Lidya ve daha sonra da Persler’in eline geçer. Pers boyunduruğuna karşı diğer İon kentleri gibi ayaklanmaya katılan kente bütün İon kentleriyle birlikte İ.Ö. 334’te İskender bağımsızlığını kazandırır. İskender’in ölümünden sonra çıkan kargaşalar sonucu bir çok el değiştiren Erythrai Pergamon (Bergama) Krallığı’nın eline geçer. İ.Ö.133′ te Roma İmparatorluğu içinde özgür bir kent statüsü kazanır. Bu dönemde şarabı keçileri değirmen taşları ve kadın kahinleri Sibyl ile Herophile ile ün kazandı.
İ.Ö.1 yy.’da depremler savaşlar ve Romalı komutanların yağmaları yüzünden büyük yıkıma uğrayan yöre; 16.yy’dan sonra İlderen ve Ildırı adlarıyla anılmaya başladı.
Şehirde 1963-1966 yılları arasında Prof.Hakkı Gültekin ve sonraları Prof. Ekrem Akurgal tarafından kazı çalışmaları yapılmıştır. İlkönce M.Ö. 3.yy. sonlarında yapıldığı sanılan akrapolün kuzey yamaçlarındaki antik tiyatro torak altından çıkarıldı. Akrapol’ün en yüksek düzlüğünde yapılan araştırmalarda da Athena tapınağına ait kalıntılar bulundu. Şehrin etrafının 5 km. uzunluğunda surla çevrili olduğu anlaşıldı. Tiyatro kısmen açığa çıkarıldı ve restorasyon çalışmaları yarım kaldı. Araştırmalarda akrapolde M.Ö.6. ve 7.yy’dan kalma çanak çömlek taş ve topraktan figürler bulundu. Bunlar Erythrai şehrinin en eski tarihi buluntularıdır.

Denizi’ne yolladılar Başlangıçta Ruslar’ın top ateşi altında fazla dayanamayan Osmanlı kalyonlarıdaha sonra Cezayirli Hasan Paşa’nın komutasında 22 Ekim 1770’te Ruslar’ı yenilgiye uğrattı. Yüzyıllarca Eyalet sistemiyle idare edilmiş olan Osmanlı Devleti’nde 8 Kasım 1864’te Sultan Abdülaziz döneminde köklü değişiklikler yapılmış ve çıkarılan kanunlarla bu değişiklikler uygulanmaya başlamıştır.Buna göre Aydın ilinin İzmir sancağına bağlı bir kazası olan Çeşme Kaymakamlık olmuştur. Diğer birçok Batı Anadolu liman şehrinde olduğu gibi Çeşme de Rum nufusu Türk nufusundan fazlaydı. Rumlar burada bağcılığı ve şarapçılığı geliştirmişler çekirdeksiz siyah üzüm başta olmak üzere buğday ve diğer hububat ziraatı da yapmışlardır. Anason ve kökboya üretimi başlamış-tır. Kurtuluş Savaşı’nda özellikle 9.Eylül.1922’ de İzmir’in 16 Eylül 1922’ de Çeşme’nin Yunan işgalinden kurtuluşu ile Rum nufusu Yunanistan’a gitmiştir. 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması ile nufus mübadelesi yapılmıştır.

3. Yüzyılın son yarısı ile 14. Yüzyılın başlarında Batı Anadolu’nun ticari hayatına isim yazmış Cenevizler’in etkisi görülmüştür. Aynı dönemde yöre bir ara Çaka Bey’in yönetimi’ne girmişsede hakimiyeti kısa sürmüştür.
14.yy Başlarında Aydınoğullarının sürüklediği akın kısa zamanda etkili olup Çeşme Limanı bir deniz üssü durumuna getirilmiştir. Yörenin daha sonra İzmir Beyi Umur Bey’in yönetimi’ne geçmesi Cenevizliler’i tamamen yörenin ticaretten dışlamak istemeyen Umur Bey ticaretin kendi kontrolünde olması için onları kendi hakimiyetinde kabul ettiği Sakız Adası’na göndermişti. Orada kalacak Cenevizliler’le ticari ilişkiler kendi tabii şartları içinde yapılacaktı. 1330’da Cenevizliler’in Sakız adasına yerleşmeleriyle konumu buraya en uygun olan Çeşme limanı bir kez daha önem kazanmış böylece Cenevizliler ile ticaret doğal koşullarda sürdürülmüştür. İlk kez 1. Beyazıt (yıldırım) tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Fakat Ankara Savaşı’ndan sonra (1402) Timur tarafından yeniden Aydınoğulları’na verilir. 17.yy sonlarından itibaren Batı Anadolu ürünlerinin satıldığı küçük bir ticaret merkezi olan İzmir’in bir anda ticari üstünlüğü ele geçirmesisiyle Çeşme Limanı İzmir Limanı’nın yanında giderek gerilemiş ve önemini yitirmiştir.
ÇEŞME TARİHİNDE ÜNLÜ KİŞİLER ÇAKA BEY

1071 yılında Aandolu`yu yurt haline getirme girişimlerine başlayan Türkmen Beylerinden olan ÇAKA BEY . Batı Anadolu`nun fethi sırasında 1078-1081 yılları arasında, Bizans Komutanlarından Kabalika Alexandros ile yaptığı muharebede yenik düşmüştür. Alexandros esir aldığı bu büyük kumandanın zekasına ve cesaretine hayran olmuş, kendisini imparator BATANCIATES`in sarayına göndermiştir. ÇAKA BEY`in saygıdeğer ve kibar bir soydan oluşu, tavır ve hareketlerinden anlaşılmaktaydı. B uimparatorun dikkatini çekmiş ve ona diğer esirlerinden farklı olarak çok özel bazı haklar tanımıştır. 1081 yılında Bizans İmparatorluğu`na Aleksios 1.in geçmesi üzerine eski durumu sarsılan ÇAKA BEY, saraydan kaçarak EGE sahillerine yerleşmiş ve kuvvetli bir ordu kurmuştur. ÇAKA BEY daha sonra İzmir`i fethetmiş ve bir müddet sonra da burada beyliğini kurmuştur. Sarayda bulunduğu sürede, İç Anadolu`nun diğer Türk Beyliklerince işgal edildiğini öğrenen Çaka Bey, Ege adaları dahil olmak üzere, beyliğini genişletmeye karar vermiştir. Böylece ilk Türk donanmasını kurmuştur. Donanmayı ilk ele geçirdiği şehir Foça`dır. Daha sonra sırasıyla Midilli ve Sakız adaları ele geçirilmiştir. Bu arada Bizans İmparatorluğu, vakit geçirmeden donanmasını Çaka Bey`in üzerine yollamış ve tarihe Türklerin yaptığı ilk deniz muharebesi olarak geçen bu savaşı büyük komutan zaferle noktalamıştır. Tarihe “Koyun Adaları Deniz Savaşı” olarak geçen bu savaş, aynı zamanda ilk deniz savaş taktiğinin uygulandığı bir savaştır. Artık Çaka Bey, bazı önemli adaları, İzmir`den Çanakkaleye kadar olan yerleri Bizansın Trakya kısmını ele geçirecekti. Bunun üzerine büyük bir donanma meydana getiren Çaka Bey, ilk etapta Edremit`i ve Çanakkale bölgesini ele geçirmiş, bu suretle Boğaz bölgesine hakim olarak karşı yakaya geçmeyi ve Trakya`yı ele geçirerek İstanbul`u fethetmeyi tasarlamıştı. Bu tehlike karşısında Bizans İmparatoru İznik Beyi Kılıç Aslan`la bir anlaşma yaparak denizden ve karadan Çaka Bey`in elinde bulunan Abydos`u kuşattı. Damadı olan Kılıç Aslan`ın bu ihanetini hiç beklemeyen Çaka Bey, Kılıç Aslan`la anlaşmayı savaştan daha yeğ buldu ve görüşme isteği Kılıç Aslan tarafından kabul edildi. Anlaşma gerçekleşti, ancak akşam, şerefine verilen ziyafette aşırı alkol almaya teşvik edilen Çaka Bey, bir gaflet anında Kılıç Aslan tarafından öldürüldü.

CEZAYİRLİ HASAN PAŞA

Hasan Paşa 1720`de Gelibolu`da doğdu. Gelibolulu tüccar Hacı Muhammed Efendi`nin kölesi idi. Sonradan efendisi tarafından azad edilen Hasan Paşa, onun verdiği bir miktar sermaye ile, yiğitlerin şöhretini duyduğu Cezayir`e gitmek için yola çıkmış, ancak yolda gemileri yabancı bir gemiye rampa edince Hasan Paşa, çok genç olmasına rağmen düşman gemisine sıçrayıp büyük bir cesaretle cenge katılmıştı. Geminin mürettabatından onbeş kadarını tek başına ölddürdükten sonra, diğerlerini geminin ambar ve kamarasına kapatarak gemiyi ele geçirmişti. Hasan Paşa`nın bu cesareti o zamanın Cezayir dayısı tarafından pek takdir edildiğinden, gemi kendisine verilerek Dayılar arasına katılmıştır. Kısa zamanda şöhrete ulaşarak Tlemsen Beyi olan Hasan Paşa, Cezayir`deki dayıların hasetliğine maruz kalıp, hayati tehlikeye düştüğünden İspanya`ya geçmiştir. Oradan da İstanbul`a geçmiştir. Hasan Paşa, Cezayir`e gitmeden önce yeniçeri ocağına yazılmış ve Belgrad seferinde büyük başarılar göstermiştir. Kendisi denizciliği ile meşhur olduğundan kaptanlar sınıfına alınarak, bir de gemi verilmiştir. 1770`de MİR-İ MİRANLIK payesi verilerek kaptan olmuş ve Limni adasını Hırıstiyanlardan alıp “GAZİ” ünvanını almıştır. Aynı sene içinde vezir olan Hasan Paşa, Kaptan-ı Derya tayin olmuştur. Daha sonra boğaz muhafızı, sonra da Anadolu eyaleti ve Rusçuk Seraskeri oldu. 1786`da Sadaret kaymakamı olan Hasan Paşa, iki sene sonra Kaptan-ı Deryalıktan azledildi. Hasan Paşa Kaptan-ı Derya olduğu senelerde 1768 Türk-Rus harbi baş göstermişti. Rusların Akdenize gönderdikleri Baltık donanması önce Osmanlı donanmasıyla çarpışmış, ama bu çarpışmada kesin sonuç alınamamıştı. Ege kıyılarına yakın KOYUN ADALARI civarında yapılan ikinci bir savaşta asıl muharebe Hasan Paşa`nın kalyonu ile Rus Amirali Sipiridov`un gemisi arasında olmuştur. Hasan Paşa ile otuz kadar yiğit Rus gemisine geçmiştir. Düşman gemisinde yapılan kahramanca çarpışma esnasında yaralanan Hasan Paşa, tekrar kendi gemisine geçmiştir. Bu beklenmeyen baskın ile şaşkına dönen Moskoflar telaşa kapılarak kendi cephaneliklerini ateşlemişler, ateş Türk gemisine de sıçrayınca her iki gemi de yanmaya başlamıştı. Türk yiğitleri de kıyıdan gönderilen bir kayıkla kurtarılmışlardı. Hasan Paşa`ya gösterdiği kahramanlık sebebiyle kendisine Kaptanlık ve Beylerbeyliği verilmiştir. Hasan Paşa`nın ikinci Kaptan-ı Deryalığı 15 yıl sürdü. Bu süre içinde pek büyük hizmetlerde bulunan Hasan Paşa, Suriye ve Irak`ta başgösteren Tahir Ömer isyanını bastırmış, daha sonra 1787 Rus-Avusturya harbinde Yılan Adası savaşına katılıp, Rus donanmasını mağlup etmiştir. Ertesi yıl İsmail önünde de Rusları hezimete uğratarak başarı kazanmış, bu başarısı üzerine Sadrazamlık payesi verilmiştir. Hasan Paşa`nın bu görevi 3 ay sürmüştür; 1790 senesinde vefat etmiştir. Hasan Paşa, yürüttüğü devlet hizmetleri yanında birçok hayır eserleri de bırakmıştır. İstanbul tersanesinde bir kışla yaptıran Hasan Paşa, Midilli`ye çeşmeler yaptırdı. Bakla`da yine çeşme, Vizne`de cami, hama ve üç çeşme, Midilli`de Paşa köşkü ve büyük mermer havuz ve Limni, Sakız, İstanköy adalarında çeşmeler yaptırdı. Hasan Paşa`nın en büyük özelliği, kendisine alıştırdığı bir aslanı daima yanında gezdirmesiydi.

GELENEK VE GÖRENEKLER

NİŞAN BALIĞI :
Nişan yapacak olan oğlan evi tarafından büyük bir balık avlanır.Bu balık iri bir çipura,sinavrit veya levrek olabilir.Balık oğlan evi tarafından süslenir,balığın üstüne parlak kağıtlarla kız ve oğlanın isimlerinin baş harfleri çeşitli motiflerle işlenir.Süslenen balık bir tepsiye konur törenle kız evine gönderilir.Kız evi de bunu pişirir ve bir parçasını oğlan evine gönderir.

ŞEKER İŞİ :
Nişanlanan kız evi tarafından yapılır.Un kurabiyesine benzeyen,fakat çok zahmetli olan ve pahalıya mal olan şeker işi,nişanda ve nişandan sonra,önce oğlan evine,sonra tebriğe gelen misafirlere ikram edilir. Şeker evinin güzel olması kız evinin övünç kaynağıdır.

TESTİ KIRMA :
Eskiden düğünlerde,sünnetlerde oynayan kişinin şerefine yere vurularak testi kırılırdı.Çeşme’de özel olarak testi satan dükkanlar mevcuttu.Bir kişi oynarken kırılan testinin fazlalığı,o kişinin itibarını ve oyun gücünü gösterirdi.

BAZİNA :
Yaz günleri tütün kırımlarından sonra aileler tarafından düzenlenen yemek şölenidir.Davetliler bu davete tahta kaşıklarını alarak giderler.Hamur işi,bamya,kıyma ile yapılan bu özel yemek yendikten sonra,başka bir Bazina günü için tarih tespit edilir
Patara; Dünya üzerindeki plajlar arasinda üçüncü seçilmis 18kilometre uzunlugunda kumsal ve sicacik bir deniz. .

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir