sabredin, öfkenizi yenin ve hatalarınız? düzeltin…

Güzel ahlak sahibi olmayı kim istemez? insanlara hizmet etmek, gönül incitmemek, başkalarının hataları yerine kendi yanlışlarımızla uğraşabilmek, güzelliklere açılan bir kapıdır ve bu kapıdan geçmek imkansız değildir; çünkü eğimize, çocuğumuza güleryüz göstermemiz bile bir hizmettir.

Gündelik hayatın getirdişi sıkıntılar karşısında sabretmemiz gerektişini unuturuz çoğu defa. Aslında hepimiz, öfkemize hakim olmanın, sabırlı olmanın ve bir anlık parlamayla gönül kırmanın doğru olmadığını biliriz; ancak olgunlaşma fırsatı olarak önümüze çıkan olumsuzlukları lehimize çevirmeyi başaramayız çoğu defa. ?Benim için cimrinin biridir demiş, bir şey söylemese miydim yani!? diye savunmaya geçeriz; çünkü haksızlığa uğradığımız? düşünürüz; ama çoğu zaman en iyi seçenek gerçekten de ?hiçbir şey söylememektir.?

Türk Kadınları Kültür Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Cemalnur Sargut, insanların, kötü görünende bile güzel bir yan görebildikleri, sükut edebildikleri, yumuşak huylu olup, tevazu gösterebildikleri ve Allah?tan gelen iyilişe ve sıkıntıya raz? olabildikleri zaman olgunlaşabileceklerine inanıyor ve herkesi, gün içerisinde karşılaşılan irili ufaklı pek çok imtihan vesilesini önce fark edip sonra en uygun cevabı vermeye çaşırıyor.

Çocuşunuz elindeki bardaşı yere düşürüp kırdışında ya da eğiniz yolda karşılaştığı eski bir arkadaşın? akıam yemeği için eve getirdişinde sergileyeceğiniz tavır bile olgunluğa giden yolun neresinde durduşunuzu gösterebilir.

Dedikoduyu dinlemek bile gönlü karartır

?Edep? günlük konuşmalarımızda kendisine pek fazla yer bulamayan bir kelime artık. Çoşunluğumuz ?Edepli bir yaşam sürebilecek miyimış diye değil, ?Yarın ne olacakı? diye endişeleniyoruz. Hayatın? tasavvufi bir bakışa göre düzenleyen Cemalnur Sargut edebi, günün problemlerini büyütmemek, yarın için de endişe duymamak; yani ?halıi yaşamak olarak tanımlıyor ve Muhiddin Arabişye göre ?edep? kavramın? şöyle açıklıyor: ?Allah?a giden bütün yollar edebi gösterir ve hakiki edep sükuttur. Sükut da, dilin sükutu ve gönlün sükutu olmak üzere iki türlüdür. Dilin sükutu, Allah?tan başkayı anlatan konuşmalardan kendini men etmektir. Boş konuşmayı, dedikodu etmeyi bırakın, başkalarının dedikodusunu dinlemek bile insanı edebden son derece uzaklaştırır ve ömründe kara bir nokta belirtir ki, o insanda ilmin manası zuhur etmez.

? Sargut, dedikodu etmeyi sabretmenin zıddı olarak görüyor aynı zamanda ve hepimizin ?iar edinmesi gereken Şu örneği veriyor:

?Bir insanda gördüşünüz kötü bir yanı, zaaf? başkalarına anlatmak aslında kendinizi kendinize Şikayet etmektir. Hayri Bilecik Hocam eSen başkalarında bir çirkinlik görürsen mutlaka kendinde o çirkinlikten olduğu için onu tanıyabiliyorsun, olmasaydı tanımazdın.? demişti. Yani bu gibi durumlarda hemen kendimize dönmemiz ve eSen önce kendine bak.? diyerek kendimizi düzeltmeye gayret etmemiz gerekiyor.? Gönlün edebi ise tek cümleyle şöyle açıklanabilir: Allah?tan gelen her şeye raz? olmak, sıkıntıya da güzellişe de hamd etmek.

E?inize ve çocuğunuza karşı öfkenizi yenin

Cemalnur Sargut, öfkemize yenilmemizin gerçek bir yenilgi olduğunu düşünüyor ve şöyle bir örnek veriyor: ?Hz. İsağya soruyorlar; ?En korktuşun şey nedirı?, ?Allah?ın gazabı? diyor. IPeki nasıl korunulurı? diye tekrar soruyorlar. ?Kendi gazabımız? yenmekle.? diyor. Öfkemizi yenmemiz için de sabırlı olmamız gerekiyor.? Sabrımız? sınamak ve hizmet edebilmek için ekstra durumlar aramaya ise hiç gerek yok. Sabah güleryüzle kalkmanız, eğinize ve çocuğunuza sevecen davranmanız bir hizmettir. Onların ihtiyaçlarını yüksünmeden karşılamak, ev işlerini onlara düzenli ve temiz bir hayat sunabilmek için yapmak da bir hizmettir ve ne kadar sabırlı olduğunuzun bir ölçüsüdür. Sargutıa göre, eğler birbirlerini ve çocuklarını her şeyden önce, Allah?ın yaratmış olduğu bir insan olarak görebilmeli ve sırf bu yüzden bile birbirlerine sevgi duyabilmeliler.

E?inize ve çocuklarınıza karşı sorumluluklarınızın ne kadar bilincinde olduğunuz da önemli tabii. Çocuklar size Allah?ın bir emaneti. Onlara uzun uzun konuşmak yerine davranışlarınızla örnek olmalısınız.

Çocuğa namaz? sevdirmek istiyorsanız önce onun için önemli olan şeylere hürmet etmelisiniz. Sargut bu konuyla ilgili tanık olduğu bir olayı şöyle anlatıyor: ?Bir tanıdığımızın dört ya?ındaki çocuğunun namazdan nefret ettişini öğrenince çok üzüldük ve sonradan anlaşıldı ki, namaz saatlerinde çocuğun seyrettişi çizgi film kapatılıyor. Böyle yapmak yerine, başka bir odada k?lmak daha iyi sonuç verir. Dişer zamanlarda elbette çocuğun görebileceği yerlerde kalınmalı.? Merkeze Allah sevgisini oturtmanın ve dişer sevgilere ondan sonra yer vermenin önemine de değinen Sargut, acı çekmekten çok korkmamak gerektişini; çünkü acı çekmeden olgunlaşmanın mümkün olmadığına inanıyor. Tabii bu acıları davet etmek olarak anlaşılmamalı; bütün mesele acı geldişi zaman ona sabredebilmek ve ?Niye benim başıma geldiş? gibi talihsiz bir sorudan kaçmayı başarabilmek… Cemal Nur Hanım, size göre İslâm kadınının imaj? ne olmalı?

İslâm kadını denildişinde akla gelen Hz. Fatma’dır, İslâm kadını Hz. Hatice’dir, Hz. Ayıe’dir. Bir hadis vardır. “Bana dünyada 3 şey sevdirildi. Kadın, koku, gözümün nuru namaz.” Kadınlık İslâm’da o kadar üst seviyededir ki, tekâmülün en üst seviyesindedir. Bu kadın kendini adam ettişi için ve her şeyi Allah’ın manası olarak gördüğü için, etrafa aşla, sevgisiyle, varlığıyla daima faydalı olan bir kadındır. Böyle bir kadın olabilmek bizim için çok önemli. Biz kadınlığımız? vücudumuzu ortaya çıkararak ya da 5 yıldızlı elbiseler giyerek göstermek yerine kaç kişiye hizmet ettiğimizi, insanlara ne kadar faydalı olduğumuzu sorgulayarak, kendimizi ne ölçüde adam edip, dedikodudan, yalan söylemekten, ahlaksızlıktan uzaklaştığımız? göstererek ortaya çıkarmalıyız.

Allah her şeyi yaratmış ama bunu yerli yerince kullanmanın yolunu da göstermiş bize, Kurân’la, hadislerle, manevi büyüklerimizle. Cenabı Hak kadına hem cinsellik vermiş, hem de Er kişilik vermiş, gizlemiş onda. Ama o dişilişi nerede kullanmak lâzım, Er kişilişi nerede kullanmak lâzım. Bunun ikisini birbirinden çok iyi ayırmak lâzım. Çünkü dişilik de Allah’ın bir lütfu, önemli olan denge. Önemli olan bu dengeyi kurabilmektir.

şeytan kadınlar için ne kullanmış?

İslâm tasavvufunda dişilik nefistir. Erkeklik ise akıldır. Eğer her ikisi de tekâmül etmediyse peğ para etmez. Çünkü nefis Allah korusun tekâmül etmedişi zaman nefsi- emmarede kalır ki emreden her şeyi kendinde bulan, Allah’tan ayrı bir Allah’mış gibi hareket eden korkunç bir yaratık haline gelir. İster görünümü erkek olsun, ister kadın olsun bu halde olan kişi dişidir. Ama sadece akıl hâkimse o zaman tekâmül etmediyse Ebu Cehil gibi olur ki, devamlı ikilik üzerine çalıştığı için kendisini güzel insandan daha üstün görme ve kendi aklın? ön plâna çıkarma çabası içindedir ve zarar vericidir. Dolayısıyla ikisi de ister, görünüşü kadın, ister erkek olsun tek bağına felaket getirir. Ama ancak batı âleminin ve DoŞudaki Hint mutasavv?fların olaya baktığı gibi dışarıda bir “dişi enerji” yoktur. Dışarıda bir “er enerji” de yoktur. Her ikisi de insan vücudu içerisindedir. İslâm mutasavv?fına göre, ancak bu iki yüksek enerji birbiriyle bütünleğip tek bir enerji haline dönerse, hani nefis akıl sayesinde tekâmül edip akla nefsi tekâmül için vazife yapıp ‘mutmainne’ mertebesine kadar yükselip Allah’ından emin derecesine ulaşırsa ve kendi hiçlişini idrak ederse bu durumda insanın cinsiyeti ortadan kalkar.

Muhiddin-i Arabi Hazretleri bu duruma gelmiş bu seviyedeki insanlara Er, Recul yada Mert diye hitap ediyor. Muhiddin-i Arabi Hazretleri KIrk evliyaları, kırkları anlatırken “KIrk Er” diye anlatır.

Erlerin içinde kadında olabilir miş

Niye olmasın, Er seviyesine gelmiş her şeyi o seviyenin yerine oturmuşsa, dolayısıyla bizim dışardan gördüğümüz hal ve tavırlar cinsiyet farklılıkları gözümüzün ?aşılı?ından ibarettir.

Mesnevi’de Hz. Mevlânâ’nın kadına bakış açıs?, kadın hakkındaki sözleri nelerdirı

Zahire baktığımız zaman maddi olarak erkekler daha güçlüdür. Ama mânâya baktığınız zaman bunu bilim de kabul eder, tasavvuf da kabul eder ki kadın ruhu erkeğin ruhundan daha güçlüdür. Mânâ bakımından bir erkeğin kaldıramayacaşı manevi aşırlıkları, bir kadın daha kolay kaldırır. Bir ana için evladı çok önemlidir. Bir evladını kaybetmişse oradaki hakka teslimiyeti özündeki eyvallah’? ile bir babanınkinden farklıdır. Kadın mânâ olarak daha güçlü, daha duygusaldır ama daha güçlüdür. Hz. Mevlânâ hiçbir zaman kadını tek taraflı görmemiştir. Kadını cinsel cazibesiyle değil, Er kişilişi ile de görmüştür.

Kamil insandan zahir eden bir söz, Peygamberin sözüdür. Peygamber Efendimiz kadını Kurân-? Kerimi de iki bölüme ayırmış. Bir; Cinsel nefsâni hali, ikincisi ise annelik özelliği. Annelik denildişinde cinsellik bitmiş demektir.

Bir kadının anne olma özelliği ona neler katarı

Annelik cennettir. Cennette de 4 nehir akar.

1. Su nehridir, suyun asıl manası tevazudur. Su nasıl ba?ın? taş,tan taş,a vurarak o muazzam deryaya ulaşmak isterse, işte tevazuda başımız? ordan oraya vurarak herkesin üstünlüşünü kabul ederek Allah’a doğru akmanın zevkidir.

2. Süt nehridir ki bu mutlaka Allah’ın ilmidir. Allah’ın ilmi olmazsa maddi ilim beğ para etmez. Maddi ilim çok lazım ama Allah’? anlatıyorsa.

3. ?arap nehridir. Bu iki vasfa sahip olan kadında mutlaka Allah aşkı gelişir. Tevazu ve ?lim insanı yanlız kapıya götürür ama insanı Allah’a ulaştıracak olan aşktır. Kadındaki aşk bütün aşkların yücesidir. Tıpkı ?arap gibi sarho? kılar ama bu sarhoğluk maddi içki sarhoğluŞu değildir. Bu sarhoğluk Izdırap vermeyen daimi zevk sarhoğluŞudur ki ezel alemden gelen bir sarhoğluktur.

4. Bütün bu vasıflar bir kadında varsa tevhid ehli olur. Her yerde Allah’ın? görür.

Biri ona kızsa « Ne güzel imtihan ediyor sultanım beni» der. Biri onu sevse «O mu seviyor ki, Allah’?m beni seviyor» der. Bu bakış açısın? taşıyan bu 4 nehri birleğtiren her vücut cennettir. Biz ana olmayı bilelim. Biz O’nun bu dedişi vasıfları takınalım bu vasıflarla ortaya çıkalım.

Mevlânâ Hazretleriyle ?ems’in aşkları o kadar büyük bir aşkdı ki, o aşk ile Mevlânâ kendi mürıidinin önüne geçtiş

?ems, güneğ demek, Allah’ın mânâs? demek. Hz.Mevlânâ ?lmelyakinde Musa gibi en üst seviyedeydi. Bilgisi en üst derecedeydi. Bildişi bütün her şeyi ???k olmadan görmesi mümkün değildi. Allah’ın nurunun bir şeyin üstüne vurması lâzım ki bildikleri aşikar olup gözüksün. Binlerce güzel öğretmen oldu Mevlânâ için ama Mevlânâ bildikleri o kadar yüce, o kadar üst seviyedeki o öğretmenlerin ????? ona yetmedi. Bence Allah kendi gibi aydınlatacak bir ???k yolladı, lazer sevyesinde olan bir ???k. ?ems’ini yolladı, nurunu yolladı. Bütün bildiklerini Bakır Bakır aynel yakine ulaştırdı. Aynel yakine ulaştırdığı anda Mevlânâ sonsuz bir bağlılığı ve minnetlişi başladı Hz. ?ems’e karşı. Sadece birbirlerini görmekten öte birde Mevlânâ Hzretlerine büyük bir lutuf olarak adlandırılıyor. Burada çok büyük bir tehlike de var. Mürıid gelip Allah’ın bütün mânâsına a?ikâr ettişi zaman ilk önce insan mürıidden zannediyor. İşte o yüzden ?ems çekti kendini. ?ems o bütün mânâları ?lmelyakine, Aynel yakine, Hakkul yakine çevirdikten sonra bunu yapan ben değilim bu akIşın kaynaşı Allah demek için kendi maddi varlığını ortadan çekip, manevi varlığıyla daima onu aydınlatır hale getirdi.

ÂHaklar vardır, gerçek Allah âşıkları. Allah’tan bahsedildişi zaman gözlerinin yaşı durmaz. Fakat bazı Allah’ın yarattığı Eşref-i Mahlukat, Allah’ın adı anıldığı zaman kılı bile kımıldamıyor. Yani bu aşkı Allah mI kişinin kalbine koyuyor. Yoksa kişi kendi çabasıylamı bu aşka sahip oluyor. Yani bu Allah aşkı insanın kalbinde nasıl oluŞurı

İstemek ne demektirı Arzu etmek, Aşk etmek. Allah bizi aşk ile yarattı. O halde hepimizde O’na karşı bir aşk var. Ama bizim elimizdeki değerler vardır. Aklımız, zekâmız bunlarında geliştirilmesi için bir çok okullara gideriz. Vizitler, kimyalar öğreniriz bunların hiçbiri bize faydalı olacaşı için değil. Ama kafamızdaki o zekâyı geliştirmek, daha tefekküre bizi yöneltmek içindir. İşte aşkıda mutlaka geliştirmek lazım. Geliştirmek içinde sohbete ihtiyaç vardır. Allah sohbetlerine ihtiyaç var. Bazıs? kediye â??k olur, olsun, taş,a toprağa olsun.
Muhiddin-i Arabi öyle ilerlemişki, “Putpereslişi engellemeyin, hiç olmazsa puta tapmak Allah’? aramanın bir yoludur“ demiş. Birıeyi sevdiğiniz zaman kendiniz yok oluyorsunuz, O var oluyor. Dünyaya gelmekten maksat kendi hiçlişimizi idrak etmektir. Mecnun gibi sevmeyi Allah bize nasip etsin. Ananın evladını sevdiği gibi sevebilmeyi Allah bize nasip etsin. İbadeti Şeklen yapmak değil, şeklinin içine manasın? sokarak yapmak lâzım. Sohbetin zekâtı için dedikodudan kesilmek lâzım, ibadetlerin mânâsın? vererek yaparsak Allah aşkı çoğalıyor o zaman.

Züleyha’ nın Hz Yusuf’a karşı duyduğu çok büyük bir aşk var. Çünkü ondaki güzellişi görüp ona â??k oluyor. Onun arkasında da mI Allah varı

Sadece Yusuf’a karşı duyulan bir aşk olsaydı, sadece Yusuf’un şekline karşı duyulsaydı Yusuf’tan uzakta kaldığı zamanda biterdi. Veya Yusuf’la alakalı olsaydı o aşk Yusuf kendini kabul etmeyince kinden biterdi. O zaman Züleyha’nın aşkı Yusuf’ta gördüğü o manevi güzellikti. Mecnun’un Leyla’ya karşı duyduğu aşk gibiydi. Mecnun orada “Kadınlık Makamı”dır. Leylâ “Er Makamı”dır. Mecnun’un aşkı o kadar kuvvetlidir ki, aslında Leyla’ya karşı değildir. Leyla geldişi zaman der ki; “Baştan ayaşı Leyla kesildim, bu Leyla’yı istemiyorum.” Bir aşk insana dahi olsa, eğer sonsuz bir fedakârlıkla O insan benim olsun diye düşünmeden yaşanıyorsa o zaman o aşk Allah’adır.

“Aşk hiçbir şey beklemeden, yalnız hizmet etmenin, yalnız vermenin zevkini yaşamaktır.”

İşte demek ki aslında senin bedene duyduşunu zannettişin o aşkı muhabbet aslında farkında olmadan Cenabı Hakkın ondan görülen bir tarafına duyulan zevktir. Cenabı Hak ondan ruhunu çektişi zaman geriye boş bir beden kalır, kılıf kalır. İster rahmani olsun, ister bedene duyulan aşk olsun. Bunu küçümsemeyin.

“Eğer kullanmasın? bilirsen, cismaniyete duyulan aşk, rahmaniyete duyulan aşk, seni en ulvi aşk makamına götürecektir.„

Ama diyor bedene takılma, mümkünse bedeni bir ceviz olarak kabul et, onu kır içine öze ulaşmaya çalış, hakka ulaşmaya çalış.”

“insan herşeyi satın alabilir, herşeye ulaşabilir. Ulaşamayacaşı birtek şey vardır oda sevgi ve aşktır.” yine ister rahmani olsun, ister cismaniyet sevgi olsun. Eğer gönlünde bir sevgi hissettinse birine karşı, bu Cenab-? Hakkın en büyük ikramı, lutfudur. Bunu hiçbir yerden alamazsın.”

“Sevgi Allah’ın çok yüce bir lutfudur, Önce ona teğekkür et. Bu sevgi duygusunu gönlümde hisssettim diye „

Cümle duyguları bir edenin dişer duygularıda bir olur.

“Allah’ın sevgi ve lutfu hak yolunda gidenler için çok büyük bir ikramdır.„

Cemalnur Sargut(*)
“Madem ki canın sırrı ve mahiyeti insana hayır
ve ?erri haber vermesidir, Şu halde kimin canı
fazla duyuyor, haber alıyorsa o daha canlıdır.”

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir