Yunus Emre ve Türkçe

İnsanoğlu yarışmayı ve yarıştırmayı seviyor. Toplum olarak da yarışacak veya yarıştıracak konular bulmaya çok meraklıyız… Dillersöz konusu olunca en çok konuşuru bulunan dil hangisi, en çok sözvarlığına hangi dil sahip, hangi dil dünya dillerine daha fazla sözcük vermişgibi değişmeyen sorularla sık sık karşılaşırız.Türkçe Sözlük’te kaç sözcük var? İlköğretim okulu öğrencimiz kaç sözcük-le konuşuyor, yazarlarımız ve şairlerimiz kaç sözcükle yazıyor? Bu sorularınyarışmaya dönüşen boyutu ise İngilizcenin sözlüğünde kaç sözcük bulun-duğu, bir İngiliz öğrencinin günde ortalama kaç sözcükle konuştuğu, aynıyaştaki bir Türk öğrencinin kaç sözcük kullandığı noktasında yoğunlaşıyor.

Şekspir eserlerini kaç sözcükle yazmış? Bizim yazarlarımız mı daha geniş sözvarlığına sahip yoksa Şekspir mi? İngilizceyi İngilizce yapan Şekspir ise Türk-çeyi Türkçe yapan kişi kim olabilir?Bu sorulara yanıt bulmak elbette kolay değil… Çünkü elimizde yeterin-ce veri bulunmuyor. Yazarlarımızın, şairlerimizin söz varlığı üzerine yeterliçalışmalar yapılmamış. Şair ve yazarların söz varlıkları ortaya konulmamış,sözlükleri hazırlanmamış… Ancak Türkçenin bugünlere gelmesinde en bü-yük payı olan kişi kimdir sorusuna YunusEmre yanıtını verebilirim…

Günümüzden yaklaşık sekiz yüz yılönce dünyaya gelen Yunus Emre, Türkedebiyatının Anadolu’da kurulmasını, ge-lişmesini, yaygınlaşmasını sağlayan kişile-rin başında gelmektedir.Şiirleri yüzlerce yıl şairlerimiz ve hal-kımız üzerinde iz bırakmıştır. Hemen herdönemde Yunus’un şiirlerine nazireler yazılmıştır. Pek çok şairi etkilemiştir Yunus Emre… Bugün Yunus Emre’ye ait olduğu sanılan bazı şiirler aynı tarzda şiirler söyleyen diğer Yunuslara aittir. Kendi yazdıkları şiirleri Yunus Emre’ye mal eden şairlerimiz çıkmıştır. Edebiyatımızda ne zaman bir “öze dönüş” hareketi başlasa akla ilk gelen isim de Yunus Emre olmuştur. Sanatı, gücü ve etkisi yaşadığı dönemle sınırlı kalmayan Yunus Emre, Türkçenin Anadolu’da da edebiyat dili olmasının öncülüğünü yapmıştır. Moğol istilasıyla sarsılan, çeşitli beyliklere bölünen Anadolu’da Türkçenin yazı dili, edebiyat dili, bilim dili ve nihayet devlet dili hâline gelmesi hiç de kolay olmamıştır.

Günümüzde insanların büyük bir bölümü Türkçenin yalnızca bir Anayasa maddesiyle devlet dili hâline geldiğini sanıyor. Oysa Türkçenin Anadolu’da da devlet dili olması; öncülüğünü Yunus Emre’nin yaptığı şairler, yazarlar, sanatçılar sayesindedir. Arapçanın, Farsçanın etkili olduğu bir dönemde Yunus Emre şiirlerini halkın konuştuğu dille söylemiş böylece düşüncesini ve inancını da yayma imkânını elde etmiştir. Yunus Emre sanıldığı gibi öz Türkçeci değildir. Halka hitap etmek için halkın konuştuğu dili esas almış, böylece Türkçenin doğal akışı içerisinde Yunus Emre’nin dili halkın dili olarak daima anlaşılır kalmıştır. Hayatı etrafında oluşan menkıbeler de Yunus Emre’nin toplumumuzda bıraktığı izi göstermektedir. Gerçek hayatı hakkında pek fazla bir şey bilmediğimiz Yunus Emre’nin menkıbevî hayatı gerçek hayatının önüne geçmiştir.

Düşüncesiyle, inancıyla ve yaşayışıyla bıraktığı iz; zaman zaman ülkemizdeki düşünce akımlarında da kendisini göstermiştir. Belki edebiyatımızda değil ama halkımız üzerindeki etkisini ortaya koyan en açık gerçek Yunus Emre’nin mezarlarıdır. Bugüne kadar beş ayrı yerde Yunus Emre mezarı ziyaret ettim. Hepsi de Yunus Emre’nin gerçek mezarının kendi şehirlerindeki mezarı olduğunu iddia ediyordu. Hangisi gerçek Yunus’a aittir bilemiyoruz ama ölümünün üzerinden yaklaşık yedi yüzyıl geçmiş bir kişinin etkisini gösteriyor bu ziyaret yerleri…

Bizim bugün Yunus Emre’yi anladığımız kadar İngilizlerin Şekspir’i anladığını da sanmıyorum. Aslında tam bir şehir efsanesidir, sokaktaki İngiliz’in bugün bile Şekspir’i okuduğunda anlaması… Bırakınız sokaktaki İngilizi, edebiyat öğrenimi görmüş bir İngiliz bile Şekspir’in eserlerinin özgün baskılarını Shakespeare Glossary adlı özel sözlüğe bakmadan anlayamaz. Oysa biz Yunus’un şiirlerinin büyük bir bölümünü bugün bile anlayabiliriz. Özlü söyleyişler açısından baktığımızda, günümüze kalan Yunusça söyleyişlerin hiç de az olmadığını görürüz: Mal sahibi mülk sahibi Gelin tanış olalım Hani bunun ilk sahibi İşi kolay kılalım Mal da yalan mülk de yalan Sevelim sevilelim Var biraz da sen oyalan Dünya kimseye kalmaz Söz ola kese savaşı Söz ola yitüre başı Söz ola ağulu aşı Bal ile yağ ide bir söz gibi deyişleri yalnızca anlaşılır dili açısından değil hayata bakış açımızı, kültür değerlerimizi, inançlarımızı ortaya koyan yönleriyle de bizden sözlerdir.

Elbette Şekspir’den kalan özlü sözlerin günümüz İngilizcesinde kullanıldığını belirtmeliyiz. Bu özlü sözlerden to be or not to be gibi bazıları da diğer dillere geçmiştir. Eserlerinde kullandığı söz varlığı üzerine yapılan çalışmada Şekspir’in yaklaşık yirmi bin sözcük kullandığı ifade edilmektedir. Bu sayısal veri, yalnızca şiir vadisinde eserler ortaya koyan Yunus Emre’nin söz varlığı ile kıyaslanmamalıdır. Şiirler âdeta damıtılmış sözler olduğundan sınırlı sayıda söz varlığına sahiptir. Şekspir’in söz varlığının önemli bir bölümünü ise tiyatroları oluşturmaktadır. Bütün söz varlığı yirmi bin civarında olan dillerin bulunduğu göz önüne alındığında bir yazar için bunun önemli bir sayı olduğu ortaya çıkar. Edebiyatımızda bu düzeye ulaşan yazarın bulunup bulunmadığı konusunda yeterli bilgiye sahip değiliz. Yazarlarımızın ve şairlerimizin söz varlığı ile ilgili birtakım çalışmalar bulunmaktadır. Örneğin Ahmet Haşim’in şiirlerinin söz varlığının 1.793 olduğu, Yahya Kemal’in ise şiirlerinde 3.307 farklı sözcük kullandığı ortaya konulmuştur. Yine de bir şairin söz varlığını bir yazarın söz varlığıyla karşılaştırmanın doğru olmadığı görüşündeyiz. Roman vadisinde ise Peyami Safa’nın on bir romanında 6.143 farklı sözcük kullandığı biliniyor. Atatürk’ün Nutuk ‘unun özgün metninde ise 6.791 söz varlığı bulunuyor. Şekspir’in söz varlığına en fazla yaklaşan yazarımız olarak bilinen Ahmet Mithat’ın ise on üç binin üzerinde söz varlığıyla eserlerini yazdığı belirtilmektedir. Birtakım çekincelerle birlikte yeni çalışmalar yapılıncaya kadar bu verileri doğru kabul edebiliriz. Bilimsel araştırmalara dayansa da bu sayısal verilere ihtiyatlı yaklaşmak gerekiyor. Çünkü bu sonuçların büyük bir bölümüne bilgisayar kullanılmadan fişleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Sözcük fişleme, uzun süre etkili bir yöntem olarak kullanılsa da insan dikkatine dayalı bir yöntem olması dolayısıyla her zaman sağlıklı sonuçlara ulaşmamıza yardımcı olamaz. Bilgisayar destekli dil bilimi çalışmaları ise en etkili ve sağlıklı sonuçlar veren yöntem olarak görülüyor.

Amaca uygun yazılım ve sağlıklı veri girişi ile bilgisayar destekli dil bilimi çalışmalarının hız kazandığı günümüzde şairlerimizin, yazarlarımızın söz varlığı ile ilgili çalışmaların ortaya konulması bu konuda daha sağlıklı sonuçlara ulaşmamızı sağlayacaktır.

Bu çalışmaların başında şair ve yazarlarımızın sözlüklerinin hazırlanması işi gelmektedir. Son yıllarda birkaç şairimizin, yazarımızın sözlüğü hazırlanmış olsa da yapılan çalışmalar genellikle konu edinilen yazarın veya şairin eserlerinde kullandıkları kendilerine özgü söz varlığıdır. Örneğin Ali Püsküllüoğlu’nun hazırladığı Yaşar Kemal Sözlüğü , yazarın söz varlığını ortaya koymaktan çok Çukurova ağızlarına ait yerel söz varlığını bir araya getirmektedir. Yirmi iki eserin taranmasıyla elde edilen söz varlığında Çukurova bölgesi ağızlarından altı yüz otuz beş sözcük bulunuyor. İstiklal Marşı ‘mızın şairi Mehmet Âkif Ersoy’un eseri Safahat ‘ın sözlüğü de geçen yıl yayımlandı. Cevdet Şanlı’nın hazırladığı bu çalışma, Safahat ‘ın hakkıyla okunmasına yardımcı olacak kılavuz sözlük niteliğindedir. Lügatçe olarak adlandırılabilecek bu kılavuz sözlükler de gereklidir ancak yazarların, şairlerin söz varlığını bütün sözcükleriyle, deyimleriyle, terimleriyle ortaya koyacak çalışmalara da gerek duyulmaktadır. Bu çalışmalar yazarlarımızın, şairlerimizin söz varlıklarına ilişkin sayısal verileri de içerebileceği gibi, sözcüklerin türlerine göre kullanım sıklıklarını da gösterebilecektir. Verilere ihtiyatlı yaklaşmamızın bir başka nedeni de yazarlarımızın bütün eserlerinin incelenememiş olmasıdır. Örneğin Ahmet Mithat’ın bütün eserleri veri tabanına aktarılmak şöyle dursun bazı eserleri yeni Türk harfleriyle yayımlanamamıştır. Son derece üretken bir yazar olan Ahmet Mithat’ın bütün eserlerinin belirlenerek bir veri tabanında toplanması, söz varlığının sınırlarını daha da genişletecektir.

Kimi yazarlarımızın söz varlığı üzerinde henüz durulmamıştır. Bu yıl dört yüzüncü doğum yıl dönümünü kutlamakta olduğumuz Evliya Çelebi’nin on ciltten ve yaklaşık dört bin sayfadan oluşan eseri Seyahatname ‘nin söz varlığının kaç sözcükten oluştuğunu bilemiyoruz. Tam metin yayımı daha yeni gerçekleştirilen Seyahatname ‘nin söz varlığının Evliya Çelebi’nin çağdaşı sayılabilecek Şekspir’den aşağı kalmayacağı söylenebilir. Şekspir’in İngilizceye kazandırdığı sözcükler ise bir başka inceleme konusudur. Türettiği ve eserlerinde kullandığı yaklaşık iki bin sözcüğü Şekspir’in İngilizceye kazandırmasıyla ilgili çalışmalar bulunmaktadır. Dilimizin söz varlığına türettikleri, yeni bir anlam yükledikleri sözcüklerle katkıda bulunan şairimiz, yazarımız hiç olmamış mıdır? Elbette olmuştur… Böyle bir bilgiye ulaşmak ancak sözcüklerin ilk kez hangi eserde kullanıldığını belgeleyen tarihsel sözlüklerle mümkündür. Türkçenin bir eksiği de tarihsel sözlüktür.

Ne yazık ki Türkiye Türkçesinin Tarihsel Sözlüğü tamamlanamamış bir çalışma olarak kalmıştır. Türk Dil Kurumunda ilk kez 1969 yılında çalışmalarına başlanan, 1972 yılında örnek olarak iki forması yayımlanan Türkiye Türkçesinin Tarihsel Sözlüğü çalışmaları 1995 yılında yeniden canlandırılmıştır. İlk çalışmada taranan fişlerin yanı sıra yeni bir tarama seferberliği başlatılmış, XV. yüzyıl sonuna kadar olan döneme ait yüzlerce eser taranarak bir milyon üç yüz bin tarama fişi çıkarılmıştır. Bu fişlerin tasnifi 2003 yılında başlamış, M harfine kadar olan bölüm tamamlanmıştı. Ancak bir denetim sırasında denetçinin fiş tasnif ücretleriyle ilgili olarak yazdığı rapor üzerine tasnif çalışması durdurulmuştu. Kurumumuzda yürütülen projelerle ilgili mevzuattaki eksiklikler yüzünden proje çalışmaları da duraklama noktasına girmişti.

Türk Dil Kurumunun 2011 yılı yatırım bütçesine konulan dört yeni proje ile birlikte mevzuatta düzenlemeye gidilmiştir. Bu projelerden birisi de Türkiye Türkçesinin Köken Bilgisi (Etimoloji) Sözlüğü’dür. Bu projenin gerçekleştirilebilmesi için öncelikli olarak tarihsel sözlüğün tamamlanması gerekmektedir. Bu bakımdan tarihsel sözlük proje kapsamına alınmıştır. Sözlük fişlerinin tasnifi ile Türkiye Türkçesinin Tarihsel Sözlüğü yayıma hazır hâle gelmiş olacaktır. Böylece bir sözcüğü ilk kez hangi şairimizin, yazarımızın hangi eserinde, hangi yıl ve hangi anlamda kullandığını bileceğiz. Bir sözcüğün dilde kullanılması demek o sözcüğün toplum hayatında kendine yer edinmesi, bir kavram alanı oluşturması demektir. Bir sözcüğün ortaya çıkış tarihi, aynı zamanda sosyal, toplumsal ve kültür hayatımızla ilgili ipuçlarını da bizlere verir. Bu veriler, köken bilgisi sözlüğünün önemli bir malzemesini oluştururken aynı zamanda şairlerimizin, yazarlarımızın dilimizin söz varlığına kattığı sözcükleri, deyimleri, anlamları belirleme olanağını da sağlayacaktır.

Kaynakça: Ekiyor, Cemil (2008), “Atatürk’ün Söz Varlığı Üzerine Bir Deneme”, Türk Dili , S.: 675 (Mart 2008), s. 203-216.

Tosunoğlu, Mesiha (1999), “Kelime Servetinin Eğitim Öğretimdeki Yeri ve Önemi”, Millî Eğitim Dergisi, S.: 144.

kaynak: http://tdk.gov.tr/images/css/TDD/2011s719/2011719akalin.pdf

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir