Susa Ribatı ve Medine Surları
Tunus’un Akdeniz kıyısındaki en canlı şehirlerinden Susa’da, beyaz evlerden oluşan bir medinenin kalbinde, kumtaşından yapılmış kalın duvarları ve yuvarlak gözetleme kulesiyle on iki asırlık bir yapı yükselir. Bu yapının çevresini ise yüksek kuleleri ve kalın surlarıyla eski şehri kuşatan sur sistemi çevreler. Burası, Kuzey Afrika’nın en tanınmış ribatlarından biri olan Susa Ribatı ve onu kucaklayan Susa medinesi surlarıdır.
Susa medinesi, 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Medinenin içinde ribat, Büyük Cami, kasba ve dar sokaklarla çevrili geleneksel mahalleler bulunur. Bu yazıda Susa Ribatı’nın ve medine surlarının tarihini, mimarisini, kasbadaki arkeoloji müzesini ve ziyaret bilgilerini sakin ve ayrıntılı bir dille ele alıyoruz.

İçindekiler
- Genel Bilgiler
- Konum
- İsmin Anlamı
- Antik Hadrumetum
- Bizans Dönemi
- İslam Dönemi
- Susa Ribatı
- Ribattaki Yaşam
- Nador Kulesi
- Medine Surları
- Surların Etrafında Yürüyüş
- Medinenin Kapıları
- Kasba ve Halef Kulesi
- Halef Kulesi’nin Hikâyesi
- Susa Arkeoloji Müzesi
- Ünlü Mozaikler
- Ribatın Hücreleri
- Büyük Cami
- Susa Medinesi
- Mimari Çeşitlilik
- Kalaa Kubbesi
- Hadrumetum Katakompları
- Monastır ile Karşılaştırma
- Medinenin Hamamları
- Susa Şehri
- Port El Kantaoui
- Tunus Seramikleri
- Susa Kumsalı
- Susa Mutfağı
- Sahil’in İncisi
- Medinenin Çarşıları
- Akşam Saatlerinde Susa
- Ribatta Bir Gün Hayal Etmek
- Ağlebi Mimarisi
- Susa Limanı
- Kayrevan’a Yolculuk
- El Cem Amfitiyatrosu
- Fotoğraf Noktaları
- Ne Zaman Gidilmeli
- Ziyaret Rehberi
- Gezi İpuçları
- Ulaşım
- Diğer Kalelerle Karşılaştırma
- Koruma Çalışmaları
- Seyahat Bilgisi
- Seyahat Bilgisi
- Sıkça Sorulan Sorular
- Video
- Neden Görülmeli
- Aynı Yolda
Genel Bilgiler
- Adı: Susa Ribatı ve Medine Surları
- Konum: Susa, Tunus
- Ribatın inşası: 8. yüzyılın sonu – 821 (kaynaklara göre)
- Medine surları: 9. yüzyılın ortası (Ağlebiler dönemi)
- Türü: Ribat ve surlarla çevrili tarihî şehir
- Statüsü: UNESCO Dünya Mirası (1988, Susa medinesi)
Koordinatlar: 35.8270° K, 10.6380° D
Google Haritalar’da Susa Ribatı
Konum
Susa, Tunus’un doğu kıyısında, Sahil bölgesinde yer alan büyük bir liman şehridir. Şehir, başkent Tunus’un yaklaşık yüz kırk kilometre güneyinde, Hammamet Körfezi’nin güney kıyısında bulunur. Susa, Tunus’un üçüncü büyük şehri olup hem önemli bir sanayi ve ticaret merkezi hem de popüler bir turizm bölgesidir.
Susa medinesi, şehrin limanının hemen yanında, denize doğru hafifçe eğimli bir arazi üzerinde yer alır. Ribat, medinenin kuzeydoğu kesiminde, Büyük Cami’nin hemen yanında bulunur. Medinenin en yüksek noktasında ise kasba yükselir. Medinenin surlarından ve ribatın kulesinden, limanın ve denizin geniş bir manzarası izlenebilir.
Ribatın yüksek kulesi ve kasbanın Halef Kulesi, medinenin damları üzerinde yükselerek şehrin silüetini belirler.
İsmin Anlamı
Susa adının kökeni kesin olarak bilinmemektedir. Şehir, antik çağda Hadrumetum adıyla anılmıştır. Bu ad, Fenike döneminden kalma bir yerleşimin adıdır. Sonraki dönemlerde şehir farklı adlarla anılmış; Bizans döneminde Justinianopolis, İslam döneminde ise Susa adıyla bilinmiştir.
Türkçe kaynaklarda şehrin adı Susa ya da Fransızca yazımıyla Sousse biçimlerinde geçebilir. Susa, Tunus’ta “Sahil’in İncisi” olarak da anılır.
Antik Hadrumetum
Susa, Kuzey Afrika’nın en eski şehirlerinden biridir. Şehir, milattan önce 9. yüzyılda Fenikeliler tarafından kurulmuş ve Kartaca’dan bile daha eski olduğu düşünülmektedir. Fenike döneminde Hadrumetum, önemli bir ticaret limanıydı.
Roma döneminde Hadrumetum, Afrika eyaletinin önemli şehirlerinden biri hâline gelmiştir. Bu dönemde şehirde tapınaklar, tiyatrolar, hamamlar ve zengin villalar inşa edilmiştir. Şehrin altında, erken Hristiyan dönemine ait geniş katakomplar bulunur. Bu katakompların uzunluğunun kilometrelerce olduğu ve binlerce mezarı barındırdığı aktarılır. Susa’nın kasbasındaki arkeoloji müzesinde, bu dönemlere ait muhteşem mozaikler sergilenir.
Bizans Dönemi
Roma İmparatorluğu’nun zayıflamasının ardından, 5. yüzyılda bölge Vandalların, 6. yüzyılda ise Bizans İmparatorluğu’nun yönetimine geçmiştir. Bizans döneminde şehir, İmparator Justinianus’un adına izafeten Justinianopolis olarak anılmıştır. Bu dönemde şehrin surlarının onarıldığı ve yeni yapılar inşa edildiği aktarılır.
Bizans döneminden kalma izler, bugün Susa’nın bazı yapılarında ve müzedeki eserlerde görülebilir. Bu dönem, şehrin Roma dönemindeki görkeminin bir ölçüde sürdüğü, ancak bölgenin giderek değişen bir dünyaya hazırlandığı bir geçiş dönemi olarak kabul edilir.
İslam Dönemi
7. yüzyılın sonlarında bölge İslam dünyasına katılmış ve şehir Susa adıyla anılmaya başlamıştır. 8. yüzyılın sonlarında ve 9. yüzyılda, Abbasi Halifeliği’ne bağlı olarak İfrikiye’yi yöneten Ağlebi hanedanı döneminde Susa, önemli bir liman ve kıyı savunma merkezi hâline gelmiştir.
Ağlebiler, Susa’da ribatı genişletmiş, Büyük Cami’yi inşa ettirmiş ve şehri surlarla çevirmiştir. Susa, bu dönemde Ağlebilerin önemli deniz üslerinden biri olmuş ve Akdeniz’deki ticaret ve ulaşımda büyük bir rol oynamıştır. Şehrin bugünkü medinesinin temel düzeni, büyük ölçüde bu döneme aittir.

Susa Ribatı
Susa Ribatı, Kuzey Afrika’nın en iyi korunmuş ribatlarından biri olarak kabul edilir. Ribatın inşasına 8. yüzyılın sonlarında başlandığı ve 821 yılında Ağlebi Emiri I. Ziyadetullah döneminde tamamlandığı aktarılır. Bu tarih, ribatın gözetleme kulesindeki bir kitabede yer alır.
Ribat, kare planlı bir yapıdır ve her kenarı yaklaşık otuz sekiz metre uzunluğundadır. Ribatın köşelerinde yuvarlak kuleler, kenarlarının ortasında ise yarım yuvarlak burçlar bulunur. Ribatın tek girişi, güney cephesinde yer alır ve iki yanında çıkıntılı kulelerle korunur. Girişin üzerinde, girişi gözetlemek ve korumak amacıyla açılmış bir açıklık bulunduğu aktarılır.
Ribatın içinde, ortasında geniş bir avlu bulunur. Avlunun çevresinde, iki kat hâlinde sıralanan küçük hücreler yer alır. Bu hücreler, ribatta kalanların yaşadığı odalardır. Ribatın üst katının güney kesiminde ise bir mescit bulunur. Mescidin sade mimarisi, ribatın manevi amacını yansıtır.
Ribattaki Yaşam
Susa Ribatı’nda kalan kişilerin hayatı, sıkı bir düzene göre işlerdi. Kaynaklara göre ribatta kalanlar, günlerini ibadet, Kur’an okuma, ilim öğrenme ve nöbet tutma arasında paylaştırırdı. Ribatta kalmak, gönüllülük esasına dayanırdı ve pek çok kişi hayatının belirli bir dönemini ribatta geçirmeyi manevi bir görev olarak görürdü.
Ribatlarda kalanlar arasında, farklı yaşlardan ve farklı kesimlerden insanlar bulunurdu. Gençler, ilim öğrenmek ve manevi bir eğitim almak için ribata gelirken, yaşlılar hayatlarının son dönemini ibadetle geçirmek için ribatı tercih edebilirdi. Bu farklı insanların bir arada yaşaması, ribatları canlı bir topluluk hâline getiriyordu.
Nador Kulesi
Susa Ribatı’nın güneydoğu köşesinde, Nador adı verilen yüksek ve silindir biçimli bir gözetleme kulesi yükselir. Bu kule, ribatın en dikkat çekici unsurudur. Kulenin içindeki dar döner merdivenle tepeye çıkılabilir. Kulenin tepesinden, Susa medinesinin beyaz damları, Büyük Cami’nin avlusu, liman ve deniz muhteşem bir panorama olarak izlenebilir.
Nador Kulesi, eski dönemlerde denizi gözetlemek ve diğer ribatlara ışık işaretleri göndermek için kullanılmıştır. Kulenin, Kuzey Afrika’daki en eski minare benzeri yapılardan biri olduğu ve sonraki dönemlerde inşa edilen minarelerin gelişimini etkilemiş olabileceği düşünülmektedir.

Medine Surları
Susa medinesi, yaklaşık iki buçuk kilometre uzunluğunda surlarla çevrilidir. Bu surlar, 9. yüzyılın ortalarında, kaynaklara göre 859 yılı civarında, Ağlebiler döneminde inşa edilmiştir. Surların büyük bölümü bugün de ayaktadır ve medinenin çevresini neredeyse eksiksiz bir şekilde kuşatır.
Surlar, kumtaşından inşa edilmiş ve belirli aralıklarla kare ve dikdörtgen biçimli kulelerle güçlendirilmiştir. Surların üst kısmında mazgallı korkuluklar bulunur. Surların yüksekliği, bazı bölümlerde sekiz metreyi aşar. Surların denize bakan bölümü, eskiden doğrudan limana açılıyordu; ancak zamanla kıyı çizgisi değişmiş ve surlar ile deniz arasında bir mesafe oluşmuştur.
Surların çevresinde yürümek, Susa medinesinin büyüklüğünü ve sur sisteminin ne kadar sağlam olduğunu anlamak için güzel bir fırsattır. Surların bazı bölümlerinde, farklı dönemlerde yapılan onarımların izleri görülebilir.
Surların Etrafında Yürüyüş
Susa medinesinin surlarının etrafında yürümek, şehrin tarihî dokusunu farklı bir açıdan görmek için güzel bir fırsattır. Surların çevresi yaklaşık iki buçuk kilometre uzunluğundadır ve bir ila bir buçuk saatlik bir yürüyüşle dolaşılabilir. Yürüyüş boyunca surların kuleleri, kapıları ve farklı dönemlere ait onarım izleri görülebilir.
Surların güney ve batı bölümleri, kasbanın yakınında daha yüksek ve etkileyicidir. Surların kuzey bölümü ise limana ve modern şehre bakar. Yürüyüş sırasında surların dışında kurulan pazarlar ve kafeler, Susa’nın günlük yaşamını gözlemlemek için de fırsatlar sunar. Akşamüstü saatleri, bu yürüyüş için en keyifli zamanlardır.
Medinenin Kapıları
Susa medinesine birkaç kapıdan girilir. Bunların en tanınmışı, medinenin kuzeyinde, Ferhat Haşet Meydanı’nın yakınında yer alan Bab el-Bahr, yani Deniz Kapısı’dır. Bu kapı, medinenin limana açılan ana girişiydi. Medinenin diğer önemli kapıları arasında Bab el-Garbi ve Bab el-Cedid bulunur.
Kapıların bazıları, 20. yüzyılda şehrin genişlemesiyle birlikte yeniden düzenlenmiş ya da yeni kapılar açılmıştır. Ancak medinenin surları ve kapıları, şehrin tarihî kimliğini korumaya devam etmektedir. Kapılardan medineye girerken, modern şehrin hareketliliğinden eski şehrin sakin sokaklarına geçişi hissetmek mümkündür.
Kasba ve Halef Kulesi
Susa medinesinin en yüksek noktasında, güneybatı köşesinde, kasba yer alır. Kasba, medinenin savunmasının merkezi olarak inşa edilmiştir. Kasbanın en dikkat çekici yapısı, Halef el-Fetâ Kulesi adı verilen yüksek gözetleme kulesidir. Bu kulenin 9. yüzyılın ortalarında inşa edildiği ve deniz feneri olarak da kullanıldığı aktarılır.
Halef Kulesi, Susa’nın en yüksek yapısıdır ve şehrin pek çok noktasından görülebilir. Kulenin, eskiden gemilere yol göstermek için bir işaret kulesi olarak kullanıldığı ve tepesinde ateş yakıldığı düşünülmektedir. Kasbanın içinde ise bugün Susa Arkeoloji Müzesi bulunur.
Halef Kulesi’nin Hikâyesi
Kasbanın Halef el-Fetâ Kulesi, adını onu inşa ettiren ya da inşasını yöneten kişiden alır. Kaynaklara göre Halef el-Fetâ, Ağlebi döneminde Susa’da görev yapmış bir kişiydi. Kulenin 859 yılı civarında tamamlandığı aktarılır. Kule, yalnızca bir gözetleme yapısı değil, aynı zamanda denizcilere yol gösteren bir deniz feneri işlevi de görmüştür.
Kulenin yüksekliği ve konumu, onu Susa’nın en belirgin simgelerinden biri hâline getirir. Kulenin tepesinden bakıldığında, şehrin tamamı, liman ve deniz görülebilir. Kaynaklara göre kule, sonraki yüzyıllarda da deniz feneri olarak kullanılmaya devam etmiştir. Bugün kulenin silueti, Susa’nın en çok fotoğraflanan görüntüleri arasındadır.

Susa Arkeoloji Müzesi
Susa’nın kasbasında yer alan Arkeoloji Müzesi, Tunus’un en önemli müzelerinden biridir. Müze, özellikle Roma dönemine ait zengin mozaik koleksiyonuyla tanınır. Bu koleksiyonun, Tunus’taki Bardo Müzesi’nden sonra ülkenin en önemli mozaik koleksiyonu olduğu kabul edilir.
Müzede sergilenen mozaiklerde, deniz tanrıları, mitolojik sahneler, av sahneleri, hayvanlar, deniz canlıları ve günlük yaşamdan görüntüler yer alır. Bu mozaiklerin büyük bölümü, antik Hadrumetum’un zengin villalarından ve kamu yapılarından çıkarılmıştır. Mozaiklerin renkleri ve ayrıntıları, yüzyıllar sonra bile canlılığını korumaktadır.
Müzede ayrıca Fenike dönemine ait mezar taşları, Roma dönemine ait heykeller, seramikler ve erken Hristiyan dönemine ait buluntular sergilenir. Müzenin avlusu ve terasları ise kasbanın tarihî atmosferini ve Susa’nın manzarasını sunar.
Ünlü Mozaikler
Susa Arkeoloji Müzesi’nin mozaikleri arasında en tanınmış olanlardan biri, Roma döneminin ünlü şairi Vergilius’u iki ilham perisi arasında gösteren mozaiktir. Bu mozaiğin, Vergilius’un bilinen en eski tasvirlerinden biri olduğu aktarılır; ancak bu mozaiğin bugün Tunus’taki Bardo Müzesi’nde sergilendiği belirtilir. Susa’da ise deniz tanrısı Neptün’ü, Medusa’nın başını ve çeşitli mitolojik sahneleri gösteren pek çok etkileyici mozaik bulunur.
Müzenin mozaikleri arasında ayrıca av sahneleri, balıkçılık sahneleri, at yarışları ve günlük yaşamdan görüntüler de yer alır. Bu mozaikler, Roma döneminde Hadrumetum’da yaşayan zengin ailelerin evlerini süslemek için yapılmıştır. Mozaiklerdeki deniz canlıları ve deniz tanrıları, şehrin denizle olan yakın ilişkisini yansıtır.
Ribatın Hücreleri
Susa Ribatı’nın avlusunu çevreleyen hücreler, ribatta kalanların sade yaşamını yansıtır. Her hücre, tonozlu bir tavana sahip küçük bir odadır ve kapısı avluya açılır. Hücrelerin içinde, eşyaların konulduğu küçük nişler bulunur. Bu hücrelerde kalanların, dünya işlerinden uzaklaşarak ibadet ve ilimle meşgul olduğu aktarılır.
Ribatın üst katındaki hücreler, alt kattakilere göre daha aydınlıktır. Üst kata çıkan merdivenler, ziyaretçilerin ribatın farklı bölümlerini gezmesini sağlar. Hücrelerin sessizliği ve sadeliği, ribatın manevi atmosferini bugün de hissettirir.
Büyük Cami
Susa Ribatı’nın hemen yanında, şehrin Büyük Camisi bulunur. Bu cami, 851 yılında Ağlebi Emiri Ebu’l-Abbas Muhammed döneminde inşa edilmiştir. Caminin dış görünüşü, bir kaleyi andırır. Kalın duvarları, mazgallı korkulukları ve köşelerdeki kuleleri, caminin hem ibadet hem de savunma amacıyla kullanıldığını düşündürür.
Caminin avlusu, geniş ve sade bir mekândır. Avlunun çevresindeki revaklar, at nalı biçimli kemerlerle örtülüdür. Caminin bir minaresi bulunmaz; ezan, ribatın kulesinden ya da caminin köşesindeki küçük bir yapıdan okunurdu. Caminin avlusu, belirli saatlerde ziyaretçilere açıktır; ancak ibadet salonuna yalnızca Müslümanların girebildiği aktarılır.

Susa Medinesi
Susa medinesi, Tunus’un en iyi korunmuş ve en canlı medinelerinden biridir. Medinenin dar ve dolambaçlı sokakları, beyaz badanalı evleri, mavi kapıları ve kemerli geçitleri, Arap-İslam şehir mimarisinin tipik özelliklerini yansıtır. UNESCO, Susa medinesini İslam’ın ilk yüzyıllarına ait kıyı şehirlerinin tipik bir örneği olarak değerlendirmiştir.
Medinenin içinde, çarşılar, camiler, hamamlar, hanlar ve geleneksel evler bulunur. Medinenin ana çarşısında, baharat, kumaş, deri ürünleri, seramik ve el sanatları ürünleri satılır. Medinenin bazı sokakları üstü kapalı geçitler biçimindedir ve sıcak günlerde gölgelik bir yürüyüş imkânı sunar.
Mimari Çeşitlilik
Susa medinesinde, farklı dönemlere ait pek çok mimari örnek bir arada bulunur. 9. yüzyıla ait Ağlebi yapılarının yanında, sonraki dönemlerde inşa edilen camiler, türbeler, medreseler ve evler yer alır. Bazı evlerin kapılarında ve cephelerinde Osmanlı döneminden kalma süslemeler, bazılarında ise Endülüs etkileri görülebilir.
Medinenin evleri, genellikle iç avlulu bir düzene sahiptir. Dışarıdan sade görünen beyaz duvarların ardında, çini süslemeli avlular, çeşmeler ve süslü odalar bulunur. Bu evlerin bazıları bugün butik konaklama yerlerine dönüştürülmüştür ve ziyaretçilere geleneksel Tunus mimarisinin iç güzelliğini deneyimleme imkânı sunar.
Kalaa Kubbesi
Susa medinesinde, ilginç mimarisiyle dikkat çeken bir yapı da Kubbet el-Bey ya da Kahve el-Kubba olarak bilinen kubbeli yapıdır. Bu yapının 11. yüzyıla ait olduğu ve kubbesinin üzerindeki zikzak biçimli kaburgalarla tanındığı aktarılır. Yapının işlevi konusunda farklı görüşler bulunur; bazı kaynaklar, bir dönem kahvehane olarak kullanıldığını belirtir.
Bu yapının bugün küçük bir müze olarak düzenlendiği ve geleneksel Susa yaşamına ait eşyaların sergilendiği aktarılır. Medinenin sokaklarında dolaşırken bu ilginç kubbeyi görmek, Susa’nın mimari çeşitliliğini fark etmek için güzel bir fırsattır.
Medinenin sokaklarında yürürken, kapıların üzerindeki el biçimli tokmaklar ve renkli süslemeler dikkat çeker. Bu ayrıntılar, Tunus’un geleneksel kapı sanatının güzel örnekleridir.
Hadrumetum Katakompları
Susa’nın batısında, şehrin altında uzanan erken Hristiyan dönemine ait katakomplar bulunur. Bu yer altı mezar galerileri, 2. ve 4. yüzyıllar arasında kullanılmıştır. Katakompların toplam uzunluğunun beş kilometreyi aştığı ve on binlerce mezarı barındırdığı aktarılır.
Katakompların bir bölümü ziyaretçilere açıktır. Dar ve karanlık galerilerde yürürken, duvarlara oyulmuş mezar nişlerini ve eski kitabeleri görmek mümkündür. Bu katakomplar, Susa’nın Roma ve erken Hristiyan dönemindeki zengin geçmişinin önemli bir tanığıdır.
Monastır ile Karşılaştırma
Susa Ribatı, yakındaki Monastır Ribatı ile pek çok benzerlik gösterir. Her iki ribat da 8. yüzyılın sonlarında inşa edilmiş, kare planlı, ortasında avlu bulunan ve köşelerinde kuleler yer alan yapılardır. Her ikisinin de yüksek bir gözetleme kulesi bulunur.
Ancak iki ribat arasında önemli farklar da vardır. Susa Ribatı, daha küçük ve daha düzenli bir yapıya sahiptir ve özgün planını büyük ölçüde korumuştur. Monastır Ribatı ise sonraki yüzyıllarda yapılan eklemelerle daha karmaşık bir yapıya dönüşmüştür. Bu nedenle Susa Ribatı, erken dönem ribat mimarisini anlamak için daha saf bir örnek olarak değerlendirilir.

Medinenin Hamamları
Susa medinesinde, yüzyıllardır kullanılan geleneksel hamamlar bulunur. Bu hamamlar, medinenin sosyal yaşamının önemli bir parçasıdır. Tunus’ta hamama gitmek, yalnızca temizlenmek değil, aynı zamanda dinlenmek ve sosyalleşmek anlamına gelir.
Ziyaretçiler, medinedeki bazı hamamlarda geleneksel Tunus hamamı deneyimini yaşayabilir. Bu deneyim, medinenin yorucu sokaklarından sonra dinlendirici bir mola sunar. Hamamların kadınlar ve erkekler için farklı saatlerde ya da farklı bölümlerde hizmet verdiği aktarılır.
Susa Şehri
Susa, medinenin dışında modern ve canlı bir şehirdir. Şehrin geniş caddeleri, parkları, alışveriş merkezleri ve uzun kumsalı, ziyaretçilere farklı deneyimler sunar. Susa’nın kumsalı, şehrin kuzeyine doğru kilometrelerce uzanır ve kıyı boyunca oteller ve tatil köyleri sıralanır.
Susa’nın kuzeyinde, Port El Kantaoui adı verilen bir marina ve tatil bölgesi bulunur. Bu bölge, geleneksel Tunus mimarisinden esinlenerek inşa edilmiş beyaz yapıları, marinası ve restoranlarıyla tanınır. Susa, Tunus’un en popüler deniz tatili merkezlerinden biridir.
Port El Kantaoui
Susa’nın yaklaşık on kilometre kuzeyinde yer alan Port El Kantaoui, 20. yüzyılın sonlarında inşa edilmiş bir marina ve tatil kasabasıdır. Kasabanın beyaz ve mavi yapıları, geleneksel Tunus mimarisinden esinlenerek tasarlanmıştır. Marinada yatlar ve tekneler demirli durur; çevresinde restoranlar, kafeler ve dükkânlar sıralanır.
Port El Kantaoui, Susa’nın tarihî medinesinden farklı olarak modern ve rahat bir tatil atmosferi sunar. Medineyi gezdikten sonra bu marinada akşam yemeği yemek ya da tekne turuna katılmak, Susa ziyaretini tamamlamak için güzel bir seçenektir.
Tunus Seramikleri
Susa ve çevresi, Tunus’un geleneksel seramik sanatının önemli merkezlerinden biridir. Tunus seramikleri, parlak renkleri ve geometrik ya da bitkisel desenleriyle tanınır. Özellikle mavi, yeşil, sarı ve kahverengi tonlarında boyanmış tabaklar, vazolar ve çiniler, Tunus’un en karakteristik el sanatları ürünleri arasındadır.
Susa’nın yakınındaki Moknine ve Nabeul gibi kasabalar, seramik üretimiyle ünlüdür. Bu kasabalardaki atölyelerde, ustaların çamuru şekillendirmesini, boyamasını ve fırınlamasını izlemek mümkündür. Medinenin çarşılarında satılan seramikler, Tunus’tan alınabilecek en güzel hatıralar arasında yer alır.
Susa Kumsalı
Susa, uzun ve geniş kumsalıyla Tunus’un en popüler sahil şehirlerinden biridir. Kumsal, şehrin merkezinden kuzeye doğru kilometrelerce uzanır. İnce kumları ve berrak denizi, yaz aylarında binlerce tatilciyi ağırlar.
Kumsal boyunca yürümek, denize girmek ve kıyıdaki kafelerde dinlenmek, medineyi gezdikten sonra güzel bir mola sunar. Kumsaldan medineye doğru bakıldığında, Halef Kulesi’nin silueti şehrin üzerinde yükselir.
Susa Mutfağı
Susa’da Tunus mutfağının zengin lezzetlerini tatmak mümkündür. Şehrin restoranlarında balık kuskusu, ızgara balık, deniz ürünleri ve geleneksel Tunus yemekleri sunulur. Tunus mutfağının en sevilen yemeklerinden biri olan ojja, domates, biber, harissa ve yumurtayla hazırlanır ve genellikle merguez adı verilen baharatlı sucukla birlikte servis edilir.
Medinenin sokaklarında ise sıcak brik, fricassé adı verilen kızarmış sandviçler ve geleneksel tatlılar satılır. Tunus’un ünlü tatlıları arasında makroud adı verilen hurmalı irmik tatlısı ve bal şerbetli baklava türleri yer alır. Bu lezzetleri medinenin çay evlerinde çam fıstıklı çay eşliğinde tatmak, Susa deneyiminin keyifli bir parçasıdır.
Sahil’in İncisi
Susa, Tunus’ta “Sahil’in İncisi” olarak anılır. Bu ad, şehrin güzel kıyısını, beyaz medinesini ve zengin tarihini yansıtır. Susa, yüzyıllar boyunca Sahil bölgesinin en önemli şehri olmuş ve bölgenin ekonomik, kültürel ve dini hayatında merkezî bir rol oynamıştır.
Bugün Susa, Tunus’un en büyük üniversitelerinden bazılarına, önemli hastanelere ve sanayi tesislerine ev sahipliği yapar. Şehrin bu modern yüzü, tarihî medinesiyle uyum içinde bir arada bulunur. Susa’da yürürken, bir yanda binlerce yıllık surları, diğer yanda modern caddeleri ve kafeleri görmek mümkündür.
Medinenin Çarşıları
Susa medinesinin çarşıları, renkli ve hareketli bir alışveriş deneyimi sunar. Çarşıların ana caddeleri, medinenin kuzeyinden güneyine doğru uzanır ve iki yanında dükkânlar sıralanır. Bu dükkânlarda baharatlar, kuru meyveler, kumaşlar, halılar, deri ürünleri, seramikler, bakır eşyalar ve hediyelik eşyalar satılır.
Çarşıların bazı bölümleri, belirli ürünlere ayrılmıştır. Kumaş çarşısında renkli kumaşlar ve geleneksel kıyafetler, kuyumcular çarşısında ise gümüş ve altın takılar satılır. Tunus’un geleneksel seramikleri, özellikle mavi, sarı ve yeşil renklerle süslenmiş tabaklar ve vazolar, çarşıların en renkli ürünleri arasındadır. Çarşılarda alışveriş yaparken pazarlık yapmak yaygın bir gelenektir.
Akşam Saatlerinde Susa
Susa’da akşam saatleri, medinenin ve kıyının canlandığı zamanlardır. Güneş batmaya başladığında, ribatın ve surların kumtaşı duvarları altın tonlarına bürünür. Medinenin kafelerinde ve kıyıdaki restoranlarda insanlar toplanır, sohbet eder ve akşamın serinliğinin tadını çıkarır.
Akşam yürüyüşünü kıyı boyunca uzanan yolda yapmak ve ardından medinenin yakınındaki bir restoranda akşam yemeği yemek, Susa’da günü tamamlamanın en güzel yoludur.
Ribatta Bir Gün Hayal Etmek
9. yüzyılda Susa Ribatı’nda bir gün nasıl geçerdi? Sabahın erken saatlerinde, ribatın mescidinde namaz kılınır ve ardından Kur’an okunurdu. Nador Kulesi’nde nöbet tutan gözcüler, limana yaklaşan gemileri izlerdi. Ribatın avlusunda, kalanlar ortak işleri paylaşır, su çeker ve yemek hazırlardı.
Limanda ise Ağlebi gemileri hazırlanır, tüccarlar mallarını taşırdı. Akşam saatlerinde ribatın kulesinden, kıyı boyunca uzanan diğer ribatlardan gelen ışık işaretleri izlenirdi. Bu sakin ve disiplinli yaşam, ribatın taş duvarlarında bugün de hissedilir.
Ağlebi Mimarisi
Susa’nın tarihî yapıları, Ağlebi mimarisinin en iyi korunmuş örnekleri arasında yer alır. Ağlebiler, 9. yüzyılda İfrikiye’de sade ama güçlü bir mimari üslup geliştirmiştir. Bu üslubun en belirgin özellikleri, kalın duvarlar, at nalı biçimli kemerler, kubbeler ve süslemelerin sınırlı ama etkili kullanımıdır.
Ağlebi döneminin en ünlü yapısı, Kayrevan’daki Büyük Cami’dir. Susa’nın Büyük Camisi ve Ribatı da bu dönemin önemli eserleri arasındadır. Bu yapılarda kullanılan bazı antik sütunlar ve başlıklar, Roma döneminden kalma yapılardan getirilmiştir. Bu durum, Ağlebi mimarisinin bölgenin antik mirasıyla kurduğu ilişkiyi gösterir.
Susa Limanı
Susa’nın limanı, tarih boyunca şehrin hayat damarı olmuştur. Fenike ve Roma dönemlerinde önemli bir ticaret limanı olan Susa, Ağlebiler döneminde ise önemli bir deniz üssü hâline gelmiştir. Liman, medinenin hemen yanında yer alır ve bugün de balıkçı tekneleri, yük gemileri ve yolcu gemileriyle hareketli bir görünüme sahiptir.
Medinenin surlarından ve ribatın kulesinden limana bakıldığında, şehrin denizle olan yüzyıllık ilişkisini görmek mümkündür. Limanın çevresinde balık restoranları ve kafeler bulunur. Bu restoranlarda, günün avından hazırlanan taze balıkları tatmak mümkündür.
Kayrevan’a Yolculuk
Susa’dan yaklaşık elli kilometre batıda, iç kesimde, Kuzey Afrika’nın en önemli İslam şehirlerinden biri olan Kayrevan yer alır. Kayrevan, 7. yüzyılda kurulmuş ve İfrikiye’nin başkenti olmuştur. Şehrin Büyük Camisi, İslam dünyasının en eski ve en önemli camilerinden biri olarak kabul edilir.
Kayrevan’ın medinesi, surları ve tarihî yapıları da UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alır. Susa’dan Kayrevan’a yapılacak bir günübirlik gezi, Ağlebi döneminin kıyıdaki ve iç kesimdeki eserlerini birlikte görmek için güzel bir fırsattır. Kayrevan, ayrıca geleneksel halıları ve makroud adı verilen tatlısıyla da tanınır.
El Cem Amfitiyatrosu
Susa’nın yaklaşık altmış kilometre güneyinde, El Cem kasabasında, dünyanın en iyi korunmuş Roma amfitiyatrolarından biri bulunur. Bu amfitiyatro, 3. yüzyılda inşa edilmiş ve on binlerce seyirciyi ağırlayabilecek büyüklükteydi. Amfitiyatronun, Roma’daki Kolezyum’dan sonra dünyanın en büyük amfitiyatrolarından biri olduğu aktarılır.
El Cem Amfitiyatrosu da UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alır. Susa’dan El Cem’e trenle ya da araçla kolayca ulaşılabilir. Bu muhteşem yapıyı görmek, Tunus’un Roma dönemindeki zenginliğini anlamak için eşsiz bir fırsattır.
Fotoğraf Noktaları
Susa Ribatı’nı fotoğraflamak için en güzel nokta, Nador Kulesi’nin tepesidir. Buradan medinenin beyaz damları, Büyük Cami’nin avlusu ve liman bütünlüklü bir şekilde görülebilir. Ribatın avlusundan ise kemerler, hücreler ve kule güzel bir kompozisyon oluşturur.
Medinenin surlarını fotoğraflamak için surların dışındaki caddelerden bakmak uygun olabilir. Kasbanın Halef Kulesi ise şehrin pek çok noktasından görülebilir ve Susa’nın siluetinin önemli bir parçasıdır. Akşamüstü saatlerinde, kumtaşı duvarların sıcak renkleri fotoğraflara güzel bir atmosfer katar.
Medinenin dar sokaklarında, beyaz duvarlar ve mavi kapılar arasında oynayan ışık ve gölgeler de ilginç kareler sunar. Sokaklarda insanların fotoğrafını çekmeden önce izin istemek, saygılı bir davranış olarak kabul edilir.
Ne Zaman Gidilmeli
Susa, Akdeniz iklimine sahiptir. Yaz ayları sıcak ve güneşli, kış ayları ise ılık ve zaman zaman yağışlı geçer. Medineyi ve tarihî yapıları gezmek için en uygun dönemler, havanın ılıman olduğu ilkbahar ve sonbahar aylarıdır. Yaz aylarında Susa, deniz tatili için gelen ziyaretçilerle oldukça kalabalık olur.
İlkbaharda medinenin avlularında açan yaseminlerin kokusu sokaklara yayılır.

Ziyaret Rehberi
Susa Ribatı ve Arkeoloji Müzesi, yıl boyunca ziyaretçilere açıktır. Her ikisine de küçük bir ücret karşılığında giriş yapılır. Ribatın ve müzenin genellikle sabah saatlerinden akşamüstüne kadar açık olduğu ve belirli günlerde kapalı olabileceği aktarılır. Ziyaret saatlerini önceden kontrol etmeniz önerilir.
Ribatı gezmek için bir saat, Arkeoloji Müzesi için ise bir ila iki saat ayırmanız önerilir. Medineyi ve surları da gezmek isterseniz yarım gün ya da bir tam gün planlamanız uygun olur. Medinenin sokaklarında yol bulmak için bir harita uygulaması faydalı olabilir.
Ribat ve müze için birleşik bilet seçeneklerinin bulunup bulunmadığını gişelerde sormanız faydalı olabilir. Medinenin girişlerinde rehberlik teklif eden kişilerle karşılaşabilirsiniz; medine görece düzenli bir yapıya sahip olduğu için kendi başınıza da rahatça gezebileceğinizi bilmek faydalı olur.
Gezi İpuçları
- Ribatın Nador Kulesi’ne tırmanarak medinenin panoramasını izleyin.
- Arkeoloji Müzesi’ndeki mozaikleri görmek için zaman ayırın.
- Medinenin çarşılarında pazarlık yapmayı unutmayın.
- Gezinizi Monastır Ribatı ile birleştirin.
- Yaz aylarında sabah erken saatleri tercih edin.
- Rahat ayakkabılar giyin; medinenin sokakları dar ve yer yer yokuşludur.
Ulaşım
Susa’ya Tunus’un başkenti Tunus’tan trenle yaklaşık iki saatte ulaşılabildiği aktarılır. Monastır ile Susa arasında ise sık seferli bir hafif raylı tren hattı bulunur. Monastır ve Enfidha havalimanları, Susa’ya en yakın havalimanlarıdır.
Susa şehir merkezinden medineye ve ribata yürüyerek kolayca ulaşılabilir. Medinenin kuzeyindeki Ferhat Haşet Meydanı, medineye girişin başlangıç noktası olarak kullanılabilir.
Diğer Kalelerle Karşılaştırma
Susa Ribatı, Monastır Ribatı ile birlikte Kuzey Afrika’nın ribat geleneğinin en önemli temsilcilerinden biridir. Susa’nın medine surları ise Fas’taki Fes surları gibi, bütün bir tarihî şehri kuşatan sur sistemlerinin güzel bir örneğidir.
Fas’ın kıyısındaki Udaya Kasbahı ve Tanca Kasbahı gibi kale mahalleleriyle karşılaştırıldığında, Susa’nın kasbası da şehrin en yüksek noktasında yer alır ve şehri gözetler. Mısır’daki Kayıtbay Kalesi ise farklı bir dönemde inşa edilmiş olsa da, Akdeniz kıyısındaki tahkimat geleneğinin bir parçasıdır.
Koruma Çalışmaları
Susa medinesi, UNESCO Dünya Mirası statüsü kapsamında koruma altındadır. Ribatın, surların, Büyük Cami’nin ve kasbanın korunması için düzenli onarım çalışmaları yapılmaktadır. Medinenin geleneksel evlerinin ve sokaklarının özgün dokusunun korunması da büyük önem taşır.
Ziyaretçilerin tarihî yapılara saygı göstermesi, ribatın ve surların duvarlarına zarar vermemesi ve medinede yaşayan insanların günlük yaşamına saygılı davranması, bu değerli mirasın korunmasına katkı sağlar.

Seyahat Bilgisi
Seyahat planı yapmadan önce Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın güncel seyahat bilgilerini kontrol etmeniz ve giriş koşullarını resmi kaynaklardan teyit etmeniz önerilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Susa Ribatı ne zaman inşa edilmiştir?
İnşasına 8. yüzyılın sonlarında başlanmış ve kaynaklara göre 821 yılında tamamlanmıştır.
Susa medinesi UNESCO listesinde mi?
Evet. Susa medinesi 1988 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.
Susa Arkeoloji Müzesi nerededir?
Müze, medinenin en yüksek noktasındaki kasbanın içinde yer alır ve zengin Roma mozaikleriyle tanınır.
Susa’ya nasıl gidilir?
Tunus’tan trenle yaklaşık iki saatte, Monastır’dan hafif raylı trenle kısa sürede ulaşılabilir.
Video
Aşağıdaki videoda Susa medinesini görebilirsiniz.
Neden Görülmeli
Susa Ribatı ve medine surları, Kuzey Afrika’nın en eski ve en iyi korunmuş İslam dönemi yapılarından bazılarını bir arada sunar. Kumtaşından yükselen ribat, Nador Kulesi’nden izlenen medine manzarası, kalın surlar, Halef Kulesi ve muhteşem mozaiklerle dolu müzesiyle Susa, Tunus’un tarih ve deniz tutkunları için vazgeçilmez bir duraktır.
Nador Kulesi’nin tepesinde durup beyaz medinenin damları üzerinden denize bakarken, on iki asırlık bir hikâyenin parçası olduğunuzu hissedeceksiniz. Sevgiyle kalın.
Tunus yolculuğunuzda Susa’ya en az bir gün ayırmanızı ve medineyi acele etmeden gezmenizi öneririz.
Aynı Yolda
- Monastır Ribatı – Akdeniz kıyısındaki kale-manastır
- Fes Surları ve Bab Bou Jeloud – Fes’in eski medinesine açılan mavi kapı
- Tanca Kasbahı – Cebelitarık Boğazı’na bakan kale
- Kayıtbay Kalesi – İskenderiye Feneri’nin yerinde yükselen deniz kalesi


3 thoughts on “Susa Ribatı ve Medine Surları”