Kolomna Kremlini: Oka Kıyısındaki Güney Kalkanı
Moskova’nın güneydoğusunda, Moskova Nehri’nin Oka’ya kavuştuğu noktada, yüzyıllar boyunca bozkırdan gelen akınlara karşı nöbet tutmuş bir şehir var: Kolomna. Bugün sakin sokakları, ahşap evleri, kiliseleri ve meşhur pastila tatlısıyla tanınan bu şehir, bir zamanlar Rus devletinin güney sınırındaki en önemli kalelerinden birine ev sahipliği yapıyordu. Kolomna Kremlini, Moskova Kremlini ile aynı dönemde, benzer bir anlayışla inşa edilmiş, etkileyici bir taş kale.
Kaleler serimizin Rusya ayağında bu kez Moskova’nın yakınlarındaki bu tarihi şehre gidiyoruz. Kolomna Kremlini’nin büyük kısmı zamanla yok olmuş olsa da, ayakta kalan kuleleri, kapıları ve duvar parçaları hâlâ insanı etkiliyor. Üstelik kremlinin içindeki tarihi mahalle, katedraller ve müzelerle birlikte, Kolomna’yı Moskova’dan yapılabilecek en keyifli gezilerden biri haline getiriyor. Gelin, bu şehrin hikâyesini birlikte dinleyelim.
İçindekiler
- Kolomna Kremlini Nerede?
- Oka Kıyısındaki Sınır Şehri
- Dmitri Donskoy ve Kulikovo Yolu
- Taş Kremlinin İnşası
- Duvarlar ve Kuleler
- Marinkina Kulesi ve Marina Mniszech
- Pyatnitskie Kapısı
- Kremlinin İçinde Bir Mahalle
- Katedral Meydanı
- Pastila ve Kalaç Müzeleri
- Kolomna’da Bir Gün
- Video
- Ulaşım
- Pratik İpuçları
- Sıkça Sorulan Sorular
- Sonuç
- Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

Kolomna Kremlini Nerede?
Kolomna, Moskova Oblastı’nda, başkentin yaklaşık 115 kilometre güneydoğusunda yer alan bir şehir. Kremlin, şehrin tarihi merkezinde, Moskova Nehri ile küçük Kolomenka Nehri’nin birleştiği yerin yakınında bulunuyor. Birkaç kilometre ötede Moskova Nehri, Rusya’nın en önemli nehirlerinden biri olan Oka’ya karışıyor. Bu nehirler, tarih boyunca hem ticaret yolu hem de doğal savunma hattı görevi gördü.
Koordinatlar: 55.1030° K, 38.7540° D
Google Haritalar’da Kolomna Kremlini
Şehrin konumu, Moskova’yı güneyden korumak için son derece elverişliydi. Bozkırdan kuzeye doğru ilerleyen bir ordu, Moskova’ya ulaşmak için önce Oka Nehri’ni geçmek zorundaydı. Kolomna ise bu nehrin üzerindeki en kritik geçiş noktalarından birini kontrol ediyordu. Bu yüzden şehir, yüzyıllar boyunca Moskova’nın güney kapısının bekçisi oldu.
Oka Kıyısındaki Sınır Şehri
Kolomna’nın adı kaynaklarda ilk kez on ikinci yüzyılda geçiyor. Başlangıçta Ryazan Knezliği’ne bağlı küçük bir yerleşimdi. On dördüncü yüzyılın başlarında ise Moskova knezleri tarafından ele geçirildi ve o tarihten itibaren Moskova’nın yükselişinin bir parçası oldu. Kolomna’nın Moskova’nın ilk toprak kazanımlarından biri olması, şehrin Moskova devleti için taşıdığı önemi gösteriyor.
On üçüncü yüzyıldan itibaren Rus toprakları, Altın Orda’nın hâkimiyeti altına girdi. Sonraki yüzyıllarda Altın Orda’nın parçalanmasıyla ortaya çıkan hanlıklar, özellikle Kırım Hanlığı, Rus topraklarına düzenli akınlar düzenledi. Bu akınlara karşı Moskova devleti, Oka Nehri boyunca güçlü bir savunma hattı oluşturdu. Bu hatta “Bereg”, yani “kıyı” deniyordu ve her yıl ilkbaharda Rus orduları bu kıyıya konuşlanarak olası saldırılara karşı nöbet tutuyordu. Kolomna, bu savunma hattının en önemli karargâhlarından biriydi.
Şehir tarih boyunca defalarca saldırıya uğradı, yakıldı ve yeniden kuruldu. Ahşap surlar bu saldırılara karşı yeterli koruma sağlayamıyordu. On altıncı yüzyılın başlarında Moskova Büyük Knezi III. Vasili, Kolomna’yı kalıcı olarak korumak için taş bir kremlin inşa ettirmeye karar verdi.

Dmitri Donskoy ve Kulikovo Yolu
Kolomna’nın tarihindeki en sembolik anlardan biri, taş kremlinin inşasından çok önce, 1380 yılında yaşandı. Moskova Knezi Dmitri İvanoviç, Altın Orda’nın komutanı Mamay’a karşı büyük bir sefere çıkmadan önce ordusunu Kolomna’da topladı. Rus knezliklerinden gelen birlikler burada bir araya geldi, ordu burada düzenlendi ve buradan güneye, Don Nehri yönüne doğru yola çıktı.
Bu seferin sonunda yapılan Kulikovo Savaşı, Rus tarihinin en önemli olaylarından biri olarak kabul ediliyor. Dmitri bu zaferden sonra “Donskoy”, yani “Donlu” lakabıyla anıldı. Savaş, Altın Orda’nın hâkimiyetini hemen sona erdirmese de, Rus knezliklerinin birlikte hareket ederek güçlü bir düşmana karşı zafer kazanabileceğini gösteren sembolik bir dönüm noktası oldu.
Bugün Kolomna Kremlini’nin önünde, Dmitri Donskoy’un atlı heykeli yükseliyor. Bu anıt, şehrin bu tarihi olaydaki rolünü hatırlatıyor. Kremlinin içindeki katedralin de bu zaferin anısına yapılan daha eski bir kilisenin yerinde bulunduğu anlatılıyor. Kolomna halkı, şehirlerinin Kulikovo yolunun başlangıç noktası olmasından büyük gurur duyuyor.
Taş Kremlinin İnşası
Kolomna’nın taş kremlini 1525 ile 1531 yılları arasında, III. Vasili döneminde inşa edildi. Bu tarihler, Moskova Kremlini’nin taş surlarının tamamlanmasından yaklaşık otuz yıl sonrasına denk geliyor. Kolomna Kremlini’nin mimarisi, Moskova Kremlini ile pek çok benzerlik taşıyor. Bu yüzden inşaatta, Moskova Kremlini’nde çalışan İtalyan ustaların ya da onların öğrencilerinin yer almış olabileceği düşünülüyor. Kesin olarak hangi ustaların çalıştığı konusunda kaynaklar net bilgi vermese de, kulelerin şekli ve duvarların yapım tekniği bu bağlantıyı güçlü kılıyor.
İnşaat altı yıl gibi kısa bir sürede tamamlandı. Bu hız, projenin devlet için ne kadar acil ve önemli olduğunu gösteriyor. Tamamlandığında Kolomna Kremlini, Rusya’nın en büyük ve en güçlü kalelerinden biri haline gelmişti. Ancak tarihin ilginç bir cilvesi olarak, bu güçlü kale hiçbir zaman düşman tarafından ele geçirilemedi. Kırım akıncıları Kolomna çevresine pek çok kez ulaştı, ama taş surları aşmayı başaramadılar.
Duvarlar ve Kuleler
Kolomna Kremlini tamamlandığında yaklaşık iki kilometre uzunluğunda bir surla çevriliydi. Bu surların üzerinde 16 kule bulunduğu ve bunlardan 4’ünün aynı zamanda şehre giriş kapısı olarak kullanıldığı kabul ediliyor. Duvarların yüksekliği yer yer 20 metreyi aşıyor, kalınlıkları ise 3 ila 4,5 metre arasında değişiyordu. Kremlinin çevrelediği alan yaklaşık 24 hektar; bu ölçüyle Moskova Kremlini’nden bile daha büyük bir alanı koruyordu.
Duvarların üst kısmında, Moskova Kremlini’nde de gördüğümüz kırlangıç kuyruğu şeklindeki siper dişleri bulunuyordu. Bu dişler, İtalyan kale mimarisinin tipik bir özelliği. Duvarın içinde ve kulelerde farklı seviyelerde atış mazgalları yer alıyordu. Kuleler, duvarın düz bölümlerinin saldırganlar tarafından kolayca kuşatılmasını önleyecek şekilde, belirli aralıklarla yerleştirilmişti. Köşelerde yuvarlak, düz bölümlerde ise dörtgen kuleler tercih edilmişti.
Ne yazık ki kremlinin büyük kısmı bugün ayakta değil. On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda, şehrin artık sınır kalesi işlevine ihtiyacı kalmayınca, duvarlar ihmal edildi. Daha da kötüsü, duvarların tuğla ve taşları şehirdeki yeni yapılar için malzeme olarak sökülüp kullanıldı. Yetkililerin zaman zaman bu sökümü yasaklamaya çalıştığı, ancak bunun tam olarak engellenemediği anlatılıyor. Sonuç olarak, bugün kremlinin 16 kulesinden yalnızca 7’si ve duvarların bazı bölümleri ayakta.
Yine de ayakta kalan bölümler, kremlinin bir zamanlar ne kadar güçlü bir yapı olduğunu anlamak için yeterli. Özellikle şehrin batı tarafında, Marinkina Kulesi ile Pyatnitskie Kapısı arasındaki bölüm, duvarın orijinal görünümünü en iyi koruyan kısım. Burada yürürken, yükselen kırmızı tuğla duvarların ve kulelerin gölgesinde kendinizi on altıncı yüzyılda hissedebilirsiniz.

Marinkina Kulesi ve Marina Mniszech’in Hikâyesi
Kolomna Kremlini’nin en ünlü kulesi, hiç şüphesiz Marinkina Kulesi. Duvarın köşesinde yükselen bu yuvarlak kule, hem mimarisiyle hem de etrafında anlatılan hikâyeyle ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Kulenin asıl adının farklı olduğu, bugünkü adını ise on yedinci yüzyılın başlarında yaşanan dramatik bir olaydan aldığı söyleniyor.
Marina Mniszech, Polonyalı bir soylu kızıydı. Rusya’nın Karışıklık Dönemi’nde, kendisini Korkunç İvan’ın oğlu Dmitri olarak tanıtan ve kısa bir süre Rus tahtına oturan Sahte Dmitri ile evlendi ve Moskova’da çariçe olarak taç giydi. Ancak Sahte Dmitri kısa süre sonra öldürüldü. Marina bu kez ikinci bir taht iddiacısının yanında yer aldı ve Rusya’nın çalkantılı iç savaşında önemli bir figür olarak kalmaya devam etti. Sonunda Romanov hanedanının iktidara gelmesiyle yakalandı.
Halk arasında yaygın olan anlatıya göre Marina, yakalandıktan sonra Kolomna Kremlini’nin bu kulesine hapsedildi ve 1614 civarında burada hayatını kaybetti. Kulenin adının da buradan geldiği söyleniyor. Ancak tarihçiler, Marina’nın gerçekten bu kulede mi yoksa başka bir yerde mi hapsedildiği ve öldüğü konusunda farklı görüşlere sahip. Bazı kaynaklar onun Moskova’da tutulduğunu öne sürüyor. Kesin olan bir şey varsa, bu hikâyenin Kolomna’nın kimliğinin ayrılmaz bir parçası haline geldiği.
Efsaneye göre Marina büyücüydü ve bir gün kulenin penceresinden bir kargaya dönüşerek uçup kaçtı. Bu masalsı anlatı, yüzyıllar boyunca halk arasında dilden dile dolaştı. Bugün Marinkina Kulesi’nin önünde durduğunuzda, bu efsaneyi hatırlamak kuleye ayrı bir gizem katıyor. Kulenin içi genellikle ziyarete kapalı, ancak dışarıdan bakıldığında bile etkileyici bir yapı.


Pyatnitskie Kapısı
Kremlinin ayakta kalan kapıları arasında en etkileyici olanı Pyatnitskie Kapısı. Bu kapı, kremlinin ana girişlerinden biriydi ve adını yakınındaki Aziz Paraskeva Pyatnitsa Kilisesi’nden alıyor. Kapı kulesi, iki katlı yapısı ve kalın duvarlarıyla güçlü bir savunma noktası oluşturuyordu.
Kapının içinden geçen yol, bir zamanlar şehre giren ve şehirden çıkan tüccarların, askerlerin ve hacıların kullandığı ana güzergâhtı. Bugün bu kapıdan geçerken, ayaklarınızın altındaki taşların yüzyıllar boyunca kaç kişi tarafından aşındırıldığını düşünmek insanı etkiliyor. Kapı kulesinin içinde zaman zaman sergiler ve etkinlikler düzenlendiği biliniyor.
Pyatnitskie Kapısı’nın önünde, Dmitri Donskoy’un atlı heykeli yer alıyor. Heykel, Kulikovo seferine çıkan ordunun Kolomna’dan yola çıkışını simgeliyor. Kapı ile heykelin birlikte oluşturduğu manzara, Kolomna’nın en sık fotoğraflanan görüntülerinden biri. Kremlin gezinize buradan başlamanızı öneririm.


Kremlinin İçinde Bir Mahalle
Kolomna Kremlini’ni diğer pek çok kaleden ayıran en güzel özellik, surların içinin bugün hâlâ yaşayan bir mahalle olması. Moskova Kremlini bir yönetim ve müze alanıyken, Kolomna Kremlini’nin içinde insanlar hâlâ evlerinde yaşıyor, bahçelerinde sebze yetiştiriyor, çocuklar sokaklarda oynuyor. Ahşap ve tuğla evler, dar sokaklar, kiliseler ve küçük meydanlar, size bir müzeyi değil, tarihin içinde süren gündelik bir hayatı gösteriyor.
Kremlinin içindeki sokaklarda gezinirken, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllardan kalma tüccar evlerine rastlayacaksınız. Bu evlerin bazıları ahşap süslemeli pencereleri, oymalı saçakları ve renkli boyalarıyla masal kitaplarından çıkmış gibi görünüyor. Bazıları ise taş temeller üzerine kurulmuş, ağır kapıları ve demir parmaklıklı pencereleriyle eski Rus tüccarlarının varlıklı yaşamını yansıtıyor.
Bu mahallenin atmosferi, özellikle sabah erken saatlerde ya da akşamüstü çok özel. Turist kalabalığı henüz gelmemişken ya da çekildikten sonra, sokaklarda yalnızca kuş sesleri, kilise çanları ve uzaktan gelen günlük hayatın sesleri duyuluyor. Bir köşede oturup bu sessizliği dinlemek, Kolomna gezisinin en güzel anlarından biri olabilir.
Kremlin mahallesinin içinde birkaç küçük müze, galeri ve kafe de bulunuyor. Bu mekânların çoğu, eski evlerin restore edilmesiyle oluşturulmuş. İçlerine girdiğinizde ahşap zeminlerin gıcırtısı, kalın duvarların serinliği ve eski eşyaların kokusu sizi karşılıyor. Kolomna, bu tür küçük ve samimi müzeleriyle ünlü; bunların bazılarından aşağıda daha ayrıntılı bahsedeceğim.

Katedral Meydanı
Kremlinin kalbinde, Katedral Meydanı adı verilen geniş bir alan yer alıyor. Bu meydanın etrafında Kolomna’nın en önemli dini yapıları sıralanıyor. Meydanın en görkemli yapısı Uspenski, yani Meryem’in Göğe Kabulü Katedrali. Bugünkü bina on yedinci yüzyılın sonlarında inşa edildi, ancak aynı yerde daha önce, on dördüncü yüzyıla tarihlenen bir katedralin bulunduğu biliniyor. Bu ilk katedralin, Dmitri Donskoy tarafından yaptırıldığı ve Kulikovo zaferiyle ilişkilendirildiği anlatılıyor.
Katedralin yanında, sivri çatılı yüksek bir çan kulesi yükseliyor. Meydanın diğer tarafında ise kış kilisesi olarak kullanılan daha küçük bir yapı bulunuyor. Rus Ortodoks geleneğinde, büyük katedraller kışın ısıtılması zor olduğu için genellikle yazın kullanılır, kış ayinleri ise daha küçük ve daha kolay ısıtılan kiliselerde yapılırdı. Kolomna’daki bu yapı düzeni, bu geleneğin güzel bir örneği.
Katedral Meydanı’ndan biraz ileride, Novo-Golutvin Manastırı’nın beyaz duvarları ve kuleleri görülüyor. Bu manastır, kremlinin içinde yer alan ve hâlâ faal olan bir rahibe manastırı. Manastırın bahçeleri, çiçek tarhları ve özenle bakılmış avluları, ziyaretçilere huzurlu bir atmosfer sunuyor. Ziyaret ederken uygun kıyafetler giymeniz bekleniyor; kadınların başlarını örtmesi ve etek giymesi, erkeklerin ise şort giymemesi rica ediliyor.
Katedral Meydanı’nda biraz zaman geçirin. Çan kulesinden yayılan sesler, kubbelerin üzerinde dolaşan kuşlar ve meydanın etrafındaki eski binalar, size Rus kasabalarının yüzyıllardır değişmeyen ruhunu hissettiriyor.
Pastila ve Kalaç Müzeleri
Kolomna’yı sadece kremlini için değil, eşsiz lezzetleri ve bu lezzetleri anlatan müzeleri için de ziyaret ediyorlar. Şehrin en ünlü tatlısı pastila. Elma püresinin şeker ve yumurta akıyla çırpılıp fırında uzun süre kurutulmasıyla yapılan bu hafif, köpüksü tatlı, on dokuzuncu yüzyılda Kolomna’nın simgelerinden biriydi. Hatta Kolomna pastilasının Rusya’nın dışına, Avrupa’ya bile ihraç edildiği anlatılıyor.
Zamanla bu geleneksel üretim neredeyse unutuldu. Son yıllarda ise Kolomna’da bu tarifi yeniden canlandıran bir müze açıldı. Pastila Müzesi’nde, eski tariflere göre pastilanın nasıl yapıldığını öğrenebilir, on dokuzuncu yüzyıl kıyafetleri giymiş rehberlerin anlattığı hikâyeleri dinleyebilir ve elbette farklı çeşitlerde pastila tadabilirsiniz. Tadım sırasında genellikle semaverden demlenen çay da ikram ediliyor. Bu deneyim, hem çocuklar hem de yetişkinler için çok keyifli.
Kolomna’daki bir diğer ilginç müze ise Kalaç Müzesi. Kalaç, ortasında bir sap bulunan, çanta sapını andıran şekliyle tanınan geleneksel bir Rus ekmeği. Bu müzede kalaçın tarihini öğrenebilir, eski bir fırında nasıl pişirildiğini izleyebilir ve sıcak kalaç tadabilirsiniz. Her iki müze de, Kolomna’nın tarihini yalnızca savaşlar ve kaleler üzerinden değil, gündelik hayat ve mutfak kültürü üzerinden de anlatıyor.
Kolomna’da Bir Gün
Kolomna’yı Moskova’dan günübirlik ziyaret etmek oldukça kolay. Sabah erken saatte Moskova’dan çıkarsanız, öğleden önce Kolomna’da olabilirsiniz. Benim önerim, gezinize Pyatnitskie Kapısı ve Dmitri Donskoy heykelinin önünden başlamak. Buradan kremlinin içine girip, duvarı takip ederek Marinkina Kulesi’ne doğru yürüyebilirsiniz. Bu yürüyüş sırasında duvarın en iyi korunmuş bölümlerini ve ayakta kalan kuleleri görme fırsatı bulursunuz.
Marinkina Kulesi’nden sonra kremlinin içindeki mahalleye dalın. Dar sokaklarda kaybolmak, eski evlerin pencere süslemelerine bakmak, küçük bahçelere göz atmak Kolomna’nın ruhunu hissetmenin en güzel yolu. Ardından Katedral Meydanı’na ulaşıp Uspenski Katedrali’ni ve çan kulesini görün. Novo-Golutvin Manastırı’nın avlusunda biraz dinlenebilirsiniz.
Öğle yemeği için kremlinin içindeki ya da yakınındaki geleneksel Rus lokantalarından birini seçebilirsiniz. Öğleden sonra Pastila Müzesi’ne gidip tadım programına katılın; özellikle çocuklu aileler için bu müze gezinin en eğlenceli kısmı olabilir. Ardından Kalaç Müzesi’ne uğrayın ya da kremlinin dışına çıkıp Moskova Nehri’nin kıyısında yürüyüş yapın.
Gün sonunda Moskova Nehri ile Oka’nın birleştiği yere kadar gitmek de güzel bir fikir. Bu birleşme noktası, Kolomna’nın neden bu kadar stratejik bir yer olduğunu anlamanızı sağlayacak. İki nehrin buluştuğu geniş vadiyi izlerken, yüzyıllar önce burada nöbet tutan askerlerin, güneyden gelecek tehlikeyi bekleyişini hayal edebilirsiniz.
Eğer zamanınız varsa Kolomna’da bir gece konaklamanızı öneririm. Akşam saatlerinde kremlin sokakları sessizleşiyor, kuleler ışıklandırılıyor ve şehir bambaşka bir havaya bürünüyor. Ertesi sabah, Kolomna’nın yakınlarındaki Bobrenev Manastırı ya da Golutvin Manastırı gibi tarihi yapıları ziyaret edebilirsiniz.

Oka Savunma Hattı: Kolomna’nın Asıl Görevi
Kolomna Kremlini’ni tam olarak anlamak için, onun daha büyük bir savunma sisteminin parçası olduğunu bilmek gerekiyor. On altıncı yüzyılda Moskova devleti, güney sınırını korumak için Oka Nehri boyunca bir dizi kale ve gözetleme noktası kurmuştu. Bu sistemin içinde Kolomna’nın yanı sıra Serpuhov, Kaşira ve Zaraysk gibi şehirler de yer alıyordu. Tula ise biraz daha güneyde, ileri karakol görevi görüyordu.
Her yıl ilkbaharda, bozkırdaki karların erimesi ve otların yeşermesiyle birlikte Kırım akıncılarının sefer mevsimi başlıyordu. Bu dönemde Moskova’nın orduları Oka kıyısındaki bu kalelere konuşlanırdı. Bozkırın derinliklerinde ise küçük gözcü birlikleri dolaşır, düşmanın yaklaştığını fark ettiklerinde hızla haber getirirdi. Bu bilgi zinciri sayesinde Rus orduları, akıncıların nehri geçmeye çalışacağı noktaya zamanında ulaşabiliyordu.
Bu sistem her zaman başarılı olmadı. 1571 yılında Kırım Hanı Devlet Giray, Oka hattını atlatarak Moskova’ya kadar ilerledi ve şehri ateşe verdi. Ancak bir yıl sonra, 1572’de, Moskova’nın güneyinde yapılan Molodi Savaşı’nda Rus orduları büyük bir zafer kazandı. Bu savaşın, Kırım akınlarının Moskova için oluşturduğu tehlikeyi önemli ölçüde azalttığı kabul ediliyor. Kolomna, bu dönemde savunma sisteminin merkezlerinden biri olarak kritik bir rol oynadı.
On yedinci yüzyılın sonlarına doğru Rus devletinin sınırları güneye doğru genişledikçe, Oka hattının önemi azaldı. Yeni savunma hatları daha güneyde kuruldu. Kolomna Kremlini de bu süreçte askerî işlevini yitirdi ve yavaş yavaş bir ticaret ve din merkezine dönüştü. Ama duvarların hâlâ ayakta olan bölümleri, bu kentin bir zamanlar Rusya’nın güney kapısının bekçisi olduğunu sessizce hatırlatmaya devam ediyor.
Kolomna Kremlini’ni Videoda İzleyin
Kolomna’nın sokaklarını, kremlin duvarlarını ve şehrin havasını görmek için aşağıdaki videoya göz atabilirsiniz.
Kolomna’ya Nasıl Gidilir?
Kolomna’ya Moskova’dan ulaşmanın en kolay yolu tren. Moskova’nın Kazanski Garı’ndan Kolomna’ya düzenli banliyö trenleri ve daha hızlı ekspres trenler kalkıyor. Yolculuk, trenin türüne bağlı olarak yaklaşık bir buçuk ile iki buçuk saat arasında sürüyor. Kolomna’da birkaç tren istasyonu bulunuyor; kremline en yakın olanı genellikle Golutvin istasyonu ya da şehir merkezine yakın Kolomna istasyonu. Buradan kremline yürüyerek ya da yerel otobüs ve tramvayla ulaşabilirsiniz.
Otobüsle de Kolomna’ya gitmek mümkün. Moskova’daki bazı metro istasyonlarının yakınından kalkan otobüsler, trafiğe bağlı olarak iki saat civarında Kolomna’ya ulaşıyor. Arabayla gidecekseniz, Moskova’dan güneydoğuya uzanan ana karayolunu takip edebilirsiniz.
Kolomna’da şehir içinde tramvay hatları da bulunuyor. Rusya’nın en eski tramvay sistemlerinden birine sahip olan şehirde, tarihi merkezi tramvayla dolaşmak da keyifli bir deneyim olabilir. Ancak kremlinin içi ve çevresi yürüyerek gezmek için en uygun alan.
Kolomna’nın Kültür Hayatı
Kolomna, küçük bir şehir olmasına rağmen oldukça canlı bir kültür hayatına sahip. Şehirde çok sayıda bağımsız müze, sanat galerisi ve kültür merkezi bulunuyor. Bu mekânların önemli bir kısmı, son yıllarda yerel girişimcilerin ve kültür meraklılarının çabalarıyla açıldı. Eski binaların restore edilip yeni işlevlerle hayata döndürülmesi, şehrin tarihi dokusunu korurken ona yeni bir enerji de katıyor.
Şehirde ayrıca Rusya’nın tanınmış yazarlarından bazılarının izleri de bulunuyor. Ünlü Rus yazarlarından birkaçının Kolomna’yı ziyaret ettiği ya da burada bir süre yaşadığı, şehrin eserlerinde yer aldığı anlatılıyor. Bazı eski evlerin önündeki anma plaketleri, bu edebi bağlantıları hatırlatıyor. Kremlin gezisi sırasında bu plaketlere dikkat etmek, şehrin kültürel geçmişine dair küçük ipuçları yakalamanızı sağlar.
Kolomna, ahşap mimarisiyle de dikkat çekiyor. Kremlinin dışında, özellikle eski tüccar mahallelerinde, on dokuzuncu yüzyıldan kalma ahşap evler sıralanıyor. Bu evlerin pencere çerçevelerindeki dantel gibi işlenmiş oymalar, geleneksel Rus halk sanatının en güzel örneklerinden. Her evin oymaları farklı; bazılarında çiçek motifleri, bazılarında kuşlar, bazılarında ise geometrik desenler görüyorsunuz. Bu evlerin fotoğrafını çekmek, kendi başına küçük bir keşif turu olabilir.
Şehirde yıl boyunca çeşitli festivaller ve etkinlikler düzenleniyor. Tarihi canlandırma festivalleri, müzik etkinlikleri ve yerel bayramlar, Kolomna’yı ziyaret için ek sebepler sunuyor. Özellikle kremlinin içinde düzenlenen etkinliklerde, ortaçağ kıyafetleri giymiş katılımcılar, zanaat gösterileri ve geleneksel müzik, şehrin tarihini canlı bir şekilde deneyimlemenizi sağlıyor. Etkinlik tarihleri yıldan yıla değişebileceği için gitmeden önce kontrol etmenizi öneririm.
Kolomna ve Moskova Kremlini
Kaleler serimizde daha önce Moskova Kremlini’ni gezmiştik. Kolomna Kremlini, Moskova’daki ağabeyiyle pek çok ortak özellik taşıyor. Her ikisi de kırmızı tuğladan yapılmış, her ikisinde de kırlangıç kuyruğu şeklindeki siper dişleri bulunuyor ve her ikisinin kulelerinde İtalyan kale mimarisinin izleri görülüyor. Bu benzerlikler, Kolomna Kremlini’nin Moskova’daki yapıdan ilham alarak ya da aynı usta geleneği içinde inşa edildiğini düşündürüyor.
Ancak iki kremlin arasında önemli farklar da var. Moskova Kremlini bir devletin yönetim merkezi olarak tasarlanmıştı; içinde saraylar, katedraller ve devlet binaları yer alıyordu. Kolomna Kremlini ise öncelikle askerî bir savunma yapısıydı. İçinde de dini yapılar ve yönetim binaları bulunuyordu, ama asıl amacı güney sınırını korumaktı.
Bir diğer fark ise bugünkü durumları. Moskova Kremlini’nin surları neredeyse eksiksiz ayakta dururken, Kolomna Kremlini’nin büyük bölümü yok olmuş durumda. Ama bu durum, Kolomna’ya kendine özgü bir hava da katıyor. Duvarların arasından görünen ahşap evler, kulelerin yanındaki küçük bahçeler, kremlinin içinde süren gündelik hayat; Kolomna’yı daha samimi ve daha insani bir yer haline getiriyor.
Pratik İpuçları
Kolomna’yı ziyaret etmek için en güzel mevsimler ilkbahar sonu, yaz ve erken sonbahar. Mayıs ile eylül arasında hava ılık, bahçeler çiçekli ve sokaklarda yürümek çok keyifli. Kışın ise şehir karla kaplanıyor ve ahşap evler, kubbeler ve kuleler bir kartpostal manzarası oluşturuyor. Kış ziyaretinde sıcak giyinmeyi ve kaymayan ayakkabılar seçmeyi unutmayın.
Müzelerin çalışma saatleri ve tadım programları değişebildiği için gitmeden önce kontrol etmeniz iyi olur. Özellikle Pastila Müzesi’ndeki programlar genellikle belirli saatlerde, gruplar halinde yapılıyor; önceden yer ayırtmak gerekebilir. Hafta sonları ve resmi tatillerde Moskova’dan gelen ziyaretçilerle şehir kalabalıklaşabiliyor; daha sakin bir gezi için hafta içini tercih edebilirsiniz.
Kremlinin içinde yaşayan insanlara saygılı olmak çok önemli. Evlerin bahçelerine izinsiz girmemeye, özel alanları fotoğraflarken dikkatli olmaya özen gösterin. Kiliseleri ve manastırı ziyaret ederken uygun kıyafetler giyin ve ayin sırasında sessiz olun.
Kolomna’dan ayrılmadan önce mutlaka bir kutu pastila alın. Hem kendiniz için hem de sevdiklerinize hediye olarak götürebileceğiniz bu hafif tatlı, Kolomna gezinizin en tatlı hatırası olacak.
Kolomna Çevresindeki Manastırlar
Kolomna’nın tarihi mirası kremlinin duvarlarıyla sınırlı değil. Şehrin çevresinde, yüzyıllar boyunca hem dini merkez hem de savunma noktası olarak işlev görmüş birkaç önemli manastır bulunuyor. Rusya’da manastırların kalın duvarlarla çevrilmesi ve kuşatma anında birer kaleye dönüşebilmesi yaygın bir uygulamaydı. Kolomna’nın manastırları da bu geleneğin güzel örneklerini sunuyor.
Bunlardan biri, Moskova Nehri’nin karşı yakasında yer alan Bobrenev Manastırı. Rivayete göre bu manastır, Kulikovo Savaşı’nın kahramanlarından biri olan komutan Dmitri Bobrok-Volınski tarafından, zaferin anısına kurulmuştu. Manastırın beyaz duvarları ve kuleleri, nehrin karşısından kremline bakan güzel bir manzara oluşturuyor. Uzun yıllar harap halde kalan manastır, yirminci yüzyılın sonlarından itibaren restore edildi ve yeniden faaliyete başladı.
Golutvin Manastırı ise Moskova Nehri ile Oka’nın birleşim noktasının yakınında bulunuyor. Geleneğe göre on dördüncü yüzyılda, Rus Ortodoks Kilisesi’nin en saygın azizlerinden Radonejli Sergius tarafından kurulduğu anlatılıyor. Manastırın sivri çatılı kuleleri ve süslü kapıları, on yedinci ve on sekizinci yüzyıl Rus mimarisinin zarif örnekleri. Manastırın çevresinden iki nehrin buluştuğu geniş vadi manzarası da görülmeye değer.
Bu manastırları ziyaret etmek, Kolomna’nın dini ve askerî tarihinin ne kadar iç içe geçtiğini anlamanızı sağlar. Hepsinin kökeninin Kulikovo dönemine dayandırılması da, bu zaferin şehrin hafızasında ne kadar derin bir yer tuttuğunu gösteriyor.
İki Nehrin Kavşağında
Kolomna’nın kaderini belirleyen en önemli unsur, bulunduğu coğrafya. Moskova Nehri’nin Oka’ya kavuştuğu bu noktada, yüzyıllar boyunca hem ticaret hem de savaş için kritik bir kavşak oluştu. Nehirler, ormanların ve bataklıkların kapladığı bu topraklarda en önemli ulaşım yollarıydı. Yazın kayıklarla, kışın ise donmuş nehirlerin üzerinde kızaklarla mal ve insan taşınırdı. Kolomna, bu iki büyük su yolunun buluştuğu yerde, doğal bir liman ve pazar yeri haline geldi.
Oka Nehri, Moskova’yı güneydeki bozkırlara ve Volga’ya bağlayan bir yoldu. Moskova Nehri ise doğrudan başkente uzanıyordu. Bu yüzden Kolomna’yı kontrol eden, Moskova’ya giden su yolunu da kontrol etmiş oluyordu. Barış zamanında bu, şehre zenginlik getiriyordu; tüccarlar tahıl, kürk, bal, balmumu ve tuz gibi malları bu yoldan taşıyordu. Savaş zamanında ise aynı yol, düşmanların başkente ulaşmak için kullanabileceği bir koridor haline geliyordu.
Bugün Moskova Nehri’nin kıyısında yürürken bu tarihi hissetmek mümkün. Nehrin sakin akışı, karşı kıyıdaki manastır kubbeleri, kıyıda balık tutan yerel halk ve uzaktan görünen kremlin kuleleri, yüzyıllardır süren bir ilişkinin bugünkü halini gösteriyor. Yaz akşamlarında nehir kıyısı, şehir halkının en sevdiği yürüyüş alanlarından biri oluyor. Siz de günün sonunda burada biraz vakit geçirip Kolomna’nın tarihini bir de nehrin gözünden düşünebilirsiniz.
Nehrin karşı yakasından kremline bakan manzara, özellikle gün batımında çok etkileyici. Kızıla dönen gökyüzü altında katedral kubbeleri, çan kulesi ve surların silueti, Kolomna’nın en güzel fotoğraf karelerinden birini oluşturuyor. Fotoğraf meraklıları için bu nokta kesinlikle kaçırılmaması gereken yerlerden biri.
Kolomna Mutfağından Lezzetler
Pastila ve kalaç, Kolomna’nın en bilinen lezzetleri olsa da şehrin mutfağı bunlarla sınırlı değil. Kremlinin içindeki ve çevresindeki lokantalarda geleneksel Rus mutfağının pek çok örneğini bulabilirsiniz. Soğuk günlerde içinizi ısıtacak bir kâse şçi, yani lahana çorbası, ya da pancar çorbası borş iyi bir başlangıç olur. Ana yemek olarak pelmeni, kaz ya da ördek yemekleri, fırında pişmiş balık ve mantarlı yemekler sıkça karşınıza çıkacak.
Kolomna’nın çevresi, Oka ve Moskova nehirleri sayesinde balık açısından zengin. Bu yüzden bazı lokantalarda nehir balığından yapılan yemekleri denemeniz mümkün. Tatlı olarak pastilanın yanı sıra bal, orman meyveleri ve lor peyniriyle yapılan geleneksel Rus tatlılarını da deneyebilirsiniz. Çay ise bu yemeklerin vazgeçilmez eşlikçisi; birçok yerde semaverden servis ediliyor.
Lokanta seçerken, eski binalarda açılmış ve geleneksel dekorasyona sahip yerleri tercih etmenizi öneririm. Ahşap masalar, işlemeli örtüler ve eski fotoğraflarla süslenmiş bu mekânlarda yemek yemek, Kolomna deneyiminizin bir parçası olacak.
Kışın Kolomna
Kolomna’yı kış aylarında ziyaret etmek bambaşka bir deneyim sunuyor. Karla kaplı kremlin duvarları, buz tutmuş Moskova Nehri, beyaza bürünmüş kubbeler ve bacalarından duman yükselen ahşap evler, şehri adeta bir masal diyarına dönüştürüyor. Ocak ayının başındaki Ortodoks Noeli ve Yeni Yıl dönemi, şehirde özel süslemeler, pazarlar ve etkinliklerle kutlanıyor.
Kış gezisinde günler kısa ve hava oldukça soğuk olabiliyor; sıcaklığın sıfırın çok altına düştüğü günler olağan. Kalın mont, bere, eldiven, atkı ve su geçirmez, kaymayan botlar mutlaka yanınızda olmalı. Yürüyüşlerinizi kısa tutup aralarda sıcak bir kafede dinlenmek, kış Kolomna’sının tadını çıkarmanın en iyi yolu. Sıcak bir bardak çay ve taze pastila, soğuk bir kış gününde bulabileceğiniz en güzel mola.
Kışın kremlin sokakları yaz aylarına göre çok daha sakin. Turist kalabalığından uzak, karın yumuşattığı seslerin arasında yürümek, şehrin tarihini daha yakından hissetmenizi sağlıyor. Fotoğraf açısından da kış, Kolomna’nın en etkileyici mevsimlerinden biri: kırmızı tuğla kuleler beyaz karın üzerinde adeta parlıyor.
Sıkça Sorulan Sorular
Kolomna Kremlini ne zaman yapıldı?
Taş kremlin 1525 ile 1531 yılları arasında, Moskova Büyük Knezi III. Vasili döneminde inşa edildi.
Kremlinin ne kadarı ayakta?
İlk yapıldığında 16 kulesi bulunan kremlinin bugün 7 kulesi ve duvarlarının bazı bölümleri ayakta.
Marinkina Kulesi’ne girilebilir mi?
Kulenin içi genellikle ziyarete kapalı, ancak dışarıdan görülebiliyor. Erişim durumu zaman zaman değişebiliyor.
Kolomna’yı Moskova’dan günübirlik gezebilir miyim?
Evet, trenle iki saat civarında ulaşabildiğiniz için günübirlik gezi oldukça yaygın. Ancak bir gece konaklamak, şehrin akşam ve sabah havasını yaşamanızı sağlar.
Pastila nedir?
Elma püresi, şeker ve yumurta akıyla yapılan, fırında kurutulan hafif ve köpüksü geleneksel bir Rus tatlısı. Kolomna, bu tatlının en ünlü üretim merkezlerinden biri olarak biliniyor.
Sonuç: Güneyin Bekçisi
Kolomna Kremlini, Moskova’nın gölgesinde kalmış ama kendine has hikâyesi olan bir kale. Dmitri Donskoy’un ordusunu topladığı meydanlar, Kırım akınlarına karşı nöbet tutan kuleler, Marina Mniszech’in efsanesiyle gizemli bir hava kazanan Marinkina Kulesi ve surların içinde hâlâ süren gündelik hayat, bu şehri benzersiz kılıyor.
Moskova’ya yolunuz düşerse, bir gününüzü Kolomna’ya ayırın. Kremlin duvarlarının yanında yürüyün, kilise çanlarını dinleyin, bir fincan çay eşliğinde pastila tadın. Bu küçük şehir, size Rusya’nın tarihini çok daha samimi ve sıcak bir yüzle anlatacak.
Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
Kolomna’yı gördükten sonra Moskova’ya dönüp serimizin ilk durağı olan Moskova Kremlini‘ni ziyaret edebilir, iki yapının benzerliklerini kendi gözlerinizle karşılaştırabilirsiniz. Batıya doğru ilerlerseniz Smolensk Kale Duvarı, Rusya’nın batı sınırındaki en büyük savunma yapısını görmenizi sağlar. Doğuya, Volga boyunca ilerlemek isterseniz Kazan Kremlini yazımız size eşlik edecek.
Güneydeki Tula Kremlini de Oka hattının bir diğer kalesi.
