Vatikan ve Kiliseleri Gezisi

San Giovanni in Laterano:

Adı üstünde; San Giovanni’de bulunuyor. 1300’lü yıllara kadar resmi papalık ikametgahyımış. 1870 yılına kadar da bütün papalar burada taç giymiş. Görkemli bir kilise.. Gitmişken bi görün canım. Elinize mi yapışcak..

Santa Maria Maggiore:

Roma’nın ünlü kiliselerinden biri daha. Kiliseyle ilgili bir efsane var: Papa Liberius 352 yılında Bakire’nin ona kar yağan yere kilise yapmasını söylediği bir rüya görmüş. Bunaltıcı bir Roma yazında, 5 Ağustos sabahı Esquilino tepesine kar yağmaya başlamış. Bu mucize her yıl, Santa Maria’nın tavanından binlerce beyaz çiçek yaprağının döküldüğü gösterişli ayinlerle kutlanırmış.

Kiliseyle ilgili ilginç bir not: kilisenin tavan süslemelerinde Colomb’un Amerika’dan getirdiği altınlar kullanılmış..

Vatikan:

Veee geldik zurnanın zırt dediği yere.. Efenim Vatikan, papaların ikametgahıdır. Muhteşem Yüzyıl dizisinden de bildiğiniz üzere (!) Vatikan’ın resmi dili Türkçe’dir, ama italyan aksanıyla konuşulması esastır. Papalar genellikle 50’li yıllardan kalma beyaz havuz bonesi ve kırmızı entari giyer. Sohbet konuları genellikle Macar kralı Layoş ve tabi ki Muhteşem Süleyman’dır. :))) Şaka şaka.. Papayla sohbet etme imkanı bulamamış olsam da, (yok çok meşgulmüş de, yok beni tanımıyomuş da.. külliyen yalan!) konular birazcık değişmiştir diye tahmin ediyorum. Bu genel kültür dolu (!) girişten sonra gelelim sadede…

Vatikan’a sabahın köründe gidin. Şaka yapmıyorum. Metro A hattındaki Ottaviano- San Pietro durağında saat 9’da falan inin. Sizi ellerinde broşür ve dosyalarla metro çıkışında bir sürü rehber karşılayacak. Biz Esra’yla orada bulunan rehberleri dinlemeyerek kendi başımıza gezdik Vatikanı. Daha çok şey görebilirdik, eğer Vatikanı gezimizin son gününe bırakmasaydık. Çünkü gezimizin son gününde gözümüz müzelerdeki heykellere, resimlere doymuş ve hayatımızda görmediğimiz kadar kilise görmüştük. Son günümüzü ırgat gibi yürüyerek ve giriş sırasında bekleyerek değil, keyif yaparak geçirmeyi istemiştik. Ama gene yürüdük, gene bekledik. Ancak akşam yer gördü totomuz.

Vatikana hazırlıklı gidin. Hem fiziksel olarak dinç olun, hem ruhsal olarak. Neden ruhsal olarak? Ahan da şu aşağıdaki fotoğraftan dolayı. Bu biz San Pietro’dan inerken çekildi.

“Ben manyağım, San Pietro’nun tepesine çıkcam” diyorsanız: 5 euro verip yürüyerek veya 7 euro  verip asansörle çıkabilirsiniz. İnanmazsınız, 5 euro verip yürüyen akıllı (!) turistler oldu! “Asansöre bindim, ohhh en tepeye çıkarım” diye düşündüyseniz.. ZAAAART yanlış cevap. Yanıldınız, asansörden indikten sonra 310 mu 320 basamak mı ne, daha çıkmanız lazım en tepeye ulaşmak için. Hem de önünüzde arkanızda bir sürü insanın dizildiği, dar ve yamuk yumuk bir merdivenden! Kapalı yerde fenalık basanlara önermiyorum. Paşa paşa “asansörünüzün götürdüğü yere gidin”. Ki orası da bazilikanın içini tepeden gören kısma çıkan ve sahanlık diye tabir ettiğimiz terastır. Orada sıcaktan içi geçmiş turist kardeşlerle birlikte bayılabilirsiniz.

Tamam, eğlenceli falan ama turist olmak kolay değil arkadaşlar. Bir yere gitmek için emekli olmayı beklememek lazım. Ben onu gördüm şu bir kaç seyahatte. İyi gezmek için bile zinde olmak lazım. Torun torba sahibi olmayı beklemeyin istediğiniz yerlere gitmek için.

Neyse.. Bazilikanın kubbesini eski üstatlardan Michelangelo tasarlamış. Süleyman’dan muhteşem olmasın, çok muhteşem.

Bu da kubbenin etrafındaki güzel mozaiklerden sadece biri..

Biz çok zinde (!) olduğumuz için San Pietro’nun tepesine çıktık tabi ki. İşte manzara.

Burada bir nebze serinledikten ve 100 tane fotoğraf çektikten sonra aşağı inip bazilikanın içini gezdik. İçerisi çok çok kalabalık. Ortada Bernini’nin tasarladığı papalık altarı Baldaken ve Michelangelo’nun 25 yaşında yaptığı Pieta (Merhamet) heykeli dikkat çekiyor. Bu fotoğrafları Mine hanımın picasa albümünden aldım. Teşekkür ederim kendisine; nitekim benim makinemin pili bitti Vatikan’da. 🙁

San Pietro’dan çıktıktan sonra Vatikan Müzelerinin girişine gittik. Müze girişi 15 euro. “Size sıra atlatalım gençler” diyenlere kulak asmadık. Biz “sadece” Rafael odalarına ve Sistine şapeline girip çıkalım istiyorduk. Sanırım burayı ziyaret eden yüzbinlerce insan da aynı şeyi istemiş ki, yığılma olmasın diye öyle bir geçiş yolu yapmışlar ki, Sistine şapeline gidene kadar müzenin yarısını görüyorsunuz. Sistine şapeli keşke sakin olsa, ama çok kalabalık ve devamlı bir uğultu var. Daha sakince gezmek isterseniz, şu sanal turu yapın derim. Güzel ve etkileyici bir yer ama, doğruya doğru.

Bak burada bir pişmanlığımı yazayım; Castel Sant’Angelo’ya gidemedik. Ayaklarımızda derman, bedende enerci kalmamıştı. Sizin vaktiniz ve takatiniz kalırsa, müzeye dönüştürülmüş bu orta çağ kalesine gidin, e mi?

Bir öneri daha; müzeden çıktıktan sonra,  karşıdaki boş restoranda bişey yemeyin, hiç iyi değil yemekleri.

kaynak: maksat muhabbet

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir