New York Gezisi – Tatili

24 dolara satılan Manhattan!

İnanışa göre, New York’un kent olarak tarihi ilginç bir alışverişle başlar.

Kentin gözbebeği olan Manhattan adası bir Hollandalı tarafından kızılderili kabilelerinden birinden satın alınır!

Karşılık olarak da ne mi ödenir? Hepsi hepsi, 24 dolar değerinde bir kutu incik, boncuk, bıçak ve balta!..

Keşke, bizim “çakı, çakmak, ustura, bıçak, beğenmezsen para yok!” diye bağrışan seyyar satıcılarımız 1626 yılında o rengârenk tezgâhlarıyla Manhattan civarlarında olabilselermiş dememek elde değil doğrusu!..

Tabii, şimdilerde, 24 dolarlık bu inanılmaz alışveriş üzerine çeşit çeşit yorumlar da yapılmıyor değil!

Kimilerine bakılırsa, başka kızılderili kabilelerinin de Manhattan’da hakkı vardır ve bu satış onlara hiç mi hiç danışılmadan gerçekleştirilmiştir…

Üstelik, yerliler, Avrupalıların özel mülkiyet kavramlarına hayli yabancı olduklarından aldıkları incik, boncuk karşılığında ellerinden neler kaçırdıklarının farkında bile değillerdir.

Zaten farkına varınca da her şey biter ve İspanyolların Amerika’ya ayak basmasıyla başlayan beş yüz yıllık sistematik soykırım sonucu kıtanın eski sahibi olan kızılderililer minicik bir azınlık haline geliverirler!..

Sonuç olarak, beyazlarda Manhattan’ı tekrar yerlilere satıp 24 dolar kazanma niyeti hiç mi hiç görünmüyor doğrusu!

Kolay mı, yılda yirmi milyon ziyaretçi çeken Manhattan’dan vazgeçebilmek!..

Azınlık mı, çoğunluk mu?

New York kelimenin tam anlamıyla bir ‘göçmen kenti’.

Sekiz milyonu aşkın kentte her üç kişiden biri ABD dışında bir ülkede doğmuş!

Siyahlar, Asyalılar ve İspanyolca konuşanlar da dahil olmak üzere azınlıkların toplamı New York nüfusunun çoğunluğunu oluşturur hale gelmiş. Bu yüzden de, okullarda çift-dilde eğitim hayli yaygın.

New York’un gayrı-resmi ikinci dili İspanyolca, üçüncüsü ise Çince olduğundan kentin kimi yerlerindeki reklam ve trafik işaretleri de iki hatta üç dilli!..

“Azınlıkların çoğunluğu” gerçeğiyle ilk kez bankamatikten para çekerken karşılaşıyoruz. Makineler İngilizce yanı sıra İspanyolca ve Çinceden tutun da Yunan ve Kore dillerinde bile işlem yapıyor.

Zamanla ehliyet sınavına bile beş dilde girilebileceğini öğreniyoruz.

Çinli göçmenlerin oturduğu Chinatown’ın da kırk blokluk dev bir mahalle olduğunu gördükten sonra tüm bu uygulamalara artık pek şaşmamak gerektiğini düşünmeye başlıyoruz.

Gökdelenin tepesinde King Kong!

102 katıyla bir zamanların en yüksek binası olan Empire State Building sıkı bir rekabet sonucu şimdilerde üçüncülüğe kadar düşer.

Gökdelenin 86. katında asansörün kapısının açılmasıyla filmlerdeki dev goril King Kong’un biz boyda bir minyatürüyle burun buruna geliveriyoruz. Turistin birinin gorile dokunmasıyla feryadı basması bir oluyor. Çünkü maket sanılan mini King Kong canlıydı, daha doğrusu içinde biri vardı!..

Empire State’in tepesinde görülen, 102 katı nasıl çıktıkları ve orada ne aradıkları bir türlü anlaşılamayan karınca sürüsünü ise maalesef göremiyoruz.

Bu dev binanın bir özelliği de tepeye yakın katların değişik bayramlarda farklı renklerle ışıklandırılması.

New York’ta yaşayan milyonlarca İtalyanın kutladığı Columbus Günü’nde ışıklar İtalyan bayrağının renkleri olan kırmızı-beyaz-yeşile dönüşürüyor.

İşin daha da ilginci, sayıları 700 bine yaklaşan Manhattan eşcinselleri, her yılın haziran ayında kutladıkları Gay Pride Haftası boyunca Empire State’in ışıklarını uzun mücadeleler sonunda lavanta çiçeği rengine dönüştürmeyi başarmışlar.

Rockefeller Center de Empire State kadar ilginç. Günlük nüfusu 240 bin kişiye ulaşan, içinde 35 restoran ve 9 yabancı konsolosluk barındıran gökdelendeki 388 asansörün yılda katettiği mesafe dünyanın etrafını kırk kez dolaşmaya eşitmiş!

Bu rakamlara mı yoksa insanların üşenmeyip yaptıkları hesaplara mı şaşırmalı karar veremiyoruz doğrusu!

Bir ara yolumuz, kralların, başkanların kaldığı Waldorf-Astoria oteline düşüyor. Tuvaletlerinde bile papyonlu görevlilerin çalıştığı öyle şaşalı bir atmosfer ki, “Biz farklı dünyaların insanlarıyız!” diyerek kendimizi dışarı dar atıyoruz.

Finans dünyasının nabzının attığı Wall Street’ten geçerken bu caddeye neden “Duvar” adının verildiğini merak ediyoruz.

Meğer, 1600’lerde burada gerçekten bir duvar, daha doğrusu kütüklerden oluşmuş bir barikat bulunurmuş.

Kenti kurmuş olan Hollandalılar bu barikatı Kızılderili ve İngilizlerin saldırılarına karşı oluşturmuşlar. New York’un Hollandalılar tarafından kurulmuş olduğu gerçeği ise “Amsterdam”, “Hollanda” gibi tünel ya da cadde isimleriyle bilene bilmeyene sık sık hatırlatılıyor.

Kimi New Yorklular bir köprüyü gösterip “Bak şu çok eskidir!” diyorlar. “Ne kadar eski?” diye soruyorum. “En az yüz yıllık!” diyorlar gözleri parlayarak. Bizdeki bin, iki bin yıllık yapıları anımsayıp gülümsüyorum bir an.

Broadway’siz bir New York düşünmek ne kadar zor değil mi?

Broadway sadece tiyatrolarıyla değil uyuşturucu ve seks sektörüyle de hayli nam salmış. İşin ilginci, yüzyılın başlarında her sezon sahneye konan yeni oyun sayısı yüzü aşarken şimdilerde bu rakam neredeyse üçte bire düşmüş!

Özgürlük Anıtı bile göçmen!

Rusya’dan sonra Rusların en yoğun olduğu kent New York imiş.

Aynı durum, Jamaica ve Puerto Ricolular için de geçerli. Atina dışındaki Yunan kentlerinin hiçbirinin nüfusu ise New York’taki Yunanlıların sayısına ulaşamıyor!

Yahudiler için de benzeri bir durum söz konusu. 1880’den itibaren kırk yıl boyunca ABD’ye göç eden Doğu Avrupalı Yahudilerin sayısı iki milyonu aşar. Bunların da yarım milyondan fazlası New York’a yerleşir.

47th Street Photo‘ya girince insan bu gerçeği daha iyi anlıyor. Her türlü elektronik eşyanın satıldığı bu dükkânda çalışan onlarca görevlinin tamamı Yahudi.

Aslına bakarsanız, sağ elinde meşale taşıyan 33 metrelik Özgürlük Anıtı’nın kendisi bile bir Fransız göçmen!

90 tonluk bu bakır heykel Fransız-Amerikan dostluğu anısına Fransa’dan 214 sandığa yerleştirilip 1885’te New York’a gönderilir…

Dört aylık park parasına bir araba!

Bu koca kentte çok basit bir trafik sistemi var. Sokaklar hem numaralı, hem de tek yönlü.

Trafik, çift numaralı sokaklarda doğuya, tek numaralı sokaklarda ise batıya doğru akıyor.

Manhattan’ı boydan boya kesen caddelerde ise genellikle trafik ya kuzeye, ya da güneye doğru tek yönlü.

Bu kentte öyle inanılmaz bir araç seli var ki, başka da bir sistem bu yoğun trafiğin hakkından gelemezdi her halde… Bankamatikten para çekmeyi bile sevgili arabalarından inmeksizin gerçekleştirme sevdasındaki insanların çokluğu karşısında şaşkına dönüyoruz.

47.Cadde, adım başı kuyumcuların bulunduğu, zenginliğin oluk oluk aktığı bir yer…

Arabanızı bu şaşalı caddede bir park yerine bırakmak isterseniz aylık park ücreti tam 245 dolar!

İşin ilginci, kullanılmış bir arabayı bin dolara satın alabilirsiniz bu ülkede!

Dört aylık park parası karşılığı elden düşme de olsa bir araba!.. İlginç bir ülke Amerika…

Kimisi de hiç trafik, park gibi dertlerle uğraşmayıp paşa paşa 40 doları verip havalimanından kente helikopterle geliveriyor.

Arabayı, helikopteri fazla mekanik bulanlar içinse maskot niyetine olsa gerek bir de fayton görüyoruz New York’ta…

New Yorklu vatandaş, sayısız radyo istasyonu ve televizyon kanalı ile yüzlerce derginin bombardımanı altında.

Sadece Manhattan’daki yayıncıların sayısı beş yüz küsur. Time, News Week, The New York Times ve The Wall Street Journal gibi medya imparatorluklarının merkezi olan bu kentte entelektüel düzey hayli yüksek; her on New Yorkludan biri üniversite mezunu…

“New York fanatizmi” o boyutlara ulaşmış ki kentin eski belediye başkanlarından biri, “Şikago’ya belediye başkanı olacağıma New York’ta bir sokak fenerine direk olmayı tercih ederim!” diyebilmiş.

Gerçekten de bu kentin insanı hayli ilginç bir kişiliğe sahip. New Yorklu için, New York dışında bir yaşamı hayal bile etmek hayli zor doğrusu.

İnsanlar zamanla ve birbirleriyle sürekli bir yarış halinde! Onları biraz da sinirli yapan işte bu yarış ve başarma arzusu belki de…

Tüketim canavarı ve açlık!

Her yıl on bini aşkın yeni ürünün piyasaya sürüldüğü tüketim canavarı bir toplumla karşı karşıyayız.

Bin dolarlık ayakkabılardan altmış bin dolarlık kürklere ve çok sayıda kapısı ile pek çok tekerleği bulunan limozinlere kadar insan aklına gelen-gelmeyen her türlü lüks mevcut bu kentte.

Bir yanda Christie’s adlı müzayedecide bir Van Gogh tablosu 82,5 milyon dolara rahatlıkla alıcı bulabilir, 5. Cadde’deki bir dükkânda satılan oyuncak ayıların çeşiti beş yüzü geçerken, öte yandan da New Yorklu evsiz barksızların sayısı yüz bine ulaşıyor!

Bunların da en az otuz bininin AIDS’li olduğu tahmin ediliyor.

Dünyanın en büyük mağazası olan Macy’s çıkışındaki şıkır şıkır insanların hemen yanıbaşında “Açım, AIDS’liyim, param yok!” yazılı bir kartonun gerisinde saçı sakalına karışmış, yarı baygın birinin varlığı, yaşamın ayrılmaz parçasıymışcasına doğal karşılanabiliyor New York’ta�

Günde, 5 cinayet, 9 tecavüz, 256 soygun, 367 oto hırsızlığına sahne olan New York, kimilerine bakılırsa suçluluk oranında Amerikan kentleri arasında sadece ve sadece on üçüncü geliyormuş.

Diğer on iki kentin halini varın siz düşünün!.. Havalimanına bizi karşılamaya gelen arkadaşın, arabasındaki kalın beyzbol sopasını gösterip “N’aparsınız, burası New York!” demesi, telefon kataloglarının da, “siz beklerken silahınızı tamir ediveren” silahçıların ilanlarıyla dolu olması hiç de boşuna değilmiş demek ki!..

kaynak: biglook.com

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir