Hisar Kalesi: Tacikistan’ın Dağ Eteğindeki Kadim Kapısı

Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’nin batısında, Hisar Dağları’nın eteklerinde uzanan verimli bir vadide, iki silindirik kulenin arasında yükselen anıtsal bir kapı, ziyaretçileri binlerce yıllık bir tarihe davet eder. Hisar Kalesi, Orta Asya’nın dağlık doğusunda, Buhara Emirliği’nin en önemli eyalet merkezlerinden birinin kalesiydi. Kalenin çevresinde, medreseler, bir türbe, bir kervansaray ve antik yerleşim kalıntıları, Hisar Tarihî ve Kültürel Koruma Alanı’nı oluşturur. Bu alan, Tacikistan’ın en çok ziyaret edilen tarihî yerlerinden biridir.

Orta Asya kaleleri dizimizin dördüncü durağında, Türkmenistan’ın çöllerinden Tacikistan’ın dağlarına geçiyoruz. Bu yazıda Hisar vadisinin antik geçmişini, Kuşan ve Sogd dönemlerini, Arap fethini, Hisar beyliğini ve Buhara Emirliği dönemindeki kaleyi, Eski ve Yeni Medrese’yi, Mahdum-i Azam Türbesi’ni, Enver Paşa’nın bölgedeki son mücadelesini ve kalenin bugünkü durumunu ele alacağız.

Hisar Kalesi kapısı

Hisar Vadisi ve Antik Geçmiş

Hisar vadisi, Tacikistan’ın batısında, kuzeyde Hisar Dağları ve güneyde daha alçak sıradağlar arasında uzanan geniş ve verimli bir vadidir. Vadi, Kafirnihan ve Karatag gibi dağ nehirlerinin sularıyla beslenir ve tarih boyunca tarım ve hayvancılık için son derece elverişli bir bölge olmuştur. Bu verimlilik, vadinin binlerce yıl boyunca yerleşim görmesini sağlamıştır.

Hisar vadisinde, Taş Devri’nden itibaren insan yerleşimlerinin izlerine rastlanır. Bölgede yapılan arkeolojik çalışmalar, vadinin Neolitik dönemden beri yerleşim gördüğünü ortaya koymuştur. “Hisar kültürü” adı verilen bir Neolitik kültür, bu vadinin adını taşır. Bu kültür, Orta Asya’nın dağlık bölgelerinde yaşayan erken dönem toplulukların yaşam biçimi hakkında önemli bilgiler sunar.

Kalenin bulunduğu alanın, 2500 yılı aşkın bir süre boyunca kesintisiz olarak yerleşim gördüğü belirtilir. Tacikistan’da, Hisar’ın yaşı için daha da eski tarihler öne sürülmektedir; 2015’te Hisar’ın “3000. yılı” kutlanmıştır. Bu tür yıldönümü tarihleri, arkeolojik verilere dayanmakla birlikte, aynı zamanda ulusal kimlik ve tarih anlatısıyla da ilişkilidir ve dikkatle değerlendirilmelidir.

Kalenin adı olan “Hisar”, Arapça kökenli bir kelimedir ve “kale” ya da “sur” anlamına gelir. Bu kelime, Türkçede de aynı anlamda kullanılır; İstanbul’daki Rumeli Hisarı ve Anadolu Hisarı gibi yapıların adlarında da bu kelime yer alır. Tacikistan’daki Hisar’ın adı, Türk okurlar için bu nedenle oldukça tanıdık gelecektir. Rusçada ise kale “Gissar” olarak adlandırılır.

Hisar Kalesi

Baktriya, Kuşanlar ve Şuman

Antik çağda Hisar vadisi, Baktriya’nın kuzey sınır bölgelerinden biriydi. Baktriya, bugünkü Afganistan’ın kuzeyi, Tacikistan’ın güneyi ve Özbekistan’ın güneydoğusunu kapsayan tarihî bir bölgeydi. Ahameniş İmparatorluğu döneminde Baktriya, imparatorluğun en zengin satraplıklarından biriydi. Büyük İskender’in fetihlerinden sonra bölgede Greko-Baktriya Krallığı kuruldu ve Helenistik kültür, Orta Asya’nın bu bölgesinde derin izler bıraktı.

MS 1. yüzyılda bölge, Kuşan İmparatorluğu’nun bir parçası oldu. Kuşanlar, Orta Asya’dan Kuzey Hindistan’a kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmuştu. Kuşan döneminde Budizm, Orta Asya’da hızla yayıldı ve Hisar vadisinde de Budist manastırları ve stupalar inşa edildi. Tacikistan’ın güneyinde, Hisar’a yakın bir bölgede bulunan Acina Tepe manastırında, yaklaşık 13 metre uzunluğunda yatan bir Buda heykeli bulunmuştur; bu heykel, Orta Asya’da bulunan en büyük Buda heykellerinden biridir ve bugün Duşanbe’deki Ulusal Müze’de sergilenmektedir.

Erken ortaçağda Hisar vadisi, Arap kaynaklarında “Şuman” adıyla anılan bir bölgenin parçasıydı. Bazı araştırmacılar, Hisar Kalesi’nin bulunduğu yerin, antik Şuman kentinin merkezi olabileceğini ileri sürer; ancak bu konuda kesin bir kanıt bulunmamaktadır. Bu dönemde bölge, Sogd ve Toharistan arasında bir geçiş bölgesiydi ve farklı yerel hanedanlar tarafından yönetiliyordu.

Arap Fethi ve İslam Dönemi

8. yüzyılda Arap orduları, Maveraünnehir’i fethederken Hisar vadisine de ulaştı. Bölgenin dağlık yapısı, Arapların fetihlerini zorlaştırdı ve İslam’ın bölgede yayılması, ovalardaki kentlere göre daha uzun bir süreç aldı. Samanoğulları döneminde Hisar vadisi, Samanoğulları devletinin doğu bölgelerinden biriydi. Sonraki yüzyıllarda bölge, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Harezmşahlar ve Moğollar arasında el değiştirdi.

Timurlular döneminde Hisar, önemli bir bölgesel merkez hâline geldi. Timur’un ve torunlarının seferlerinde, Hisar vadisi stratejik bir geçiş noktası olarak önem kazandı. 16. yüzyılda, Babür İmparatorluğu’nun kurucusu Babür Şah, Şeybaniler’e karşı mücadelesi sırasında Hisar bölgesinde bulunmuştur. Babür, ünlü anı kitabı “Babürname”de, Hisar ve çevresinden söz eder. Babür’ün daha sonra Hindistan’da kurduğu imparatorluk, dizimizin Hindistan bölümünde ele alacağımız kalelerin pek çoğunun inşa edildiği dönemin başlangıcıdır.

Babür Şah’ın Orta Asya Yılları

Hisar’ın tarihindeki en ilginç figürlerden biri, Babür İmparatorluğu’nun kurucusu Zahireddin Muhammed Babür’dür. Babür, 1483’te Fergana vadisinde doğdu. Babasından Timur’un, annesinden Cengiz Han’ın soyundan geldiği kabul edilir. Babür, henüz on bir yaşındayken babasının ölümüyle Fergana’nın hükümdarı oldu. Gençlik yıllarını, Timurluların eski başkenti Semerkant’ı ele geçirmek için verdiği mücadelelerle geçirdi. Semerkant’ı birkaç kez ele geçirdi; ancak her seferinde kaybetti.

Babür’ün en büyük rakibi, Özbeklerin önderi Muhammed Şeybani Han’dı. Şeybani Han, 16. yüzyılın başlarında Maveraünnehir’in büyük bölümünü ele geçirdi ve Babür’ü Orta Asya’dan çıkarmayı başardı. Babür, 1504’te Kabil’i ele geçirerek yeni bir üs edindi. 1510’da Şeybani Han’ın Safevi Şahı İsmail’e yenilerek ölmesinden sonra, Babür, Safevilerin desteğiyle Maveraünnehir’e yeniden döndü ve 1511’de Semerkant’ı bir kez daha ele geçirdi. Bu dönemde Hisar, Babür’ün kontrol ettiği önemli bölgelerden biriydi.

Ancak Babür’ün Semerkant’taki hâkimiyeti kısa sürdü. 1512’de Özbekler, Babür’ü yenerek Maveraünnehir’den kesin olarak çıkardı. Babür, Hisar’a çekildi ve bir süre burada kaldı; ardından Kabil’e döndü. Orta Asya’daki hayallerinden vazgeçen Babür, dikkatini güneye, Hindistan’a çevirdi. 1526’da Panipat Savaşı’nda Delhi Sultanı İbrahim Lodi’yi yenerek Hindistan’da Babür İmparatorluğu’nu kurdu. Bu imparatorluk, yaklaşık üç yüzyıl boyunca Hindistan’ın büyük bölümünü yönetti ve Agra Kalesi, Kızıl Kale ve Lahor Kalesi gibi dünyanın en etkileyici kalelerini inşa etti.

Babür’ün Çağatay Türkçesiyle yazdığı “Babürname”, dünya edebiyatının en önemli otobiyografilerinden biri olarak kabul edilir. Bu eserde Babür, Orta Asya’daki yıllarını, Hisar dahil gittiği yerleri, tanıdığı insanları ve yaşadığı olayları büyük bir içtenlikle anlatır. Babürname, Hisar ve çevresinin 16. yüzyılın başlarındaki durumu hakkında da değerli bilgiler sunar.

Hisar Beyliği ve Buhara Emirliği

16. yüzyıldan itibaren Hisar, Buhara Hanlığı’nın bir parçası oldu; ancak bölgenin dağlık yapısı ve merkeze olan uzaklığı nedeniyle, Hisar’ın yöneticileri çoğu zaman büyük ölçüde özerk hareket etti. 18. yüzyılda Hisar, Özbek Yüz kabilesinin beyleri tarafından yönetilen yarı bağımsız bir beylik hâline geldi. Hisar beyleri, zaman zaman Buhara’ya karşı ayaklanarak bağımsızlıklarını ilan ettiler.

19. yüzyılın ortalarında Buhara Emiri Muzaffer, Hisar’ı kesin olarak Buhara Emirliği’ne bağladı. Bu tarihten sonra Hisar, Buhara Emirliği’nin doğu bölgelerinin, yani “Doğu Buhara”nın en önemli eyalet merkezlerinden biri oldu. Hisar’ın valisi, “bek” ya da “bey” unvanını taşıyordu ve genellikle emirin yakın akrabalarından ya da güvendiği kişilerden seçiliyordu. Hisar beyinin sarayı, Hisar Kalesi’nin içinde bulunuyordu.

Buhara Emirliği döneminde Hisar Kalesi, bölgenin yönetim ve askeri merkezi olarak işlev gördü. Kalenin içinde beyin sarayı, askerlerin kışlaları, depolar ve diğer yapılar bulunuyordu. Kalenin önündeki alanda ise, bir çarşı, medreseler, camiler ve kervansaraylar yer alıyordu. Bu alan, Hisar’ın ekonomik ve kültürel hayatının merkeziydi. 19. yüzyılın sonlarında Hisar’ı ziyaret eden Rus ve Avrupalı gezginler, kaleyi ve çevresindeki kenti ayrıntılı biçimde anlatmıştır.

Hisar Kalesi kuleleri

Kalenin Yapısı ve Kapısı

Hisar Kalesi, vadinin üzerindeki bir tepenin üzerinde yer alır. Kale, kerpiç ve pişmiş tuğladan inşa edilmiş kalın surlarla çevriliydi. Kalenin içi, farklı dönemlerde inşa edilmiş yapılarla doluydu. Ancak 20. yüzyılda kalenin büyük bölümü yıkıldığı için, bugün kalenin içinde çok az yapı ayakta kalmıştır. Kalenin en iyi korunmuş ve en etkileyici bölümü, anıtsal giriş kapısıdır.

Kalenin kapısı, iki büyük silindirik kule arasında yer alan kemerli bir girişten oluşur. Kuleler, pişmiş tuğladan yapılmıştır ve üst kısımlarında mazgallar bulunur. Kapının kemeri, iki kuleyi birbirine bağlar ve kapının üzerinde bir gözetleme galerisi yer alır. Bu kapı, 18. yüzyıla tarihlenir ve Buhara Emirliği döneminde inşa edilmiş ya da yenilenmiş olduğu düşünülür. Kapı, 20. yüzyılda restore edilmiştir ve bugün Tacikistan’ın en tanınmış tarihî simgelerinden biridir.

Kapıdan girildiğinde, kalenin iç alanına ulaşılır. Bu alanda, kalenin eski yapılarının kalıntıları, temelleri ve bazı restore edilmiş bölümleri görülebilir. Kalenin bulunduğu tepeden, Hisar vadisinin ve çevredeki dağların geniş bir manzarası görülür. Kalenin konumu, vadinin tamamını kontrol etmek ve dağlardan gelebilecek tehditleri erkenden fark etmek için seçilmiştir.

Kalenin bugünkü görünümü, 20. yüzyılda yaşanan yıkım ve sonrasındaki restorasyonların ürünüdür. Kalenin özgün yapısının ne kadarının korunduğu ve restorasyonların özgün yapıya ne kadar sadık kaldığı, araştırmacılar arasında tartışma konusudur. Ancak kapının ve çevresindeki yapıların restorasyonu, Hisar’ın tarihî mirasının ziyaretçilere sunulmasına önemli katkı sağlamıştır.

Eski Medrese ve Yeni Medrese

Kalenin karşısında, eski çarşı alanının bulunduğu meydanda, iki önemli medrese yer alır. Bunlardan daha eskisi, “Medrese-i Kühne”, yani “Eski Medrese” olarak bilinir. Bu medrese, 16. ve 17. yüzyıllara tarihlenir ve Orta Asya medrese mimarisinin tipik özelliklerini taşır. Medrese, bir avlunun çevresinde düzenlenmiş öğrenci odalarından, bir dershaneden ve bir mescitten oluşur. Medresenin cephesi, anıtsal bir taç kapıyla süslenmiştir.

Eski Medrese’nin yakınında, “Medrese-i Nav”, yani “Yeni Medrese” yer alır. Bu medrese, 19. yüzyılda inşa edilmiştir. Yeni Medrese, Eski Medrese’den daha küçük olmakla birlikte, benzer bir plana sahiptir. Bugün her iki medrese de müze olarak kullanılmaktadır. Medreselerde, Hisar bölgesinin arkeolojisi, tarihi ve etnografyasına ilişkin sergiler bulunur. Bu sergilerde, bölgede bulunan arkeolojik eserler, geleneksel kıyafetler, el sanatları ürünleri ve günlük kullanım eşyaları görülebilir.

Medreselerin bulunduğu meydan, eski dönemlerde Hisar’ın “Registan”ı olarak işlev görüyordu. Bu meydanda, pazarlar kurulur, resmî duyurular yapılır ve önemli toplantılar düzenlenirdi. Bugün bu meydan, Hisar Tarihî ve Kültürel Koruma Alanı’nın merkezini oluşturur ve ziyaretçilerin toplandığı bir alan olarak kullanılır.

Hisar Registan alanı ve Eski Medrese

Mahdum-i Azam Türbesi ve Kervansaray

Hisar Tarihî ve Kültürel Koruma Alanı’nın bir diğer önemli yapısı, Mahdum-i Azam Türbesi’dir. Bu türbe, 16. yüzyıla tarihlenir ve geleneğe göre, bölgede saygı gören bir din adamına aittir. “Mahdum-i Azam” unvanı, “en büyük efendi” anlamına gelir ve Orta Asya’da önemli tasavvuf önderleri için kullanılmıştır. Türbenin kime ait olduğu konusunda farklı görüşler bulunur. Türbe, kubbeli bir yapıdır ve sade ama etkileyici bir mimariye sahiptir. Türbe, yerel halk tarafından bir ziyaret yeri olarak kabul edilir.

Koruma alanında ayrıca, eski bir kervansarayın kalıntıları da bulunur. Bu kervansaray, Hisar’ın İpek Yolu’nun kollarından biri üzerinde önemli bir ticaret durağı olduğunu gösterir. Hisar vadisi, Semerkant ve Buhara’yı Belh, Kunduz ve Hindistan’a bağlayan yolların üzerinde yer alıyordu. Bu yolları kullanan kervanlar, Hisar’da konaklayarak dinlenir ve ticaret yapardı.

Koruma alanının çevresinde, eski bir hamamın, bir sarnıcın ve çeşitli yapıların kalıntıları da bulunur. Bu yapılar, Hisar’ın bir zamanlar canlı bir kent olduğunu gösterir. Koruma alanında yapılan arkeolojik kazılar, farklı dönemlere ait çok sayıda buluntu ortaya çıkarmıştır ve kazılar hâlâ devam etmektedir.

Gezginlerin Gözünden Hisar

19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında, Hisar’ı ziyaret eden Rus ve Avrupalı gezginler, kalenin ve kentin canlı tasvirlerini bıraktı. Bu dönemde Hisar, Buhara Emirliği’nin doğu bölgelerinin en önemli merkezlerinden biriydi ve beyin sarayı, kalabalık bir maiyet ve askerlerle doluydu. Gezginler, kalenin yüksek surlarını, kapısının önündeki kalabalık çarşıyı ve medreselerde eğitim gören öğrencileri anlatmıştır.

Bu gezginlerin anlatımlarında, Hisar’ın doğal güzelliği de sıkça vurgulanır. Karlı dağların eteğindeki yeşil vadi, akarsular, meyve bahçeleri ve tarlalar, kurak ovalardan gelen gezginler için adeta bir cennet gibi görünüyordu. Hisar vadisinin bu verimliliği, bölgenin tarih boyunca neden bu kadar önemli olduğunu açıklar. Bu anlatımlar, bugün kalenin yıkılmış bölümlerinin nasıl göründüğünü hayal etmek için de önemli kaynaklardır.

Gezginlerin dikkatini çeken bir başka konu, bölgenin hayvancılığıydı. Hisar vadisinin otlakları, büyük sürülerin beslenmesine imkân veriyordu ve bölgenin adını taşıyan Hisar koyunu, iri yapısıyla Orta Asya’nın tanınmış koyun ırklarından biri hâline geldi. Hayvancılık, tarımla birlikte vadinin ekonomisinin temelini oluşturuyordu.

Hisar’ı bugün ziyaret eden biri, bu gezginlerin anlattığı kalabalık kenti artık göremez; ancak kalenin kapısının önünde durup vadiye bakarken, bir zamanlar bu meydanda kurulan pazarı, medreselerden yükselen dersleri ve beyin sarayına giden kervanları hayal etmek mümkündür. Koruma alanındaki müzeler ve bilgilendirme panoları, bu hayal gücüne yardımcı olacak bilgiler sunar. Ziyaret sırasında yerel rehberlerden yararlanmak, kalenin hikâyelerini ve efsanelerini daha ayrıntılı öğrenmek için iyi bir yoldur. Tacik halkının misafirperverliği de, Hisar ziyaretini unutulmaz kılan unsurlardan biridir; ziyaretçilere sık sık çay ve meyve ikram edildiği anlatılır.

Duşanbe’den yapılacak yarım günlük bir gezi bile Hisar’ın atmosferini hissetmek için yeterlidir; ancak vadinin köylerini ve çevredeki doğal güzellikleri de görmek isteyenler için bölgede daha uzun bir süre geçirmek önerilir.

Basmacı Hareketi ve Enver Paşa

1920’de Kızıl Ordu’nun Buhara’yı ele geçirmesinden sonra, son Buhara Emiri Seyyid Alim Han, Doğu Buhara’ya, yani Hisar ve Duşanbe bölgesine kaçtı. Emir, bir süre bu bölgeden Bolşeviklere karşı direnişi yönetmeye çalıştı; ancak 1921’de Afganistan’a sığınmak zorunda kaldı. Doğu Buhara, bu dönemde “Basmacı Hareketi” olarak bilinen Sovyet karşıtı silahlı direnişin en önemli merkezlerinden biri oldu.

Bu direnişe katılan en tanınmış isim, Osmanlı İmparatorluğu’nun eski Harbiye Nazırı Enver Paşa’dır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’den ayrılan Enver Paşa, bir süre Moskova’da bulunduktan sonra, 1921’de Buhara’ya geldi. Ancak Bolşeviklerle işbirliği yapmak yerine, Doğu Buhara’daki Basmacı direnişine katıldı. Enver Paşa, Türk dünyasının birliği fikriyle hareket ediyordu ve Orta Asya’yı Sovyet yönetiminden kurtarmayı hedefliyordu.

Enver Paşa, kısa bir süre içinde Basmacı gruplarının önemli bir bölümünü bir araya getirmeyi başardı ve 1922’nin başlarında Duşanbe’yi ele geçirdi. Ancak Kızıl Ordu’nun karşı saldırısı ve Basmacı grupları arasındaki anlaşmazlıklar, Enver Paşa’nın hareketini zayıflattı. 4 Ağustos 1922’de Enver Paşa, Belcivan yakınlarındaki Çegan köyünde Kızıl Ordu ile yapılan bir çatışmada hayatını kaybetti. Enver Paşa’nın naaşı, 1996’da Türkiye’ye getirilerek İstanbul’daki Abide-i Hürriyet Tepesi’ne defnedildi.

Enver Paşa’nın Orta Asya’daki son mücadelesi, Türk tarihinin en dramatik bölümlerinden biri olarak kabul edilir. Hisar vadisi ve çevresi, bu mücadelenin geçtiği coğrafyanın bir parçasıdır. Türk ziyaretçiler için Hisar’ı ziyaret etmek, bu tarihî bağlantıyı da hatırlatan bir deneyim olabilir.

Hisar'daki 16-17. yüzyıl medresesi

Sogd ve Pencikent

Hisar’ın kuzeyinde, Zerefşan vadisinde yer alan Pencikent, Tacikistan’ın en önemli arkeolojik alanlarından biridir. Antik Pencikent, 5. ile 8. yüzyıllar arasında Sogd’un önemli kentlerinden biriydi. Kent, 8. yüzyılda Arap fetihleri sırasında terk edildi ve bu nedenle Sogd döneminin kentsel dokusu büyük ölçüde korunmuş olarak günümüze ulaştı. Pencikent’teki kazılar, Sogd medeniyeti hakkında en kapsamlı bilgileri sunan kazılardan biridir.

Pencikent’in en ünlü buluntuları, zengin ailelerin evlerinin duvarlarını süsleyen duvar resimleridir. Bu resimlerde, kahramanlık destanlarından sahneler, ziyafetler, dinî törenler ve günlük yaşamdan görüntüler tasvir edilmiştir. Bazı resimlerde, İran destanlarından ve Hint masallarından sahneler de yer alır. Bu duvar resimleri, Sogd’un farklı kültürlerin buluştuğu kozmopolit bir medeniyet olduğunu gösterir. Resimlerin önemli bir bölümü, bugün Sankt Peterburg’daki Ermitaj Müzesi’nde ve Duşanbe’deki müzelerde sergilenmektedir.

Pencikent’in yakınındaki Mug Dağı’nda, 1930’larda bir çoban tarafından bulunan belgeler, Sogd tarihinin en önemli kaynaklarından biridir. Bu belgeler, 8. yüzyılın başlarında Arap fetihleri sırasında Pencikent’in son hükümdarı Divaştiç’in arşivine aittir. Belgelerin bir kısmı Sogdca, bir kısmı Arapça ve Çince yazılmıştır. Divaştiç, Araplara karşı direnişin son halkalarından biri olarak, Mug Dağı’ndaki kalesinde kuşatılmış ve sonunda yakalanmıştır.

Hisar ve İpek Yolu’nun Güney Kolları

İpek Yolu, tek bir yol değil, birbirine bağlı pek çok güzergâhtan oluşan bir ağdı. Bu ağın önemli kollarından biri, Semerkant ve Buhara’dan güneye, Amuderya’yı geçerek Belh’e ve oradan Hindistan’a uzanıyordu. Hisar vadisi, bu güney kollarından birinin üzerinde yer alıyordu. Kervanlar, Semerkant’tan güneye inerken Hisar Dağları’ndaki geçitleri aşarak Hisar vadisine ulaşıyor, ardından güneye, Amuderya’ya doğru ilerliyordu.

Bu güney yolları, Orta Asya ile Hindistan arasındaki ticaretin ve kültürel alışverişin önemli bir kanalıydı. Budizm’in Hindistan’dan Orta Asya’ya ve oradan Çin’e yayılmasında, bu yollar önemli bir rol oynadı. Hint tüccarları, Budist rahipler ve hacılar, bu yollar üzerinden Orta Asya’ya ulaşıyordu. Daha sonraki dönemlerde ise İslam, bu yollar üzerinden Hindistan’a yayıldı. Babür’ün Hindistan’a yönelişi de, bu kadim yolların izini takip ediyordu.

Hisar’ın bu yollar üzerindeki konumu, kalenin tarihî önemini açıklar. Kale, yalnızca bir yönetim merkezi değil, aynı zamanda bu ticaret yollarını kontrol eden ve koruyan bir istihkâmdı. Kalenin önündeki kervansaray ve çarşı alanı, bu ticaret faaliyetlerinin izlerini taşır.

Orta Asya’nın Kerpiç Kaleleri

Hisar Kalesi, Orta Asya’nın kerpiç kale geleneğinin bir parçasıdır. Bu bölgede taş az bulunduğu için, kaleler ve surlar binlerce yıl boyunca kerpiçten, yani güneşte kurutulmuş çamur tuğlalardan inşa edildi. Daha önemli yapılarda ise pişmiş tuğla kullanıldı. Bu yapı malzemeleri, Orta Asya kalelerine kendine özgü bir görünüm kazandırır: kalın, eğimli ve yumuşak hatlı duvarlar, toprağın rengini taşıyan yüzeyler ve çölün manzarasıyla bütünleşen silüetler.

Dizimizin önceki yazılarında ele aldığımız Buhara Ark Kalesi, Hive İçan Kale ve Merv’in kaleleri de bu geleneğin örnekleridir. Ark Kalesi’nin eğimli surları, İçan Kale’nin mazgallı kerpiç duvarları ve Merv’in Erk Kale’sinin devasa toprak surları, kerpiç mimarisinin farklı yorumlarını sunar. Hisar Kalesi’nin pişmiş tuğladan yapılmış silindirik kuleleri ise, bu geleneğin daha geç dönemine ait bir örnektir.

Kerpiç yapıların en büyük sorunu, yağmur ve rüzgâra karşı dayanıksızlıklarıdır. Bu nedenle kerpiç kaleler, sürekli bakım ve onarım gerektirir. Bakımı yapılmayan kerpiç yapılar, birkaç on yıl içinde aşınarak toprak yığınlarına dönüşebilir. Orta Asya’nın pek çok antik kalesi, bu nedenle bugün yalnızca tepeler ve toprak sırtlar olarak görülebilir. Ancak kerpiç, aynı zamanda kolayca onarılabilen ve yenilenebilen bir malzemedir; bu da kerpiç yapıların yüzyıllar boyunca sürekli yeniden inşa edilerek kullanılmasına imkân vermiştir.

Kerpiç mimarisi, ısı yalıtımı açısından da son derece etkilidir. Kalın kerpiç duvarlar, yazın içeriyi serin, kışın ise sıcak tutar. Bu özellik, Orta Asya’nın sert karasal iklimine uyum sağlamak için kerpiçi ideal bir malzeme yapar. Bugün bile Orta Asya’nın kırsal bölgelerinde, pek çok ev kerpiçten inşa edilmektedir ve bu kadim yapı geleneği yaşamaya devam etmektedir.

Sovyet Dönemi ve Bağımsızlık

Basmacı direnişinin bastırılmasından sonra, Hisar ve çevresi Sovyet yönetimine girdi. 1924’te Tacik Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu ve 1929’da Tacikistan, ayrı bir Sovyet cumhuriyeti hâline geldi. Duşanbe, cumhuriyetin başkenti oldu ve kısa sürede küçük bir köyden büyük bir kente dönüştü. Hisar ise Duşanbe’nin yakınında bir kasaba olarak kaldı.

Sovyet döneminin başlarında, Hisar Kalesi’nin büyük bölümü yıkıldı. Kalenin yıkılmasında, iç savaş sırasındaki çatışmaların ve sonrasında kalenin malzemelerinin başka yapılarda kullanılmasının etkili olduğu belirtilir. Ancak kalenin kapısı ve medreseler gibi bazı yapılar ayakta kaldı. Sovyet döneminin sonlarına doğru, Hisar’ın tarihî değeri daha fazla fark edildi ve 1980’lerde Hisar Tarihî ve Kültürel Koruma Alanı kuruldu.

1991’de Tacikistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra, ülke 1992-1997 yılları arasında yıkıcı bir iç savaş yaşadı. Bu dönemde tarihî mirasın korunması ikinci planda kaldı. İç savaşın sona ermesinden sonra, Hisar’daki restorasyon çalışmaları yeniden başladı. 2015’teki yıldönümü kutlamaları öncesinde, kalenin kapısı ve çevresindeki yapılar kapsamlı biçimde restore edildi ve koruma alanı ziyaretçiler için yeniden düzenlendi. Bugün Hisar, Tacikistan’ın ulusal kimliğinin önemli simgelerinden biri olarak kabul edilir.

Tacikistan ve Tacik Kültürü

Tacikistan, Orta Asya’nın Türk dili konuşmayan tek ülkesidir. Tacikler, Farsçanın bir lehçesi olan Tacikçeyi konuşur ve İran kültür dünyasının bir parçası olarak kabul edilir. Ancak Tacikistan’da önemli bir Özbek azınlığı da yaşar ve tarih boyunca Tacikler ile Türk halkları arasında yoğun bir etkileşim olmuştur. Hisar bölgesinde de, Tacik ve Özbek nüfus bir arada yaşar.

Tacik kültürü, Samanoğulları döneminden bu yana gelişen zengin bir edebiyat ve sanat geleneğine sahiptir. Taciklerin ulusal kahramanı olarak kabul edilen İsmail Samani’nin heykeli, Duşanbe’nin merkezinde yer alır. Tacikistan’ın para birimi de “somoni” adını, Samanoğulları hanedanından alır. Tacik edebiyatının kurucusu olarak kabul edilen Rudeki, aynı zamanda Fars edebiyatının da kurucularından biridir. Bu ortak miras, Tacikistan ile Buhara ve Semerkant arasındaki derin tarihî bağları gösterir.

Tacik mutfağı, Orta Asya mutfağının genel özelliklerini taşır; ancak kendine özgü yemekleri de vardır. Tacikistan’ın ulusal yemeği olarak kabul edilen “kurutob”, yassı ekmek parçalarının, kurutulmuş yoğurt sosu ve sebzelerle birlikte servis edildiği bir yemektir. Pilav, yani “oş”, Tacikistan’da da en önemli yemeklerden biridir. Hisar bölgesi, ayrıca “Hisar koyunu” olarak bilinen ve büyük kuyruk yağıyla tanınan bir koyun ırkıyla da ünlüdür.

Duşanbe ve Çevresi

Hisar’ı ziyaret edenlerin büyük çoğunluğu, Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’den yola çıkar. Duşanbe, 20. yüzyılda küçük bir köyden modern bir başkente dönüşmüş bir kenttir. Kentin adı, Tacikçede “pazartesi” anlamına gelir; bu ad, kentin bulunduğu yerde pazartesi günleri kurulan bir pazardan gelir. Duşanbe’de, Tacikistan Ulusal Müzesi, Ulusal Antikiteler Müzesi ve İsmail Samani Anıtı gibi önemli yerler bulunur.

Tacikistan Ulusal Antikiteler Müzesi, Hisar’ı ziyaret etmeden önce ya da sonra mutlaka görülmesi gereken bir müzedir. Bu müzede, Acina Tepe’de bulunan büyük yatan Buda heykeli, Pencikent’in Sogd dönemi duvar resimleri ve Tacikistan’ın farklı bölgelerinden gelen arkeolojik eserler sergilenir. Bu eserler, Hisar vadisinin ve çevresinin binlerce yıllık tarihini anlamak için önemli bir bağlam sunar.

Duşanbe’nin kuzeyinde, Hisar Dağları’nın içinde yer alan Varzob vadisi, doğa yürüyüşleri ve dağ manzaraları için popüler bir destinasyondur. Tacikistan’ın doğusundaki Pamir Dağları ise, “Dünyanın Çatısı” olarak anılır ve dünyanın en etkileyici dağ manzaralarından bazılarına ev sahipliği yapar. Pamir Karayolu, dünyanın en yüksek uluslararası karayollarından biri olarak, macera tutkunlarının ilgisini çeker.

Aşağıdaki videoda Hisar Kalesi’ni ve çevresindeki tarihî yapıları izleyebilirsiniz:

Hisar medresesinin içi

Koruma Alanında Bir Gezi Rotası

Hisar Tarihî ve Kültürel Koruma Alanı’nı gezmek için en uygun başlangıç noktası, alanın girişindeki ziyaretçi merkezidir. Buradan kaleye doğru yürürken, ilk olarak medreselerin bulunduğu meydana ulaşılır. Eski Medrese ve Yeni Medrese’deki müze sergilerini gezmek, Hisar’ın tarihini anlamak için iyi bir başlangıçtır. Medreselerden sonra, meydanın karşısındaki kale kapısına doğru ilerlenir.

Kalenin kapısının önünde durarak iki silindirik kulenin ve kemerli girişin görkemini izlemek, Hisar ziyaretinin en etkileyici anıdır. Kapıdan geçtikten sonra, kalenin bulunduğu tepeye tırmanmak ve vadinin manzarasını izlemek mümkündür. Tepeden, Hisar Dağları’nın karlı zirveleri, vadinin yeşil tarlaları ve koruma alanının yapıları görülebilir.

Kaleden sonra, Mahdum-i Azam Türbesi’ni ve kervansarayın kalıntılarını ziyaret etmek, gezinin tamamlayıcı bölümleridir. Koruma alanında ayrıca, yerel el sanatları ürünlerinin satıldığı küçük dükkânlar ve geleneksel Tacik yemeklerinin sunulduğu çayhaneler bulunabilir. Ziyareti tamamladıktan sonra, Duşanbe’ye dönerken yol üzerindeki köylerde mola vererek Tacik kırsal yaşamını gözlemlemek de mümkündür.

Tacikistan’ın Diğer Tarihî Kaleleri

Hisar, Tacikistan’ın tek tarihî kalesi değildir. Ülkenin farklı bölgelerinde, farklı dönemlere ait çok sayıda kale ve istihkâm bulunur. Bunların en ilginçlerinden biri, Tacikistan’ın güneyindeki Kulob bölgesinde yer alan Hulbuk Kalesi’dir. Hulbuk, 9. ile 11. yüzyıllar arasında Huttal bölgesinin yöneticilerinin sarayı ve kalesiydi. Kazılarda, sarayın zengin alçı süslemeleri ve duvar resimleri ortaya çıkarılmıştır. Hulbuk’un bir bölümü, son yıllarda yeniden inşa edilmiş ve bir müze kompleksi olarak düzenlenmiştir.

Tacikistan’ın kuzeyinde, Şehristan bölgesinde ise antik Ustruşana Prensliği’nin başkenti olan Bunjikat’ın kalıntıları ve Kahkaha Kalesi yer alır. Bu alanda yapılan kazılarda, 8. ve 9. yüzyıllara tarihlenen saray kalıntıları ve duvar resimleri bulunmuştur. Bu duvar resimlerinden biri, bir dişi kurdun iki çocuğu emzirdiği bir sahneyi tasvir eder; bu sahne, Roma’nın kuruluş efsanesindeki Romulus ve Remus tasvirlerine benzerliğiyle dikkat çeker. Bu resim, Orta Asya’nın farklı kültürlerle etkileşimini gösteren ilginç bir örnektir.

Tacikistan’ın kuzeyindeki Hucend kenti ise, Büyük İskender’in kurduğu “En Uzak İskenderiye” anlamına gelen Alexandria Eschate kentiyle ilişkilendirilir. Hucend’in kalesi, kentin binlerce yıllık tarihini yansıtan önemli bir yapıdır ve bugün bir müze olarak kullanılmaktadır. Bu kaleler, Hisar ile birlikte, Tacikistan’ın zengin ve çok katmanlı tarihî mirasının farklı yönlerini temsil eder ve ülkeyi ziyaret edenler için ilginç bir kale rotası oluşturur.

Mevsimlere Göre Hisar Vadisi

Hisar vadisi, her mevsimde farklı bir güzellik sunar. İlkbaharda, vadinin meyve bahçeleri çiçek açar ve dağların yamaçları yeşile bürünür; bu dönem, vadiyi ziyaret etmek için en güzel zamanlardan biridir. Yaz aylarında vadi sıcak ve kurak olur; ancak dağlardan gelen serin rüzgârlar, özellikle akşam saatlerinde rahatlatıcı bir atmosfer yaratır. Sonbaharda ise vadinin bahçelerinde hasat zamanı gelir ve pazarlar, kavun, karpuz, üzüm, nar ve elma gibi meyvelerle dolar. Kış aylarında ise Hisar Dağları’nın zirveleri karla kaplanır ve vadiye yukarıdan bakan beyaz zirveler, kalenin kapısıyla birlikte etkileyici bir manzara oluşturur.

Hangi mevsimde ziyaret edilirse edilsin, Hisar vadisi ve kalesi, Tacikistan’ın doğal güzellikleriyle tarihî mirasının bir arada sunulduğu ender yerlerden biridir.

Bu yüzden Hisar, Orta Asya rotasında mutlaka yer verilmesi gereken bir duraktır.

Ziyaret Bilgileri ve Konum

Hisar Kalesi, Duşanbe’nin yaklaşık 25-30 kilometre batısında yer alır. Duşanbe’den Hisar’a taksiyle ya da paylaşımlı minibüslerle yaklaşık yarım saat ila bir saat içinde ulaşılabilir. Pek çok seyahat acentesi, Duşanbe’den Hisar’a yarım günlük turlar düzenler. Duşanbe’nin uluslararası havalimanı, İstanbul dahil çeşitli noktalardan uçuşlara hizmet verir.

Hisar Tarihî ve Kültürel Koruma Alanı, genellikle gündüz saatlerinde ziyarete açıktır ve giriş için bilet gerekir. Koruma alanını, kaleyi, medreseleri ve diğer yapıları gezmek için iki ila üç saat ayırmak uygundur. Medreselerdeki müze sergileri, Hisar’ın tarihini anlamak için faydalıdır. Türk vatandaşları, Tacikistan’a vizesiz giriş yapabilmektedir; ancak güncel kuralları seyahatten önce resmî kaynaklardan kontrol etmek faydalıdır.

Hisar’ı ziyaret etmek için en uygun dönemler, ilkbahar ve sonbahardır. Yaz aylarında vadi oldukça sıcak olabilir; ancak dağların yakınlığı nedeniyle akşamlar daha serindir. Kış aylarında ise hava soğuk ve yağışlı olabilir.

Koordinatlar: 38.5260 K, 68.5440 D. Konumu haritada görmek için Google Haritalar’da Hisar Kalesi bağlantısını kullanabilirsiniz.

Eski Medrese avlusu

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

Hisar Kalesi, Orta Asya kaleleri dizimizin dördüncü durağıdır. Hisar’ın bağlı olduğu Buhara Emirliği’nin merkezi Buhara Ark Kalesi, Harezm vahasındaki Hive İçan Kale ve Türkmenistan’daki Selçuklu başkenti Merv, dizimizin önceki duraklarıdır. Hisar’dan kuzeye, Özbekistan’a geçenler, Semerkant’ın görkemli yapılarını ve Pencikent’in Sogd dönemi kalıntılarını da ziyaret edebilir.

Dizimizin Orta Asya bölümünün son iki durağı, Kırgızistan’ın Tanrı Dağları’ndaki Taş Rabat kervansarayı ve Kazakistan’ın Seyhun kıyısındaki Sauran antik kentidir. Hisar’dan güneye, Afganistan üzerinden Hindistan’a uzanan tarihî yollar ise, dizimizin bir sonraki bölümü olan Hindistan kalelerine giden yolu temsil eder; Babür Şah’ın Orta Asya’dan Hindistan’a uzanan yolculuğu, bu bağlantının en ünlü örneğidir.

Hisar tarihî alanı

Hisar Kalesi, iki silindirik kulesi arasındaki anıtsal kapısı, medreseleri ve binlerce yıllık yerleşim geçmişiyle, Tacikistan’ın en önemli tarihî mekânlarından biridir. Dağların eteğindeki bu kale, Orta Asya’nın dağlık doğusunun tarihine açılan bir pencere olarak, ziyaretçilere Buhara ve Semerkant’ın gölgesinde kalmış ama son derece zengin bir tarihi keşfetme fırsatı sunar.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir