Tarsus – Mersin

30 Mayıs sabahı kader beni yine Adana`ya getirdi. Sunexpress ile 1 saat 15 dakika uçtuktan sonra muhteşem bir Çukurova manzarası izleyerek Adana`ya indik. Sunu söylemeden geçemeyeceğim Sunexpress de ikramlarını ücretle veren şirketlerden biri. Bu adet sadece Amerika`nın kapitalist şirketlerine özgü sanıyordum ki Türkiye’de de uygulanmaya başlanmış meğerse. 1 saatte kimse açlıktan ölmez ama bunu Türk misafirperverliğine hiç yakıştıramadık. Ta ki 5ytl ücret koymaları da kabahatlerinden büyük. Adana`da kalmadan hemen Mersine geçtik. Gecen yıl Doğu`ya yaptığımız gezi için hazırlanıyordum. Ashab-ı Kehfin mağarasını araştırırken öğrendim ki Türkiye`de tam 33 adet Ashab-ı kehf mekânı bulunuyor. Bunların hangisi doğru bilemiyorum ama elimden geldiğince hepsini görmek isterim. Kahramanmaraş sonra Tarsus da Çamlıköy` de bulunan Ashab-ı kehf mağarasına gittik. Oldukça girift bir oluşum vardı içeride ve bazı bölümlerine girmek mümkün bile değildi. Karacaoğlanın bir gün bu mağaraya girdiğini ve bir daha çıkmadığını söylerler. Artık doğrusunu Allah bilir.

Tarsus deyince de Eshab-ı Kehf gelir nedense. Daha uçaktan iner inmez doğru Tarsus’a yöneldik ailecek. Gezi ekibimizden söz etmek gerekirse, gezilerimin çoğu anlaşılacağı üzre ailemle olur. Herkesin gezimize katkısı farklı şekilde gerçekleşir ve tam anlamıyla bir ekip oluştururuz. Benim görevim A’dan Z’ye herşeyi araştırmak ve döküman haline getirmek. En ucuz ve en güzel otelden tutun da nerede ne gezilir ne yenilire kadar hepsi hem hobim hem de görevim sınırları dahilindedir. Uzun zamandır aramızda olamayan büyük kardeşimin de gelişi ile herşey çok daha güzel oldu. Onun göreci ise araba sürmek ve Allah vergisi yer bulma kaabiliyeti ve aklından geçen yere anında götürebilme yeteneği ile yol haritamız olarak mükemmel bir hizmet sundu bize. Babalar zaten Allah’ın bize verdiği en doğal bankalar malum. Aynı zamanda her anı değerli kılıyor canım babam benim. E annem de en güzel katılımcı, bedava danışman, dinleyici ve gezilerimizin en demirbaşı.

Tarsus’un nereye bağlı olduğu uzun süre bir soru işareti olarak kaldı. Kimine göre Adana’ya, kimine göre Mersin’e ve hatta Hatay’ın ilçesi olduğunu sananlar var. Nedeni basit çünkü Tarsus uzun yıllar Kilikya medeniyetinin başkenti olmuş. Şaşırtma olmasın Tarsus Mersine’e bağlıdır. Adana’ya en yavas sürüşle 30-40 dakika uzaklıkta bulunan Tarsus’ta gezilecek ve görülecek çok şey vardı. Kısaca listeleyeyim:

Eshab-ı Kehf ( Yedi Uyurlar Mağarası )

Allaha inanmış birkaç onurlu gencin macerası efsaneleşmiştir ülkemizde. İslamiyetten önceki hak din olan Hristiyanlığı kabul ettikleri için ölümle burun buruna gelmiş ama Haktan ayrılmamayı tercih etmişlerdir. En güzeli ve en doğrusu O`nun anlattığıdır. Bakalım Yüce Rabbimiz nasıl anlatıyor o güzel erleri:

KEHF SURESİ,AYET 9-31, DiYANET YAYINLARI SUAT YILDIRIM

9. Yoksa sen, (sadece) Ashab-ı Kehf ve Ashab-ı Rakîm’i mi bizim ibret verici delillerimizden sandın?

10. Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır” demişlerdi.

11. Bunun üzerine biz de nice yıllar onların kulaklarını (dış dünyaya) kapattık. (Onları uyuttuk)

12. Sonra onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri süreyi daha iyi hesap ettiğini bilelim.

13. Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.

14. 15. Kalkıp da, “Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Ondan başkasına asla ilah demeyiz. Yoksa andolsun ki saçma bir söz söylemiş oluruz. Şunlar, şu kavmimiz, ondan başka tanrılar edindiler. Onlar hakkında açık bir delil getirselerdi ya! Artık kim Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir?” dediklerinde onların kalplerine kuvvet vermiştik.

16. (İçlerinden biri şöyle dedi:) “Madem ki onlardan ve Allah’tan başkasına tapmakta olduklarından yüz çevirip ayrıldınız, o halde mağaraya çekilin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve içinde bulunduğunuz durumda yararlanacağınız şeyler hazırlasın.”

17. (Orada olsaydın) güneş doğduğunda onun; mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.

18. Uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırsın. Biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu uzatmış (yatmakta idi.) Onları görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirip kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.

19. Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.”

20. “Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz.”

21. Böylece biz, (insanları) onların halinden haberdar ettik ki, Allah’ın va’dinin hak olduğunu ve kıyametin gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe olmadığını bilsinler. Hani onlar (olayın mucizevi tarafını ve asıl hikmetini bırakmışlar da) aralarında onların durumunu tartışıyorlardı. (Bazıları), “Onların üstüne bir bina yapın, Rableri onların halini daha iyi bilir” dediler. Duruma hakim olanlar ise, “Üzerlerine mutlaka bir mescit yapacağız” dediler.

22. (Ey Muhammed!) Bazıları bilmedikleri şey hakkında atıp tutarak: “Onlar üç kişidirler, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler. Yine, “Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir” diyecekler. Şöyle de diyecekler: “Yedi kişidirler, sekizincileri köpekleridir.” De ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Zaten onları pek az kimse bilir. O halde onlar hakkında (Kur’an’daki) apaçık tartışma (yı aktarmak) dan başka tartışmaya girme ve bunlar hakkında onlardan hiçbirine bir şey sorma.

23. Hiçbir şey hakkında sakın “yarın şunu yapacağım” deme!

24. Ancak, “Allah dilerse yapacağım” de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve “Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır” de.

25. Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.

26. De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O ne güzel görür, O ne güzel işitir! Onların, ondan başka hiçbir dostu da yoktur. O hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.”

27. Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. O’ndan başka asla bir sığınak da bulamazsın.

28. Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.

29. De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.

30. Gerçek şu ki iman edip iyi işler yapanlara gelince, elbette biz iyi iş yapanların ecrini zayi etmeyiz.

31. İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil giysiler giyeceklerdir. O ne güzel karşılıktır! Cennet de ne güzel bir yaslanacak yerdir!

Kleopatra Kapısı

Evliya çelebi’nin de dediği gibi bu kapı aynen at nalı şeklindedir. Zamanında Klepatra ile sevgilisi Romalı General Antonius burada buluşmuşlar. O zaman Deniz Kapısından geçerek burada buluştuğu için buraya zamanla Kleopatra kapısı demişler.

Tarsus’da gezilecek çok yer var ama çoğu birbirine yakın. İlçe merkezinde Ulucami, hemen yanında kırkkaşık bedesteni, karşısında eski hamam, arkasında Bilal-i Habeşi’nin makamı, sokağın sonunda Danyal paygamberin kabri ve makamı şerif camii, sonra müze ve eski medrese olan bulunuyor.
Tarsus şelalesi, çarşıdaki Şahmeran heykeli, üzüm heykeli, Aziz Paul kilisesi, kleopatra kapısı da birbirine çok yakın. Ben gezi sırasında göre kategorize ettim ki gitmek isteyenlere faydalı olsun.

ULU CAMİİ yada Cami-i Nur

Cuma vakti oldugundan cami doluydu. Cemaat dagilana kadar bahcede bekledik. Allahtan minarenin gölgesi vardı da sıcak başımıza geçmedi. Herkes gittikten sonra camiyi ziyaret etmek icin camiye girerken yanimiza biri geldi ve halimizi hatrimızı sordu. Meğerse caminin eski imami ve şimdiki muezzinin babasıymış.

Caminin mimari özelliklerini teker teker anlattı. Ulu cami mimari tarz olarak bir Selçuklu yapısı olduğunu bağırıyor gibidir. Suriye yöresinde kullanılan şahsına munhasır taş yapısı ile Şamdaki Emevi Camiine cok benziyor. Dikdörtgen tarzda ve enlemesine uzun olarak yapılmış ki ön safta namaz kılmanın sevabını birçok kişi almış olsun. Camii 17 Nisan’a kadar restorasyondaymış. Müzeler Müdürlüğü bu nadide eserin herşeyini yeniletmiş. 900 yıllık bu dev eserin bir çok yeri aslına uygun yenilenmiş. Birçok sütun degiştirilmiş ve eski sütunlar bahçede sergileniyor.

Mihrabtaki mermer işcilişi o kadar özgün ki sonradan yapistirma degil. Mermer oymalar yekpare mihrab ve minber ile birlikte yapılmış. Mihrabtaki oyma dişler ilk sırada 6 oyma motifler imanın 6 şartını, sonraki 5 oyma ise Islam’ın şartına işaret ediyor.

Her esere imzasını zerafetle atan atalarımız daha Osmanlı kurulmadan mükemmel bir sistem kurmuş ki heryanından nezaket ve incelik fışkırıyor. Her nesil için ibadet mekanları ile yatırım yapmış, hem de evladiyelik torunluk. Kapının girişindeki bu hat yazısında İsra suresin 74. ayet yazılmış. Meali “Her insan kendi seciye ve karakterine göre davranır” Ecdadımız da kendi karakterine uygun işler yapmışlar, 9 asır sonrasına böylesine kucak açarak.

Ecdadımız da manevi rehberliğe önem vererek sağlam karakterini göstermiş. O devir göz önüne getirildiği zaman, camii kavramının en büyük sosyalleşme alanı olduğunu söylemek mümkündür. Camiyi yapan kişi de sutunun kenarına bir minik kitabe yazmış. Kitabeyi tam hatırlamıyorum ama bunu yapan kişiye Allah rahmet etsin diyerek kendince dua ederek rabbimden af ve mağfiret dilemiş. Allah ondan razı olsun. İçerdeki bu lamba ne kadar orijinal ve bir o kadar fonksiyoneldir. Ağırlık merkezlerinin eşit olmasından dolayı lambanın üstündeki topu ne kadar çekersen o kadar iniyor ya da çıkıyor. Böylece caminin aydınlatmasına da güzel bir çözüm bulunmuş ister loş ister aydınlık olabiliyor.

Bir diğer lambanın üzerindeki tabakvari şey de camide yanan kandillerin isini tutuyor ve temizliyor.

İmam amca sonra bizi caminin içinde bulunan Lokman Hekimin makami ve Hazreti âdemin oğlu hazreti Sit`in makamını gösterdi. Caminin içinde soldaki bölümde bulunuyor. Birde sanduka var (yani kabir) burada da Harun Reşit oğlu Me`mun`un kabri var. Caminin hemen dışında da Kadiri Şeyhlerinden biri olan Seyh Muhammed Hasani’nin kabri bulunuyor.

Camideki eski sadaka kutularından biri

Caminin arkasında Bilali Habeşi’nin makamı ve camisi var. Açık olmadığı için giremedik. Bu camiye giderken Kırkkaşık bedesteninden geçiyoruz.

Burada bir restoran ve birkaç elişi satan mağaza var. İsmi ise daha önceleri nekadar önce bilemiyorum, burada her gun 40 kişiye çorba verilirmiş ve de kaşık. Bir de bedestenin dışında 40 adet kaşık figürü bulunuyor. Bazilari da isminin buradan geldigini söyler. Tarsus herşeyiyle yaslı ama eskimeyen bir uygarlık. Bu bedesten ise 1579 yilinda Ramazanogulları beyliğinden Piri Paşa’nın oğlu İbrahim bey yaptırmıştır. İçinde toplam 25 oda ve 7 kubbe bulunuyor.

MAKAMI ŞERİF CAMİİ ve DANIYAL PEYGAMBER KABRİ

Tarsus’un taşı toprağı kültür bir şehir. Hani çanakkale’de toprağı azıcık eşseniz mutlaka elinize bir kovan bir savaş kalıntısı gelir ya; Tarsus da da toprağın altı bir Bizans imparatorluğu kalıntısı ile doludur. Dünyanın en ihtişamlı imparatorluklarından olan Bizans’dan bize kalan çok şey olmuş. Hazreti Danyal, Kuran’da ismini göremediğimiz ama çeşitli kaynaklardan varlığı bize intikal eden yüce bir peygamberdir.

Semerkand Dergisinden okuduğum kadarıyla, Hazreti Yakub a.s.’ın soyundan gelen İrmiya peygamber ile aynı zamanda görev yapmıştır. Birkaç yıl önce tuhaf bir tesadüfle Hazreti Danyal’in kabri bulunmuştur. Yapılan kazılarda bulunan sikkelerin Hazreti Ömer’in devrine ait olduğu anlaşılmıştır. Bu da Hazreti Ömer’in yahudilerden korumak için Danyal peygamberin kabrinin üzerinden ırmak geçirdiğine dair bize ulaşan haberlerin doğruluğunu kanıtlıyor.

Hemen karşısındaki Kubad PaŞa medresesi yıllara meydan okuyor.

Eski Hamam, ilçe merkezinde hemen Ulucamii karşısındadır.

Aziz Paul Kilisesi ve kuyusu

Aziz Paul yahudi bir ailede dünyaya gelmiştir. İlk önce Hristiyanlığın yayılmasına engel olmak için hristiyanlar ile çok mücadele etmiştir. Bir gece rüyasinda Hazreti İsa’yi görmesi ile o da doğru yolu seçmiştir.

Sonra Tarsus şelalesi’ne doğru ilerledik, devamlı etrafında dolaşıp şelale aradık. Ama sonradan kuraklık nedeniyle çok akmadığını gördük. Şehrin girişinde olan Kleopatra kapısınin hemen yanındaki şalgamcilardan şalgam aldık. Ben içmedim tabi. Bu şehirdeki minik heykeller ve anıtlar de oldukca ilginç. Beyaz üzüm heykeli, Şahmeran fıskiyesi ve birçok heykel gördük. Gezmek için her daim hazırım ama bu kadar gezerken midem de zil çalıyordu. San Antonyo kilisesini ziyaret ettikten sonra kuyusunu da ararken Anadolu lokantasında karnımızı doyurduk. Lahmacun süperdi. Ifil ifil esen Antakya rüzgarında manzaranın tadını çıkardık.

Bunun disinda
Bac Köprüsü, Şehitler abidesi, İpek Yolu, Nusret Mayın gemisi, Antik Roma yolu,
Berdan Baraji Baraji, Mencik baba türbesi, Donuktaş ve Altından gecme ziyaret edilecek yerler arasında. Tarsus`un beyaz üzümü, şırası da tadılmaklıklar listesindeydi.

altay

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir