Hive İçan Kale: Harezm Çölünde Surlarla Çevrili Masal Kenti
Özbekistan’ın batısında, Amuderya Nehri’nin aşağı havzasında, Karakum ve Kızılkum çöllerinin arasındaki Harezm vahasında, kerpiç surlarla çevrili bir kent bulunur. Hive’nin iç kenti İçan Kale, surların içinde neredeyse bütünüyle korunmuş camileri, medreseleri, minareleri, sarayları ve evleriyle, Orta Asya’nın en iyi korunmuş tarihî kentlerinden biridir. Akşam güneşinde altın rengine bürünen kerpiç duvarlar ve gökyüzüne yükselen turkuaz çinili minareler, ziyaretçilere sanki bin bir gece masallarının içine girmiş gibi bir duygu yaşatır.
Orta Asya kaleleri dizimizin ikinci durağında, Buhara’dan kuzeybatıya, Harezm’e ilerliyoruz. Bu yazıda Harezm’in kadim tarihini, Hive’nin efsanevi kuruluşunu, Hive Hanlığı’nı, İçan Kale’nin surlarını ve kapılarını, Kuhna Ark sarayını, Kalta Minar’ı, Cuma Camii’ni, Pehlivan Mahmud Türbesi’ni ve Rus fethini ele alacağız.

İçindekiler
- Harezm: Çölün Ortasında Bir Medeniyet
- Hive’nin Kuruluş Efsanesi
- Harezm’in Büyük Âlimleri
- Harezmşahlar ve Moğol İstilası
- Hive Hanlığı
- İçan Kale’nin Surları ve Kapıları
- Kuhna Ark
- Kalta Minar ve İslam Hoca Minaresi
- Cuma Camii ve Pehlivan Mahmud Türbesi
- Taş Havli Sarayı
- Köle Ticareti ve Hive’nin Karanlık Yüzü
- Rus Fethi ve Sonrası
- Dişan Kale ve Dış Kent
- Harezm’in Antik Kaleleri
- İçan Kale’nin Medreseleri
- Amuderya ve Aral’ın Kaderi
- Harezm Kültürü ve Gündelik Yaşam
- İçan Kale’de Bir Gezi Rotası
- Ziyaret Bilgileri ve Konum
- Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
Harezm: Çölün Ortasında Bir Medeniyet
Harezm, Amuderya Nehri’nin Aral Gölü’ne döküldüğü bölgede, çöllerin ortasında yer alan büyük bir vahadır. Bu bölge, binlerce yıl boyunca Amuderya’nın sularıyla beslenen sulama kanalları sayesinde verimli tarım alanlarına dönüştürülmüştü. Harezm, antik çağdan itibaren kendine özgü bir medeniyetin merkezi oldu. Pers kaynaklarında ve Yunan tarihçilerinin eserlerinde Harezm’den söz edilir. Bölgede, MÖ birinci binyıla tarihlenen çok sayıda kale ve yerleşim kalıntısı bulunur.
Harezm’in antik kaleleri, bölgenin en ilgi çekici arkeolojik mirasını oluşturur. Bugün “Elliq Kala”, yani “Elli Kale” olarak adlandırılan bölgede, kerpiçten yapılmış onlarca antik kalenin kalıntıları bulunur. Bu kalelerin en ünlüleri arasında Toprak Kale, Ayaz Kale ve Kızıl Kale sayılabilir. Bu kaleler, çölün kenarında yükselen kerpiç surlarıyla etkileyici manzaralar oluşturur ve Hive’den günübirlik gezilerle ziyaret edilebilir.
Harezm, aynı zamanda Zerdüştlüğün doğduğu bölgelerden biri olarak da anılır. Bazı araştırmacılar, Zerdüşt’ün Harezm’de ya da yakınında yaşamış olabileceğini ileri sürer; ancak bu konuda kesin bir kanıt yoktur. İslam öncesi dönemde Harezm, Afrigoğulları adlı yerel bir hanedan tarafından yönetiliyordu. Harezm’in kendine özgü bir dili ve yazısı vardı; bu dil, İran dillerinin doğu koluna ait bir dildi ve zamanla kayboldu.
Hive’nin Kuruluş Efsanesi
Hive’nin kuruluşuna dair en bilinen efsane, Nuh peygamberin oğlu Sam ile ilgilidir. Bu efsaneye göre Sam, tufandan sonra çölde dolaşırken bir gece rüyasında yüzlerce meşale gördü. Uyandığında, bu meşalelerin bulunduğu yerde bir kuyu kazdı ve kuyunun suyunun son derece tatlı olduğunu gördü. Sam, bu kuyunun çevresinde bir kent kurdu. Kuyudan su içen insanların “Hey vah!” diye haykırdığı ve kentin adının bu ünlemden geldiği anlatılır. Bu kuyu, “Heyvak Kuyusu” adıyla bugün hâlâ İçan Kale’nin içinde gösterilmektedir.
Elbette bu efsanenin tarihî bir dayanağı yoktur; ancak Hive’nin çok eski bir yerleşim olduğu arkeolojik çalışmalarla ortaya konmuştur. Kentin bulunduğu yerde, MÖ birinci binyıla kadar uzanan yerleşim izlerine rastlandığı belirtilir. 1997’de Hive’nin 2500. yılı resmî olarak kutlanmıştır. Ancak Hive, uzun süre Harezm’in önemli kentlerinden biri değildi; bölgenin başkentleri Kat ve Gürgenç gibi kentlerdi. Hive’nin önemi, 16. ve 17. yüzyıllarda başkent olmasıyla arttı.

Harezm’in Büyük Âlimleri
Harezm, İslam medeniyetinin en büyük bilim insanlarından bazılarını yetiştirmiş bir bölgedir. Bunların en ünlüsü, 9. yüzyılda yaşamış matematikçi Muhammed bin Musa el-Harezmî’dir. El-Harezmî, Bağdat’taki Beytü’l-Hikme’de çalışmış ve cebirin temellerini atan eseriyle tanınır. “Cebir” kelimesi, onun eserinin adındaki “el-cebr” kelimesinden gelir. “Algoritma” kelimesi ise el-Harezmî’nin adının Latince biçiminden türemiştir. İçan Kale’nin batı kapısının yakınında, el-Harezmî’nin bir heykeli bulunur.
Harezm’in yetiştirdiği bir diğer büyük âlim, 10. ve 11. yüzyıllarda yaşamış olan Ebu Reyhan el-Birunî’dir. Birunî, astronomi, matematik, coğrafya, tarih ve antropoloji alanlarında çığır açan eserler vermiştir. Hindistan üzerine yazdığı eser, Hint kültürü, dini ve bilimi hakkında ortaçağda yazılmış en kapsamlı çalışma olarak kabul edilir. Birunî, Dünya’nın çevresini hesaplamak için geliştirdiği yöntemle de tanınır.
Harezm, aynı zamanda büyük bir tasavvuf merkeziydi. 12. ve 13. yüzyıllarda yaşamış olan Necmeddin Kübra, Kübreviye tarikatının kurucusudur ve Harezm’in o dönemdeki başkenti Gürgenç’te yaşamıştır. Necmeddin Kübra, 1221’de Moğolların Gürgenç’i kuşatması sırasında kenti savunurken hayatını kaybetmiştir. Türbesi, bugün Türkmenistan sınırları içindeki Köneürgenç’te bulunur.
Harezmşahlar ve Moğol İstilası
11. ve 12. yüzyıllarda Harezm, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun bir parçasıydı. Selçuklular, bölgeyi kendi atadıkları valiler aracılığıyla yönetiyordu. Bu valilerden biri olan Anuştegin’in soyundan gelen hanedan, zamanla bağımsızlaşarak Harezmşahlar Devleti’ni kurdu. 12. yüzyılın sonlarında ve 13. yüzyılın başlarında Harezmşahlar, Selçukluların çöküşünden yararlanarak Orta Asya ve İran’ın büyük bölümüne hâkim oldu. Başkentleri, bugünkü Köneürgenç olan Gürgenç’ti.
Harezmşahlar’ın büyük imparatorluğu, Moğol istilasıyla aniden çöktü. Daha önce Buhara Ark Kalesi yazısında da anlattığımız gibi, 1218’de Otrar’da yaşanan olay, Cengiz Han’ın Harezmşahlar’a karşı savaş açmasına yol açtı. 1221’de Moğollar, Gürgenç’i uzun bir kuşatmanın ardından ele geçirdi. Kaynaklara göre Moğollar, kenti ele geçirdikten sonra Amuderya’nın setlerini yıkarak kenti sular altında bıraktı. Gürgenç, bu yıkımdan sonra yeniden inşa edildi; ancak 14. yüzyılın sonlarında Timur tarafından bir kez daha tahrip edildi.
Harezmşahlar’ın son hükümdarı Celaleddin Harezmşah, Moğollara karşı yıllarca direnişini sürdürdü. Hindistan’dan Anadolu’ya, Kafkasya’dan İran’a kadar geniş bir coğrafyada savaşan Celaleddin, 1231’de Doğu Anadolu’da hayatını kaybetti. Celaleddin’in Anadolu Selçukluları ile yaşadığı mücadele ve 1230’daki Yassıçemen Savaşı, Anadolu tarihinin önemli olayları arasında yer alır. Bu bağlantı, Harezm’in Türk tarihindeki yerini daha da önemli kılar.
Hive Hanlığı
16. yüzyılın başlarında Harezm’e, Şeybani hanedanının bir kolu olan Arapşahoğulları hâkim oldu. Bu hanedan, Harezm’de bağımsız bir hanlık kurdu. Başlangıçta hanlığın başkenti Gürgenç’ti; ancak 16. yüzyılın sonlarında Amuderya’nın yatağını değiştirmesi, Gürgenç’in su kaynaklarını kuruttu. Bu nedenle başkent Hive’ye taşındı. Kaynaklarda bu taşınmanın tarihi, 1598 ya da 17. yüzyılın ilk yarısı olarak farklı biçimlerde verilir. Bu tarihten sonra devlet, “Hive Hanlığı” olarak anılmaya başlandı.
Hive Hanlığı, 17. yüzyılda Abulgazi Bahadır Han döneminde önemli bir canlanma yaşadı. Abulgazi Bahadır Han, aynı zamanda bir tarihçiydi ve Çağatayca yazdığı “Şecere-i Türk” ve “Şecere-i Terakime” adlı eserleriyle tanınır. Bu eserler, Türk ve Türkmen boylarının tarihi ve soykütükleri hakkında önemli kaynaklardır ve Türk tarihçiliğinin klasik eserleri arasında yer alır. Abulgazi Bahadır Han’ın oğlu Anuşa Han döneminde de Hive’de önemli yapılar inşa edildi.
18. yüzyılda Hive Hanlığı, iç çatışmalar ve İran Hükümdarı Nadir Şah’ın 1740’taki istilası nedeniyle zor bir dönem geçirdi. 18. yüzyılın sonlarında Kongrat hanedanı iktidarı ele geçirdi. Kongratlar döneminde, özellikle 19. yüzyılın ilk yarısında, Hive yeniden zenginleşti ve İçan Kale’nin bugün gördüğümüz yapılarının büyük bölümü bu dönemde inşa edildi. Muhammed Rahim Han, Allakuli Han ve Muhammed Emin Han gibi hükümdarlar, kentte çok sayıda medrese, cami, saray ve minare yaptırdı.

İçan Kale’nin Surları ve Kapıları
Hive, iki sur halkasıyla çevrilidir. İç sur, “İçan Kale” olarak adlandırılan iç kenti; dış sur ise “Dişan Kale” olarak adlandırılan dış kenti çevreler. İçan Kale, Hive’nin tarihî çekirdeğidir ve kentin en önemli yapılarının neredeyse tamamı bu alan içinde yer alır. İçan Kale, yaklaşık 26 hektarlık dikdörtgen bir alanı kaplar ve kuzeyden güneye yaklaşık 650 metre, doğudan batıya yaklaşık 400 metre uzunluğundadır.
İçan Kale’nin surları, kerpiçten yapılmıştır ve toplam uzunluğu yaklaşık 2,2 kilometredir. Surların yüksekliği 8 ila 10 metre, kalınlığı ise tabanında 5 ila 6 metre arasındadır. Surlar boyunca, düzenli aralıklarla yerleştirilmiş yarım daire biçimli burçlar bulunur. Surların üst kısmı, mazgallı bir korkulukla tamamlanır. Kerpiç surlar, zamanla yağmur ve rüzgârın etkisiyle aşındığı için birçok kez onarılmıştır; bugünkü surların büyük bölümü, 17. ve 18. yüzyıllarda yeniden inşa edilmiş ve 20. yüzyılda restore edilmiştir.
İçan Kale’nin dört ana kapısı vardır. Batıdaki ana giriş “Ata Darvaza”, yani “Baba Kapısı” olarak adlandırılır. Kuzeydeki kapı “Bahçe Darvaza”, yani “Bahçe Kapısı” adını taşır ve bahçelere giden yola açılır. Doğudaki kapı “Pehlivan Darvaza” olarak bilinir ve kentin ana çarşısına açılır; bu kapının yakınında bir köle pazarının bulunduğu aktarılır. Güneydeki kapı ise “Taş Darvaza”, yani “Taş Kapı” adını taşır. Her kapının üzerinde, iki yanında kuleler bulunan anıtsal bir giriş yapısı yer alır.
İçan Kale’nin surlarının bir bölümü üzerinde yürümek mümkündür. Özellikle kuzey kapısının yakınındaki surlardan, kentin minarelerine, kubbelerine ve düz çatılı evlerine bakan manzara, Hive’nin en güzel görüntülerinden birini sunar. Gün batımında surların üzerinden izlenen manzara, Hive ziyaretinin unutulmaz anlarından biridir.
Kuhna Ark
İçan Kale’nin batı kesiminde, Ata Darvaza’nın hemen yanında, Hive hanlarının sarayı ve kalesi olan Kuhna Ark yer alır. “Kuhna Ark”, “Eski Kale” anlamına gelir; bu ad, 19. yüzyılda inşa edilen Taş Havli Sarayı’ndan ayırt etmek için kullanılmıştır. Kuhna Ark’ın inşasına 17. yüzyılda başlandığı ve sonraki yüzyıllarda genişletildiği belirtilir. Ark, kendi surlarıyla çevrili, kent içinde bir kale niteliğindedir.
Kuhna Ark’ın içinde, hanların kabul salonu, yazlık mescit, darphane, harem, cephanelik ve çeşitli yönetim binaları bulunur. Yazlık mescit, açık bir eyvan biçiminde tasarlanmıştır ve duvarları, mavi ve beyaz renklerde zengin desenli çinilerle kaplıdır. Bu çiniler, Harezm çini sanatının en güzel örnekleri arasında yer alır. Kabul salonu da benzer biçimde çinilerle süslenmiştir ve hanların elçileri ve önemli konukları kabul ettiği bir mekândı. Salonun ortasında, kış aylarında yurt kurulduğu ve hanın konuklarını bu yurtta kabul ettiği aktarılır.
Kuhna Ark’ın en yüksek noktasında, “Akşi Bobo” adıyla bilinen bir gözetleme kulesi yer alır. Bu kuleden, İçan Kale’nin tamamı ve çevresindeki manzara görülebilir. Kule, hanların kenti gözetlediği ve gerektiğinde savunmayı yönettiği bir nokta olarak kullanılıyordu. Bugün ziyaretçiler, bu kuleye çıkarak Hive’nin panoramik manzarasını izleyebilir. Bu manzara, özellikle gün batımında son derece etkileyicidir.

Kalta Minar ve İslam Hoca Minaresi
Hive’nin en tanınmış simgesi, Kuhna Ark’ın hemen karşısında yükselen Kalta Minar’dır. “Kalta Minar”, Özbekçe “kısa minare” anlamına gelir. Bu minare, 1851’de Muhammed Emin Han tarafından inşa ettirilmeye başlandı. Muhammed Emin Han’ın amacı, Orta Asya’nın en yüksek minaresini inşa etmekti; bazı anlatılara göre minare tamamlandığında, tepesinden Buhara’nın görülebileceği kadar yüksek olacaktı. Ancak 1855’te Muhammed Emin Han’ın bir savaşta ölmesiyle inşaat yarım kaldı ve minare bugünkü yüksekliğinde, yaklaşık 26 ila 29 metrede kaldı.
Kalta Minar, tamamlanmamış olmasına rağmen, Hive’nin en etkileyici yapılarından biridir. Minarenin tabanının çapı yaklaşık 14 metredir ve bu geniş taban, minarenin çok daha yüksek olması planlandığını gösterir. Minarenin gövdesi, tamamen mavi, yeşil ve beyaz renkli sırlı tuğlalar ve çinilerle kaplıdır. Bu renkli kaplama, Kalta Minar’ı Orta Asya’nın en renkli ve en fotoğrafik minarelerinden biri yapar. Minarenin kalın ve kısa silueti, Hive’nin siluetinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Kalta Minar’ın yarım kalmasıyla ilgili halk arasında farklı efsaneler de anlatılır. Bir efsaneye göre, Buhara Emiri, minareyi inşa eden ustanın Buhara için daha yüksek bir minare yapmasını istemiş; bunu öğrenen Hive Hanı, ustanın öldürülmesini emretmiş ve usta kaçarak minareyi yarım bırakmıştır. Bu efsanenin tarihî bir dayanağı bulunmaz; ancak Hive ile Buhara arasındaki rekabeti yansıtan ilginç bir anlatıdır.
Hive’nin en yüksek minaresi ise İçan Kale’nin güney kesiminde yer alan İslam Hoca Minaresi’dir. 1910’da, Hive Hanlığı’nın veziri İslam Hoca tarafından inşa ettirilen bu minare, yaklaşık 57 metre yüksekliğindedir ve Özbekistan’ın en yüksek minarelerinden biridir. Minarenin gövdesi, turkuaz ve beyaz renkli çini şeritlerle süslenmiştir. İslam Hoca, Hive’de modernleşme reformları yapmaya çalışan bir devlet adamıydı; kentte bir hastane, bir posta binası ve modern bir okul kurdurmuştur. Ancak reformları muhafazakâr çevrelerin tepkisine yol açtı ve 1913’te bir suikast sonucu öldürüldü. İslam Hoca Minaresi’nin tepesine çıkmak mümkündür ve buradan Hive’nin en kapsamlı panoramik manzarası görülür.
Cuma Camii ve Pehlivan Mahmud Türbesi
İçan Kale’nin merkezinde yer alan Cuma Camii, Hive’nin en ilginç yapılarından biridir. Cami, dış görünüşüyle sade bir yapıdır; ancak içine girildiğinde, ziyaretçiyi oyma ahşap sütunlardan oluşan bir orman karşılar. Caminin ibadet salonunda, 200’den fazla ahşap sütun bulunur. Bu sütunların her biri, farklı bir oyma desene sahiptir. Sütunların bir kısmının çok eski olduğu, bazılarının 10. ve 11. yüzyıllara kadar uzandığı belirtilir; bu sütunların daha eski bir camiden getirildiği düşünülür. Caminin bugünkü yapısı ise 18. yüzyılın sonlarına tarihlenir.
Caminin ortasında, tavanda açılmış iki büyük açıklık bulunur. Bu açıklıklardan içeri giren ışık, sütunların arasında süzülerek gizemli bir atmosfer oluşturur. Caminin yanında, 18. yüzyılda inşa edilmiş bir minare bulunur ve bu minarenin tepesine çıkmak da mümkündür.
İçan Kale’nin güneybatı kesiminde, Hive’nin koruyucu azizi olarak kabul edilen Pehlivan Mahmud’un türbesi yer alır. Pehlivan Mahmud, 13. ve 14. yüzyıllarda yaşamış bir şair, filozof ve güreşçiydi. Halk arasında yenilmez bir güreşçi olarak tanınan Pehlivan Mahmud’un, Hindistan’da bir güreş müsabakasını kazandıktan sonra ödül olarak esir Harezmlilerin serbest bırakılmasını istediği anlatılır. Türbe, sonraki yüzyıllarda genişletilmiş ve Hive hanlarının aile mezarlığı hâline gelmiştir. Türbenin içi, son derece zengin çini süslemelerle kaplıdır ve Hive’nin en güzel iç mekânlarından biri olarak kabul edilir. Türbenin avlusundaki kuyunun suyunun kutsal olduğuna inanılır.

Taş Havli Sarayı
İçan Kale’nin doğu kesiminde, Pehlivan Darvaza’nın yakınında, Taş Havli Sarayı yer alır. “Taş Havli”, “Taş Avlu” ya da “Taş Ev” anlamına gelir. Saray, 1830’larda Allakuli Han tarafından inşa ettirilmiştir. Allakuli Han, Kuhna Ark’ın kendisi için yeterince görkemli olmadığını düşünerek bu yeni sarayı yaptırmıştır. Kaynaklara göre sarayın inşası yaklaşık sekiz yıl sürmüş ve inşaatı zamanında bitiremeyen ustalardan birinin cezalandırıldığı anlatılır.
Taş Havli Sarayı, birkaç avlu etrafında düzenlenmiş odalardan ve salonlardan oluşur. Sarayın en önemli bölümü, haremdir. Harem avlusunun bir tarafında, hanın ve dört eşinin odaları sıralanır. Bu odaların önünde, yüksek ve ince ahşap sütunlarla taşınan eyvanlar bulunur. Eyvanların duvarları ve tavanları, mavi ve beyaz renkli çinilerle ve boyalı ahşap süslemelerle kaplıdır. Sarayın diğer bölümleri arasında, kabul salonu ve hanın adalet dağıttığı salon sayılabilir.
Taş Havli Sarayı’nın kabul avlusunda, yurt kurmak için yuvarlak platformlar bulunur. Hive hanları, göçebe Türk geleneğine bağlılıklarını sürdürerek, önemli konuklarını sarayın avlusunda kurulan yurtlarda ağırlıyordu. Bu gelenek, yerleşik saray kültürü ile göçebe bozkır kültürünün Hive’de nasıl bir arada yaşadığını gösteren ilginç bir örnektir.
Köle Ticareti ve Hive’nin Karanlık Yüzü
Hive’nin tarihinin karanlık bir yüzü de vardır. 18. ve 19. yüzyıllarda Hive, Orta Asya’nın en önemli köle pazarlarından biriydi. Türkmen ve Kazak akıncılar, İran’ın kuzeydoğusundaki Horasan bölgesinden ve Rusya’nın sınır bölgelerinden esir aldıkları insanları Hive’ye getirerek satıyordu. Bu esirlerin büyük bölümü İranlılardı; ancak aralarında Rus köylüleri ve askerleri de bulunuyordu. Kölelerin, tarım işlerinde, inşaatlarda ve ev hizmetlerinde çalıştırıldığı belirtilir.
Hive’deki Rus esirleri meselesi, Rusya’nın Hive’ye karşı askeri seferler düzenlemesinin gerekçelerinden biri oldu. 1839-1840 kışında Rus ordusu, General Perovski komutasında Hive’ye bir sefer düzenledi; ancak bu sefer, çölün zorlu kış koşulları nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı. 1840’ta İngiliz subayı Richmond Shakespear, Hive’ye giderek hanı Rus esirlerini serbest bırakmaya ikna etti ve esirleri Rusya’ya götürdü. Bu olay, Büyük Oyun döneminin ilginç olaylarından biri olarak kabul edilir.
Rus Fethi ve Sonrası
1873’te General Konstantin von Kaufman komutasındaki Rus ordusu, Hive’ye büyük bir sefer düzenledi. Bu kez Rus ordusu çölü başarıyla geçti ve Hive’yi ele geçirdi. Hive Hanı Muhammed Rahim Han II, Rusya’nın himayesini kabul etmek zorunda kaldı. Gandumyan Antlaşması ile Hive Hanlığı, Rusya’nın himayesi altında bir devlet hâline geldi ve köle ticareti resmen yasaklandı. Hanlık, Amuderya’nın sağ kıyısındaki topraklarını Rusya’ya bırakmak zorunda kaldı.
1920’de Hive Hanlığı, Bolşevikler tarafından ortadan kaldırıldı ve yerine Harezm Halk Sovyet Cumhuriyeti kuruldu. 1924’te Orta Asya’nın ulusal sınırlarla yeniden düzenlenmesiyle Harezm, Özbekistan ve Türkmenistan arasında bölündü; Hive, Özbekistan’da kaldı. Sovyet döneminde İçan Kale, bir “müze kenti” olarak ilan edildi ve kapsamlı restorasyon çalışmaları yapıldı. Ancak bu restorasyonlar sırasında, İçan Kale’nin halkının bir kısmı başka yerlere taşındı ve kentin yaşayan dokusu kısmen zarar gördü.
1990’da İçan Kale, Orta Asya’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan ilk alan oldu. Bugün İçan Kale, hem bir açık hava müzesi hem de yaşayan bir mahalle olarak varlığını sürdürmektedir. Surların içinde hâlâ insanlar yaşar, çocuklar sokaklarda oynar ve zanaatkârlar geleneksel el sanatlarını sürdürür. Bu yaşayan doku, İçan Kale’yi yalnızca bir müze olmaktan çıkarıp, canlı bir tarihî kent hâline getirir.

Dişan Kale ve Dış Kent
İçan Kale’nin dışında, Hive’nin dış kenti olan Dişan Kale uzanır. Dişan Kale, 1842’de Allakuli Han döneminde inşa edilen yaklaşık 6 kilometre uzunluğundaki bir surla çevrilmişti. Bu sur, Hive’yi Türkmen akıncılarının saldırılarına karşı korumak amacıyla inşa edilmişti. Kaynaklara göre bu surun inşasında, Hive Hanlığı’nın tüm yetişkin erkek nüfusu, belirli bir süre çalışmakla yükümlü tutulmuştur. Bu sur sayesinde, Hive’nin dış mahalleleri, bahçeleri ve tarlaları da koruma altına alınmıştı.
Dişan Kale’nin surlarının büyük bölümü, 20. yüzyılda yıkılmıştır; ancak bazı bölümleri hâlâ görülebilir. Dişan Kale’de, 19. ve 20. yüzyılın başlarına ait bazı önemli yapılar da bulunur. Bunlardan biri, son Hive hanları döneminde, 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında inşa edilen Nurullah Bey Sarayı’dır. Bu saray, Avrupa ve Orta Asya mimari üsluplarının ilginç bir karışımını sergiler. Sarayın bazı salonlarının dekorasyonunda, Rusya’dan getirilen malzemeler ve Avrupa tarzı süslemeler kullanılmıştır.
Dişan Kale’de ayrıca, geleneksel Harezm evlerinin bulunduğu mahalleler yer alır. Bu evler, genellikle bir avlunun çevresinde düzenlenmiş kerpiç yapılardır ve oymalı ahşap kapıları, eyvanları ve sütunlarıyla Harezm’in geleneksel konut mimarisini yansıtır. Dişan Kale’nin sokaklarında yürümek, İçan Kale’nin müze atmosferinden farklı olarak, Hive’nin günlük yaşamını daha yakından görmek için iyi bir fırsattır.
Harezm’in Antik Kaleleri
Hive’yi ziyaret edenler için, Harezm’in antik kalelerini görmek de son derece önerilir. Bu kaleler, Amuderya’nın sağ kıyısında, bugünkü Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nin topraklarında, Kızılkum Çölü’nün kenarında yer alır. “Elliq Kala”, yani “Elli Kale” olarak adlandırılan bu bölgede, MÖ birinci binyılın ortalarından MS ilk yüzyıllara tarihlenen çok sayıda kerpiç kale kalıntısı bulunur.
Bu kalelerin en etkileyicilerinden biri, Toprak Kale’dir. MS 1. ila 4. yüzyıllara tarihlenen bu kale, Harezm hükümdarlarının sarayı olarak kullanılmıştır. Kazılarda, sarayın duvarlarında zengin duvar resimleri ve heykeller bulunmuştur. Ayaz Kale ise bir tepenin üzerinde yükselen, çölün ortasında etkileyici bir manzara sunan bir kaledir. Kızıl Kale, Kırk Kız Kale ve Gyaur Kale de bölgenin diğer önemli antik kaleleri arasında yer alır.
Bu antik kaleler, Harezm’in İslam öncesi döneminde ne kadar gelişmiş bir medeniyete sahip olduğunu gösterir. Kalelerin büyük bölümü, sulama kanallarının kenarında inşa edilmişti ve kanallar kuruduğunda terk edilmişti. Bugün bu kaleler, çölün ortasında yükselen sessiz kerpiç yapılar olarak, Harezm’in kadim geçmişinin tanıkları olarak varlığını sürdürmektedir. Hive’den günübirlik gezilerle bu kalelerin birkaçını görmek mümkündür; bazı turlar, Ayaz Kale’nin yakınında kurulan yurt kamplarında konaklama imkânı da sunar.
İçan Kale’nin Medreseleri
İçan Kale’nin içinde, yirmiden fazla medrese bulunur. Bu medreselerin çoğu, 18. ve 19. yüzyıllarda inşa edilmiştir. Medreselerin en büyüğü, Kalta Minar’ın hemen yanında yer alan Muhammed Emin Han Medresesi’dir. 1850’lerde inşa edilen bu medrese, Hive’nin en büyük medresesi olarak kabul edilir ve yüzden fazla öğrenci odasına sahiptir. Bugün bu medresenin bir bölümü otel olarak kullanılmaktadır; bu, ziyaretçilere tarihî bir medresede konaklama fırsatı sunar.
Diğer önemli medreseler arasında, Muhammed Rahim Han Medresesi, Allakuli Han Medresesi, Kutlug Murad İnak Medresesi ve Şirgazi Han Medresesi sayılabilir. Şirgazi Han Medresesi, 18. yüzyılın başlarında inşa edilmiştir ve inşaatında, Şirgazi Han’ın İran seferinden getirdiği esirlerin çalıştırıldığı anlatılır. Bu medresede, ünlü Türkmen şairi Mahdumkulu’nun bir süre eğitim gördüğü belirtilir; bu nedenle medrese, Türkmenler için özel bir anlam taşır.
Medreselerin pek çoğu, bugün müze, el sanatları atölyesi, hediyelik eşya dükkânı ya da otel olarak kullanılmaktadır. Bu medreselerin avlularında dolaşmak, geleneksel Harezm el sanatlarını, özellikle ahşap oymacılığını, halı dokumacılığını, ipek işlemeciliğini ve seramik yapımını yakından görmek için iyi bir fırsattır. Hive’nin ahşap oymacılığı, özellikle ünlüdür; kentin pek çok yapısındaki oymalı ahşap kapılar ve sütunlar, bu zanaatın yüzyıllar boyunca nasıl geliştiğini gösterir.
Aşağıdaki videoda İçan Kale’yi ve Hive’nin tarihî yapılarını izleyebilirsiniz:

Amuderya ve Aral’ın Kaderi
Hive’nin ve tüm Harezm’in varlığı, binlerce yıl boyunca Amuderya Nehri’ne bağlı oldu. Antik çağda Oxus adıyla bilinen bu nehir, Pamir Dağları’ndan doğarak Aral Gölü’ne dökülürdü. Harezm’in sulama kanalları, bu nehrin suyunu çölün ortasındaki tarlalara taşıyarak bölgeyi verimli bir vahaya dönüştürüyordu. Nehrin yatağını değiştirmesi, tarih boyunca kentlerin kaderini belirledi; Gürgenç’in terk edilip başkentin Hive’ye taşınması da bu değişimin bir sonucuydu.
20. yüzyılın ikinci yarısında, Sovyet döneminde Amuderya ve Seyhun nehirlerinin suları, pamuk tarımı için büyük ölçüde kanallara yönlendirildi. Bu durum, Aral Gölü’ne ulaşan su miktarının dramatik biçimde azalmasına ve gölün büyük ölçüde kurumasına yol açtı. Aral Gölü’nün kuruması, dünyanın en büyük çevre felaketlerinden biri olarak kabul edilir. Bu felaket, Harezm ve Karakalpakistan bölgesinde iklimi, tarımı ve halk sağlığını olumsuz etkiledi. Hive’yi ziyaret edenler, bu çevresel sorunların bölge için ne anlama geldiğini de akılda tutmalıdır.
Son yıllarda Aral Gölü’nün kuzey bölümünde, Kazakistan tarafında yürütülen çalışmalarla su seviyesi kısmen yükselmiştir; ancak gölün güney bölümü büyük ölçüde kurumuş durumdadır.
Bu durum, Harezm’in binlerce yıllık su ve vaha medeniyetinin bugün karşı karşıya olduğu zorlukların bir göstergesidir.
Harezm Kültürü ve Gündelik Yaşam
Hive, yalnızca tarihî yapılarıyla değil, Harezm’in kendine özgü kültürüyle de ziyaretçileri etkiler. Harezm bölgesinin halkı, Özbekçenin kendine özgü bir lehçesini konuşur. Bu lehçe, Oğuz Türkçesine yakın özellikler taşır ve Türkiye Türkçesi konuşanlar için Özbekistan’ın diğer bölgelerinde konuşulan lehçelere göre daha anlaşılır olabilir. Bu durum, Harezm’in tarih boyunca Oğuz ve Türkmen boylarıyla yakın ilişkiler içinde olmasının bir sonucudur.
Harezm mutfağı da kendine özgü lezzetlere sahiptir. Bölgenin en ünlü yemeklerinden biri, yeşil renkli bir erişte yemeği olan “şivit oş”tur. Hamuruna dereotu katılarak hazırlanan bu erişte, et ve sebzelerden yapılan bir sosla servis edilir. Bir diğer yerel lezzet ise “tuhum barak” adı verilen, içi yumurtayla doldurulmuş mantıdır. Harezm’in kavunları da ünlüdür; bölgenin sıcak ve kuru iklimi, son derece tatlı ve aromatik kavunların yetişmesini sağlar.
Hive’de geleneksel müzik ve dans da canlı bir şekilde yaşatılır. Harezm dansı, hızlı ve enerjik hareketleriyle Özbekistan’ın diğer bölgelerinin danslarından ayrılır. Yaz aylarında, İçan Kale’nin avlularında ve meydanlarında geleneksel müzik ve dans gösterileri düzenlenir. Ayrıca Hive’de, geleneksel ip cambazlığı gösterileri de yapılır; bu gösteriler, yüzyıllardır süren bir halk eğlencesi geleneğinin devamıdır.
Hive’nin el sanatları atölyelerinde, geleneksel ahşap oymacılığı, halı dokumacılığı ve ipek işlemeciliği gibi zanaatlar hâlâ sürdürülmektedir. Bu atölyelerin bazıları, UNESCO ve diğer uluslararası kuruluşların desteğiyle kurulmuş olup, geleneksel zanaatların yaşatılması ve gençlere aktarılması amacıyla faaliyet göstermektedir. Ziyaretçiler, bu atölyelerde ustaları çalışırken izleyebilir ve el yapımı ürünler satın alabilir.
İçan Kale’de Bir Gezi Rotası
İçan Kale’yi gezmek için en mantıklı başlangıç noktası, batıdaki Ata Darvaza’dır. Kapıdan girdikten sonra, solda Kuhna Ark, sağda ise Muhammed Emin Han Medresesi ve Kalta Minar yer alır. Önce Kuhna Ark’ı gezmek ve Akşi Bobo Kulesi’ne çıkarak İçan Kale’nin genel manzarasını görmek, kentin düzenini anlamak için iyi bir başlangıçtır. Ardından Kalta Minar’ı ve Muhammed Emin Han Medresesi’ni görmek mümkündür.
Ana caddeden doğuya doğru ilerlerken, sağda Cuma Camii ve onun minaresi yer alır. Caminin ahşap sütunlu iç mekânını gördükten sonra, güneye dönerek Pehlivan Mahmud Türbesi’ne ve İslam Hoca Medresesi ile minaresine ulaşılır. İslam Hoca Minaresi’ne tırmanmak, İçan Kale’nin en yüksek noktasından manzarayı izlemek için önerilir. Ardından doğuya, Taş Havli Sarayı’na ve Pehlivan Darvaza’ya doğru ilerlemek mümkündür.
Pehlivan Darvaza’dan çıktıktan sonra, Dişan Kale’deki çarşıyı ziyaret etmek ve yerel halkın günlük yaşamını gözlemlemek, gezinin güzel bir tamamlayıcısıdır. Akşam saatlerinde, İçan Kale’nin kuzey surlarına çıkarak gün batımını izlemek, Hive ziyaretinin en unutulmaz anlarından biri olacaktır. Gün batımında kerpiç surlar, medreseler ve minareler altın rengine bürünür ve kent, gerçekten de bir masal kenti görünümüne kavuşur.
Hive’de konaklamak isteyenler için İçan Kale’nin içinde ve hemen dışında, geleneksel evlerden dönüştürülmüş küçük oteller ve pansiyonlar bulunur. Surların içinde bir gece geçirmek, gündüz kalabalığının çekildiği akşam saatlerinde kentin sessiz sokaklarında dolaşma fırsatı verir. Ay ışığında minarelerin siluetleri ve kerpiç duvarların gölgeleri, Hive’nin tarihî atmosferini en yoğun biçimde hissettiren anlardır. Sabahın erken saatlerinde ise kent yavaş yavaş uyanırken, fırınlardan yükselen taze ekmek kokusu ve avlularda çalışmaya başlayan zanaatkârların sesleri, İçan Kale’nin yaşayan bir kent olduğunu hatırlatır.
Ziyaret Bilgileri ve Konum
Hive, Özbekistan’ın batısında, Harezm bölgesinde yer alır. Kente en yakın havalimanı, yaklaşık 30-35 kilometre uzaklıktaki Urgenç’tedir. Urgenç’e Taşkent’ten ve bazı uluslararası noktalardan uçuşlar bulunur. Son yıllarda Taşkent ve Buhara’dan Hive’ye doğrudan tren seferleri de başlatılmıştır. Buhara’dan Hive’ye karayoluyla da ulaşılabilir; bu yolculuk, Kızılkum Çölü’nü geçen yaklaşık 450 kilometrelik bir yolculuktur ve birkaç saat sürer.
İçan Kale’ye giriş için, kentin batı kapısı Ata Darvaza’dan alınabilen birleşik bir bilet gerekir. Bu bilet, İçan Kale’nin içindeki müzelerin ve yapıların büyük bölümüne girişi kapsar. Ancak bazı minarelere çıkmak ve bazı özel müzeleri ziyaret etmek için ek ücret istenebilir. İçan Kale’yi tam olarak gezmek için en az bir tam gün, tercihen iki gün ayırmak önerilir. Akşam saatlerinde İçan Kale’nin sokaklarında yürümek, gündüzkü kalabalıktan uzak, sakin ve büyüleyici bir deneyim sunar.
Hive’yi ziyaret etmek için en uygun dönemler, ilkbahar ve sonbahardır. Yaz aylarında, çöl iklimi nedeniyle sıcaklık çok yükselir; kış aylarında ise hava soğuk olabilir. Türk vatandaşları, Özbekistan’a vizesiz seyahat edebilmektedir; ancak güncel kuralları seyahatten önce kontrol etmek faydalıdır.
Koordinatlar: 41.3784 K, 60.3591 D. Konumu haritada görmek için Google Haritalar’da Hive İçan Kale bağlantısını kullanabilirsiniz.

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
Hive İçan Kale, Orta Asya kaleleri dizimizin ikinci durağıdır. Hive’nin sürekli rekabet içinde olduğu Buhara Ark Kalesi, dizimizin ilk durağı olarak Orta Asya’nın bir başka büyük tarihî merkezini tanıtır. Hive’den güneye, Türkmenistan’a geçenler, Selçuklu başkenti Merv‘in devasa kalıntılarını görebilir. Hive yakınlarındaki Köneürgenç ise Harezmşahlar’ın başkenti olarak, Türkmenistan sınırları içinde ziyaret edilmeye değer bir başka tarihî alandır.
Dizimizin Orta Asya bölümünün diğer durakları olan Tacikistan’daki Hisar Kalesi, Kırgızistan’daki Taş Rabat ve Kazakistan’daki Sauran, Orta Asya’nın farklı coğrafyalarındaki kale mirasını tamamlar. Hazar Denizi’nin batısında, dizimizin Rusya bölümünün son durağı olan Derbent Narın Kale ise Harezm ile Kafkasya arasındaki tarihî bağlantıların bir başka tanığıdır.

Hive İçan Kale, kerpiç surları, turkuaz minareleri, oyma ahşap sütunları ve yaşayan dokusuyla, Orta Asya’nın en etkileyici tarihî kentlerinden biridir. Harezm’in binlerce yıllık medeniyetinin son büyük eseri olan bu kent, el-Harezmî ve Birunî gibi büyük âlimlerin yurdu olan bu bölgenin zengin mirasını günümüze taşır.
