Kazan Kremlini: Volga Kıyısında Tatar ve Rus Tarihinin Buluştuğu Kale

Volga ile Kazanka nehirlerinin birleştiği yerde, yüksek bir tepenin üzerinde beyaz surlarla çevrili bir kale yükselir. Surların içinde, mavi kubbeli ve ince minareli bir cami ile altın yıldızlı mavi kubbelere sahip bir Ortodoks katedrali yan yana durur. Kazan Kremlini, bu görüntüsüyle Rusya’nın başka hiçbir kalesinde rastlanmayan bir özelliği yansıtır: Türk-İslam ve Rus-Ortodoks dünyalarının yüzyıllar boyunca iç içe geçmiş tarihini. Bugün Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan’ın simgesi olan bu kale, Volga Bulgarlarından Kazan Hanlığı’na, Korkunç İvan’ın fethinden günümüze uzanan bir hikâye anlatır.

Rusya kaleleri dizimizin ikinci durağında, Moskova’dan doğuya, Volga kıyısına geçiyoruz. Türk okurlar için özel bir anlam taşıyan Kazan Kremlini’nin kökenlerini, Kazan Hanlığı dönemini, 1552 kuşatmasını ve Kul Şerif’in hikâyesini, Rus döneminde inşa edilen yapıları, Süyümbike Kulesi’nin efsanelerini ve 2005’te yeniden inşa edilen Kul Şerif Camii’ni ele alacağız.

Kazan Kremlini ve Kazanka Nehri

Volga Bulgarları ve Kazan’ın Kökeni

Kazan’ın bulunduğu Orta Volga bölgesi, ortaçağın başlarında Volga Bulgarlarının yurduydu. Türk kökenli bir halk olan Bulgarlar, 7. yüzyılda Karadeniz’in kuzeyindeki Büyük Bulgarya’nın dağılmasından sonra farklı yönlere göç etti. Bir kolu Balkanlar’a giderek bugünkü Bulgaristan’ın temellerini atarken, bir başka kolu kuzeye, Volga ve Kama nehirlerinin birleştiği bölgeye yerleşti. Volga Bulgarları, burada güçlü bir devlet kurdu ve bölgenin ticaret yollarını kontrol etti.

Volga Bulgarları, 922 yılında İslam’ı resmî din olarak kabul etti. Bu olay, Abbasi Halifesi el-Muktedir’in Bulgar hükümdarına gönderdiği elçilik heyetiyle ilişkilidir. Heyette bulunan İbn Fadlan’ın yazdığı seyahatname, Volga Bulgarları ve bölgedeki diğer halklar hakkında en önemli kaynaklardan biridir. Volga Bulgarları, Kuzey Avrupa ile İslam dünyası arasındaki kürk, bal, köle ve gümüş ticaretinde önemli bir aracı rol oynadı. Başkentleri Bulgar kenti, bölgenin en önemli ticaret merkeziydi.

Kazan’ın kuruluş tarihi tartışmalıdır. Tataristan’da resmî olarak benimsenen görüşe göre Kazan, yaklaşık bin yıl önce, Volga Bulgarları döneminde bir sınır kalesi olarak kuruldu. 2005 yılında Kazan’ın bininci yılı büyük törenlerle kutlandı. Bu tarih, kremlin alanında yapılan arkeolojik kazılarda bulunan bazı buluntulara, özellikle 10. yüzyılın sonlarına ya da 11. yüzyılın başlarına tarihlenen bir Çek sikkesine dayandırılır. Ancak bazı tarihçiler, bu tarihlendirmenin tartışmalı olduğunu ve Kazan’ın daha sonraki bir dönemde, 13. ya da 14. yüzyılda önemli bir yerleşim hâline geldiğini ileri sürer.

Kazan’ın adının kökeni de çeşitli yorumlara konu olmuştur. Tatarca ve diğer Türk dillerinde “kazan” kelimesi bilinen anlamıyla bir pişirme kabını ifade eder. Halk arasında anlatılan bir efsaneye göre kentin kurucuları, kentin yerini belirlemek için bir kazanı kaynatmış ve kazanın kendiliğinden kaynadığı yerde kenti kurmuştur. Bir başka anlatıya göre ise kent, adını yakınından akan Kazanka Nehri’nden alır. Bu anlatıların tarihî doğruluğunu belirlemek mümkün değildir; ancak kentin adının Türkçe kökenli olduğu genel olarak kabul edilir.

Kazan Kremlini panoraması

Altın Orda’dan Kazan Hanlığı’na

1236’da Batu Han komutasındaki Moğol ordusu Volga Bulgar devletine saldırdı ve başkent Bulgar’ı ele geçirdi. Bu tarihten sonra bölge, Altın Orda’nın bir parçası oldu. Altın Orda döneminde Bulgar kenti yeniden canlandı ve önemli bir ticaret ve dinî merkez olmaya devam etti. Bölgenin halkı, Altın Orda’nın Kıpçak Türkçesi konuşan nüfusuyla zamanla kaynaştı. Bugünkü Kazan Tatarlarının etnik ve kültürel kökeni, Volga Bulgarları ile Altın Orda’nın Kıpçak unsurlarının bu kaynaşmasına dayandırılır; ancak bu konuda farklı görüşler bulunduğunu da belirtmek gerekir.

14. yüzyılın sonlarında Altın Orda, iç çatışmalar ve Timur’un seferleri nedeniyle zayıfladı. Timur’un 1395’te Toktamış Han’ı yenmesi, Altın Orda’nın ekonomik merkezlerinin tahrip olmasına yol açtı. Bu dönemde Bulgar kenti de önemini kaybetti ve bölgenin nüfusu daha kuzeye, Kazan çevresine kaydı. 15. yüzyılın başlarında Kazan, bölgenin en önemli kenti hâline gelmişti.

1438’de, Altın Orda’nın hanlarından Uluğ Muhammed, iç çatışmalarda tahtını kaybettikten sonra Volga’ya yöneldi ve Kazan’ı merkez alarak yeni bir hanlık kurdu. Böylece Kazan Hanlığı doğdu. Bazı kaynaklar hanlığın kuruluşunu 1437 ya da 1445 gibi farklı tarihlere bağlar. Uluğ Muhammed ve oğulları, kısa sürede güçlü bir devlet kurdu. Kazan Hanlığı, Altın Orda’dan doğan diğer hanlıklar, yani Kırım Hanlığı, Astrahan Hanlığı ve Sibir Hanlığı ile birlikte, bölgenin önemli güçlerinden biri oldu.

Kazan Hanlığı’nın Başkenti

Kazan Hanlığı döneminde Kazan, Volga ticaret yolunun en önemli merkezlerinden biri hâline geldi. Kentte her yıl düzenlenen büyük panayırlar, Rus, İranlı, Orta Asyalı ve Kafkasyalı tüccarları bir araya getiriyordu. Hanlığın başkenti, kalesinin içinde hanın sarayı, camiler, medreseler ve türbeler barındıran bir kentti. O dönemin kalesi, büyük ölçüde ahşaptan ve topraktan yapılmış surlarla çevriliydi; ancak bazı bölümlerinde taş yapıların da bulunduğu düşünülmektedir.

Hanlık dönemine ait yapıların çok azı günümüze ulaşmıştır. 1552’deki fetih ve sonrasındaki yeniden yapılanma, hanlık döneminin yapılarının büyük bölümünü yok etti. Kremlin alanında yapılan arkeolojik kazılarda, hanlık dönemine ait cami temelleri, türbe kalıntıları ve çeşitli buluntular ortaya çıkarılmıştır. Bu buluntuların bir kısmı, bugün kremlin içindeki müzelerde sergilenir. Kremlin’in güneyindeki bir bölümde, hanların türbelerine ait kalıntıların korunduğu bir alan bulunur.

Kazan Hanlığı, Moskova Büyük Prensliği ile uzun süre karmaşık bir ilişki içinde oldu. Bazı dönemlerde Moskova, Kazan tahtına kendi destekçilerini çıkarmaya çalıştı; bazı dönemlerde ise Kazan hanları, Kırım Hanlığı ve Osmanlı İmparatorluğu ile ittifak kurarak Moskova’ya karşı direndi. 16. yüzyılın ilk yarısında Kazan tahtı, Moskova yanlısı ve Kırım yanlısı adaylar arasında sık sık el değiştirdi. Bu istikrarsızlık, Moskova’nın Kazan’ı tamamen ele geçirme kararı almasında etkili oldu.

1552 Kuşatması ve Kul Şerif

1547’de çar unvanıyla taç giyen IV. İvan, Kazan’ı fethetmeyi en önemli hedeflerinden biri olarak gördü. 1547-1548 ve 1549-1550 yıllarında düzenlenen iki sefer başarısızlıkla sonuçlandı. Bu başarısızlıklardan ders çıkaran Rus komutanlar, 1551’de Kazan’ın yakınında, Volga ile Sviyaga nehirlerinin birleştiği yerdeki bir adada Sviyajsk adlı bir kale kurdu. Bu kalenin ahşap yapıları, Volga’nın yukarısında önceden hazırlanmış, ardından nehirden aşağı taşınarak kısa sürede monte edilmişti. Sviyajsk, Kazan’a karşı düzenlenecek seferin üssü oldu.

1552 yazında, IV. İvan büyük bir orduyla Kazan’ı kuşattı. Kaynaklarda Rus ordusunun büyüklüğü için çok farklı rakamlar verilir; on binlerce askerden söz edilir. Kuşatma yaklaşık bir buçuk ay sürdü. Rus mühendisleri, kentin surlarının altına lağımlar kazdı ve kentin su kaynaklarından birini barutla havaya uçurdu. 2 Ekim 1552’de, surların altına yerleştirilen barut fıçılarının patlatılmasıyla açılan gediklerden Rus ordusu kente girdi.

Kazan’ın savunmasında en çok anılan isim, kentin dinî lideri Kul Şerif’tir. Kaynaklara ve Tatar geleneğine göre Kul Şerif, öğrencileriyle birlikte kentin ana camisini savunmuş ve son direnişte hayatını kaybetmiştir. Kul Şerif’in hayatına ve ölümüne ilişkin ayrıntılar, büyük ölçüde sonraki dönemlerin anlatılarına dayanır ve bazı noktalar tarihçiler arasında tartışmalıdır. Ancak Kul Şerif, Tatar halkının tarihî hafızasında Kazan’ın bağımsızlık mücadelesinin simgesi olarak önemli bir yere sahiptir. Kazan’ın düşmesiyle Kazan Hanlığı sona erdi; son han Yadigar Muhammed esir alındı ve Moskova’ya götürüldü.

Kazan Kremlini Spasskaya Kulesi

Fetihten Sonra: Taş Kremlin

Kazan’ın fethinden sonra IV. İvan, kenti bir Rus yönetim merkezine dönüştürmek için kapsamlı bir yeniden yapılanma başlattı. Kentin Müslüman nüfusunun önemli bir kısmı kremlinin ve kentin merkezinden çıkarıldı ve kentin dışındaki bir mahalleye yerleştirildi. Bu mahalle, bugün “Eski Tatar Mahallesi” olarak bilinir ve Kazan’ın en eski camilerinden bazılarını barındırır. Kremlin ise Rus valilerinin, askerlerin ve din adamlarının merkezi hâline geldi.

1556’dan itibaren kremlinin taş surları inşa edilmeye başlandı. Bu çalışmaları, Pskovlu ustalar Postnik Yakovlev ve İvan Şiryay yönetti. Postnik Yakovlev’in, Moskova’daki Aziz Vasil Katedrali’nin mimarlarından biriyle aynı kişi olabileceği ileri sürülür; ancak bu konuda kesin bir kanıt bulunmamaktadır. Surların inşasında, bölgede bulunan beyaz kireçtaşı kullanıldı. Bu nedenle Kazan Kremlini’nin surları, Moskova Kremlini’nin kırmızı tuğla surlarından farklı olarak beyaz renktedir.

Kazan Kremlini’nin surları, düzensiz bir çokgen biçimindedir ve tepenin doğal şeklini takip eder. Surların toplam uzunluğu yaklaşık 1,8 kilometredir. Başlangıçta surlarda 13 kule bulunuyordu; bunlardan 8’i günümüze ulaşmıştır. Kulelerin en önemlisi, kremlinin ana girişini oluşturan Spasskaya, yani Kurtarıcı Kulesi’dir. Bu kule, 1550’lerde inşa edilmiş ve 17. ve 18. yüzyıllarda üst katlar eklenerek yükseltilmiştir. Kremlinin kuzeybatı köşesindeki Taynitskaya Kulesi ise efsaneye göre IV. İvan’ın kente girdiği yer olarak anılır.

Süyümbike Kulesi ve Efsaneleri

Kazan Kremlini’nin en tanınmış ve en gizemli yapısı, Süyümbike Kulesi’dir. Yedi katlı bu kırmızı tuğla kule, yaklaşık 58 metre yüksekliğindedir ve kuzeydoğuya doğru belirgin biçimde eğiktir. Kulenin eğikliği, zaman içinde zeminin oturması nedeniyle oluşmuş ve 20. yüzyılda yapılan çalışmalarla stabilize edilmiştir. Kulenin tepesinde bugün altın yaldızlı bir hilal bulunur; ancak tarih boyunca kulenin tepesine farklı semboller yerleştirildiği ve bu sembollerin değişim sürecinin kaynaklarda farklı biçimlerde anlatıldığı belirtilir.

Kulenin adı, Kazan Hanlığı’nın son dönemlerinde önemli bir rol oynayan Süyümbike Hanım’dan gelir. Süyümbike, Nogay beylerinden birinin kızıydı ve Kazan hanlarıyla evlenmişti. Kocası Safa Giray’ın ölümünden sonra, küçük oğlu Ötemiş Giray adına bir süre hanlığı yönetti. 1551’de Kazan’daki Moskova yanlısı grubun baskısıyla, oğluyla birlikte Moskova’ya gönderildi. Süyümbike’nin hayatının geri kalanı hakkındaki bilgiler sınırlıdır.

Halk arasında anlatılan en ünlü efsaneye göre, IV. İvan Kazan’ı fethettikten sonra Süyümbike ile evlenmek istedi. Süyümbike, düğünden önce bir hafta içinde Kazan’ın en yüksek kulesinin inşa edilmesini şart koştu. Kule tamamlandığında, Süyümbike kulenin tepesine çıktı ve kendini aşağı atarak hayatına son verdi. Bu efsane, Tatar halkının fethe karşı duyduğu acının ve direnişin bir ifadesi olarak yüzyıllar boyunca anlatıldı. Ancak tarihî kayıtlar, Süyümbike’nin Kazan’ın fethinden önce Moskova’ya gönderildiğini gösterir; bu nedenle efsanenin tarihî bir dayanağı bulunmaz.

Kulenin ne zaman inşa edildiği de tartışmalıdır. Bazı araştırmacılar, kulenin hanlık döneminden kaldığını ileri sürerken, mimari özellikleri ve yapım tekniği, kulenin büyük olasılıkla 17. yüzyılın sonlarında ya da 18. yüzyılın başlarında Rus ustalar tarafından inşa edildiğini düşündürür. Kulenin tasarımı, Moskova’daki Borovitskaya Kulesi gibi yapılarla benzerlikler gösterir. Kulenin kökeni ne olursa olsun, Süyümbike Kulesi bugün Kazan’ın ve Tatar kimliğinin en güçlü simgelerinden biri olarak kabul edilir.

Kul Şerif Camii

Blagoveşçenski Katedrali

Kazan’ın fethinden hemen sonra, kremlinin içinde kentin ana kilisesi olarak Blagoveşçenski, yani Müjde Katedrali’nin inşasına başlandı. Katedral, 1554-1562 yıllarında yine Postnik Yakovlev ve İvan Şiryay tarafından inşa edildi. Katedralin inşası, Kazan’ın Ortodoks Hristiyanlığın yayılması için bir merkez hâline getirilmesi politikasının bir parçasıydı. Kazan’ın ilk başpiskoposu Gury, bu dönemde kente atandı ve bölgede misyonerlik faaliyetlerini yönetti.

Katedral, beş kubbeli bir yapıdır ve kubbeleri mavi renkte olup altın yıldızlarla süslenmiştir. Katedralin dış görünümü, yüzyıllar boyunca yapılan eklemeler ve değişikliklerle önemli ölçüde değişmiştir. 18. ve 19. yüzyıllarda katedrale yeni bölümler eklenmiş, Sovyet döneminde ise katedral kapatılarak arşiv binası olarak kullanılmıştır. Sovyet döneminde katedralin çan kulesi yıkılmıştır. 1990’larda katedral yeniden Rus Ortodoks Kilisesi’ne devredilmiş ve restore edilmiştir.

Blagoveşçenski Katedrali ile Kul Şerif Camii’nin aynı kremlin içinde yan yana durması, Kazan’ın çok kültürlü kimliğinin sembolü olarak sık sık vurgulanır. Tataristan’da yaklaşık olarak eşit oranda Müslüman ve Ortodoks Hristiyan nüfusun yaşadığı belirtilir; bu iki yapı, bu birlikteliğin görsel bir ifadesi olarak kabul edilir. Kremlinin içinde ayrıca 16. yüzyıldan kalma Spaso-Preobrajenski Manastırı’nın kalıntıları da bulunur.

Pugaçev İsyanı ve 19. Yüzyıl

17. ve 18. yüzyıllarda Kazan, Rus İmparatorluğu’nun doğuya açılan kapısı olarak önem kazandı. Kent, Volga ticaretinin ve Sibirya’ya giden yolların önemli bir durağı oldu. Bu dönemde Kazan’da Tatar tüccarları ve sanayiciler giderek güçlendi. 18. yüzyılın ikinci yarısında II. Katerina döneminde, Müslümanlara yönelik bazı kısıtlamalar gevşetildi ve Kazan’da taş camilerin inşasına izin verildi. Eski Tatar Mahallesi’ndeki Mercani Camii, bu dönemde inşa edilen ilk taş camilerden biridir.

1774’te Yemelyan Pugaçev önderliğindeki büyük köylü ve Kazak isyanı, Kazan’a ulaştı. İsyancılar kenti ele geçirdi ve büyük bölümünü yaktı; ancak kremlindeki garnizon direnmeyi başardı. Kısa süre sonra gelen hükümet kuvvetleri Pugaçev’in ordusunu yendi ve isyan bastırıldı. Bu olay, Kazan’ın kentsel dokusunda büyük bir tahribata yol açtı; ancak kent kısa sürede yeniden inşa edildi.

19. yüzyılda Kazan, Rusya’nın önemli eğitim ve kültür merkezlerinden biri hâline geldi. 1804’te kurulan Kazan Üniversitesi, Rusya’nın en eski üniversitelerinden biridir. Üniversitede ünlü matematikçi Nikolay Lobaçevski görev yapmış, Lev Tolstoy ve Vladimir Lenin gibi isimler de bir süre öğrenim görmüştür. Kazan Üniversitesi, aynı zamanda Rusya’da Doğu dilleri ve Türkoloji çalışmalarının önemli bir merkezi oldu. 19. yüzyılın ikinci yarısında Kazan, Tatar aydınları arasında gelişen Ceditçilik hareketinin, yani eğitimde ve toplumda yenileşme hareketinin önemli merkezlerinden biri oldu. Bu hareket, Türk dünyasının diğer bölgelerini de etkiledi.

Kul Şerif Camii genel görünüm

Kul Şerif Camii

Kazan Kremlini’nin bugünkü siluetini belirleyen en önemli yapı, Kul Şerif Camii’dir. Kazan’ın fethi sırasında kremlinin içindeki camilerin yıkılmasından yaklaşık dört buçuk yüzyıl sonra, 1990’ların ortalarında kremlinin içinde yeni bir cami inşa edilmesine karar verildi. Caminin inşası 1996’da başladı ve cami, Kazan’ın bininci yılı kutlamaları çerçevesinde 2005’te açıldı. Cami, 1552 kuşatmasında hayatını kaybeden Kul Şerif’in adını taşır.

Caminin tasarımı, Kazan Hanlığı dönemindeki camilerin görünümüne dair tarihî anlatılardan ve Tatar mimari geleneğinden esinlenmiştir; ancak hanlık dönemindeki ana caminin tam olarak nasıl göründüğü bilinmediği için, bugünkü yapı bir yeniden inşadan çok modern bir yorum olarak değerlendirilmelidir. Cami, dört köşesinde yükselen dört yüksek minaresi, mavi kubbesi ve beyaz mermer cephesiyle dikkat çeker. Minarelerin yüksekliğinin yaklaşık 58 metre olduğu belirtilir.

Caminin iç mekânı, geniş bir ibadet salonundan ve üst katlarda ziyaretçiler için ayrılmış galerilerden oluşur. Caminin içinde, Kazan’da İslam’ın tarihini anlatan bir müze bulunur. Caminin inşasında, Tataristan’ın yanı sıra çeşitli ülkelerden gelen bağışların kullanıldığı aktarılır. Kul Şerif Camii, hem bir ibadet yeri hem de Tatar kimliğinin ve Kazan’ın çok kültürlü yapısının bir sembolü olarak kabul edilir. Cami, Rusya’nın en büyük camilerinden biri olarak da anılır.

Süyümbike Kulesi

Kremlin’in Diğer Yapıları

Kazan Kremlini’nin içinde, Süyümbike Kulesi’nin hemen yanında, Cumhurbaşkanlığı Sarayı yer alır. Bu bina, 1840’larda Kazan valisinin sarayı olarak inşa edilmiştir. Sarayın tasarımı, Moskova’daki Büyük Kremlin Sarayı’nın mimarı Konstantin Ton’a atfedilir. Bina, Rus-Bizans üslubunda inşa edilmiştir ve bugün Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın resmî konutu ve çalışma merkezi olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle sarayın içi ziyarete kapalıdır.

Kremlinin kuzey kesiminde, 19. yüzyılda kurulan Top Dökümhanesi’nin binaları bulunur. Bu dökümhane, Rus ordusu için top üretmek amacıyla kurulmuştu. Dökümhanenin binaları bugün restore edilmiş ve müze olarak kullanılmaktadır. Kremlinin içinde ayrıca eski Junker Okulu binası da bulunur. Bu bina, bugün Ermitaj-Kazan Sergi Merkezi ve Tataristan Ulusal Sanat Galerisi’ne ev sahipliği yapar. Ermitaj-Kazan Merkezi, Sankt Peterburg’daki ünlü Ermitaj Müzesi’nin koleksiyonlarından geçici sergiler düzenler.

Kremlinin içindeki diğer müzeler arasında, Tataristan Cumhuriyeti Doğa Tarihi Müzesi, İslam Kültürü Müzesi ve Kazan Kremlini’nin tarihini anlatan müzeler sayılabilir. Ayrıca kremlinin içinde, hanlık dönemine ait arkeolojik kazı alanlarının korunduğu bir bölüm de bulunur. Bu alanda, hanlık dönemine ait yapı temelleri ve türbe kalıntıları cam paneller aracılığıyla görülebilir. Kremlinin tamamı, 2000 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. UNESCO, kremlini Altın Orda ve Kazan Hanlığı dönemlerinden kalan izlerle Rus döneminin yapılarını bir araya getiren, farklı kültürlerin etkileşimini yansıtan eşsiz bir kompleks olarak değerlendirir.

Kazan Hanlığı, Kırım ve Osmanlılar

Kazan Hanlığı’nın tarihini anlamak için, onu Altın Orda’dan doğan diğer hanlıklarla ve özellikle Kırım Hanlığı ile birlikte düşünmek gerekir. Kırım Hanlığı, 1475’ten itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesine girmişti. Kırım’ı yöneten Giray hanedanı, Kazan tahtında da söz sahibi olmak istiyordu. 16. yüzyılın başlarında Kırım hanedanından Sahib Giray ve Safa Giray gibi isimler Kazan tahtına çıktı. Bu dönemde Kazan, Kırım ve Osmanlı ile Moskova arasındaki rekabetin önemli bir sahnesi hâline geldi.

Kazan hanları, Moskova’ya karşı Osmanlı İmparatorluğu’ndan yardım istedi. Kaynaklarda, Kazan’dan İstanbul’a elçiler gönderildiği ve hanlığın Osmanlı himayesine girmek istediğine dair kayıtlar bulunur. Ancak Osmanlı İmparatorluğu, Kazan’ın uzaklığı ve Avrupa ile İran cephelerindeki meşguliyetleri nedeniyle hanlığa doğrudan askeri destek sağlayamadı. Kazan’ın 1552’de düşmesi ve ardından 1556’da Astrahan’ın fethi, Moskova’nın Volga havzasının tamamını kontrol etmesine yol açtı.

Bu gelişmeler, Osmanlı İmparatorluğu’nu da harekete geçirdi. 1569’da Sokollu Mehmed Paşa’nın girişimiyle, Don ve Volga nehirlerini bir kanalla birleştirmek ve Astrahan’ı geri almak amacıyla bir sefer düzenlendi. Bu kanal projesi, Osmanlı donanmasının Karadeniz’den Hazar Denizi’ne geçmesini sağlayacak ve Orta Asya’daki Türk hanlıklarıyla bağlantı kurulmasına imkân verecekti. Ancak sefer, lojistik zorluklar ve olumsuz koşullar nedeniyle başarısızlıkla sonuçlandı. Bu girişim, Osmanlı’nın Volga havzası ve Orta Asya ile bağlantı kurma çabalarının en iddialı örneklerinden biri olarak tarihe geçti.

Kazan’ın fethi, Rusya’nın doğuya doğru genişlemesinin başlangıç noktası oldu. Kazan ve Astrahan’ın ardından Rus kuvvetleri Ural Dağları’nı aşarak Sibirya’ya ilerledi ve 1580’lerde Sibir Hanlığı’nı da ortadan kaldırdı. Bu genişleme, sonraki yüzyıllarda Rusya’yı Orta Asya’ya ve Çin sınırına kadar taşıdı. Dizimizin Rusya’dan sonra Orta Asya’ya uzanacak olması, bu tarihî sürecin coğrafyasını da takip etmektedir.

Kazan Kremlini, bu açıdan yalnızca bir kale değil, Avrasya tarihinin dönüm noktalarından birinin yaşandığı bir mekândır. Kremlinin surları arasında dolaşırken, Altın Orda’nın mirasçısı hanlıkların dünyası ile genişleyen Rus devletinin dünyasının burada nasıl karşılaştığını hayal etmek mümkündür.

Tatar Kültürü ve Kazan

Kazan, bugün Rusya Federasyonu’nun içinde yer alan Tataristan Cumhuriyeti’nin başkentidir. Tataristan, Rusya’nın en büyük Müslüman nüfusa sahip bölgelerinden biridir. Kazan Tatarları, Türk dillerinin Kıpçak grubuna ait Tatarca konuşur. Tatarca, Türkiye Türkçesiyle aynı dil ailesine mensuptur ve iki dil arasında pek çok ortak kelime bulunur. Türk ziyaretçiler, Kazan’da tabelalarda ve günlük konuşmalarda bu ortak kelimeleri fark ettiklerinde genellikle şaşırırlar.

Tatar mutfağı da Kazan’ı ziyaret edenlerin ilgisini çeken bir başka konudur. Tatar mutfağının en ünlü yemekleri arasında, içi etli ve patatesli üçgen biçimli bir hamur işi olan “eçpoçmak”, ballı hamur tatlısı “çak-çak” ve çeşitli börek türleri sayılabilir. Çak-çak, Tatar düğünlerinin ve bayramlarının vazgeçilmez tatlısıdır ve Türk mutfağındaki bazı tatlılarla benzerlikler gösterir.

Kazan’da her yıl kutlanan Sabantuy bayramı, Tatar kültürünün en önemli etkinliklerinden biridir. İlkbahar tarım işlerinin tamamlanmasını kutlayan bu bayramda, güreş müsabakaları, at yarışları ve çeşitli halk oyunları düzenlenir. Sabantuy, Türk dünyasının diğer bölgelerinde de benzer bayramlarla ortak kökenlere sahiptir. Kazan’ı ziyaret edenler, Tatar kültürünün bu canlı yönlerini kremlinin tarihî atmosferiyle birlikte deneyimleme fırsatı bulur.

Kazan Çevresindeki Tarihî Yerler

Kazan’ı ziyaret edenler için yakın çevrede görülmeye değer önemli tarihî yerler bulunur. Bunların en önemlisi, Kazan’ın güneyinde, karayoluyla birkaç saatlik mesafede, Volga kıyısında yer alan Bulgar antik kentidir. Volga Bulgarlarının ve ardından Altın Orda’nın önemli merkezlerinden biri olan bu kentin kalıntıları, 2014’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Burada Altın Orda dönemine ait cami kalıntıları, minareler, türbeler ve hamamlar görülebilir. Bulgar, bugün Tatar Müslümanları için önemli bir ziyaret yeri olarak kabul edilir.

Kazan’ın yakınında, 1551’de IV. İvan’ın Kazan’a karşı sefer üssü olarak kurduğu Sviyajsk adası da ziyaret edilebilir. Kuybışev Barajı’nın inşasıyla oluşan baraj gölü nedeniyle Sviyajsk bugün bir adadır. Adada bulunan Uspenski Katedrali ve Manastırı, 2017’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Katedralin içindeki 16. yüzyıl freskleri, Rus dinî sanatının önemli örnekleri arasındadır.

Sovyet Dönemi ve Modern Kazan

1920’de Tatar Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu ve Kazan bu cumhuriyetin başkenti oldu. Sovyet döneminde Kazan Kremlini’nin bazı yapıları farklı amaçlarla kullanıldı; kiliseler ve manastır binaları depo, arşiv ya da idari bina olarak işlev gördü. Bu dönemde kremlinin bazı tarihî yapıları yıkıldı ya da harap oldu. Sovyet döneminin sonlarına doğru, kremlinin tarihî değerinin daha fazla fark edilmesiyle restorasyon çalışmaları başladı.

1990’da Tataristan, Rusya Federasyonu içinde egemenlik ilan etti ve 1994’te Rusya ile özel bir yetki paylaşımı anlaşması imzaladı. Bu dönemde Kazan Kremlini, Tatar kimliğinin yeniden canlanmasının sembolü hâline geldi. Kul Şerif Camii’nin inşası ve kremlinin kapsamlı restorasyonu, bu sürecin en görünür parçalarıydı. 2005’teki bininci yıl kutlamaları için kremlinde ve kentin genelinde büyük yenileme projeleri gerçekleştirildi.

Bugün Kazan, Rusya’nın en dinamik kentlerinden biri olarak kabul edilir. 2013’te Dünya Üniversite Oyunları’na, 2018’de ise FIFA Dünya Kupası maçlarına ev sahipliği yapmıştır. Kentin modern yüzü ile kremlinin tarihî dokusu arasındaki kontrast, Kazan’ı ziyaret edenlerin dikkatini çeker. Kazanka Nehri’nin karşı kıyısındaki modern binalar ve köprüler, kremlinden bakıldığında kentin geçirdiği dönüşümü açıkça gösterir. Kentin gece ışıklandırması da kremlinin surlarını, Süyümbike Kulesi’ni ve Kul Şerif Camii’nin minarelerini etkileyici bir biçimde öne çıkarır.

Eski Tatar Mahallesi

Kazan’ın fethinden sonra Tatar nüfusunun yerleştirildiği Eski Tatar Mahallesi, bugün kentin en ilgi çekici bölgelerinden biridir. Kaban Gölü’nün çevresinde yer alan bu mahalle, 18. ve 19. yüzyıllardan kalma camileri, ahşap evleri ve tüccar konaklarıyla dikkat çeker. Mahallenin en önemli yapısı, 1766-1770 yıllarında inşa edilen Mercani Camii’dir. Cami, adını 19. yüzyılda burada imamlık yapan ünlü Tatar âlimi Şihabeddin Mercani’den alır. Mercani, Tatar tarihi ve İslam düşüncesi üzerine yazdığı eserlerle tanınır.

Mahallede ayrıca Apanayev Camii, Burnayev Camii ve Azimov Camii gibi diğer tarihî camiler de bulunur. Bu camilerin çoğu, Sovyet döneminde kapatılmış ve farklı amaçlarla kullanılmış, 1990’larda yeniden ibadete açılmıştır. Mahallede, Tatar şairi Abdullah Tukay’ın anısına düzenlenmiş bir müze de bulunur. Tukay, modern Tatar edebiyatının kurucularından biri olarak kabul edilir ve Kazan’da büyük saygı görür.

Eski Tatar Mahallesi’nde yürümek, Kazan Kremlini’nin anlattığı hikâyenin diğer yüzünü görmek için iyi bir fırsattır. Kremlin, fetih ve yeniden yapılanmanın, mahalle ise Tatar halkının kendi kimliğini ve kültürünü yüzyıllar boyunca nasıl koruduğunun tanığıdır. Mahallenin dar sokaklarında, geleneksel Tatar mimarisinin renkli ahşap pencere süslemelerini ve oymalı kapılarını görmek mümkündür.

Kremlinin Mimarisi: İki Dünyanın Buluşması

Kazan Kremlini’nin mimarisi, onu Rusya’daki diğer kremlinlerden ayıran özelliklere sahiptir. Surların ve kulelerin büyük bölümü, Pskov ve Novgorod geleneklerinden gelen Rus ustalar tarafından inşa edildiği için, Kuzeybatı Rusya’nın kale mimarisinin özelliklerini taşır. Kalın beyaz taş duvarlar, yuvarlak ve kare planlı kuleler ve sade süslemeler, bu geleneğin tipik unsurlarıdır. Bu özellikler, dizimizin ilerleyen yazılarında ele alacağımız Pskov ve Novgorod kremlinleriyle karşılaştırıldığında daha iyi anlaşılır.

Öte yandan Süyümbike Kulesi ve Kul Şerif Camii gibi yapılar, kremline belirgin bir Doğu karakteri kazandırır. Süyümbike Kulesi’nin kademeli yapısı ve tepesindeki hilal, kremlinin siluetinde İslam mimarisini çağrıştıran bir unsur olarak öne çıkar. Kul Şerif Camii’nin minareleri ise bu siluete modern bir katkı olarak eklenmiştir. Blagoveşçenski Katedrali’nin kubbeleri ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın Rus-Bizans tarzı cephesi, bu Doğu unsurlarıyla yan yana durarak kremline eşsiz bir görünüm kazandırır.

Kremlinin yerleşim düzeni de ilginçtir. Kremlin, kuzey-güney doğrultusunda uzanan dar ve uzun bir alanı kaplar. Ana giriş olan Spasskaya Kulesi, kremlinin güney ucunda yer alır ve kenti kremline bağlayan ana caddeye açılır. Bu caddeden kremlinin içine girildiğinde, ziyaretçiyi önce Blagoveşçenski Katedrali ve ardından Kul Şerif Camii karşılar. Kremlinin kuzey ucunda ise Kazanka Nehri’ne bakan surlar ve kuleler yer alır. Bu bölümden nehre ve kentin yeni bölgelerine bakan manzara, özellikle gün batımında etkileyicidir.

Aşağıdaki videoda Kazan Kremlini’ni ve Kul Şerif Camii’ni izleyebilirsiniz:

Kazan Blagoveşçenski Katedrali

Kremlinde Bir Gezi Rotası

Kazan Kremlini’ni gezmek için en mantıklı başlangıç noktası, güney ucundaki Spasskaya Kulesi’dir. Bauman Caddesi’nin sonundan Kremlyovskaya Caddesi boyunca yürüyerek bu kuleye ulaşılır. Kulenin altından geçtikten sonra, sağda eski Junker Okulu binası, solda ise Blagoveşçenski Katedrali görülür. Katedralin hemen ilerisinde, Kul Şerif Camii’nin geniş avlusu yer alır. Caminin içini ve müze bölümünü gezdikten sonra, Süyümbike Kulesi ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın bulunduğu alana geçmek mümkündür.

Kremlinin kuzey kesiminde, Top Dökümhanesi’nin binaları ve Kazanka Nehri’ne bakan surlar bulunur. Bu bölümde surların üzerinde kısa bir yürüyüş yapmak ve nehir manzarasını izlemek, gezinin en keyifli anlarından biridir. Kremlinin batı tarafındaki surlardan ise Kazan’ın yeni bölgeleri ve Volga’ya doğru uzanan manzara görülebilir. Kremlinin içindeki kafeler ve hediyelik eşya dükkânları da ziyaretçilere dinlenme fırsatı sunar.

Kremlin gezisini tamamladıktan sonra, Bauman Caddesi boyunca yürüyerek kentin merkezini keşfetmek ve akşam saatlerinde Eski Tatar Mahallesi’ne geçmek, Kazan’ın farklı yüzlerini bir günde görmek için iyi bir plan olabilir.

Kremlinin içinde yürürken acele etmemek gerekir; çünkü her yapının, her kulenin ve hatta surların taşlarının bile anlatacak bir hikâyesi vardır. Özellikle akşamüstü saatlerinde, güneş Kazanka Nehri’nin üzerinde batarken kremlinin beyaz surları altın rengine bürünür ve Kul Şerif Camii’nin minareleri ile katedralin kubbeleri bu ışıkta en güzel hâline kavuşur.

Kazan Kremlini’ni ziyaret eden pek çok Türk gezgin, burada kendi tarihlerinin ve kültürlerinin bir parçasıyla karşılaştıklarını hisseder. Tatarca tabelalar, tanıdık kelimeler ve ortak gelenekler, bu kalenin Türk dünyasının ortak mirasının bir parçası olduğunu hatırlatır.

Ziyaret Bilgileri ve Konum

Kazan Kremlini, kentin merkezinde, Kremlyovskaya Caddesi’nin sonunda yer alır. Kremline en yakın metro istasyonu, Kremlyovskaya istasyonudur. Kazan’ın merkezi, kremlinden başlayan ve yayalara ayrılmış Bauman Caddesi boyunca uzanır. Kremlin’in kendisine giriş genellikle ücretsizdir; ancak kremlinin içindeki müzeler ve Kul Şerif Camii’nin müze bölümleri için ayrı bilet gerekebilir. Kul Şerif Camii’ni ziyaret ederken uygun kıyafet giyilmesi ve kadın ziyaretçilerin başlarını örtmesi beklenir.

Kremlin genellikle sabahtan akşam geç saatlere kadar açıktır; müzelerin ziyaret saatleri ise farklılık gösterebilir ve bazı müzeler haftanın belirli günlerinde kapalıdır. Kremlinin tamamını ve müzelerini gezmek için en az yarım gün ayırmak uygundur. Kazan’ı ziyaret edenler, Moskova’dan hızlı trenle ya da uçakla kente ulaşabilir. Moskova ile Kazan arasındaki demiryolu yolculuğu, trene göre birkaç saatten bir geceye kadar sürebilir.

Rusya’ya seyahat etmeyi düşünen Türk vatandaşlarının, güncel vize kurallarını ve seyahat koşullarını resmî kaynaklardan kontrol etmesi gerekir. Uluslararası ödeme sistemleri ve uçuş bağlantılarıyla ilgili kısıtlamalar da seyahat planlamasını etkileyebilir.

Koordinatlar: 55.7990 K, 49.1060 D. Konumu haritada görmek için Google Haritalar’da Kazan Kremlini bağlantısını kullanabilirsiniz.

Kazan Kremlini Cumhurbaşkanlığı Sarayı

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

Kazan Kremlini, Rusya kaleleri dizimizin ikinci durağıdır. Kazan’ı fetheden IV. İvan’ın başkenti olan Moskova Kremlini, dizimizin ilk yazısında ele aldığımız ve Kazan’ın fethinin anısına inşa edilen Aziz Vasil Katedrali’nin de yer aldığı tarihî merkezdir. Kazan Kremlini’nin surlarını inşa eden ustaların geldiği Pskov ve Novgorod’daki kremlinler ise kuzeybatı Rusya’nın kale mimarisini anlamak için ziyaret edilmeye değer.

Finlandiya Körfezi kıyısındaki Vyborg Kalesi ve Kafkasya’daki Derbent Narın Kale, Rusya’nın farklı uçlarında yer alan ve farklı kültürlerin izlerini taşıyan diğer kalelerdir. Kazan’dan doğuya, Orta Asya’ya devam edenler ise Türk dünyasının diğer tarihî kalelerini keşfetme fırsatı bulacaktır.

Kazan Kremlini Bezımyannaya Kulesi ve Top Dökümhanesi

Kazan Kremlini, Volga Bulgarlarından Kazan Hanlığı’na, Rus fethinden modern Tataristan’a uzanan tarihiyle, Türk ve Rus dünyalarının buluştuğu eşsiz bir mekândır. Kul Şerif Camii ile Blagoveşçenski Katedrali’nin yan yana durduğu bu kremlin, farklı kültürlerin yüzyıllar boyunca nasıl çatıştığını ve nasıl bir arada yaşamayı öğrendiğini gösteren güçlü bir simgedir.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir