Osmaniye Tarihi ve Turistik Yerleri
Kastabala (Hierapolis) Ören Yeri ve Bodrum Kale
İl merkezine 15 km.lik bir mesafede yer alıyor..Bin beş yüz dönümlük bir alanı kapsıyor. 13,yy. yapısı olan Bodrum Kale’nin eteklerinde bulunuyor. Seleukos Krallarından IV.Antiochos Epiphanes sikkelerindeki adı Hierapolis olarak geçiyor. (M.Ö. 175-164) Görünen kalıntılar Roma dönemi özellikle de Septimus Severius devrine aitler. Sütunlu bir cadde, Propylon (çatılı anıtsal kapı), tiyatro, hamam, kilise kalıntısıyla toprağın altındakileri gün yüzüne çıkartılmasının heyecanını gözler önüne sergiliyor. İkinci bir sütunlu cadde, kimi araştırmacılar tarafından agora olarak nitelendiriliyor. İlk sütunlu caddenin bitimindeki teras üzerinde bulunmuş bir yazıtta, kentin ana tanrıçası Artemis Perasia tapınağına işaret ediyor. Strabon, Geographika’nın XII.Kitabında bu tapınakta yaşayan rahibelerin çıplak ayakla kzıgın korların üzerinde hiç acı duymadan yürüdüklerinin söylendiğini yazıyor.
Kastabala, Roma ve Bizans dönemlerinde yörenin en önemli dini merkezi konumundayken 524-561 depremleri ve daha sonraki Haçlı Seferelerinden zarar görerek önemini yitirmeye başlamış. Gaziantep Üniversitesi’nden Doç. Dr.Turgut Hacı Zeyrek başkanlığında kazılan kent yakınına yapılacak çimento fabrikasıyla gündeme gelmişti. Prof.Dr.Halet Çambel’in karşı çıkması sonrasında oluşan sivil toplum örgütlerinin şimdilik engellemiş gibi göründükleri çimento fabrikasının gerçekleştirilmesi, zengin Kastabala Antik Kenti’nin sonu olacaktır.
Karatepe- Aslantaş Geç Hitit Kalesi Açık Hava Müzesi
Kadirli ilçesi sınırlarında bulunuyor. Bir geç Hitit kalesi. M.Ö. 8.yy.’la tarihlendiriliyor. Bulunan yazıtlarda, kendisini Adana ovası hükümdarı olarak tanıtan Asativatas tarafından, kuzeydeki vahşi kavimlere karşı bir sınır kalesi olarak kurulmuş olduğunu öğreniyoruz. Kalenin batısında bir kervan yolu bulunuyordu. Bu yol, güney ovalardan Orta Anadolu yaylasına geçit veriyordu. Doğusunda da Ceyhan(Pyramos) Irmağı vardı. Ama bu gün ırmağın yerinde Aslantaş Baraj Gölü yer alıyor.
Asativatas’ın kalesi yüksek kulelerle donatılmış T-biçimli anıtsal iki kapı binası ile iki yöne açılıyordu. İki kule arasında, üstü açık bir geçitten sonra bir eşiğin arkasında bazalttan mil yatakları içinde dönen anıtsal ahşap bir kapı aşılarak bir sahanlığa, bunun yanındaki iki yan odaya, gene sahanlıktan da kale içine giriliyordu. Güneybatı kapı binasının iç tarafındaki kutsal alanda çifte boğa kaidesi üstünde Fırtına Tanrısı’nın boy heykeli yer alıyordu. Kapı binalarının iç duvarları bazalt bloklara işlenmiş aslanlar, sfenksler, yazıtlar ile günün inanç ve yaşayışını sergileyen kabartmalardan oluşan duvar kaplamaları ile donatılmıştı.
Bugüne kadar bilinen Fenike ve Hiyeroglif (Lucva) yazı sistemlerindeki en uzun çift dilli metin birer kere her iki kapı binasında Fenike’ce 3. bir örneği de kutsal heykel üzerine işlenmiştir. Böylelikle, Fenike metninin okunabilmesi sayesinde, henüz tam anlamıyla çözümlenmemiş olan, Anadolu’da M.Ö.2 bin yılının başlarına kadar geri giden hiyerogliflerin nihai çözümüne olanak sağlayan bir anahtar ele geçmiş oldu. İşte bu yüzdendir ki Karatepe-Aslantaş yazıtları Mısır hiyerogliflerinin okunmasını sağlayan ünlü Rosetta taşına benzetilmiş, uluslararası bir üne kavuşmuştur.
Karatepe – Aslantaş, Hititlerin son kentidir. 60 Yıldır kazılıyor.Yöreye yol ve okul kazandırıp, kalkındırmış. 2005 Yılında da Hollanda’da verilen Prens Claus ödülünü almış. Bu ödülü veren kurum, Kadirli’de Halet Çambel’in adını verdikleri bir okul yaptırmış. Sabahattin Eyüboğlu da bir müddet burada kalmış, ağaçların altına atılmış sıralarda okuyan öğrenicilere sabahtan akşama kadar ders vermişti. Halet Çambel’in eşi alaylı mimar, şair ve duvarcı ustası, Ağa Han ödülü sahibi Nail Çakırhan, burada yaptığı geniş saçaklı beton çatı ile Türkiye’nin ilk açıkhava müzesini yaratmış ve çıkan eserlerin yerinde sergilenmesini sağlamıştır.
Karatepe Aslantaş konusunda öne çıkan isimler arasında, Halet Çambel, Nail Çakırhan, Prf.Bossert, Muhibbe Darga, Handan ve Bahadır Alkım kadar, Ali Kuşçu, Yaşar kemal, Ruhi Su, Halet Hoca’nın öğrencileri Ufuk Esin ve Mehmet Özdoğan’ı da anmak gerekmektedir.
Okumaya bir sonraki sayfadan devam edebilirsiniz.
