İğneada – Demirköy – Kırklareli
İğneada, Trakya’nın Karadeniz kıyısında yer alan en son yerleşim yeridir. Aslında İğneada sahilden 5 km kadar içeridedir. Kıyıdaki yerin adı Limanköy’dür. Sahile çıktığınızda kendinizi güneyde bir yerlerde sanabilirsiniz. Kumsalın bittiği yerde hemen orman başlar. Denizin rengi ve berraklığı güney kıyılarından farklı değil. Üstelik kumsal kilometrelerce uzayıp gider. İğneada’ya giderken yol üstünde şaşırtıcı bir doğa olayı ile karşılaşacaksınız. Yenice’yi geçtikten kısa bir süre sonra tepe tırmanmaya başlayacaksınız. Kısa bir süre sonra hafif bir yokuş ineceksiniz. Yokuşun sonunda, solda Manyetik Alan dinlenme tesisleri var. Bu yokuşta arabanızı durdurup boşta bıraktığınız takdirde yokuş yukarı tırmandığını göreceksiniz. İlginç bir tabiat olayı veya basit bir göz aldanması. Her ne olursa olsun, muhakkak görülmesi gereken bir yer.
Bunun dışında İğneada – Kıyıköy arasında yaklaşık 20km.lik toprak bir orman yolu var ama oldukça bozuk olduğunu belirtelim. Eğer aracınız müsaitse ve vaktiniz varsa Kıyıköy’e gidebilirsiniz. Aksi takdirde Kıyıköy gezisini bir başka güne bırakmanızı tavsiye ederiz.
İğneadanın geniş kaliteli sahilleri vardır. Özellikle çadır turizmi gelişmiştir. Orman içlerinde belediyeye bağlı çadır alanları vardır. Bu çadır alanları su ve elektrik sıkıntısı olsa da doğasıyla çok güzel bir dinlenme yeridir. Liman tarafındaki sahiller ormanla iç içedir. Liman üstünde yazlık yerleşim yerleri bulunmaktadır. Ayrıca şehir içinde pansiyon da bulunur.
Bir yer düşünün ki doğanın içinde kafanızı dinleyebileceğiniz sakinlik ve dinginlikte. El değmemiş. İsteyen ava çıkabilir, isteyen dağlarında gezinebilir. İsteyen göllerinde tekne sefası yapar, isteyen balık avlar. Klasik deniz tatili sevene de 10 kilometrelik uzun sahillerde güneşlenme imkanı. Üstelik de altın zerreciklerinin üzerinde. Yalnış duymadınız, kumların arasındaki gerçek altın zerrecikleri…
İğneada plajının ilginç bir özelliği var. Yıllar önce MTA orada bir araştırma yapmış ve sahilde kumların arasında altın zerrecikleri olduğunu tespit etmiş, ancak maliyeti çok fazla olduğu için çıkartmıyor ve öylece bırakıyor. Yani anlayacağınız altınlar üzerinde yürüyebilir ve hatta güneşlenebilirsiniz Kumsalında yürüyüş yapmak ve sezonda denize girmek, ayrı bir keyif. Denizin yosun kokusu ile ormanın çam kokusunu teneffüs ederek yürüyüyenler, hem stres atıyor hem de kumsalda dalgaların taşıdığı deniz kabuklarını da topluyorlar. Kış aylarında ise hafta sonu, kentten kaçanlara huzurlu bir sığınak olarak kapılarını açan İğneada’dan bahsediyoruz…
İki günlük ya da dilerseniz sabah erkenden gidip akşam dönebileceğiniz bir kaçamak gezi için en uygun seçeneklerden biridir İğneada. Karadeniz, Marmara ve Ege Denizi’nin çevirdiği yarımada şeklindeki Trakya’nın ne yazık ki denize kıyıları yeterince tanınmıyor. Hele hele Kırklareli’nin Karadeniz’e olan güzelim kıyıları…Oysa bu kıyılar, masmavi gökyüzü ve ormanlarıyla gizemli bir turizm cenneti. Gizli koylarıyla ve maviye çalan gökyüzüyle güney sahillerini; alabildiğince uzanan ve kumsalın bittiği yerde başlayan ormanlarıyla da Karadeniz’i kıskandıran Trakya kıyıları hâlâ keşfedilmeyen ender yerlerden biri.
Özgürlüğün tadı Yıldız Dağları’nda çıkar
Aslında tipik bir güney tatil kenti. Denizi, dağları, gökyüzü ile küçük bir cenneti andırıyor. 2 bin 500 kişilik yerleşik nüfusu, yazın biraz çoğalsa da sessiz ve sakin kalmayı başarabilen ender kentlerden biri. Karadeniz’den esen serin rüzgarlar yazın en sıcak gününde bile ortalığı serinletiyor. Uzun kumsalı ve masmavi denizi ile ilçenin çevresinde yaşayan günlük tatilcilerin uğrak yeri olan İğneada halkı, balıkçılıkla geçiniyor ama yegane ekmek teknesi değil artık. Yavaş yavaş gelişmeye başlayan yaz turizmi oalternatif ekmek kapısı olmuş. Birçok insan yaz aylarında evini pansiyon olarak turizmin hizmetine sunuyor. İğneada’da yüzmek kadar eğlenceli bir iş daha var; Dağlarında gezinmek. Özgürlüğün tadına varmak için bulunmaz bir mekan Yıldız Dağları. Yine denizin hemen yanı başında, ormanın içlerine doğru uzanan Mert Gölü’nde balık tutmak ve bu taptaze balıkları yemek de İğneada’ya özgü bir ayrıcalık.
Limanında bol ve taze balık bulabileceğiniz gibi eşsiz doğasının koynunda sadece meyve-sebze yiyerek bile damak zevkinizi tatmin edebilirsiniz; çünkü orada hayatın size ender olarak sunduğu zamanları ve anlayışı bulursunuz. Kendinizi dinleyebileceğiniz ve çok ama çok sakin ve huzurlu bir tatil geçirebileceğiniz bir yer arıyorsanız orası kesinlikle İğneada’dır. Doğası ve kumsallarıyla yalnız ve sessiz bir kasaba olan İğneada, Kırklareli’nin ormanlarıyla meşhur Demirköy ilçesinin Yıldız Dağları’nın arasından Karadeniz’e uzanan kolu. Bağlı olduğu Demirköy ilçesine 26 km, Kırklareli il merkezine 100 km uzaklıkta.
7 gölüyle küçük bir cennet
Orman ve denizin olması nedeniyle yazları bile geceleri serin bir hava hakim İğneada’da. Sadece denizi ve sahili için değilde ormanı, yeşilliği ve temiz havası içinde ziyaret edilmesi gereken bir yer…
Sınırları içinde yer alan gölleri, bol oksijenli havası, lezzetli balıkları ve kolay ulaşımı ile doğanın içinde huzurlu bir tatil yaşamak isteyenler için biçilmiş kaftan. Bulgaristan sınırına 12 km. uzaklıktaki Kırklareli’ne bağlı İğneada, villalara ve kooperatiflere ev sahipliği yapmasına rağmen doğasını da koruyabilen ender bölgelerden. Erikli, Mert, Hamam, Pedina, Saka, Sülüklü ve Ramana isimleriyle anılan ve korumaya alınan yedi gölü bulunuyor.
Denizin yosun kokusu ile ormanın çam kokusunu teneffüs ederek yürüyüyenler, hem stres atıyor hem de kumsalda dalgaların taşıdığı deniz kabuklarını da topluyorlar. Haziran-Eylül ayları arasında yoğunlaşan İğneada, kış aylarında da hafta sonu, kentten kaçanlara huzurlu bir sığınak olarak kapılarını açıyor.
Dünyada sadece 3 yerde Longos var, biri İğneada
Dünya üzerinde sadece 3 yerde olan Longos (subasar) ormanlarından biri de İğneada… Longos (subasar) ormanı, Kırklareli sınırları içinde, Karadeniz kıyısında yer alıyor. Yaban hayatın hala sürdüğü orman, Dünya Bankası fonlarıyla 8 yıldır yürütülen GEF2 adlı bir projeyle korunuyor. 2007’de milli park ilan edilen orman, içinde barındırdığı bitki türleri ve hayvan çeşitliliği ile ender görülen doğal bölgelerden biri.
Demirköy ilçesine bağlı İğneada’daki longozlar, Mert Gölü, Saka Gölü ve Erikli Göl Longozu olarak anılıyor. 10’dan fazla çayın birleşerek oluşturduğu üç dere, kumsalda oluşan doğal bentler sayesinde birikiyor ve burada doğal göller meydana getiriyor. Bu göllerde biriken su, geri doğru taşıyor ve pek ender bulunan subasar ormanı oluşmasını sağlıyor. Subasar ormanı, içinde çok zengin bir canlı yaşamı barındırıyor, su kuşlarına ev sahipliği yaptığı gibi, endemik birçok bitki türünün de var olmasını sağlıyor. Longoz’daki su miktadı baharda had safhaya ulaşınca, bu kez doğal bentler yıkılıyor, zengin besinlerle yüklü alüvyon denize taşınıyor. Bu besinler, deniz yaşamının da İğneada’da çok zengin olmasını sağlıyor. Bu sayede kalkan, lüfer, istavrit ve daha bir çok balık, İğneada’yı mesken tutan balıkçılar tarafından yakalanıp sofralarımıza ulaşıyor.
Longozları bekleyen tehlike
İstanbul’a 250 kilometre uzaklıktaki İğneada, su kuşları için ülkemizde yaşayan memelilerin yüzde 53’ü için, sadece oraya özgü bitki türleri ve böcekler için, yaşam kaynağı konumunda. İrili ufaklı birçok derenin getirdiği sularla oluşan ve deniz ile longozlar arasında kalan göler, longoz ormanları için adeta bir sigorta görevi üstleniyor ve doğal bir tatlı su perdesi oluşturarak denile hemen hemen aynı seviyede olan ormanlara, alttan ve üstten tuzlu deniz suyunun alana tersine doğru deşarj olmasını önlüyor. Longoz ormanları besleyen tatlı su kaynaklarının ortadan kalkma tehlikesi var.
Eğer bu gerçekleşirse, tuzlu olan deniz suyu longoz toprağına yayılırsa, longozlarda yaşayan 544 bitkinin, 310 tür böceğin, 28 tür balığın, 46 tür memelinin, 194 tür kuşu ve 17 tür sürüngenin yaşam alanlarını kaybetmesi de kaçınılmaz.
Av merkezlerinden biri
İğneada, yaban hayatı çok zengin olan Kırklareli’nin av merkezlerinden biri konumunda. İğneada Panayır İskelesi ve Kıyıköy çevresinde geyik ve karacaya rastlamak mümkün. Hamam ve Pedina göllerinin ziyaretçileri Bulgaristan, Rusya ve Tuna Nehri deltasından gelen ördek, kuğu ve diğer kuş türleri. Yıldız Dağları’nın sık ve gür ormanlarla kaplı olması geyik, karaca, domuz, tavşan, tilki sansar gibi hayvanların yaşamasına uygun bir ortam sağlıyor. Avcılar için de gözde bir mekan oluyor.
Yaz sezonu kısa
10 kilometre uzunluğundaki kumsalları, şirin pansiyonları, balık lokantalarıyla İğneada, huzurlu bir tatil düşü kuranların hayallerini süsleyecek. Kastro ve Kıyıköy ile birlikte Kırkaleri’nin Karadeniz kıyısında deniz tatili yapmak isteyenleri bekleyen İğneada, İstanbul’a görece yakın olduğu için günübirlik gezilerde daha çok tercih ediliyor.
Yedigöller Milli Parkı’nı kıskandıracak güzellikteki Istranca Ormanları içinden geçilerek ulaşılan İğneada’da yaz sezonu kısa geçiyor. Haziran- eylül ayları yaz sezonu yaşayan İğneada’ya çevre ilçe ve kentlerden akın edenler eşsiz kumsalın ve temiz denizin tadını çıkarıyor. Yılın diğer aylarında kumsal oto ve moto kroscuların gözdesi
Adı İnebey’den geliyor
Cumhuriyet döneminden önce Kurtuluş Savaşı esnasında Yunan istilasına uğrayan İğneada, Midye-Enez hattının çizilmesiyle Yunanistan’a kalmışken Edirne’nin de kaybedilmesi sebebiyle yapılan anlaşmalarla bugünkü Trakya sınırı çizilmiş ve İğneada topraklarımızda kalmış. Cumhuriyet döneminde 1971 yılına kadar nahiye olarak yönetilen kasaba, bu tarihten sonra belediye olmuştur.İğneada’nın fethini yöneten komutanın adı İne Bey’dir. Buradaya kendi adını verir ve “İneada” adı zamanla İğneada olur
Karadeniz’in sakin limanı
İğneada tipik Karadeniz sahillerinin aksine yaz aylarında sakin ve dalgasız bir doğal liman. Kuzey rüzgarlarına kapalı. Denizin 150 metresinin sığı oluşu ise bir başka avantaj. Bölgede oluşan göllerden Erikli’nin çevresi doğal SİT alanı. Mert Gölü kıyılarında ise bazı yapılara rastlanıyor. Dibi bataklık olan gölün asıl zenginliği balıktan ziyade sazlıkları. Sazlar kış aylarında kesilip Hollanda’ya ihraç ediliyor.
Alamana adı verilen büyük balıkçı tekneleri ile açık denizden yakalanan kalkan balığının yanı sıra eylülde lüfer, palamut bolluğu yaşanıyor. Orman içinde alabalık yemek ise ayrı bir güzellik. Deniz fenerinin bulunduğu sarp kayalıklar da ziyaretçileri başka bir aleme sürüklüyor.
İğneada’nın Adı
İğneadanın adı Trak toplumlarından Thyn’lerin yaşadığı yer anlamına gelen Thynias adından gelmektedir. Tarih boyunca aşağıdaki şekilde evrimleşerek bugün iğneada adını almıştır.
İğneada’nın Tarihi
İğneada (Thynias) kasabası bugünkü İğneada Koyunun bulunduğu yerde iki göl (Mert-Erikli) arasında deniz kenarında kurulmuştur. Yakın çevresindeki yerleşim birimlerinden Noelitik dönemden itibaren Kalkolitik Tunç ve Demir Çağlarında yoğun olarak insanların yaşadığı ele geçen belgelerle anlaşılmaktadır.
- Trak döneminde İğneada
İğneada (Thynias) ve çevresinin M.Ö. 3.000 yılından, M.Ö. 1.000 yılının ortalarına kadar geçen uzun süredeki tarihi hakkında hiçbir bilgi yoktur. Ancak M.Ö. 1200 yıllarından itibaren bu bölgeye Trakların yerleştiği kabul edilebilir. Thynias’ın bir erken Trak iskanı olduğu söylenebilir. İlk dönemlerde siyasi birlik kuramamış yerli Trak toplumlarından Thyn’ler daha sonraki dönemlerde birbirinden bağımsız feodal beylikler veya şehir devletleri halinde bölgeye hakimiyetlerini sürdürmüşlerdir.
Ancak bölgeye gerek batıdan ve gerekse doğudan akınlar hiç bir zaman azalmamıştır. Bunlardan en önemlileri 1400’lü yıllardan itibaren batıdan gelen Deniz Kavimleri göç dalgasının bölgeye etkisi muhakkak ki büyük olmuştur. Bunun yanında kuzeyden (özellikle İskit akınları) güneyden Eski Yunan kültürel tazyiki hiç bir zaman eksilmemiştir.
Trak kavimlerinden Thynler İstanbul boğazını geçerek anadoluya geçmişler ve bugünkü Kefken Bölgesinde yerleşmişlerdir. Bu yüzden kefken bölgesinin de tarihteki adının Thynias olduğu görülmektedir. Argonotların Karadeniz yolculuğu anlatan Apoolonios’un destansı şiirinde yer alan
“Çekilirken gece, henüz gelmeden kutsal aydınlık, alacalanmışken ortalık uyandıran sabah karanlıgı, Thynias’ın limanına girdiler, çorak adanın, ve serildiler kıyıya, ıstıraplı yolculuktan bitkin…” (II. 669-674)
Thynias ifadesi bugünkü Kefken’i işaret etmektedir.
- Pers İmparatorluğu Devrinde İğneada
Tüm bunların yanında çok daha uzaklardan gelen Pers Kralı Daryus (MÖ 513) dahi bölgeyi bir süre hükümranlığı altında tutabilmiştir.
M.Ö. 5. yy.da bütün Trakya, dolayısıyla da İğneada (Thynias) Pers ve Peloponez savaşlarının sarsıntısına uğradı. Kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre; kasaba önceleri Pers egemenliğine girmiştir. Pers İmparatorluğunun kurucusu Kyros M.Ö. 546 yılında Lidya Kralı Kroisos’u yenerek 545’te İyonya şehirlerini zaptetmek suretiyle bütün Anadolu’ya hakim ve dolayısıyla Traklarla komşu olmuştur. Persler, Boğazlardan gelebilecek herhangi, bir tehlikeyi önlemek amacıyla Dareios’un , (M.Ö. 521-486) önderliğinde 515’te İstanbul Boğazı’ ndan Trakya’ya geçerek batıya doğru ilerlemişlerdir.Perslerin eline geçen İyon şehirleri siyasal ve ekonomik bağımsızlıklarını kaybedince M.Ö. 500 yıllarında Miletos şehrinin önderliğinde ayaklanınca, ihtilal kısa zamanda bütün İyonya şehirlerine yayılmıştır.
Atina’nın desteğinden yoksun kalan İyonyalılar Hellespontos (Çanakkale Boğazı) üzerine gönderdikleri bir donanma ile başta Bizantion olmak üzere bölgenin bütün şehirlerinin ihtilale katılmasını sağladılar. Böylelikle isyan hareketi Marmara Bölgesi ve İstanbul Boğazı’ na kadar genişlemiş oldu. İğneada (Thynias), büyük bir ihtimalle İyon ihtilaline katılmıştır. Çünkü Persler, İyonya ihtilalinin tepkileri sonunda Trakya’da sarsılmış olan egemenliklerini yeniden kuvvetlendirmek için M.Ö. 492’de Mardonius kumandasında bölgeye düzenledikleri sefer sonunda İğneada (Thynias) gibi diğer bütün Trakya kıyı kentlerini işgal ettiler. Böylece Pers Savaşları’nda Perslerin kıyılardaki egemenliği Yunan üstünlüğüne son vermiş oluyordu.
M.Ö. 478-477 yılında Atina, merkezi Yunan dünyasının kutsal adası olan Delos olmak üzere “Attika Delos Deniz Birliği” adını taşıyan siyasal bir birlik kurdu. Birliğin amacı, Perslere karşı sürekli mücadelede bulunmak; Trakya, Adalar ve Anadolu’daki Yunan şehirlerinin bağımsızlığını sağlamak ve Perslerden intikam almaktı.
Atinalıların Trakya’yı Pers boyunduruğundan kurtarmak için M.Ö. 475’te yapmış oldukları ilk seferi Atinalı Kimon idare etmiş; Kimon bir donanma ile Trakya sahillerine çıkarak kıyıları Perslerin elinden kurtarmıştır. Daha sonra Atinalılar Rusya’dan ithal ettikleri hububat için büyük önemi olan Boğazlara bir sefer daha yapmışlar ve başta Byzantion olmak üzere aradaki şehirlerin Deniz Birliğine girmesini sağlamışlardır. Bu seferler sonunda İğneada’nın da (Thynias) “Attika Delos Deniz Birliği”ne katıldığını ve birliğin bir üyesi olarak adının M.Ö. 451-450 yıllarından itibaren vergi listelerinde geçmeye başladığını görüyoruz. Peloponez Savaşlarının başlangıcında Atinalılar Trakya’nın kendileri için bir zahire ambarı olduğunu dikkate alarak Odrys Kralı Stialkes’le M.Ö. 431-430 yılında bir ittifak kurmuştur. Bu ittifakla İğneada (Thynias) bir bağlılıktan kurtulmuştur. Böylelikle Pers Savaşlarının galibi olan Atinalılar Trakya sömürgelerini, siyasal egemenlikleri altına almış bulunuyorlardı.
Peloponez Savaşları’nın bitiminden sonra, Atinalılar birlik olduğu ülkeleri Spartalıların saldırılarından korumak için M.Ö. 378-377 yılında “İkinci Attika Delos Deniz Birliği”ni kurmuştur. Atinalı Amiral Habrias M.Ö. 377-376 yılında Trakya kıyılarına yaptığı seferde İğneada’yı da bu ikinci birliğe katılmaya razı etmiştir. İğneada (Thynias), M.Ö. 357 yılında Bizantium’la birlikte deniz birliğinden çıkmış ve birlikten ayrılmasından sonra Bizans’a bağlanmak zorunda kalmıştır.
- Helenistik Dönemde İğneada
MÖ IV. yy’da parçalanan Odrys devletinden sonra Makedonya Kralı II. Filip (Büyük İskender’in babası) tarafından tüm Trakya istila edilmiştir. Makedonya Kralı II. Filip, M.Ö. 341 yılında Trakya’nın büyük bir bölümüne, Kral Kersobleptes’i tahtından indirerek sahip olmuş, böylece egemenliğini Karadeniz’e kadar uzatmıştı. II. Filip’in ölümünden sonra başa geçen Büyük İskender, taht kavgalarını önledikten sonra, bütün Yunanistan’ı egemenliği altına aldı ve M.Ö. 334’te Asya seferine başlamak üzere Çanakkale Boğazı’ndan Anadolu’ya geçti. Büyük İskender’in bu yolu takip etmesi Bizans’ı ve dolayısıyla İğneada’yı bir Makedon istilasından kurtardı. Aksi takdirde Büyük İskender’in Çanakkale Boğazı yerine İstanbul Boğazı’ndan Anadolu’ya geçmiş olsaydı, mutlaka İğneada’yı istila etmiş olacaktı.
M.Ö. 280 yılında, Avrupa’nın batı bölgelerinde yaşayan Galatlar Aşağı Tuna ülkelerine ilerleyerek buraları istila etmeye başladılar. M.Ö. 278-277 yıllarında Galatların bir kolu Trakya’ya girerek İstanbul Boğazı üzerinden Anadolu’ya geçmiş ve Sakarya ile Kızılırmak arasıdaki bölgeye yerleşmişlerdi. Bu sefer sırasında İğneada Galatlar tarafından yağmalanmıştı.
- Roma İmparatorluğu Döneminde İğneada
Daha sonra bölgede Keltler onun akabinde de Roma egemenliği dikkat çekmektedir. Roma İmparatorluğu devrinde İğneada’dan seyrek olarak söz edilmiştir. Bu devrede Kıyıköy (Midye) daha çok imparatorluk tarafından iskana tabi tutulmuştur.
Roma İmparatorluğu M.S. 395 yılında ikiye bölünüp bütün Balkan Yarımadası gibi İğneada da Bizans’ın (Doğu Roma İmparatorluğu) payına düştükten sonra, kasaba sıklıkla el değiştirdiği bir sürece girmiştir. MS IV. yy’a gelindiğinde Hunların önünden kaçan Ostrogotlar tüm Trakya’yı istila etmiş, bu istila sırasında İğneada da önemli oranda tahribe maruz kalmıştır. İğneada 441-447 yıllarında bu kez Hunların istilasına uğramıştır. Bu istila sırasında İğneada’nın yanısıra Trakya’da 70 şehir ve kasabanın tahribe uğradığı bilinmektedir.
- Bizans İmparatorluğu Döneminde İğneada
Diocletianus’un yerine gecen Büyük Constantinus (306-337), Doğu İmparatorluğu’nda birliği sağladı ve hükümet merkezini Nikomedia’dan Bizantion’a taşıdı. Bizantion 11 Mayıs 330’da büyük bir törenle başşehir olarak ilan edildi ve şehir Konstantinopolis adını aldı. İğneada, Konstantinopolis’in kurulmasıyla imparatorluk baş şehrinin etki alanı içine girdi. Bundan sonra İğneada, bir Bizans kenti olarak, Türkler tarafından alınıncaya kadar varlığını sürdürdü.
İmparatorluğun Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldığı 395 yılından itibaren İğneada’nın Türkler tarafından fethedilene kadar çeşitli kavimler tarafından istilaya uğradıkları görülmektedir.
İlk olarak Alarik komutasında Batı Gotları İğneada’ya saldırdılar.
Avrupa’da bulunan kavimlerin Bizans döneminde İstanbul’a ikinci saldırıları Ostrogotlar tarafından gerçekleştirilmiştir.Ostrogotlar Panonya’da oturuyorlar ve buradan kralları Teodorik komutası altında Bizans’a yıkıcı akınlar yapıyorlar ve İstanbul’u bile tehdit ediyorlardı. Teodorik’in bu akınları sonucu Ostrogotlar, İğneada’yı işgal ettiler. (479) Teodorik’in liderliğinde Ostrogotlar İtalya Yarımadası’nda başkent Roma olmak üzere bir krallık kurdular ve Trakya ile Balkanlardan çekilip İtalya’ya yerleştiler. Bu sayede İğneada Ostrogot hakimiyetinden kurtulmuş oldu.
Aleksios Comnenos 1082 yılında, Bizans’a deniz yoluyla gelecek saldırılarda Venedik donanmasından yardım almak şartıyla, Venediklilerin İğneada’da bir ticaret kolonisi kurmalarına müsaade etti. Bu sayede Venedikliler, limana herhangi bir gümrük vergisi ödemeden serbest girme ayrıcalığını elde ettiler. Bir müddet önce ticaret sayesinde bolluk içinde yaşayan İğneadalılar Venediklilerin kendilerini bu kolaylıklar yüzünden bütün pazarlardan çıkartmalarıyla ticaret yapamaz hale geldiler ve fakirleşmişlerdir.
İğneada Bizans dönemindeki tarihi boyunca da Balkanlardan inen tehlikelerin devamlı tehdidi altında kalmıştır.
- Avrupa Türklerinin Akınları
a.Avrupa Hun İmparatoru Attila’nın II.Balkan Seferi (447)
Kavimler Göçü’nden sonra Avrupa’da büyük bir devlet kuran Avrupa Hunları, ilk olarak 378 tarihinde Tuna nehrini geçerek 395 yılından itibaren bütün Trakya’ya yayıldılar.Bizans İmparatorluğu Hunların tahrip edici bu baskılarından kurtulmak ve onları kendi topraklarından uzak tutmak maksadı ile ağır maddeler imzalamak zorunda kaldılar. Ancak Bizans İmparatoru II.Teodosyus’un Margos Antlaşması’na göre ödemek zorunda olduğu vergiyi ödeyememesi ve Hun kaçaklarına hoşgörülü davranması üzerine Attila 447 yılında Bizans seferine çıktı. Attila idaresindeki Hun ordusu iki koldan Trakya’ya girmiş ve Lüleburgaz’ı (Arkadiopolis) alarak Büyükçekmece’ye (Athyra) kadar ulaştı. Attila’nın Bizans seferinde tahribatın daha ziyade Balkanlarda olması nedeniyle İğneada’nın tahribatı en üst seviyelerde olmuştur.
b.Kuturgur Hunları’nın Akınları (558)
Kuturgur Hunları’nın 558 yılında İstanbul’a yaptıkları akında çok ağır tahribatlar yapmışlar, Trakya’da adeta taş taş üstünde bırakmamışlardı. Bu arada İğneada’da yakılıp yıkılmıştır.
c.Avar İmparatorluğu’nun Bizans Seferleri (619-626)
Orta Avrupa’ da Frank Krallığı ve Bizans İmparatorluğu arasında eski Hun, Sabar ve Ogur (Bulgar) Türklerinin desteğiyle güçlü bir devlet kuran Avarlar VII. yüzyılın başlarında bütün Trakya’yı istila ettikleri görülmektedir. 610 yılında Bizans tahtına geçen Herakleios Avar saldırılarını durdurmak için hakanlarıyla görüşmek üzere Marmara Ereğlisi’ ne (Herakleia) gelmiş fakat, hakanın saldırısına uğradığı için kılık değiştirerek Bizans’a kaçmıştır. Avarların 617 yılında yaptıkları ilk seferde İstanbul surlarını yıkmışlar ancak orduda çıkan salgın hastalık nedeniyle geri dönmek zorunda kalmışlardır. Avarların ikinci Trakya istilası 626 yılında gerçekleşti. Bu seferde iki ay süreyle İstanbul’u şiddetli bir şekilde kuşattılarsa da kuşatma başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
d.Tuna Bulgar Devleti Hükümdarı Tervel Han’ın Seferi (712)
679 yılında kurulan Tuna Bulgar Devleti kısa bir sürede güçlü bir devlet haline geldi.Tervel Han (702 – 713) zamanında Bizans İmparatoru II. Justinianus ile ittifak antlaşması imzalamıştı. Ancak imparatorun görevden uzaklaştırılması üzerine eski müttefikinin intikamını almak için İstanbul’a yaptığı seferde (712) şehrin çevresinde bulunan zengin ve soylulara ait bütün sayfiye yerlerini yağmalamıştır.Bu arada, sefer boyunca İğneada tahribata uğratıldığı ve yağmalandığı kaynaklarda belirtilmektedir.
e.Tuna Bulgar Devleti Hükümdarı Krum Han’ın Seferi. (814)
Krum Han’ın (804 – 814) Trakya istilası ilk olarak 813 yılı sonbaharında başlamış ve İstanbul kuşatılmıştı. Ancak, kuşatmanın başarısızlıkla neticelenmesi üzerine İmparator V. Leon ile Krum Han arasında bir görüşme tertiplemişti. Görüşme esnasında V. Leon’un Krum Han’a suikast yapma girişiminde bulunması üzerine çok hiddetlenen Krum Han bütün Trakya şehirlerini tahrip ederek yağmalamıştır. Bu arada İğneada’nın da yağmalandığı tahmin edilmektedir. 814 yılında Krum Han’ın ansızın ölmesi üzerine Bulgar Türklerinin istilası bir süre için son bulmuştur. Bulgar Türklerinin son saldırıları 924 yılında Simeon’un zamanında yapıldı. Bu saldırıda İğneada’nın pek fazla zarar görmediği kaynaklarda belirtilmektedir.
f. Peçeneklerin Bizans Seferi. (1081 – 1090)
Avrupa Türklerinin Trakya’yı istila hareketlerinin sonuncusu 1090 yılında Peçenekler tarafından gerçekleştirilmiştir. Peçenekler İzmir’de kurulan Çaka Bey Devleti ve Anadolu Selçuklu Devleti ile ittifak yaparak 1090 yılında Çekmece’ye kadar ulaştılar. Peçeneklerin bu büyük istila hareketinde İğneada’nın yağmalandığı tahmin edilmektedir. 1091 yılında Bizans’ın Kuman (Kıpçak) Türklerini çeşitli vaatlerle Peçeneklere saldırtması üzerine Peçenekler yenilmiş ve bölgeden çekilmek zorunda kalmışlardır.
İğneada Haçlı seferleri zamanında da istilalara maruz kalmıştır.
- Osmanlı İmparatorluğu Döneminde İğneada
Osmanlı İmparatorluğu Anadolu’da sağlam temeller üzerine kurulduktan sonra Osmanlılar 14. yüzyılın başlarından itibaren Trakya ile ilgilenmeye başlamışlardı.
Osmanlı Türklerince Bizanslılardan I. Sultan Murat Hüdavendigar zamanında Demirtaş Paşa tarafından 1362 (H.768) tarihinde alınarak Osmanlı İmparatorluğu’na katılmıştır. Bu arada Timur’un Anadolu istilasından kaçan Türkmenler kitleler halinde Rumeli’ye geçerek bütün Trakya’ya ve Balkanlar’a yerleşmişlerdir.
İğneada’ın Osmanlılar tarafından alınmasından sonra üç yüz yıllık süre zarfında çok önemli hadiseye rastlanmaz. Bu dönemde ağırlıklı olarak Avcılar Köyü (Korfa) iskana tabi tutulmuştur. İğneada Osmanlıların idaresine geçince, 30-40 hane kadar Türk yerleştirildi. Şehirde Rumlar ve Bulgarlar oturuyorlardı. Rum ve Bulgar ağırlığı Cumhuriyet dönemine kadar devam etmiştir. Türkler de gelince eski halkın adet ve ananelerinde, ibadetlerine müdahale edilmemiştir. Türklerin bu husustaki müsamahası gayrimüslim halkın rahat yaşamalarına neden oldu. Gayrımüslim halk o dönemde odunculuk ve kömürcülük ile geçimini temin etmekteydi.
1509 yılında İstanbul’da meydana gelen ve “Küçük Kıyamet” adı verilen büyük zelzelede İğneada’nın zarar görmesine dair bir kayıda rastlanılmamıştır.
Bundan sonra Kırım Harbine kadar İğneada’da pek mühim bir şeye rastlanmaz. Kırım Harbi (1853-1896) sonunda harpte yer ve yurtlarını terk eden bir kısım Tatar Türklerinin bu yörelere geldiklerini görüyoruz.
Nihayet “93 Harbi” denilen Osmanlı-Rus Savaşında (1877-1878) Rus ordusu İğneada’yı da işgal etmiş ve İstanbul’a kadar ilerlemişlerdi. Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş yıllarında Anadolu’dan gelip Balkanlara yerleşen Türkler istilaya dayanamayıp toplu halde Trakya’ya göç etmeye başlamışlardı. Bu arada göçmenler İğneada ve çevresine gelerek yeni yeni köyleri kurmaya veya eskiden kurulmuş köylere yerleşmeye başladılar.
8 Ekim 1912’de Balkan Savaşları başladı. Balkanlarda Bulgarlar, Yunanlılar, Sırplar ve Karadağlılar aralarında bir anlaşma yaptılar. Osmanlıların Trablusgarp Harbi ile uğraşmasından ve bu ülkedeki iç siyasal çekişmelerden yararlanarak 8 Ekim 1912’de Karadağlılar Osmanlılara savaş ilan ettiler. Diğer Balkan devletleri de savaşa girdiler. Hazırlıksız yakalanan Osmanlı orduları ikmal düzeninin işlememesi, komutanlar arasındaki anlaşmazlıklar ve kötü yönetim nedeniyle büyük bir yenilgiye uğradı. I. Balkan Savaşı’nda Türk ordusu Bulgarları 17-22 Kasım 1912’de Çatalca hattında ancak durdurabildi. Bu arada İğneada da Bulgarlar tarafından işgal edildi. Bulgarların bu işgali tarihte eşi az görülen katliamlar, zulümler, işkencelere ve yakıp yıkmalara sahne olmuştur. Bu Bulgar zulmünden İğneada çok etkilendi. Yörede yer alan tüm dini yapılar yakıldı. 30 Mayıs 1913’te barış imzalandı.
29/30 Haziran 1913 gecesi Bulgaristan,Yunanistan ve Sırbistan’a aniden saldırınca II. Balkan Harbi başladı. Eski iki müttefikin birbirine düşmesi Osmanlıların işine yaradı. Edirne’ye kadar olan Trakya bölgesini Bulgarların elinden geri aldı. Bulgarların İğneada’yı işgali 9 ay sürdü, Temmuz 1913’te işgal sona erdi.
Cumhuriyet döneminden önce Balkan Savaşı esnasında Bulgaristan istilasına uğrayan İğneada, Midye-Enez hattının çizilmesiyle Bulgaristan’a kalmışken Edirne’nin de kaybedilmesi sebebiyle yapılan taarruz ve anlaşmalarla bugünkü Trakya sınırı çizilmiş ve İğneada topraklarımızda kalmıştır.
- Cumhuriyet Döneminde İğneada
İğneada, Türkiye Cumhuriyeti devrinde sosyal, ekonomik , kültürel ve turizm alanlarında hızla gelişerek modern kimliğine ulaşma ve kalkınma yolunda önemli adımlar atmaktadır.
