Moskova Kremlini: Ahşap Kaleden Rusya’nın Kalbine Dokuz Yüzyıl

Moskova Nehri’nin kuzey kıyısında, Borovitski Tepesi’nin üzerinde yükselen kırmızı tuğla surlar, dünyanın en tanınmış siyasi simgelerinden birini çevreler. Kremlin kelimesi Rusçada aslında herhangi bir kentin surlarla çevrili iç kalesi anlamına gelir; Rusya’nın pek çok eski kentinde bir kremlin bulunur. Ancak “Kremlin” denildiğinde akla ilk gelen, yaklaşık dokuz yüz yıllık geçmişiyle Moskova Kremlini’dir. Ahşap bir sınır karakolu olarak başlayan bu yapı, zamanla büyük prenslerin, çarların, Sovyet liderlerinin ve bugünkü Rusya yönetiminin merkezi oldu.

Avrupa’dan başlayıp Ortadoğu’ya uzanan kaleler dizimizde şimdi doğuya, Rusya’ya dönüyoruz. Bu yolculuk Rusya’dan Orta Asya’ya, oradan Hindistan’a ve Çin’e kadar uzanacak. İlk durağımız Moskova Kremlini. Bu yazıda Kremlin’in ahşap kökenlerini, beyaz taş surlarını, İtalyan mimarların inşa ettiği kırmızı tuğla surları ve kuleleri, Katedraller Meydanı’nı, Altın Orda ve Kırım Hanlığı ile olan ilişkileri, Napolyon’un işgalini ve Sovyet dönemini ele alacağız.

Moskova Kremlini ve Büyük Taş Köprü

Borovitski Tepesi ve Ahşap Kale

Moskova’nın yazılı tarihteki ilk izi, 1147 yılına tarihlenen bir kayda dayanır. Rus vakayinamelerinde, Suzdal Prensi Yuri Dolgoruki’nin müttefiklerini “Moskov’da” bir ziyafete davet ettiği anlatılır. Bu kayıt, Moskova’nın kuruluş tarihi olarak kabul edilir; ancak bölgede çok daha önce yerleşim bulunduğu arkeolojik kazılarla ortaya konmuştur. Borovitski Tepesi’nde, Tunç Çağı ve Demir Çağı’na kadar uzanan buluntulara rastlandığı belirtilir.

Vakayinamelere göre 1156’da Yuri Dolgoruki’nin emriyle tepenin üzerine ahşap bir kale inşa edildi. Bu ilk kale, Moskova Nehri ile Neglinnaya Nehri’nin birleştiği noktadaki üçgen biçimli tepenin ucunu kaplıyordu. Ahşap surlar ve önlerindeki hendek, küçük bir yerleşimi koruyordu. O dönemde Moskova, Vladimir-Suzdal Prensliği’nin sınır bölgesinde önemsiz bir kasabaydı; bölgenin asıl merkezleri Vladimir, Suzdal ve Rostov gibi kentlerdi.

Tepenin adı, üzerini kaplayan çam ormanından, Rusça “bor” kelimesinden gelir. Bugün Kremlin’in Borovitskaya Kulesi ve kapısı, bu eski adı yaşatır. Kremlin’in üçgen biçimli planı da, yüzyıllar boyunca genişlemesine rağmen, ilk kalenin kurulduğu tepenin doğal şeklini korumuştur. Ahşap kale, sonraki yüzyıllarda birkaç kez yandı ve yeniden yapıldı; Rus kentlerinin yangınlara karşı savunmasızlığı, ortaçağ boyunca sürekli bir sorun olarak kaldı.

Altın Orda Döneminde Moskova

1237-1238 kışında Batu Han komutasındaki Moğol ordusu, Rus prensliklerine karşı büyük bir sefer düzenledi. Ryazan, Vladimir ve Suzdal gibi kentler ele geçirilip tahrip edildi. Moskova da bu sefer sırasında yakılıp yıkıldı. Bu tarihten itibaren Rus prenslikleri, Altın Orda’ya bağlı vergi ödeyen beylikler hâline geldi. Prensler, yönetme hakkını gösteren “yarlık” adlı fermanı almak için Altın Orda’nın başkenti Saray’a gitmek zorundaydı.

Moskova’nın yükselişi, paradoks gibi görünse de, büyük ölçüde bu Altın Orda döneminde gerçekleşti. Moskova prensleri, Altın Orda hanlarıyla iyi ilişkiler kurarak diğer Rus prenslerine karşı üstünlük sağladılar. Bu prenslerin en ünlüsü, “Kalita” yani “para kesesi” lakabıyla bilinen I. İvan’dır. İvan Kalita, Altın Orda adına diğer Rus prensliklerinden vergi toplama görevini üstlendi ve bu sayede hem zenginleşti hem de etkisini artırdı. Ayrıca Rus Ortodoks Kilisesi’nin başı olan metropolitin Vladimir’den Moskova’ya taşınmasını sağladı; bu, Moskova’nın dinî önemini de büyük ölçüde artırdı.

İvan Kalita döneminde, 1339-1340 yıllarında Kremlin’in surları kalın meşe kütüklerinden yeniden inşa edildi ve kale genişletildi. Bu dönemde Kremlin’in içinde ilk taş kiliseler de yapılmaya başlandı. Moskova, artık yalnızca bir kale değil, bir prensliğin ve kilisenin merkezi olma yolundaydı.

Moskova Nehri kıyısında Kremlin surları ve kuleleri

Dmitri Donskoy ve Beyaz Taş Kremlin

14. yüzyılın ortalarında Moskova, sık sık yangınlarla ve komşu prensliklerin saldırılarıyla karşı karşıya kaldı. 1365’te çıkan büyük bir yangın, kentin ve Kremlin’in ahşap surlarının büyük bölümünü yok etti. Bunun üzerine genç Prens Dmitri İvanoviç, Kremlin’i taştan yeniden inşa etme kararı aldı. 1367-1368 yıllarında, Moskova yakınlarındaki taş ocaklarından getirilen beyaz kireçtaşıyla yeni surlar inşa edildi. Bu surlar, Kuzeydoğu Rusya’daki ilk taş kale surlarından biriydi ve Moskova’ya “beyaz taşlı Moskova” anlamına gelen bir lakabın verilmesine yol açtı.

Beyaz taş surlar, kısa sürede değerini kanıtladı. 1368 ve 1370’te Litvanya Büyük Dükü Olgerd, Moskova’yı kuşattı; ancak Kremlin’i ele geçiremedi. Dmitri İvanoviç, 1380’de Don Nehri yakınlarındaki Kulikovo Sahası’nda Altın Orda beylerbeyi Mamay’ın ordusunu yendi. Bu zaferden sonra “Donskoy”, yani “Donlu” lakabıyla anıldı. Kulikovo Savaşı, Rus tarihinde Altın Orda’ya karşı kazanılan ilk büyük zafer olarak sembolik bir önem taşır; ancak bu zafer, Altın Orda egemenliğini hemen sona erdirmedi.

İki yıl sonra, 1382’de, Altın Orda hanı Toktamış büyük bir orduyla Moskova’ya yürüdü. Dmitri Donskoy kentten ayrılmıştı ve Kremlin’in savunması karışıklık içindeydi. Vakayinamelere göre Toktamış’ın ordusu, birkaç gün süren kuşatmadan sonra bir hileyle Kremlin’e girdi ve kenti yağmalayıp yaktı. Bu olay, beyaz taş surların bile kesin bir güvence olmadığını gösterdi. Moskova bir kez daha Altın Orda’ya vergi ödemeye başladı. Ancak Moskova’nın yükselişi durmadı; 15. yüzyılda Altın Orda’nın parçalanmasıyla Moskova Büyük Prensliği, Rus topraklarının birleştiricisi hâline geldi.

III. İvan ve İtalyan Mimarlar

Bugün gördüğümüz Kremlin’in yaratıcısı, 1462’den 1505’e kadar hüküm süren Büyük Prens III. İvan’dır. III. İvan döneminde Moskova, Novgorod Cumhuriyeti’ni ve diğer Rus prensliklerini kendine bağladı. 1480’de Ugra Nehri kıyısında Altın Orda’nın son büyük hanlarından Ahmed Han’ın ordusuyla karşı karşıya gelen III. İvan, savaşa girmeden Ahmed Han’ın geri çekilmesini sağladı. Bu olay, geleneksel olarak Rusya üzerindeki “Tatar boyunduruğunun” sonu olarak kabul edilir.

III. İvan, son Bizans imparatorunun yeğeni Sofya Paleologina ile evlenmişti. Bu evlilik, Moskova’nın kendisini Bizans’ın mirasçısı olarak görmesinde önemli bir rol oynadı. “Üçüncü Roma” fikri, yani Roma ve Konstantinopolis’ten sonra Hristiyan dünyasının merkezinin Moskova olduğu düşüncesi, bu dönemde şekillenmeye başladı. III. İvan, yeni gücünü ve iddialarını yansıtacak görkemli bir başkent istiyordu. Bunun için Rönesans İtalya’sından mimarlar ve mühendisler davet etti.

İtalyan mimarların ilki, Bolonyalı Aristotele Fioravanti’dir. Fioravanti, 1475-1479 yıllarında Kremlin’in en önemli kilisesi olan Uspenski Katedrali’ni inşa etti. Ardından Marco Ruffo ve Pietro Antonio Solari gibi Milanolu mimarlar, Kremlin’in yeni surlarını ve kulelerini inşa etmeye başladı. 1485’ten 1495’e kadar süren bu büyük projede, eski beyaz taş surların yerine kalın kırmızı tuğla surlar örüldü. Solari ve Ruffo, aynı zamanda Kremlin’in en eski sivil yapılarından biri olan Granovitaya Palata’yı, yani Yontma Taşlı Saray’ı da inşa etti. Bu sarayın cephesi, İtalyan Rönesans saraylarında görülen elmas biçimli taş işçiliğiyle kaplıdır.

Kremlin surlarının en dikkat çekici özelliklerinden biri, kırlangıç kuyruğu biçimli mazgallarıdır. Bu mazgallar, Kuzey İtalya’daki kalelerde, özellikle Milano’daki Sforza Kalesi’nde görülen tasarıma çok benzer. Bu benzerlik, Moskova Kremlini’ni İtalyan Rönesans askeri mimarisiyle doğrudan ilişkilendirir. İtalya’yı ziyaret edenler, Verona’daki Castelvecchio ya da Milano’daki Sforza Kalesi gibi yapılarda bu mazgalların benzerlerini görebilir.

Kremlin güney surunun kuleleri

Surlar ve Kuleler

Moskova Kremlini’nin surları, yaklaşık 2,2 ila 2,3 kilometre uzunluğundadır ve üçgen biçimli bir alanı çevreler. Surların yüksekliği, araziye göre 5 ile 19 metre arasında değişir; kalınlığı ise 3,5 ile 6,5 metre arasındadır. Bu rakamlar kaynaklara göre küçük farklılıklar gösterebilir. Surların üzerinde, toplam 20 kule bulunur. Kulelerin her biri farklı bir tasarıma ve tarihe sahiptir.

Kulelerin en ünlüsü, Kızıl Meydan’a bakan Spasskaya, yani Kurtarıcı Kulesi’dir. 1491’de Pietro Antonio Solari tarafından inşa edilen bu kule, Kremlin’in ana giriş kapısını barındırır. Kulenin üst kısmı, 1624-1625 yıllarında İngiliz saat ustası Christopher Galloway ve Rus ustalar tarafından eklenen sivri, kademeli bir külahla tamamlandı. Kulenin üzerindeki büyük saat, Rusya’nın en ünlü saati olarak kabul edilir ve yılbaşı gecesi çanlarının çalması, Rusya’da geleneksel bir ritüeldir. Kulenin tepesinde, Sovyet döneminde yerleştirilen kırmızı yakut yıldız bulunur.

Diğer önemli kuleler arasında, Kremlin’in güneydoğu köşesindeki yuvarlak Beklemişevskaya Kulesi, Kremlin’in en yüksek kulesi olan Troitskaya, yani Üçlü Birlik Kulesi ve Kremlin’in güneybatı köşesindeki Vodovzvodnaya, yani Su Pompası Kulesi sayılabilir. Vodovzvodnaya Kulesi, 17. yüzyılda içine yerleştirilen ve Moskova Nehri’nden Kremlin’e su pompalayan bir makine nedeniyle bu adı almıştır. Borovitskaya Kulesi ise bugün Kremlin’in ziyaretçi girişlerinden biri olarak kullanılır.

Kulelerin bugünkü sivri külahları, büyük ölçüde 17. yüzyılda eklenmiştir. III. İvan döneminde inşa edilen kuleler, daha sade ve düz çatılı savunma kuleleriydi. 17. yüzyılda Kremlin’in savunma işlevi azaldıkça, kulelere süslü külahlar eklenerek daha gösterişli bir görünüm kazandırıldı. Bu dönüşüm, Kremlin’in bir askeri kaleden bir saray ve devlet merkezine dönüşmesinin sembolüdür. Kulelerden beşinin tepesinde, 1930’larda Çarlık kartallarının yerine yerleştirilen kırmızı yıldızlar bulunur.

Kremlin’in Kızıl Meydan tarafındaki surları boyunca, Sovyet döneminde önemli kişilerin gömüldüğü bir mezarlık alanı yer alır. Surların önündeki Lenin Anıt Mezarı da bu alanın bir parçasıdır. Kremlin’in batı tarafında ise Neglinnaya Nehri’nin üzerine kurulan ve 19. yüzyılın başlarında düzenlenen Aleksandrovski Bahçesi bulunur. Neglinnaya Nehri bugün yeraltından akar. Bahçede, Meçhul Asker Anıtı ve sönmeyen ateş yer alır.

Katedraller Meydanı

Kremlin’in kalbi, Sobornaya Ploşçad, yani Katedraller Meydanı’dır. Bu meydanın çevresinde Rus Ortodoks mimarisinin en önemli eserlerinden bazıları sıralanır. Meydanın en büyük ve en önemli yapısı, Aristotele Fioravanti’nin inşa ettiği Uspenski, yani Meryem’in Göğe Kabulü Katedrali’dir. Fioravanti, katedrali tasarlarken Vladimir’deki 12. yüzyıldan kalma Uspenski Katedrali’ni örnek aldı; ancak İtalyan Rönesans mühendisliğinin tekniklerini de kullandı. Bu katedral, Rus çarlarının taç giyme törenlerinin yapıldığı yerdi ve Rus Ortodoks Kilisesi’nin patriklerinin mezarlarını barındırır.

Uspenski Katedrali’nin hemen yanında, Blagoveşçenski, yani Müjde Katedrali yer alır. Bu daha küçük katedral, çarların özel kilisesi olarak kullanılıyordu. Katedralin içindeki ikonostaz, ünlü ikon ressamları Feofan Grek ve Andrey Rublev’e atfedilen ikonları barındırır. Meydanın güney tarafındaki Arhangelski, yani Başmelek Mikail Katedrali ise İtalyan mimar Aloisio Nuovo tarafından 1505-1508 yıllarında inşa edildi. Bu katedral, Moskova büyük prenslerinin ve çarlarının mezar kilisesidir; İvan Kalita’dan Korkunç İvan’a kadar pek çok hükümdar burada gömülüdür.

Meydanın doğu tarafında, Kremlin’in en yüksek yapısı olan Büyük İvan Çan Kulesi yükselir. Kule, 1505-1508 yıllarında İtalyan mimar Bon Fryazin tarafından inşa edildi ve 1600’de Boris Godunov döneminde yükseltildi. Bugünkü yüksekliği yaklaşık 81 metredir. Uzun süre Moskova’nın en yüksek yapısı olan kulenin, kentte bundan daha yüksek bir bina yapılmasının yasak olduğuna dair yaygın bir anlatı vardır; ancak bu yasağın resmî bir kural olup olmadığı tartışmalıdır. Çan kulesinin yanında, dünyanın en büyük çanı olarak bilinen Çar Çanı ve dünyanın en büyük kalibreli toplarından biri olan Çar Topu sergilenir. Çar Çanı, 1737’deki bir yangın sırasında kırılmış ve hiç çalınmamıştır. Çar Topu da hiçbir zaman savaşta kullanılmamıştır.

Kızıl Meydan ve Spasskaya Kulesi

Katedraller Meydanı’ndaki diğer yapılar arasında, Rizopolojeniya Kilisesi ve Patriğin Sarayı ile On İki Havari Kilisesi sayılabilir. Patriğin Sarayı, 17. yüzyılın ortalarında Patrik Nikon için inşa edilmiştir. Nikon, Rus Ortodoks Kilisesi’nde yaptığı reformlarla tanınır; bu reformlar, kilisede “Eski İnananlar” adı verilen grubun ayrılmasına yol açan büyük bir bölünmeye neden olmuştur. Bugün bu yapılarda, Rus uygulamalı sanatlarına ait sergiler bulunur.

Çarlar Dönemi, Kırım Akınları ve Polonya İşgali

1547’de IV. İvan, yani Korkunç İvan, Uspenski Katedrali’nde “Tüm Rusya’nın Çarı” unvanıyla taç giydi. Bu, Moskova hükümdarlarının çar unvanını resmî olarak kullanmaya başlamasının simgesiydi. Korkunç İvan döneminde Moskova, 1552’de Kazan Hanlığı’nı ve 1556’da Astrahan Hanlığı’nı fethederek Volga havzasının tamamını kontrol altına aldı. Kazan’ın fethinin anısına Kızıl Meydan’da inşa edilen Aziz Vasil Katedrali, bugün Kremlin ile birlikte Moskova’nın en tanınmış simgesidir.

Ancak Moskova’nın güneyden gelen tehditlerle mücadelesi devam etti. Kırım Hanlığı, Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesinde, Rus topraklarına sık sık akınlar düzenliyordu. 1571’de Kırım Hanı Devlet Giray, büyük bir orduyla Moskova’ya ulaştı ve kentin dış mahallelerini ateşe verdi. Yangın kısa sürede tüm kente yayıldı ve kaynaklara göre büyük can kayıplarına yol açtı; verilen rakamlar kaynaktan kaynağa çok farklıdır. Kremlin’in surları ayakta kalmayı başardı, ancak kentin geri kalanı büyük ölçüde yandı. Ertesi yıl, 1572’de Molodi Savaşı’nda Rus ordusu Kırım ordusunu yendi ve bu tür büyük çaplı akınların önü büyük ölçüde kesildi.

Korkunç İvan’ın ölümünden sonra Rusya, “Karışıklık Dönemi” adı verilen bir kriz sürecine girdi. Rurik hanedanının son temsilcisi Fyodor’un 1598’de ölümüyle taht boş kaldı. Boris Godunov’un kısa süren saltanatından sonra, kendilerini Korkunç İvan’ın oğlu Dmitri olarak tanıtan sahte taht iddiacıları ortaya çıktı. Polonya-Litvanya Birliği, bu karışıklıktan yararlanarak Rusya’ya müdahale etti. 1610’da Polonya birlikleri Moskova’ya girdi ve Kremlin’i işgal etti.

Polonya işgali, Rus halkı arasında büyük bir tepkiye yol açtı. Nijni Novgorod’lu tüccar Kuzma Minin ve Prens Dmitri Pojarski’nin önderliğinde bir halk ordusu toplandı. Bu ordu, 1612’de Moskova’ya yürüdü ve uzun bir kuşatmanın ardından Kremlin’deki Polonya garnizonunu teslim olmaya zorladı. Minin ve Pojarski’nin anıtı bugün Kızıl Meydan’da, Aziz Vasil Katedrali’nin önünde yer alır. 1613’te Mihail Romanov’un çar seçilmesiyle Romanov hanedanı başladı ve bu hanedan 1917’ye kadar Rusya’yı yönetti.

Petersburg’a Taşınma ve 1812 Yangını

1712’de Büyük Petro, Rusya’nın başkentini yeni kurduğu Sankt Peterburg’a taşıdı. Bu karar, Kremlin’in iki yüzyıl boyunca siyasi merkez olma işlevini kaybetmesine yol açtı. Ancak Kremlin, dinî ve sembolik önemini korudu. Çarlar, Petersburg’da yaşasalar da, taç giyme törenleri için Moskova’ya gelmeye ve Uspenski Katedrali’nde taç giymeye devam ettiler. 18. yüzyılda Kremlin’de Senato Binası gibi yeni yapılar inşa edildi. Matvey Kazakov’un tasarladığı neoklasik Senato Binası, bugün Rusya Devlet Başkanı’nın çalışma ofisini barındırır.

1812’de Napolyon Bonapart’ın Büyük Ordusu Rusya’yı işgal etti. Borodino Savaşı’ndan sonra Rus ordusu Moskova’yı terk etti ve Napolyon, Eylül 1812’de Kremlin’e girdi. Ancak kentte çıkan büyük yangınlar, Moskova’nın büyük bölümünü yok etti. Yangınların kimin tarafından çıkarıldığı konusu, tarihçiler arasında hâlâ tartışılır; Rus yetkililerinin kenti Fransızlara bırakmamak için bilerek yaktığı görüşü yaygındır. Napolyon, kış yaklaştığında ve Çar I. Aleksandr barış görüşmelerine yanaşmadığında Moskova’dan çekilmeye karar verdi.

Fransızlar, Moskova’dan çekilirken Kremlin’i havaya uçurmaya çalıştı. Surların ve kulelerin bazı bölümleri patlamalarla hasar gördü; ancak yağmurun barutun bir kısmını ıslatması ve Rus askerlerinin müdahalesi sayesinde Kremlin büyük ölçüde ayakta kaldı. Bu olaylardan sonra Kremlin’de kapsamlı onarım çalışmaları yapıldı. Napolyon’un yenilgisi ve Rus ordusunun Paris’e kadar ilerlemesi, Rus ulusal kimliğinde önemli bir yer tutar.

Kremlin Uspenski Katedrali

Büyük Kremlin Sarayı ve Silah Dairesi

19. yüzyılın ortalarında Çar I. Nikolay, Kremlin’de yeni bir imparatorluk sarayı inşa ettirdi. Mimar Konstantin Ton tarafından tasarlanan Büyük Kremlin Sarayı, 1838-1849 yıllarında inşa edildi. Saray, Moskova Nehri’ne bakan uzun cephesiyle Kremlin’in güney siluetini belirler. Sarayın tasarımı, Rus-Bizans üslubu olarak adlandırılan ve geleneksel Rus mimarisinin unsurlarını klasik düzenle birleştiren bir yaklaşımı yansıtır. Ton, aynı dönemde Moskova’daki Kurtarıcı İsa Katedrali’ni de tasarlamıştır.

Sarayın içinde, Rus İmparatorluğu’nun askeri nişanlarının adlarını taşıyan görkemli salonlar bulunur. Bunların en ünlüsü, Aziz Georgi Salonu’dur. Bu salon, beyaz ve altın renkli süslemeleriyle dikkat çeker ve bugün resmî devlet törenleri ile yabancı devlet başkanlarının kabulü için kullanılır. Sarayın içinde ayrıca daha eski yapılar da korunmuştur: Yontma Taşlı Saray, Terem Sarayı ve saray kiliseleri, yeni sarayın kompleksine dahil edilmiştir. Terem Sarayı, 17. yüzyılda inşa edilmiş, renkli süslemeleri ve alçak tavanlı odalarıyla eski Rus saray yaşamını yansıtan bir yapıdır.

Büyük Kremlin Sarayı’nın yanında, Oruzheynaya Palata, yani Silah Dairesi yer alır. Bu bina, 1851’de yine Konstantin Ton tarafından inşa edilmiştir; ancak Silah Dairesi’nin kurum olarak tarihi 16. yüzyıla kadar uzanır. Başlangıçta çarlık için silah, zırh ve değerli eşya üreten atölyeleri barındıran kurum, zamanla bir hazine ve müze hâline geldi. Bugün Silah Dairesi, dünyanın en zengin müze koleksiyonlarından birine sahiptir.

Silah Dairesi’nde sergilenen eserler arasında çarların tahtları, taçları, tören kıyafetleri, değerli taşlarla süslü silahlar, at koşumları ve tören arabaları bulunur. Bunların en ünlüleri arasında, geleneksel olarak Monomah Tacı olarak anılan ve Moskova büyük prenslerinin taç giyme törenlerinde kullanılan kürk kenarlı tacı sayabiliriz. Bu tacın kökeni ve Bizans imparatoru Konstantinos Monomahos ile ilişkilendirilmesi, efsanevi bir niteliğe sahiptir; tacın aslında Orta Asya ya da Altın Orda kökenli olabileceği düşünülmektedir. Müzede ayrıca Fabergé atölyesinin ünlü imparatorluk yumurtalarından bazıları da sergilenir. Osmanlı padişahlarının ve İran şahlarının Rus çarlarına gönderdiği diplomatik hediyeler de koleksiyonun önemli bir bölümünü oluşturur.

Silah Dairesi’nin yanında, Almaz Fondu, yani Elmas Fonu sergisi bulunur. Bu sergide, Rus devletinin hazinesine ait değerli taşlar ve mücevherler yer alır. Büyük İmparatorluk Tacı ve dünyanın en büyük elmaslarından biri olan Orlov Elması bu sergideki en ünlü eserler arasındadır. Orlov Elması’nın kökeninin Hindistan’a dayandığı ve Rus İmparatoriçesi II. Katerina’ya hediye edildiği aktarılır. Bu elmas, dizimizin ilerleyen bölümlerinde ziyaret edeceğimiz Hindistan ile Rusya arasındaki ilginç bir bağlantıyı da temsil eder.

Sovyet Dönemi ve Günümüz

1917 Ekim Devrimi’nden sonra Bolşevikler, 1918’de başkenti yeniden Moskova’ya taşıdı ve Kremlin, Sovyet hükümetinin merkezi oldu. Lenin, Kremlin’deki Senato Binası’nda yaşadı ve çalıştı. Sovyet döneminde Kremlin’in bazı tarihî yapıları yıkıldı. Bunlar arasında, 14. yüzyıldan kalma Çudov ve Voznesenski manastırları ile bazı küçük kiliseler bulunur. Yıkılan manastırların yerine, sonradan Kremlin Tiyatrosu olarak kullanılan bir idari bina inşa edildi.

1961’de Kremlin’in içinde, modern mimarisiyle diğer yapılardan ayrılan Kremlin Kongre Sarayı inşa edildi. Bu bina, Sovyetler Birliği Komünist Partisi kongreleri için tasarlanmıştı ve bugün konser ve bale gösterileri için kullanılmaktadır. Binanın modern tasarımı, Kremlin’in tarihî dokusuyla uyumsuzluğu nedeniyle tartışmalara yol açmıştır. Stalin döneminden sonra, 1955’te Kremlin’in bazı bölümleri halka açıldı ve Kremlin, kademeli olarak bir müze kompleksine dönüştürüldü.

1990’da Moskova Kremlini ve Kızıl Meydan, birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kremlin, Rusya Federasyonu Devlet Başkanlığı’nın resmî ikametgâhı ve çalışma merkezi oldu. 1990’larda yapılan restorasyonlarla, Sovyet döneminde değiştirilen Büyük Kremlin Sarayı’nın bazı salonları özgün görünümlerine kavuşturuldu. Bugün Kremlin, hem aktif bir devlet merkezi hem de dünyanın en çok ziyaret edilen müze komplekslerinden biridir.

Büyük İvan Çan Kulesi

Kremlin, Osmanlılar ve Doğu ile İlişkiler

Moskova Kremlini, yalnızca Rus iç siyasetinin değil, aynı zamanda Rusya’nın Doğu ile kurduğu diplomatik ilişkilerin de merkezi oldu. 15. yüzyılın sonlarında, III. İvan döneminde, Moskova ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ilk resmî diplomatik temasların kurulduğu kabul edilir. Kaynaklarda, 1490’ların ortalarında Moskova’dan İstanbul’a bir elçinin gönderildiği ve Rus tüccarlarının Osmanlı topraklarındaki haklarına dair görüşmeler yapıldığı aktarılır. Bu ilk temaslar, sonraki yüzyıllarda iki imparatorluk arasında yaşanacak karmaşık ilişkilerin başlangıcı oldu.

16. ve 17. yüzyıllarda Moskova ile İstanbul arasında düzenli elçilik heyetleri gidip geldi. Bu heyetler, Kremlin’deki Yontma Taşlı Saray’da çar tarafından kabul edilirdi. Elçilerin getirdiği hediyeler, bugün Silah Dairesi’nde sergilenen Osmanlı eserlerinin önemli bir kısmını oluşturur. Bu eserler arasında değerli taşlarla süslenmiş eğerler, kılıçlar, kumaşlar ve çeşitli eşyalar bulunur. Bu koleksiyon, Osmanlı saray sanatının Türkiye dışındaki en önemli örneklerinden birini barındırır.

Kremlin, aynı zamanda İran, Kırım Hanlığı, Orta Asya hanlıkları ve Çin ile yürütülen diplomatik ilişkilerin de merkeziydi. 17. yüzyılda Moskova, Sibirya üzerinden Çin sınırına ulaştı ve 1689’da Çin ile Nerçinsk Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma, Çin’in bir Avrupa devletiyle imzaladığı ilk antlaşmalardan biri olarak kabul edilir. Orta Asya’daki Buhara ve Hive hanlıklarından gelen elçiler de Kremlin’de kabul ediliyordu. Bu ilişkiler, dizimizin ilerleyen bölümlerinde ziyaret edeceğimiz Orta Asya, Hindistan ve Çin’deki kalelerle Moskova Kremlini arasında tarihî bir bağ kurar.

Kremlin’in bu diplomatik rolü, onun yalnızca bir kale ya da saray değil, Avrasya’nın büyük bir bölümünü kapsayan bir imparatorluğun dünyaya açılan kapısı olduğunu gösterir. Silah Dairesi’nin koleksiyonları, bu kapıdan geçen hediyelerin ve ilişkilerin somut kanıtlarıdır.

Kızıl Meydan ve Çevresi

Kremlin’in doğu surlarının önünde uzanan Kızıl Meydan, Moskova’nın ve Rusya’nın en ünlü meydanıdır. Meydanın adı, Rusçada “kırmızı” anlamına gelen “krasnaya” kelimesinden gelir; ancak bu kelime eski Rusçada aynı zamanda “güzel” anlamına geliyordu. Bu nedenle meydanın adının aslında “Güzel Meydan” anlamında kullanıldığı ve kırmızı renkle ya da komünizmle bir ilgisi olmadığı belirtilir. Meydan, 15. yüzyılın sonlarında III. İvan’ın Kremlin surlarının önündeki ahşap yapıları yangın tehlikesine karşı temizletmesiyle oluşmuştur.

Meydanın güney ucunda, rengârenk soğan kubbeleriyle Aziz Vasil Katedrali yükselir. Resmî adı Hendek Üzerindeki Şefaat Katedrali olan bu yapı, 1555-1561 yıllarında Korkunç İvan’ın emriyle Kazan’ın fethinin anısına inşa edildi. Katedralin mimarlarının, eserlerini başka bir yerde tekrarlamamaları için Korkunç İvan tarafından kör edildiğine dair yaygın bir efsane vardır; ancak bu efsanenin tarihî bir dayanağı yoktur ve mimarlardan birinin daha sonra başka yapılarda çalıştığına dair kayıtlar bulunduğu belirtilir.

Meydanın kuzey ucunda, kırmızı tuğladan inşa edilmiş Devlet Tarih Müzesi ile Kazan Katedrali ve Diriliş Kapısı yer alır. Kazan Katedrali, 1612’de Polonya işgalinin sona ermesinin anısına inşa edilmiş, Sovyet döneminde yıkılmış ve 1990’larda yeniden yapılmıştır. Meydanın doğu tarafında ise 19. yüzyılın sonlarında inşa edilen ve bugün büyük bir alışveriş merkezi olarak kullanılan GUM binası bulunur. Kremlin surlarının önünde, Lenin Anıt Mezarı yer alır. Bu anıt mezar, 1924’te Lenin’in ölümünden sonra önce ahşaptan, ardından 1930’da granitten yeniden inşa edilmiştir.

Kremlin’de Bir Gezi Rotası

Kremlin’i ilk kez ziyaret edenler için, ziyaretin belirli bir sıraya göre planlanması faydalı olur. Ziyaretçiler genellikle Aleksandrovski Bahçesi’ndeki Kutafya Kulesi’nden girer ve Troitskaya Kulesi’nin altından geçerek Kremlin’in içine ulaşır. Bu girişten sonra, solda Kremlin Kongre Sarayı ve Silah Deposu binası, sağda ise Senato Binası görülür. Çar Topu ve Çar Çanı, Katedraller Meydanı’na giden yol üzerindedir ve çoğu ziyaretçinin ilk fotoğraf durağıdır.

Katedraller Meydanı’nda, katedrallerin her birine ayrı ayrı girmek mümkündür. Uspenski Katedrali’nin içindeki freskler ve ikonostaz, Rus dinî sanatının en etkileyici örnekleri arasındadır. Arhangelski Katedrali’ndeki prens ve çar mezarları, Rus tarihinin önemli isimlerini bir araya getirir. Blagoveşçenski Katedrali’nin ikonları ise sanat tarihine ilgi duyanlar için özellikle değerlidir. Katedrallerin içinde fotoğraf çekme kuralları farklılık gösterebilir.

Katedrallerden sonra, Kremlin’in güney tarafındaki Taynitski Bahçesi’nde yürüyüş yaparak Moskova Nehri manzarasının tadını çıkarmak mümkündür. Silah Dairesi’ni ziyaret edecek olanların, bilet seanslarına göre planlarını ayarlaması gerekir. Kremlin’in tamamını rahatça gezmek için yarım günden fazla bir süre ayırmak uygundur. Kremlin ziyaretinin ardından Kızıl Meydan’a geçerek Aziz Vasil Katedrali’ni ve meydanın çevresindeki yapıları görmek, günü tamamlamak için iyi bir seçenektir.

Kremlin’i farklı mevsimlerde ziyaret etmek de farklı deneyimler sunar. Kış aylarında karla kaplı surlar ve altın kubbeler, Kremlin’e masalsı bir görünüm kazandırır; ancak Moskova kışları oldukça soğuk geçer ve günler kısadır. Yaz aylarında ise uzun günler ve ılık hava, Kremlin’in bahçelerinde ve Moskova Nehri kıyısında yürüyüş yapmak için idealdir. İlkbahar ve sonbahar ise hem kalabalığın daha az olması hem de havanın daha ılıman olması nedeniyle pek çok gezgin tarafından tercih edilir. Akşam saatlerinde Kremlin surları ve kuleleri ışıklandırılır; Moskova Nehri üzerindeki Büyük Taş Köprü’den ya da nehrin karşı kıyısından bakıldığında, ışıklı Kremlin manzarası kentin en etkileyici görüntülerinden birini oluşturur. Kremlin’in güney cephesini en iyi görmek için nehrin karşı kıyısındaki rıhtım boyunca yürümek de iyi bir seçenektir.

Kremlin’in her köşesinde, Rus tarihinin farklı bir dönemine ait bir iz bulmak mümkündür. Bu nedenle kısa bir ziyaret bile, Rusya’nın tarihini anlamak için güçlü bir başlangıç noktası sunar.

Kremlin’in ziyaretçi alanları, devlet başkanlığına ait yönetim binalarının bulunduğu bölümlerden ayrılmıştır; bu nedenle ziyaret sırasında görevlilerin belirlediği yollar dışına çıkmamaya özen göstermek gerekir.

Kremlin’den ayrılırken, Borovitskaya Kulesi’nin yanından geçerek Moskova Nehri kıyısına inmek ve surları son bir kez dışarıdan seyretmek, ziyareti güzel bir şekilde tamamlar.

Rusya’nın Diğer Kremlinleri

Yazının başında belirttiğimiz gibi, kremlin kelimesi Rusçada genel olarak bir kentin iç kalesi anlamına gelir. Rusya’nın pek çok tarihî kentinde, Moskova Kremlini’nden daha eski ya da ona benzer kremlinler bulunur. Bu kremlinler, ortaçağ Rus kentlerinin yapısını anlamak için önemli ipuçları sunar. Genellikle bir nehir kıyısındaki yüksek bir tepede kurulan kremlinin içinde, kentin ana katedrali, yöneticinin sarayı ve önemli kamu yapıları yer alırdı. Kentin geri kalanı ise kremlinin çevresinde, ikinci bir sur halkası içinde ya da dışında gelişirdi.

Rus kremlinlerinin en eskilerinden biri, Veliki Novgorod’daki Detinets’tir. Novgorod, ortaçağda Moskova’dan çok daha zengin ve güçlü bir ticaret cumhuriyetiydi ve kremlini, Rusya’nın en eski kremlinlerinden biri olarak kabul edilir. Pskov’daki Krom ise kaya bir burun üzerine kurulmuş ve iki nehrin birleştiği noktada yer alan etkileyici bir kaledir. Kazan Kremlini, Tatar ve Rus mimarisinin buluştuğu, UNESCO listesindeki bir başka önemli kremlindir. Bu kremlinleri dizimizin ilerleyen yazılarında ayrıntılı olarak ele alacağız.

Bu kremlinlerin her birinin kendine özgü bir tarihi ve mimarisi vardır. Ancak Moskova Kremlini, hem büyüklüğü hem de siyasi önemi nedeniyle bunların arasında ayrı bir yere sahiptir. Moskova Kremlini’ni gezdikten sonra diğer kremlinleri ziyaret etmek, Rus kentlerinin ve devletinin nasıl geliştiğini daha iyi anlamaya yardımcı olur.

Aşağıdaki videoda Moskova Kremlini’nin tarihini ve yapılarını izleyebilirsiniz:

Kremlin Blagoveşçenski ve Arhangelski katedralleri

Ziyaret Bilgileri ve Konum

Moskova Kremlini, kentin tam merkezinde yer alır ve metro ile kolayca ulaşılabilir. Kremlin’e en yakın metro istasyonları arasında Aleksandrovski Sad, Biblioteka imeni Lenina, Borovitskaya ve Ohotny Ryad sayılabilir. Kremlin’in ziyaretçi girişleri genellikle Aleksandrovski Bahçesi tarafındaki Kutafya Kulesi ve Borovitskaya Kulesi üzerinden yapılır.

Kremlin, genellikle perşembe günleri hariç her gün ziyarete açıktır; ancak ziyaret günleri ve saatleri değişebilir. Katedraller Meydanı ve katedraller için bir bilet, Silah Dairesi için ise ayrı bir bilet gerekir. Silah Dairesi’ne giriş, belirli seanslarla sınırlıdır ve biletlerin önceden alınması önerilir. Kremlin’in bazı bölümleri, resmî etkinlikler nedeniyle zaman zaman ziyarete kapatılabilir. Güvenlik kontrolleri sıkıdır ve büyük çantalar ile bazı eşyaların girişte bırakılması gerekebilir.

Rusya’ya seyahat etmeyi düşünenlerin, ülkenin güncel vize kurallarını, uluslararası uçuş bağlantılarını ve ödeme sistemleriyle ilgili kısıtlamaları seyahatten önce dikkatle incelemesi gerekir. Son yıllarda yaşanan uluslararası gelişmeler, Rusya’ya seyahat koşullarını önemli ölçüde etkilemiştir ve bu koşullar değişkenlik gösterebilir. Kendi ülkenizin resmî seyahat uyarılarını kontrol etmek de önemlidir. Moskova’yı daha ayrıntılı keşfetmek isteyenler için Moskova gezi rehberimize göz atabilirsiniz.

Koordinatlar: 55.7520 K, 37.6175 D. Konumu haritada görmek için Google Haritalar’da Moskova Kremlini bağlantısını kullanabilirsiniz.

Büyük Kremlin Sarayı

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

Moskova Kremlini, Rusya kaleleri dizimizin ilk durağıdır. Moskova’dan doğuya, Volga kıyısına giden gezginler, Tatar ve Rus mimarisinin buluştuğu Kazan Kremlini‘ni görebilir. Kuzeybatıya, Baltık’a doğru ilerleyenler ise Rusya’nın en eski kremlinlerinden biri olan Veliki Novgorod Kremlini‘ni, Pskov Kremlini‘ni ve Finlandiya Körfezi kıyısındaki İsveç yapımı Vyborg Kalesi‘ni ziyaret edebilir. Kafkasya’ya, Hazar Denizi kıyısına inenler için ise Derbent’teki Narın Kale, Rusya’nın en eski kalelerinden biri olarak görülmeye değer.

Avrupa’dan gelen gezginler için Moskova Kremlini’nin İtalyan mimarlarla olan bağlantısı da ilginç bir rota fikri sunar. Kremlin’in kırlangıç kuyruğu mazgallarının benzerlerini, Kuzey İtalya’daki kalelerde görmek mümkündür.

Kremlin surları ve Beklemişevskaya Kulesi

Moskova Kremlini, ahşap bir sınır karakolundan dünyanın en tanınmış siyasi merkezlerinden birine dönüşen tarihiyle, Rusya’nın dokuz yüzyıllık geçmişinin özetidir. Surlarının arasında yürürken, Altın Orda hanlarından Rönesans mimarlarına, çarlardan Sovyet liderlerine uzanan bu uzun hikâyenin izlerini görmek mümkündür.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

2 thoughts on “Moskova Kremlini: Ahşap Kaleden Rusya’nın Kalbine Dokuz Yüzyıl”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir