Tunus Medinesi ve Kasbası

Tunus’un başkenti Tunus’ta, modern bulvarların ve kafelerin hemen yanında, bin üç yüz yıllık bir geçmişe sahip eski bir şehir saklıdır. Kemerli kapılardan girilen bu şehirde, üstü örtülü çarşılar, renkli kapılı evler, minareler, türbeler ve saraylar, dar sokakların labirentinde iç içe geçer. Şehrin en yüksek noktasında ise bir zamanlar hükümdarların oturduğu kasba yükselir. Burası, Tunus medinesi ve kasbasıdır.

Tunus medinesi, 1979 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Medine, Kuzey Afrika’nın en iyi korunmuş İslam şehirlerinden biri olarak kabul edilir ve yaklaşık yedi yüz tarihî yapıya ev sahipliği yapar. Bu yazıda Tunus medinesinin ve kasbasının tarihini, kapılarını, Zeytune Camisi’ni, çarşılarını ve ziyaret bilgilerini sakin ve ayrıntılı bir dille ele alıyoruz.

Tunus medinesinde kapı
Tunus medinesinde kapı

Genel Bilgiler

  • Adı: Tunus Medinesi ve Kasbası
  • Konum: Tunus, Tunus
  • Kuruluş: 7. yüzyılın sonu (kaynaklara göre 698 civarı)
  • Kasba: 12. – 13. yüzyıllar (Muvahhid ve Hafsi dönemleri)
  • Türü: Tarihî şehir, kasba ve kapılar
  • Statüsü: UNESCO Dünya Mirası (1979)

Koordinatlar: 36.7997° K, 10.1700° D
Google Haritalar’da Tunus Medinesi

Konum

Tunus, ülkenin kuzeydoğusunda, Akdeniz’e açılan bir körfezin kıyısında yer alır. Şehir, Tunus Gölü adı verilen sığ bir lagünün batı kıyısında kurulmuştur. Medine, şehrin merkezinde, lagün ile Sicumi adı verilen tuz gölü arasındaki hafif bir yükseltinin üzerinde bulunur.

Medinenin doğusunda, 19. ve 20. yüzyıllarda inşa edilen modern şehir merkezi uzanır. Bu iki bölüm arasındaki geçiş noktası, Bab el-Bahr kapısıdır. Medinenin batı ucunda ise şehrin en yüksek noktası olan kasba yer alır. Kasbanın çevresi bugün hükümet binalarının bulunduğu geniş bir meydandır.

Medinenin sokaklarında yürümek, Tunus’un yüzyıllardır süren günlük yaşamına tanıklık etmek demektir.

İsmin Anlamı

Tunus adının kökeni çok eski dönemlere uzanır. Antik kaynaklarda, bugünkü şehrin bulunduğu yerde Tunes adlı küçük bir yerleşimden söz edilir. Bu adın, Amazigh dilinde “konaklama yeri” ya da “gece geçirilen yer” anlamına gelen bir kelimeden türediği düşünülür; ancak bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

Medine kelimesi Arapça’da şehir anlamına gelir ve Kuzey Afrika’da eski, surlarla çevrili şehirlere verilen addır. Kasba ise şehrin en korunaklı noktasında yer alan kale bölümüdür. Tunus, hem ülkenin hem de başkentin adıdır.

Medinenin Kuruluşu

Tunus’un bulunduğu bölge, antik çağda yakındaki büyük Kartaca şehrinin gölgesinde kalan küçük bir yerleşimdi. 7. yüzyılın sonlarında bölge İslam dünyasına katıldıktan sonra, yeni yöneticiler Kartaca yerine Tunus’u geliştirmeyi tercih etmiştir. Kaynaklara göre 698 yılı civarında Tunus’ta bir cami ve bir tersane inşa edilmiş ve şehir hızla büyümeye başlamıştır.

Medinenin kalbinde yer alan Zeytune Camisi, şehrin ilk büyük camisi olarak bu dönemde kurulmuştur. Camiyi merkez alan şehir, sonraki yüzyıllarda çarşılar, mahalleler ve surlarla genişlemiştir. 9. yüzyılda Ağlebiler döneminde Zeytune Camisi yeniden inşa edilmiş ve bugünkü görünümünün temelleri atılmıştır.

Tunus medinesinde sokak
Tunus medinesinde sokak

Fatımiler ve Ziriler

10. yüzyılın başında İfrikiye’de güç kazanan Fatımiler, başkentlerini Tunus’un güneyindeki Mahdiye’ye taşımıştır. Daha sonra Fatımiler Mısır’a geçmiş ve bölgenin yönetimini Zirilere bırakmıştır. Bu dönemde Tunus, Kayrevan ve Mahdiye’nin gölgesinde kalan, ancak giderek önemi artan bir şehirdi.

11. ve 12. yüzyıllarda bölgede yaşanan değişimlerle birlikte Kayrevan’ın önemi azalmış ve Tunus, bölgenin yeni merkezi olmaya başlamıştır. 12. yüzyılda Muvahhidlerin bölgeye hâkim olmasıyla birlikte Tunus’ta kasba inşa edilmiş ve şehir, İfrikiye’nin yönetim merkezi hâline gelmiştir.

Hafsiler ve Başkent Tunus

Tunus’un tarihindeki en parlak dönemlerden biri, 13. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar bölgeyi yöneten Hafsi hanedanı dönemidir. Hafsiler, Tunus’u başkent olarak seçmiş ve şehri İfrikiye’nin siyasi, kültürel ve ticari merkezi hâline getirmiştir. Bu dönemde şehirde pek çok cami, medrese, çarşı ve saray inşa edilmiştir.

Hafsiler döneminde Tunus, Akdeniz’in önemli ticaret merkezlerinden biri olmuş ve Avrupalı tüccarların da yerleştiği kozmopolit bir şehre dönüşmüştür. Ünlü düşünür ve tarihçi İbn Haldun, 14. yüzyılda bu dönemde Tunus’ta doğmuştur. İbn Haldun’un toplum ve tarih üzerine yazdığı eserler, bugün de dünya çapında incelenmektedir.

Osmanlı Dönemi

16. yüzyılın sonlarında Tunus, Osmanlı Devleti’nin yönetimine geçmiştir. Osmanlı döneminde şehir, önce beylerbeyiler, ardından deyler ve beyler tarafından yönetilmiştir. 18. yüzyılın başından itibaren Hüseynî beyler hanedanı, Osmanlı’ya bağlı olarak Tunus’u yönetmiştir.

Osmanlı döneminde Tunus medinesinde pek çok önemli yapı inşa edilmiştir. Hamuda Paşa Camisi, Yusuf Dey Camisi ve Hüseynî beylerin türbesi olan Türbet el-Bey, bu dönemin en önemli eserleri arasındadır. Bu yapıların sekizgen minareleri, Tunus’taki Osmanlı mimari etkisinin belirgin bir göstergesidir. Türkiye’den gelen ziyaretçiler için Tunus medinesi, ortak bir tarihin izlerini taşıyan ayrıca anlamlı bir yerdir.

Ortak Bir Geçmiş

Tunus ile Türkiye arasında, yaklaşık üç yüz yılı aşkın bir ortak tarih bulunur. Osmanlı döneminde Tunus’a gelen askerler, yöneticiler ve tüccarlar, şehrin kültürüne ve mimarisine önemli katkılarda bulunmuştur. Tunus’ta bugün de Türkçe kökenli pek çok kelime kullanılır ve bazı aileler Osmanlı döneminden kalma köklerine sahiptir.

Tunus mutfağında da Osmanlı etkileri görülebilir. Baklava, börek ve bazı tatlılar, Tunus’ta da sevilerek tüketilir. Medinedeki sekizgen minareli camiler, Osmanlı türbeleri ve hamamlar, bu ortak geçmişin en görünür izleridir. Türkiye’den gelen ziyaretçiler, Tunus medinesinde dolaşırken pek çok tanıdık ayrıntıyla karşılaşabilir.

Tunus medinesi çarşısı
Tunus medinesi çarşısı

İbn Haldun

Tunus medinesinin yetiştirdiği en ünlü düşünürlerden biri, 1332 yılında Tunus’ta doğan İbn Haldun’dur. İbn Haldun, tarih, sosyoloji ve ekonomi alanlarındaki öncü çalışmalarıyla tanınır. En ünlü eseri olan Mukaddime, toplumların yükselişi ve çöküşü üzerine derin gözlemler içerir ve bugün de dünyanın pek çok üniversitesinde okutulmaktadır.

İbn Haldun’un doğduğu evin, medinenin içinde Turbet el-Bey Sokağı’nda bulunduğu aktarılır. Tunus şehir merkezinde, Bab el-Bahr’ın yakınındaki geniş bulvarın üzerinde ise İbn Haldun’un bir heykeli yer alır. Bu heykel, Tunus’un ilim ve kültür geleneğinin bir simgesi olarak kabul edilir.

Hamuda Paşa Camisi

Tunus medinesinin Osmanlı dönemine ait en güzel yapılarından biri, 17. yüzyılda inşa edilen Hamuda Paşa Camisi’dir. Caminin sekizgen minaresi, Osmanlı mimari etkisinin açık bir göstergesidir. Minarenin cepheleri, zarif taş süslemeler ve küçük balkonlarla bezenmiştir.

Caminin yanında, inşa ettiren kişinin türbesi bulunur. Türbenin İtalyan mermerleriyle süslendiği aktarılır. Hamuda Paşa Camisi, medinenin ana çarşı caddesinin yakınında yer alır ve medinede yürürken kolayca görülebilir. Medinedeki diğer Osmanlı dönemi camileri arasında Yusuf Dey Camisi de bulunur. Bu caminin de sekizgen minaresi, Tunus’taki ilk Osmanlı tarzı minarelerden biri olarak kabul edilir.

Tunus Kasbası

Tunus kasbası, medinenin batı ucundaki en yüksek noktada yer alır. Kasbanın ilk yapılarının 12. yüzyılda Muvahhidler döneminde inşa edildiği ve 13. yüzyılda Hafsiler döneminde genişletildiği aktarılır. Hafsiler döneminde kasba, hükümdarın sarayının, yönetim binalarının ve garnizonun bulunduğu müstahkem bir alan hâline gelmiştir.

Kasbanın surları ve saray yapılarının büyük bölümü, 19. ve 20. yüzyıllarda yıkılmış ya da yerlerine yeni binalar inşa edilmiştir. Bugün kasbanın bulunduğu alanda, geniş bir meydan ve çevresinde hükümet binaları yer alır. Ancak kasbanın tarihî yapılarından biri olan Kasba Camisi, bugün de ayakta durmaktadır.

Kasba Camisi

Kasba Camisi, 13. yüzyılın ilk yarısında, kaynaklara göre 1235 yılı civarında, Hafsi hükümdarı Ebu Zekeriya Yahya döneminde inşa edilmiştir. Cami, Hafsi döneminin en önemli yapılarından biridir ve kasbanın sarayında yaşayanların ibadet yeri olarak kullanılmıştır.

Caminin kare planlı minaresi, Muvahhid mimarisinin etkilerini taşır ve Marakeş’teki Kutubiye Camisi’nin minaresini hatırlatan süslemelere sahiptir. Minarenin cephelerinde, açık renkli taşlarla oluşturulmuş geometrik ağ desenleri bulunur. Minare, Tunus’un siluetinin önemli bir parçasıdır ve medinenin pek çok noktasından görülebilir.

Kasba Meydanı

Bugün kasbanın bulunduğu alanda, geniş bir meydan yer alır. Bu meydanın çevresinde, hükümet binaları, bakanlıklar ve eski saray yapılarından kalan bazı binalar bulunur. Meydanın bir kenarında Kasba Camisi’nin minaresi yükselir. Meydan, Tunus’un önemli resmî törenlerinin ve kamusal etkinliklerinin yapıldığı bir alan olarak kullanılır.

Kasba Meydanı’ndan medineye doğru inen sokaklar, ziyaretçileri yavaş yavaş medinenin kalbine, Zeytune Camisi’ne ve çarşılara götürür. Bu nedenle bazı ziyaretçiler, medine gezisine Bab el-Bahr yerine kasbadan başlayarak yokuş aşağı yürümeyi tercih eder. Bu rota, medinenin farklı bölümlerini doğal bir akış içinde keşfetmek için uygun bir seçenektir.

Minarelerin Dili

Tunus medinesinde yürürken, farklı biçimlerdeki minareler dikkat çeker. Kare biçimli minareler, genellikle Hafsi ve daha önceki dönemlere aittir ve Kuzey Afrika’nın geleneksel minare üslubunu yansıtır. Sekizgen biçimli minareler ise Osmanlı döneminde inşa edilmiştir ve Osmanlı mimarisinin etkisini gösterir.

Bu iki farklı minare tipi, medinenin silüetinde yan yana yükselir ve şehrin farklı dönemlerdeki tarihini adeta bir harita gibi okumayı mümkün kılar. Bir terasın üzerinden medineye bakarken, kare ve sekizgen minareleri ayırt etmeye çalışmak, ziyaretin ilginç bir parçası olabilir.

Medinenin Kapıları

Tunus medinesi, bir zamanlar surlarla çevrili bir şehirdi ve bu surlarda pek çok kapı bulunuyordu. Surların büyük bölümü 19. ve 20. yüzyıllarda yıkılmış olsa da, bazı kapılar bugün de ayaktadır. Bu kapıların her biri, medinenin farklı bir bölümüne ve farklı bir yöne açılır.

Medinenin en tanınmış kapısı, doğu ucundaki Bab el-Bahr’dır. Diğer önemli kapılar arasında, kuzeydeki Bab Saadun, güneydeki Bab el-Cedid, batıdaki Bab Menara ve Bab Suika bulunur. Bab el-Cedid, kaynaklara göre 13. yüzyılın sonlarında Hafsiler döneminde inşa edilmiş ve medinenin en eski kapılarından biri olarak kabul edilir.

Tunus medinesi manzarası
Tunus medinesi manzarası

Medinenin Surları

Tunus medinesi, tarih boyunca iki sıra surla çevrilmişti. İç sur, medinenin çekirdeğini oluştururken, dış sur zamanla medinenin dışına taşan banliyöleri, yani rabaz adı verilen mahalleleri kuşatıyordu. Kuzeydeki Bab Suika ve güneydeki Bab el-Cezira mahalleleri, bu banliyölerin en önemlileriydi.

Surların büyük bölümü, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında şehrin büyümesiyle birlikte yıkılmış ve yerlerine geniş bulvarlar açılmıştır. Ancak surların bazı bölümleri ve pek çok kapı bugün de ayaktadır. Bu kapılar, medinenin eski sınırlarını gösteren önemli işaretlerdir. Medinenin çevresinde yürürken, bu kapıları birer birer görmek, eski şehrin büyüklüğünü anlamak için güzel bir yoldur.

Bab el-Bahr: Deniz Kapısı

Bab el-Bahr, Arapça’da “Deniz Kapısı” anlamına gelir. Bu ad, kapının eskiden doğrudan Tunus Gölü’nün kıyısına açılmasından gelir. Kapı, medine ile modern şehir merkezini birbirine bağlayan en önemli geçittir. Kapının bugünkü yapısı, 19. yüzyılın ortalarında yeniden inşa edilmiştir.

Bab el-Bahr, at nalı biçimli büyük kemeri ve üzerindeki mazgallı korkuluklarıyla, medinenin eski surlarının görkemini hatırlatır. Kapının önündeki meydan, Tunus’un en hareketli noktalarından biridir. Kapıdan geçerek medineye giren ziyaretçiler, birkaç adım içinde modern şehrin geniş caddelerinden eski şehrin dar sokaklarına geçer. Bu ani geçiş, Tunus’un iki farklı yüzünü bir arada deneyimlemek için eşsiz bir fırsattır.

Bab el-Bahr’ın hemen arkasında başlayan Zeytune Camisi Caddesi, medinenin en işlek caddesidir ve ziyaretçileri doğrudan caminin kapısına ulaştırır. Bu cadde boyunca hediyelik eşya dükkânları, kafeler ve geleneksel ürün satan tezgâhlar sıralanır.

Zeytune Camisi

Tunus medinesinin kalbinde, şehrin en önemli yapısı olan Zeytune Camisi yer alır. Caminin adı, Arapça’da “zeytin ağacı” anlamına gelir. Bir anlatıya göre cami, bir zeytin ağacının bulunduğu yere inşa edildiği için bu adı almıştır; ancak bu anlatının kesinliği tartışmalıdır.

Zeytune Camisi, 8. yüzyılın başında kurulmuş ve 9. yüzyılda Ağlebiler döneminde yeniden inşa edilmiştir. Caminin ibadet salonunu taşıyan yüzlerce sütunun bir kısmının, Kartaca’nın antik yapılarından getirildiği aktarılır. Caminin avlusu ve kare biçimli minaresi, medinenin en etkileyici görüntüleri arasındadır.

Zeytune Camisi, yüzyıllar boyunca önemli bir ilim merkezi olarak da hizmet vermiştir. Caminin bünyesindeki eğitim kurumu, İslam dünyasının en eski üniversitelerinden biri olarak kabul edilir. İbn Haldun da bu kurumda eğitim almıştır. Caminin avlusuna belirli saatlerde gayrimüslim ziyaretçilerin de girebildiği aktarılır.

Tunus medinesi damları
Tunus medinesi damları

Medinenin Çarşıları

Tunus medinesinin çarşıları, Zeytune Camisi’nin çevresinde yoğunlaşır. Geleneksel düzene göre, caminin hemen yanındaki çarşılarda en değerli ve en temiz ürünler satılırdı. Bu nedenle caminin yakınında kitap, güzel koku ve kumaş çarşıları, daha uzakta ise demirciler, boyacılar ve diğer gürültülü ya da kokulu zanaatların atölyeleri yer alırdı.

Medinenin en tanınmış çarşılarından biri, Suk el-Attarin, yani güzel koku satıcılarının çarşısıdır. Bu çarşıda, gül suyu, yasemin esansı, misk ve çeşitli parfümler satılır. Suk eş-Şevaşiye ise Tunus’un geleneksel kırmızı keçe başlığı olan şeşiye üreten ustaların çarşısıdır. Bu başlıkların yapımı, Endülüs’ten gelen ustalar tarafından Tunus’a getirilmiş eski bir zanaattır.

Çarşıların üstü, çoğu yerde tonozlu ya da ahşap çatılarla örtülüdür. Bu örtüler, sıcak günlerde gölge, yağmurlu günlerde ise koruma sağlar. Çarşılarda dolaşırken, baharatların, deri ürünlerinin ve güzel kokuların karışık kokusu, Tunus medinesinin unutulmaz atmosferini oluşturur.

Şeşiye Ustaları

Tunus’un en köklü zanaatlarından biri, şeşiye adı verilen kırmızı keçe başlıkların üretimidir. Bu zanaatın, 17. yüzyılda Endülüs’ten gelen ustalar tarafından Tunus’a getirildiği aktarılır. Şeşiye üretimi, yünün örülmesi, keçeleştirilmesi, boyanması ve şekillendirilmesi gibi pek çok aşamadan oluşan uzun ve özenli bir süreçtir.

Medinedeki Suk eş-Şevaşiye’de, bu geleneksel zanaatı sürdüren ustaların atölyelerini görmek mümkündür. Bir zamanlar Akdeniz’in dört bir yanına ihraç edilen şeşiyeler, bugün Tunus’un geleneksel kıyafetlerinin önemli bir parçası olarak kullanılmaya devam etmektedir.

Türbet el-Bey

Tunus medinesinin güney kesiminde, Hüseynî beyler hanedanının türbesi olan Türbet el-Bey bulunur. Bu türbe, 18. yüzyılın sonlarında inşa edilmiş ve hanedanın pek çok üyesinin defnedildiği yer olmuştur. Türbenin dış cephesi, yeşil kiremitli kubbeleri ve süslü pencereleriyle dikkat çeker.

Türbenin iç mekânı, renkli çiniler, mermer süslemeler, oyma alçı işçiliği ve zengin süslü kubbelerle kaplıdır. Türbenin mimarisinde, Osmanlı ve İtalyan etkilerinin bir arada görüldüğü aktarılır. Türbe, ziyaretçilere açıktır ve medinenin en etkileyici iç mekânlarından birine sahiptir.

Tarihî Konaklar

Tunus medinesinde, eski zengin ailelerin yaşadığı pek çok tarihî konak bulunur. Bu konakların en tanınmışlarından biri, Dar Ben Abdallah’tır. 18. yüzyılda inşa edilen bu konak, bugün geleneksel Tunus yaşamını ve sanatlarını anlatan bir müze olarak kullanılmaktadır.

Konakların dışarıdan sade görünen duvarlarının ardında, çini süslemeli avlular, mermer sütunlar, oyma alçı tavanlar ve renkli kapılar gizlidir. Dar Lasram ve Dar Hüseyin gibi diğer konaklar da medinenin zengin mimari mirasının önemli örnekleridir. Bazı konaklar bugün butik otel, restoran ya da kültür merkezi olarak hizmet vermektedir.

Bab el-Bahr Kapısı
Bab el-Bahr Kapısı

Medinenin Mahalleleri

Tunus medinesi, farklı karaktere sahip mahallelerden oluşur. Medinenin merkezindeki çarşı bölgesi, ticaretin ve zanaatın kalbidir. Bu bölgenin çevresinde, sakin konut mahalleleri uzanır. Bu mahallelerde, dar sokaklar, çıkmaz yollar ve kemerli geçitler arasında geleneksel evler sıralanır.

Medinenin kuzey ve güney mahalleleri, eskiden şehre farklı yerlerden gelen toplulukların yerleştiği bölgelerdi. Bu mahallelerin her birinin kendi camisi, fırını, hamamı ve çeşmesi bulunurdu. Medinenin bu mahalle düzeni, bugün de büyük ölçüde korunmaktadır ve medinenin sakin sokaklarında yürürken bu düzeni gözlemlemek mümkündür.

Hamamlar ve Çeşmeler

Tunus medinesinde, yüzyıllardır kullanılan pek çok tarihî hamam ve çeşme bulunur. Bu hamamlar, Osmanlı döneminde özellikle yaygınlaşmış ve medinenin sosyal hayatının önemli bir parçası olmuştur. Bazı hamamların kubbeleri ve iç süslemeleri, Osmanlı hamam mimarisinin etkilerini taşır.

Medinenin sokaklarında, çini süslemeli ve mermer kaplı çeşmeler de görülebilir. Bu çeşmeler, eskiden medinenin sakinlerine temiz su sağlamak amacıyla hayırseverler tarafından yaptırılmıştır. Bugün bu çeşmeler, medinenin tarihî dokusunun küçük ama değerli parçalarıdır.

Renkli Kapılar

Tunus medinesinin en sevilen özelliklerinden biri, evlerin renkli ve süslü kapılarıdır. Bu kapılar genellikle sarı, mavi, yeşil ya da kırmızı renklere boyanmış, üzerleri siyah çivilerden oluşan geometrik desenlerle süslenmiştir. Kapıların bazılarının üzerinde, kötülüklerden koruduğuna inanılan el biçimli tokmaklar bulunur.

Kapıların çevresi, çoğu zaman taş ya da mermerden yapılmış süslü çerçevelerle kaplıdır. Bazı kapıların üzerinde, Osmanlı ya da Endülüs etkilerini yansıtan süslemeler görülebilir. Medinenin sokaklarında yürürken bu kapıları incelemek ve fotoğraflamak, ziyaretin en keyifli bölümlerinden biridir.

Kapıların renkleri ve desenleri, bazen evin sahibinin zevkini, bazen de mahallenin geleneklerini yansıtır. Bazı kapıların, ailelerin önemli olaylarını, örneğin bir düğünü ya da hac yolculuğunu kutlamak için yeniden boyandığı aktarılır. Bu küçük ayrıntılar, medinenin canlı ve yaşayan bir yer olduğunu gösterir.

Tunus Mutfağı

Tunus medinesinde, geleneksel Tunus mutfağını tatmak için pek çok seçenek bulunur. Medinenin restoranlarında kuskus, brik, ojja, mechouia salatası ve çeşitli yahniler sunulur. Tunus mutfağı, harissa adı verilen acı biber ezmesinin yaygın kullanımıyla tanınır.

Medinenin sokaklarında ise taze ekmekler, kızarmış atıştırmalıklar ve geleneksel tatlılar satılır. Tunus’un ünlü tatlıları arasında bambalouni adı verilen ve şekerle kaplanan bir tür kızarmış hamur tatlısı yer alır. Medinenin kahvehanelerinde çam fıstıklı çay içmek, Tunus’ta yaşanabilecek en keyifli deneyimlerden biridir.

Modern Şehirle Buluşma

Tunus’un en ilginç özelliklerinden biri, tarihî medine ile 19. ve 20. yüzyıllarda inşa edilen modern şehrin yan yana bulunmasıdır. Bab el-Bahr’dan doğuya doğru uzanan geniş bulvar, ağaçlarla çevrili kaldırımları, kafeleri, tiyatro binası ve Avrupa tarzı yapılarıyla medinenin dar sokaklarından tamamen farklı bir atmosfere sahiptir.

Bu iki bölüm arasındaki karşıtlık, Tunus’un tarihindeki farklı dönemlerin izlerini açıkça gösterir. Medinede geleneksel yaşamın ritmi sürerken, modern şehirde iş merkezleri, alışveriş caddeleri ve kafeler hareketli bir şehir hayatı sunar. Ziyaretçiler, bir günde bu iki farklı dünyayı birden deneyimleme fırsatı bulur.

Kahvehaneler

Tunus medinesinde, yüzyıllardır hizmet veren geleneksel kahvehaneler bulunur. Bu kahvehaneler, medinenin sakinlerinin buluşup sohbet ettiği, oyun oynadığı ve çay ya da kahve içtiği yerlerdir. Bazı kahvehanelerin, eski konakların avlularında ya da tarihî yapıların içinde yer aldığı aktarılır.

Bu kahvehanelerde oturup çam fıstıklı çay ya da Türk kahvesi içmek, medinenin günlük yaşamını yakından gözlemlemek için güzel bir fırsattır. Kahvehanelerde nargile içen yaşlılar, tavla oynayan gençler ve sohbet eden komşular, Tunus medinesinin canlı ruhunu yansıtır.

Akşam Saatlerinde Medine

Tunus medinesi, akşam saatlerinde farklı bir atmosfere bürünür. Çarşıların büyük bölümü akşam erken saatlerde kapanır ve medinenin sokakları sakinleşir. Ancak bazı restoranlar ve kafeler, özellikle tarihî konaklarda hizmet verenler, akşam saatlerinde de açık kalır. Bu mekânlarda, geleneksel müzik eşliğinde akşam yemeği yemek mümkündür.

Medinede Bir Gün Hayal Etmek

14. yüzyılda Tunus medinesinde bir gün nasıl geçerdi? Sabahın erken saatlerinde Zeytune Camisi’nin minaresinden yükselen ezan, şehri uyandırırdı. Çarşılarda dükkânlar açılır, ustalar atölyelerinde çalışmaya başlar, öğrenciler caminin avlusunda derslere koşardı. Kasbanın sarayında ise Hafsi hükümdarı devlet işlerini yürütürdü.

Limana yanaşan gemilerden Avrupa’nın ve Doğu’nun malları indirilir, çarşılara taşınırdı. Akşam saatlerinde ise medinenin sokakları sessizleşir, evlerin avlularında aileler bir araya gelirdi. Bu canlı ve kozmopolit yaşam, Tunus’u yüzyıllar boyunca Akdeniz’in en önemli şehirlerinden biri hâline getirmiştir.

Medreseler

Tunus medinesinde, Hafsi ve Osmanlı dönemlerinden kalma pek çok medrese bulunur. Bu medreseler, Zeytune Camisi’nin çevresinde yoğunlaşır ve yüzyıllar boyunca öğrencilere barınma ve eğitim imkânı sağlamıştır. Medreselerin çoğu, ortasında bir avlu, çevresinde öğrenci odaları ve bir mescit bulunan bir düzene sahiptir.

Medreselerin en tanınmışları arasında, Hafsi döneminden kalma Medrese el-Muntasıriye ve Osmanlı döneminden kalma Medrese es-Sulaymaniye yer alır. Bu medreselerin bazıları bugün kültürel etkinliklere ev sahipliği yapan mekânlara dönüştürülmüştür. Medreselerin sakin avluları, medinenin hareketli çarşılarından sonra huzurlu bir mola sunar.

Tunus Gölü

Tunus medinesinin doğusunda uzanan Tunus Gölü, şehrin tarihinde önemli bir rol oynamıştır. Bu sığ lagün, eskiden medinenin limanı olarak kullanılıyordu. Bab el-Bahr kapısının adı da bu lagünle ilişkilidir. Zamanla lagünün kıyıları doldurulmuş ve modern şehir bu alanlara doğru genişlemiştir.

Bugün Tunus Gölü’nün ortasından geçen bir yol ve kanal, şehir merkezini Akdeniz kıyısındaki La Goulette limanına bağlar. Gölün kıyılarında, flamingolar ve çeşitli su kuşları görülebilir. Gölün kenarında yürümek, şehrin kalabalığından uzaklaşmak için güzel bir fırsat sunar.

Kartaca

Tunus medinesinin yaklaşık on beş kilometre kuzeydoğusunda, antik dünyanın en ünlü şehirlerinden biri olan Kartaca’nın kalıntıları bulunur. Kartaca, milattan önce 9. yüzyılda Fenikeliler tarafından kurulmuş ve Akdeniz’in en güçlü ticaret şehirlerinden biri hâline gelmiştir. Daha sonra Roma döneminde yeniden inşa edilen Kartaca, Roma Afrikası’nın en büyük şehri olmuştur.

Kartaca’nın kalıntıları, 1979 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Kalıntılar arasında Antoninus Hamamları, Fenike limanları, Byrsa Tepesi, Roma villaları ve tiyatro bulunur. Tunus medinesini ziyaret ettikten sonra Kartaca’yı gezmek, şehrin binlerce yıllık tarihini bir arada görmek için güzel bir fırsattır.

Sidi Bou Said

Kartaca’nın hemen kuzeyinde, denize bakan bir tepenin üzerinde, Sidi Bou Said adlı şirin bir kasaba bulunur. Bu kasaba, beyaz badanalı evleri ve mavi kapı ve pencereleriyle Tunus’un en fotojenik yerlerinden biri olarak kabul edilir. Kasabanın dar ve yokuşlu sokakları, begonvillerle süslenmiş duvarları ve denize bakan kafeleriyle büyüleyici bir atmosfere sahiptir.

Sidi Bou Said, 20. yüzyılda pek çok sanatçının ve yazarın ilham kaynağı olmuştur. Kasabanın ünlü kafelerinden birinde, Akdeniz’e bakan terasta çam fıstıklı çay içmek, Tunus ziyaretinin en güzel anlarından biridir. Tunus medinesinden Sidi Bou Said’e banliyö treniyle kolayca ulaşılabilir.

La Goulette

Tunus Gölü’nün Akdeniz’e açıldığı noktada, La Goulette adı verilen bir liman kasabası bulunur. Bu kasabada, 16. yüzyıldan kalma bir kale ve tarihî limanın kalıntıları yer alır. La Goulette, aynı zamanda taze balık restoranlarıyla ünlüdür. Kasabanın sahil yolu boyunca sıralanan restoranlarda, günün avından hazırlanan ızgara balıkları tatmak mümkündür.

La Goulette’e Tunus şehir merkezinden banliyö treniyle kolayca ulaşılabilir. Kasaba, Kartaca ve Sidi Bou Said’e giden yolun üzerinde yer aldığı için bu yerlerle birlikte gezilebilir.

Bardo Müzesi

Tunus’un batısında yer alan Bardo Müzesi, dünyanın en büyük Roma mozaiği koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapar. Müze, Hüseynî beylerin eski bir sarayında yer alır ve sarayın kendisi de zengin süslemeleriyle görülmeye değerdir. Müzede, Tunus’un farklı bölgelerinden getirilen binlerce mozaik, heykel ve arkeolojik eser sergilenir.

Bardo Müzesi’nin en ünlü eserlerinden biri, Roma şairi Vergilius’u iki ilham perisi arasında gösteren mozaiktir. Tunus medinesi ve kasbası ile birlikte Bardo Müzesi’ni ziyaret etmek, Tunus’un tarihini bütünlüklü bir şekilde anlamak için önemlidir. Müzenin açılış durumunu ve saatlerini önceden kontrol etmeniz önerilir.

Müzenin sarayı, Hüseynî beylerin yaşamını yansıtan süslü salonları, çini kaplı duvarları ve oyma ahşap tavanlarıyla, sergilenen eserler kadar etkileyicidir. Müzeyi gezmek için en az iki ila üç saat ayırmanız önerilir.

Fotoğraf Noktaları

Tunus medinesini yukarıdan görmek için, medinedeki bazı dükkânların ve kafelerin teraslarına çıkmak mümkündür. Bu teraslardan medinenin damları, Zeytune Camisi’nin minaresi ve kasbanın silueti güzel bir şekilde görülebilir. Bazı dükkân sahiplerinin ziyaretçileri teraslarına davet ettiği ve karşılığında alışveriş beklediği aktarılır.

Bab el-Bahr kapısı, medinenin renkli kapıları, üstü örtülü çarşılar ve Türbet el-Bey’in süslü iç mekânı da güzel fotoğraf fırsatları sunar.

Ne Zaman Gidilmeli

Tunus, Akdeniz iklimine sahiptir. Yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları ise ılık ve yağışlı geçer. Medineyi gezmek için en uygun dönemler, havanın ılıman olduğu ilkbahar ve sonbahar aylarıdır. Yaz aylarında medinenin üstü örtülü çarşıları, sıcaktan korunmak için gölgelik bir ortam sunar.

Ramazan ayında ise medinenin akşamları, iftar sonrası canlanan sokaklarıyla bambaşka bir atmosfere bürünür.

Bab el-Bahr gece görünümü
Bab el-Bahr gece görünümü

Ziyaret Rehberi

Tunus medinesi yıl boyunca ve günün büyük bölümünde ziyaret edilebilir. Medinenin sokaklarında dolaşmak ücretsizdir; ancak Türbet el-Bey, Dar Ben Abdallah ve bazı tarihî yapılar için küçük giriş ücretleri alınabilir. Çarşıların büyük bölümü cuma günleri öğle saatlerinde ve akşam erken saatlerde kapanabilir.

Medineyi gezmek için en az yarım gün, Kartaca, Sidi Bou Said ve Bardo Müzesi’ni de görmek için iki ya da üç gün ayırmanız önerilir. Medinenin sokakları labirent gibi olduğu için bir harita uygulaması ya da lisanslı bir rehber faydalı olabilir.

Medinede yürürken, sakinlerin özel alanlarına saygı göstermek ve evlerin içini izinsiz fotoğraflamamak önemlidir.

Gezi İpuçları

  • Medineye Bab el-Bahr’dan girerek ana çarşı caddesini takip edin.
  • Zeytune Camisi’nin avlusunu ziyaret saatlerinde görmeye çalışın.
  • Bir terastan medinenin panoramasını izleyin.
  • Çarşılarda pazarlık yapmayı unutmayın.
  • Gezinizi Kartaca ve Sidi Bou Said ile birleştirin.
  • Cuma günleri bazı çarşıların kapalı olabileceğini göz önünde bulundurun.

Ulaşım

Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı, şehir merkezine oldukça yakındır ve pek çok Avrupa ve Orta Doğu şehrine uçuşlara sahiptir. Türkiye’den Tunus’a doğrudan uçuşlar bulunduğu aktarılır. Havalimanından şehir merkezine taksiyle kısa sürede ulaşılabilir.

Şehir merkezinden medineye yürüyerek ya da tramvayla kolayca gidilebilir. Kartaca ve Sidi Bou Said’e ise banliyö treniyle ulaşılabilir.

Diğer Kalelerle Karşılaştırma

Tunus medinesi ve kasbası, Kuzey Afrika’nın büyük tarihî şehirleri arasında yer alır. Fas’taki Fes ve Meknes gibi imparatorluk şehirleriyle karşılaştırıldığında, Tunus da benzer şekilde surlarla çevrili bir medineye, bir kasbaya ve zengin çarşılara sahiptir. Ancak Tunus’un mimarisinde, Osmanlı döneminin etkileri daha belirgin bir şekilde görülür.

Tunus kıyısındaki Monastır Ribatı ve Susa Ribatı gibi kıyı tahkimatlarıyla karşılaştırıldığında, Tunus kasbası bir başkentin yönetim merkezi olarak farklı bir işleve sahiptir. Mısır’daki Kahire Kalesi gibi, Tunus kasbası da şehrin en yüksek noktasından başkenti gözetleyen bir yönetim merkezi olmuştur.

Koruma Çalışmaları

Tunus medinesi, UNESCO Dünya Mirası statüsü kapsamında koruma altındadır. Medinenin tarihî yapılarının korunması ve restorasyonu için özel bir kurum çalışmaktadır. Bu kurumun çalışmaları, Tunus medinesinin Kuzey Afrika’nın en iyi korunmuş medinelerinden biri olarak kalmasını sağlamıştır.

Medine, aynı zamanda on binlerce insanın yaşadığı canlı bir şehirdir. Bu canlı yaşamın korunması, medinenin ruhunun gelecek kuşaklara aktarılması için büyük önem taşır.

Kasba Camisi Tunus
Kasba Camisi Tunus

Seyahat Bilgisi

Seyahat planı yapmadan önce Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın güncel seyahat bilgilerini kontrol etmeniz ve giriş koşullarını resmi kaynaklardan teyit etmeniz önerilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Tunus medinesi ne zaman kurulmuştur?

Kaynaklara göre medinenin kuruluşu 7. yüzyılın sonlarına, 698 yılı civarına dayanır.

Tunus kasbası bugün nasıl bir yerdir?

Kasbanın tarihî yapılarının büyük bölümü yıkılmıştır; bugün alanda hükümet binaları ve 13. yüzyıla ait Kasba Camisi bulunur.

Bab el-Bahr nedir?

Medineyi modern şehir merkezine bağlayan, “Deniz Kapısı” anlamına gelen tarihî kapıdır.

Tunus medinesi UNESCO listesinde mi?

Evet. 1979 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.

Video

Aşağıdaki videoda Tunus medinesini görebilirsiniz.

Neden Görülmeli

Tunus medinesi ve kasbası, bin üç yüz yıllık bir şehrin katmanlı tarihini, Ağlebilerden Hafsilere, Osmanlı’dan Hüseynî beylere uzanan zengin mirasıyla bir arada sunar. Zeytune Camisi’nin avlusu, üstü örtülü çarşılar, renkli kapılar, süslü türbeler ve tarihî konaklarla medine, Kuzey Afrika’nın en büyüleyici şehirlerinden biridir.

Bab el-Bahr’ın kemerinin altından geçip çarşıların güzel kokulu gölgesine adım attığınızda, yüzyıllardır süren bir yaşamın akışına katılmış olacaksınız. Sevgiyle kalın.

Tunus yolculuğunuzda medineye en az yarım gün ayırmanızı ve çevresindeki Kartaca ile Sidi Bou Said’i de gezmenizi öneririz.

Aynı Yolda

Tunus medinesi çarşı
Tunus medinesi çarşı

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

2 thoughts on “Tunus Medinesi ve Kasbası”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir