Novgorod Kremlini: Rus Devletinin Doğduğu Kentin Bin Yıllık Kalesi
Rusya’nın kuzeybatısında, İlmen Gölü’nden çıkan Volhov Nehri’nin kıyısında, Rus devletinin doğduğu yer olarak anılan bir kent bulunur. Veliki Novgorod, yani “Büyük Novgorod”, ortaçağda Avrupa’nın en zengin ticaret merkezlerinden biri, kendi meclisi tarafından yönetilen bir cumhuriyetin başkenti ve Rus edebiyatının, sanatının ve hukukunun beşiğiydi. Kentin kalbinde, yerel adıyla Detinets olarak bilinen kırmızı tuğla surlu kremlin, Rusya’nın en eski kiliselerinden birini ve bin yıllık bir tarihin izlerini barındırır.
Rusya kaleleri dizimizin üçüncü durağında, Moskova ve Kazan’dan sonra kuzeybatıya, Baltık dünyasına yöneliyoruz. Bu yazıda Novgorod’un efsanevi kökenlerini, Ayasofya Katedrali’ni, Novgorod Cumhuriyeti’nin özgün siyasi düzenini, Hansa ticaretini, huş ağacı kabuğu mektuplarını, Aleksandr Nevski’yi, Moskova’ya bağlanışını ve İkinci Dünya Savaşı’nda yaşanan yıkımı ele alacağız.

İçindekiler
- Rurik ve Novgorod’un Kökeni
- Detinets: Kremlinin Doğuşu
- Ayasofya Katedrali
- Novgorod Cumhuriyeti ve Veçe
- Hansa Ticareti ve Zenginlik
- Huş Ağacı Kabuğu Mektupları
- Aleksandr Nevski ve Batı’dan Gelen Tehditler
- Moskova’ya Bağlanış
- Surlar ve Kuleler
- Rusya’nın Bininci Yılı Anıtı
- Ticaret Yakası ve Yaroslav Avlusu
- Novgorod ve Rus Kültürü
- İkinci Dünya Savaşı ve Restorasyon
- Novgorod’un Diğer Tarihî Yapıları
- Novgorod Mimarisinin Özellikleri
- Kiev Rus’u Döneminde Novgorod
- Kremlinde Bir Gezi Rotası
- Ziyaret Bilgileri ve Konum
- Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
Rurik ve Novgorod’un Kökeni
Novgorod’un adı, Rusçada “yeni kent” anlamına gelir. Bu ad, kentin daha eski bir yerleşimin yerine ya da yakınına kurulduğunu düşündürür; ancak bu “eski kentin” hangisi olduğu tartışmalıdır. Rus vakayinamelerinin en eskisi olan “Geçmiş Yılların Hikâyesi”ne göre, 862 yılında bölgedeki Slav ve Fin kabileleri, aralarındaki çatışmalara son vermek için denizin ötesinden, Varegler arasından bir hükümdar davet etti. Bu davete Rurik adlı bir Vareg şefi ve kardeşleri yanıt verdi. Rurik, Novgorod’a yerleşti ve sonraki yüzyıllarda Rusya’yı yönetecek olan Rurik hanedanının kurucusu oldu.
Vareglerin kimliği ve Rurik’in davet edilmesi hikâyesi, Rus tarihçiliğinde uzun süre tartışma konusu olmuştur. Vareglerin İskandinav kökenli, yani Vikinglerle bağlantılı oldukları genel olarak kabul edilir. Ancak Rus devletinin kuruluşunda İskandinav unsurunun ne kadar belirleyici olduğu konusu, “Normanist tartışma” adı verilen uzun bir akademik polemiğe yol açmıştır. Arkeolojik buluntular, bölgede İskandinav varlığının bulunduğunu gösterirken, Slav ve Fin unsurlarının da önemli bir rol oynadığını ortaya koyar.
Arkeolojik çalışmalar, Novgorod’un bugünkü yerinde kalıcı bir kent yerleşiminin 10. yüzyılın ortalarından itibaren geliştiğini gösterir. Kentin birkaç kilometre güneyinde, Volhov Nehri’nin İlmen Gölü’nden çıktığı yerde bulunan Ryurikovo Gorodişçe adlı yerleşim ise daha eskidir ve 9. yüzyıla tarihlenen buluntular barındırır. Bazı araştırmacılar, Rurik’in asıl merkezinin bu yerleşim olduğunu ve Novgorod’un, yani “yeni kentin”, bu eski merkeze göre adlandırıldığını ileri sürer.
Novgorod, Baltık Denizi ile Bizans ve İslam dünyası arasındaki büyük ticaret yolunun, yani “Vareglerden Rumlara giden yolun” üzerinde yer alıyordu. Bu yol, Baltık’tan Neva Nehri, Ladoga Gölü ve Volhov Nehri üzerinden Novgorod’a, oradan da Dinyeper Nehri üzerinden Kiev’e ve Karadeniz’e ulaşıyordu. Bu konum, Novgorod’a büyük bir ticari avantaj sağladı ve kentin hızla zenginleşmesine yol açtı.

Detinets: Kremlinin Doğuşu
Novgorod’un kremlini, yerel olarak “Detinets” adıyla bilinir. Bu kelime, eski Rusçada bir kentin iç kalesini ifade ediyordu ve kökeninin “çocuk” anlamına gelen “deti” kelimesiyle ilişkili olduğu düşünülür; buna göre iç kale, savaş zamanında kadınların ve çocukların sığındığı yer olarak adlandırılmış olabilir. Ancak bu etimoloji kesin değildir. Detinets adı, Novgorod’un ve bazı diğer eski Rus kentlerinin kalelerinde kullanılırken, “kremlin” kelimesi daha sonraki dönemlerde yaygınlaştı.
Vakayinamelerde Novgorod’un kalesine ilişkin ilk kayıt, 1044 yılına aittir. Bu kayda göre Kiev Büyük Prensi Bilge Yaroslav’ın oğlu Vladimir, Novgorod’da yeni bir kale inşa ettirdi. Bu ilk kale, büyük olasılıkla ahşap surlar ve toprak sırtlardan oluşuyordu. Kale, Volhov Nehri’nin batı kıyısında, nehrin hemen yanındaki hafif yüksek bir alanda yer alıyordu. Novgorod’un nehrin iki yakasına yayılmış kenti, “Sofya Yakası” ve “Ticaret Yakası” olarak ikiye ayrılıyordu; Detinets, Sofya Yakası’nın merkezindeydi.
Sonraki yüzyıllarda Detinets’in surları birkaç kez yeniden inşa edildi ve genişletildi. 14. yüzyılın ortalarında surların bir kısmı taştan yapılmaya başlandı. Ancak bugün gördüğümüz kırmızı tuğla surlar ve kuleler, büyük ölçüde 15. yüzyılın sonlarında, Novgorod’un Moskova’ya bağlanmasından sonra inşa edilmiştir. Bu nedenle Novgorod Kremlini’nin surları, Moskova Kremlini’nin surlarıyla belirgin benzerlikler gösterir.
Ayasofya Katedrali
Novgorod Kremlini’nin en önemli yapısı, 1045-1050 yıllarında inşa edilen Ayasofya Katedrali’dir. Katedral, Bilge Yaroslav’ın oğlu Vladimir’in emriyle inşa edilmiştir. Bu yapı, Rusya’da günümüze ulaşan en eski kilise olarak kabul edilir. Katedralin adı, Kiev’deki Ayasofya Katedrali’nden ve onun da örnek aldığı İstanbul’daki Ayasofya’dan gelir. Bu adlandırma, Rus prenslerinin kendilerini Bizans geleneğinin mirasçısı olarak gördüklerini gösterir.
Katedral, beyaz badanalı duvarları ve beş kubbesiyle dikkat çeker. Ana kubbe altın yaldızlı, diğer kubbeler ise gümüş renklidir. Katedralin mimarisi, Kiev’deki Ayasofya’dan esinlenmiş olsa da, daha sade ve daha yoğun bir yapıya sahiptir. Bu sadelik, Novgorod mimarisinin karakteristik özelliği hâline gelmiştir. Katedralin duvarları, kalın ve masif bir görünüm sergiler; pencereler küçüktür ve iç mekân loş bir atmosfere sahiptir.
Katedralin en ünlü unsurlarından biri, batı cephesindeki bronz kapılardır. “Magdeburg Kapıları” ya da “Płock Kapıları” adıyla bilinen bu kapılar, 12. yüzyılda Almanya’nın Magdeburg kentinde dökülmüştür. Kapılar başlangıçta Polonya’daki Płock Katedrali için yapılmıştı; Novgorod’a nasıl ulaştığı konusunda farklı görüşler bulunur. Bir anlatıya göre kapılar, Novgorodluların İsveç’in Sigtuna kentine düzenlediği bir akın sırasında ganimet olarak ele geçirilmiştir; ancak bu anlatının tarihî doğruluğu tartışmalıdır. Kapıların üzerinde İncil’den sahneler ve dökümcülerin portreleri yer alır.
Katedralin içinde, 12. yüzyıldan kalma fresklerin kalıntıları ve önemli ikonlar bulunur. Bunların en ünlüsü, “Novgorod’un Meryem’i” ya da “Znamenie İkonu” olarak bilinen ikondur. Geleneğe göre bu ikon, 1170’te Suzdal ordusunun Novgorod’u kuşattığı sırada surların üzerine taşınmış ve bir mucize sonucu kent kurtulmuştur. Bu olay, Novgorod’un en önemli dinî geleneklerinden biri hâline gelmiş ve Rus ikon sanatında sık sık tasvir edilmiştir. Katedralin yanında, 15. yüzyıldan kalma çan duvarı yer alır.

Novgorod Cumhuriyeti ve Veçe
Novgorod’un tarihini Rusya’daki diğer kentlerden ayıran en önemli özellik, ortaçağın büyük bölümünde bir cumhuriyet olarak yönetilmesidir. 1136’da Novgorodlular, Kiev’in atadığı prensi kentten kovdu ve kentin yönetimini kendi ellerine aldı. Bu tarih, Novgorod Cumhuriyeti’nin başlangıcı olarak kabul edilir. Cumhuriyet, 1478’de Moskova’ya bağlanana kadar yaklaşık üç buçuk yüzyıl boyunca varlığını sürdürdü.
Novgorod Cumhuriyeti’nin en önemli kurumu, “veçe” adı verilen halk meclisiydi. Veçe, kentin özgür erkek yurttaşlarının katıldığı bir toplantıydı ve savaş ilanı, antlaşmalar, yöneticilerin seçimi gibi önemli kararlar burada alınırdı. Veçe toplantıları, Ticaret Yakası’ndaki Yaroslav Avlusu’nda yapılır ve bir çanın çalınmasıyla duyurulurdu. Veçe, Novgorod’un en önemli yöneticilerini seçiyordu: “posadnik” adı verilen belediye başkanını, “tısyatski” adı verilen milis komutanını ve hatta kentin başpiskoposunu.
Novgorod’da prensler varlığını sürdürdü; ancak prensin yetkileri büyük ölçüde sınırlandırılmıştı. Prens, veçe tarafından davet ediliyor ve bir sözleşmeyle göreve getiriliyordu. Prensin görevi, esas olarak kentin askeri savunmasını yönetmekti. Prensin kalede değil, kentin dışındaki Gorodişçe’de oturması gerekiyordu. Bu düzen, Novgorod’un gerçek gücünün kentin zengin tüccar ve boyar ailelerinin elinde olduğunu gösterir.
Novgorod Cumhuriyeti’nin yönetiminde başpiskoposun da önemli bir rolü vardı. Başpiskopos, Detinets’teki sarayında oturuyor ve kentin yönetiminde etkili bir figür olarak kabul ediliyordu. Detinets, bu açıdan cumhuriyetin dinî ve idari merkeziydi. Başpiskoposun sarayının bir parçası olan ve 1433’te inşa edilen “Vladiçnaya Palata”, yani Başpiskoposun Salonu, Gotik mimarinin Rusya’daki ender örneklerinden biridir. Bu yapının, Alman ustalarla Novgorodlu ustaların birlikte çalışmasıyla inşa edildiği belirtilir.
Hansa Ticareti ve Zenginlik
Novgorod’un zenginliğinin temeli, ticaretti. Kent, Kuzey Avrupa’nın büyük ticaret birliği olan Hansa ile yakın ilişkiler içindeydi. Hansa tüccarları, Novgorod’da “Peterhof” adı verilen bir ticaret merkezi kurmuştu. Bu merkez, Hansa’nın yurt dışındaki dört büyük ticaret ofisinden, yani “Kontor”larından biriydi; diğerleri Londra, Bruges ve Bergen’deydi. Peterhof, Ticaret Yakası’nda, Aziz Petrus Kilisesi’nin çevresinde yer alıyordu ve adını bu kiliseden almıştı.
Novgorod, Hansa tüccarlarına kürk, bal mumu, deri ve diğer orman ürünlerini satıyordu. Bunların en değerlisi, Kuzey Rusya’nın ormanlarından ve Ural bölgesinden gelen kürklerdi. Samur, sansar ve sincap kürkleri, Avrupa’da büyük talep görüyordu. Novgorod’un ticaret ağı, kuzeyde Beyaz Deniz’e ve doğuda Ural Dağları’na kadar uzanan geniş bir bölgeyi kapsıyordu. Hansa tüccarları ise karşılığında kumaş, gümüş, tuz, şarap ve metal eşyalar getiriyordu.
Bu ticaret, Novgorod’u ortaçağ Avrupa’sının en büyük ve en zengin kentlerinden biri hâline getirdi. Kentin nüfusunun 13. ve 14. yüzyıllarda on binlerle ifade edildiği tahmin edilir. Novgorod’un zengin tüccarları ve boyarları, kentte çok sayıda kilise inşa ettirdi. Bu kiliselerin pek çoğu bugün hâlâ ayaktadır ve Novgorod’u Rusya’nın en zengin ortaçağ mimarisi mirasına sahip kentlerinden biri yapar. Kentin ve çevresinin tarihî anıtları, 1992’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır.
Huş Ağacı Kabuğu Mektupları
Novgorod’un ortaçağ yaşamı hakkındaki en değerli kaynaklardan biri, huş ağacı kabuğu üzerine yazılmış mektuplardır. 1951’de arkeolog Artemiy Artsihovski başkanlığındaki bir kazı ekibi, Novgorod’da ilk huş ağacı kabuğu belgesini buldu. O tarihten bu yana Novgorod’da binden fazla bu tür belge ortaya çıkarılmıştır. Novgorod’un nemli ve oksijensiz toprağı, organik malzemelerin yüzyıllar boyunca korunmasını sağlamıştır.
Bu belgeler, 11. ile 15. yüzyıllar arasına tarihlenir ve sivri bir kalemle huş ağacı kabuğuna kazınarak yazılmıştır. Belgelerin içeriği son derece çeşitlidir: ticari yazışmalar, borç kayıtları, aile mektupları, aşk mektupları, okul alıştırmaları ve hatta çocukların çizimleri bulunur. Bunların en ünlülerinden biri, 13. yüzyılda yaşamış Onfim adlı bir çocuğun alfabe alıştırmaları ve çizimleridir. Bu çizimlerde Onfim, kendisini bir savaşçı olarak tasvir etmiştir.
Huş ağacı kabuğu mektupları, ortaçağ Novgorod’unda okuryazarlığın yalnızca din adamları ve seçkinlerle sınırlı olmadığını, tüccarlar, zanaatkârlar ve hatta kadınlar arasında da yaygın olduğunu gösterir. Bu belgeler, aynı zamanda eski Novgorod lehçesi hakkında da değerli bilgiler sunar. Belgelerin bir kısmı, Novgorod Devlet Müzesi’nde sergilenmektedir.

Aleksandr Nevski ve Batı’dan Gelen Tehditler
13. yüzyılda Rus prenslikleri doğudan Moğol istilasıyla sarsılırken, Novgorod batıdan gelen tehditlerle de karşı karşıya kaldı. Baltık bölgesinde İsveçliler, Danlar ve Alman askeri tarikatları, Kuzeydoğu Avrupa’daki pagan ve Ortodoks halklara karşı “Kuzey Haçlı Seferleri” adı verilen seferler düzenliyordu. Bu seferler, Novgorod’un ticaret yollarını ve topraklarını tehdit ediyordu.
Bu dönemde Novgorod’un prensi olan Aleksandr Yaroslaviç, 1240’ta Neva Nehri kıyısında bir İsveç kuvvetini yendi. Bu zaferden sonra “Nevski”, yani “Nevalı” lakabıyla anıldı. İki yıl sonra, 1242’de, Peipus Gölü’nün buzları üzerinde Livonya Tarikatı’nın şövalyelerine karşı kazandığı zafer, Rus tarihinde “Buz Savaşı” olarak bilinir. Bu savaşların gerçek ölçeği ve önemi, modern tarihçiler arasında tartışma konusudur; bazı tarihçiler, bu çatışmaların sonraki dönemlerde abartıldığını ileri sürer. Ancak Aleksandr Nevski, Rus tarihinin en önemli figürlerinden biri olarak kabul edilir ve Rus Ortodoks Kilisesi tarafından aziz ilan edilmiştir.
Aleksandr Nevski’nin bir diğer önemli özelliği, Altın Orda ile kurduğu ilişkidir. Nevski, batıdan gelen tehditlere karşı savaşırken, doğudaki Moğol gücüyle uzlaşmayı tercih etti. Altın Orda’nın başkenti Saray’a ve Moğol İmparatorluğu’nun başkenti Karakurum’a giderek hanlardan yarlık aldı. Bu politika sayesinde Novgorod, Moğol istilası sırasında doğrudan saldırıya uğramadı ve tahrip edilmedi; ancak Altın Orda’ya vergi ödemeyi kabul etmek zorunda kaldı. Novgorod’un Moğollar tarafından ele geçirilmemesi, kentin ortaçağ mimari mirasının büyük ölçüde korunmasını sağladı.
Moskova’ya Bağlanış
15. yüzyılda Moskova Büyük Prensliği’nin güçlenmesiyle Novgorod’un bağımsızlığı tehlikeye girdi. Novgorod’da Moskova yanlıları ile Litvanya yanlıları arasında bir bölünme yaşandı. Litvanya yanlısı grup, Novgorod’u Moskova’ya karşı korumak için Litvanya Büyük Dükalığı ile ittifak kurmaya çalıştı. Bu grubun önde gelen isimlerinden biri, posadnik İsaak Boretski’nin dul eşi Marfa Boretskaya’ydı. Marfa Posadnitsa olarak da bilinen bu kadın, Rus tarihinde Novgorod’un bağımsızlığının simgesi olarak anılır.
1471’de III. İvan, Novgorod’a karşı bir sefer düzenledi ve Şelon Nehri kıyısında Novgorod ordusunu yendi. 1478’de ise Novgorod’u tamamen kendine bağladı. Novgorod’un veçe çanı, kentin bağımsızlığının sona erdiğini simgelemek amacıyla Moskova’ya götürüldü. Novgorod’un önde gelen boyar ve tüccar ailelerinin önemli bir kısmı, Moskova’nın iç bölgelerine sürgün edildi ve yerlerine Moskovalı aileler yerleştirildi. 1494’te III. İvan, Novgorod’daki Hansa ticaret merkezini kapattı.
Novgorod’un trajik dönemlerinden bir diğeri, 1570’te yaşandı. Korkunç İvan, Novgorod’un Litvanya ile işbirliği yaptığından şüphelenerek kente bir ceza seferi düzenledi. Opriçnina adı verilen özel kuvvetleri, Novgorod’da büyük bir katliam yaptı. Bu olayda hayatını kaybedenlerin sayısı için kaynaklarda çok farklı rakamlar verilir; tahminler birkaç binden on binlere kadar değişir. Bu olay, Novgorod’un ekonomik ve demografik gücünü ağır biçimde sarstı. 1611-1617 yıllarında ise Novgorod, İsveç tarafından işgal edildi; Stolbovo Antlaşması ile kent yeniden Rusya’ya bırakıldı.

Surlar ve Kuleler
Novgorod Kremlini’nin bugünkü surları, 1484-1490 yıllarında, Novgorod’un Moskova’ya bağlanmasından kısa bir süre sonra inşa edilmiştir. Bu surlar, daha önceki taş ve ahşap surların yerine, Moskova Kremlini’ndeki surlara benzer biçimde kırmızı tuğladan yapılmıştır. Surların inşasında, Moskova Kremlini’nin surlarında çalışan İtalyan mimarların etkisinin bulunduğu düşünülür; surlardaki bazı detaylar, Moskova’daki kırlangıç kuyruğu mazgalların benzerlerini taşır. Ancak Novgorod’un surları, Moskova’nınkinden daha sade bir görünüme sahiptir.
Kremlinin surları, oval bir alanı çevreler ve toplam uzunluğu yaklaşık 1,5 kilometredir. Başlangıçta surlarda 12 kule bulunuyordu; bunlardan 9’u günümüze ulaşmıştır. Kulelerin çoğu, kare ya da yuvarlak planlıdır ve üzerlerinde ahşap çatılar bulunur. Kremlinin en yüksek ve en tanınmış kulesi, 17. yüzyılda inşa edilen Kokuy Kulesi’dir. Yaklaşık 40 metre yüksekliğindeki bu kule, İsveç işgali döneminde inşa edildiği ve adının İsveççe ya da Almanca bir kelimeden geldiği düşünülür; ancak bu konuda farklı görüşler bulunur. Kokuy Kulesi’nin tepesine çıkmak ve kremlini ve kenti yukarıdan görmek mümkündür.
Diğer önemli kuleler arasında, Spasskaya Kulesi, Pokrovskaya Kulesi, Zlatoustovskaya Kulesi ve Knyajaya Kulesi sayılabilir. Knyajaya, yani Prens Kulesi, kremlinin güneybatı köşesinde yer alır ve bir dönem hapishane olarak kullanılmıştır. Pokrovskaya Kulesi ise kremlinin batı tarafında, surların en iyi korunmuş bölümünde bulunur. Kremlinin surları boyunca yürüyüş yapmak ve Volhov Nehri’nin manzarasını izlemek, Novgorod’u ziyaret edenlerin en sevdiği etkinliklerden biridir.
Kremlinin çevresinde, eski hendeğin kalıntıları ve toprak sırtlar bulunur. Bu sırtların bir kısmı, bugün parkı andıran yeşil alanlar olarak düzenlenmiştir. Kremlinin doğu tarafı, doğrudan Volhov Nehri’ne bakar. Nehrin karşı kıyısında, Ticaret Yakası ve Yaroslav Avlusu yer alır. İki yakayı birbirine bağlayan yaya köprüsü, kremlinin ve Ticaret Yakası’nın birlikte gezilmesini kolaylaştırır.
Rusya’nın Bininci Yılı Anıtı
Novgorod Kremlini’nin ortasında, Ayasofya Katedrali’nin karşısında, büyük bir bronz anıt yükselir. “Rusya’nın Bininci Yılı Anıtı” olarak bilinen bu anıt, 1862’de, Rurik’in Novgorod’a gelişinin bininci yılı anısına dikilmiştir. Anıtın tasarımı, sanatçı Mihail Mikeşin’e aittir. Anıt, dev bir çan biçimindedir ve üzerinde, Rus tarihinin önemli figürlerini tasvir eden yüzden fazla heykel bulunur.
Anıtın üst bölümünde, Rus devletinin farklı dönemlerini simgeleyen altı heykel grubu yer alır. Bu gruplarda Rurik, Kiev Prensi I. Vladimir, Dmitri Donskoy, III. İvan, Mihail Romanov ve Büyük Petro tasvir edilmiştir. Anıtın alt bölümünde ise devlet adamları, askerler, din adamları, yazarlar ve sanatçılardan oluşan dört kabartma frizi bulunur. Bu figürler arasında Aleksandr Nevski, Puşkin, Gogol ve Lomonosov gibi isimler yer alır.
Anıtta kimlerin tasvir edildiği ve kimlerin dışarıda bırakıldığı, dönemin siyasi ve ideolojik tercihlerini yansıtır. Örneğin Korkunç İvan, Novgorod’a karşı yaptığı katliam nedeniyle anıtta yer almamıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgal kuvvetleri, anıtı parçalara ayırarak Almanya’ya götürmeye hazırlanmıştı; ancak bu plan gerçekleşmeden kent kurtarıldı ve anıt 1944’te yeniden birleştirildi.

Ticaret Yakası ve Yaroslav Avlusu
Novgorod’un ortaçağdaki ticari hayatının merkezi, Volhov Nehri’nin doğu kıyısındaki Ticaret Yakası’ydı. Bu yakada, kentin pazarları, tüccar loncalarının binaları, yabancı tüccarların ticaret merkezleri ve veçe toplantılarının yapıldığı Yaroslav Avlusu bulunuyordu. Yaroslav Avlusu, adını Bilge Yaroslav’ın burada bulunan sarayından alır; ancak bu saraydan günümüze herhangi bir kalıntı ulaşmamıştır. Bugün avluda, farklı dönemlere ait kiliselerden oluşan bir topluluk yer alır.
Avlunun en önemli yapısı olan Aziz Nikolaos Katedrali, 1113’te Bilge Yaroslav’ın torunu Mstislav tarafından inşa ettirilmiştir. Katedralin yakınında, Novgorod’un tüccar loncalarının kiliseleri bulunur. Bunlar arasında, deniz aşırı ticaret yapan tüccarların loncasının kilisesi olan Aziz Paraskeva Pyatnitsa Kilisesi ve Hansa tüccarlarıyla ticaret yapan Novgorodlu tüccarların kilisesi olarak bilinen bazı yapılar sayılabilir. Bu kiliselerin bodrum katlarının, tüccarların mallarını depolamak için kullanıldığı aktarılır.
Ticaret Yakası’ndaki Hansa merkezinin, yani Peterhof’un kalıntıları, arkeolojik kazılarla kısmen ortaya çıkarılmıştır. Bu kazılarda Alman tüccarlarına ait eşyalar, mühürler ve çeşitli ticari belgeler bulunmuştur. Bu buluntular, Novgorod’un ortaçağ Avrupa’sının ticaret ağına ne kadar derinden bağlı olduğunu gösterir. Ticaret Yakası’nda yürümek, Novgorod’un bir zamanlar Avrupa’nın en kozmopolit kentlerinden biri olduğunu hatırlamak için iyi bir fırsattır.
Novgorod ve Rus Kültürü
Novgorod’un Rus kültürüne katkısı, yalnızca mimari ve ikon sanatıyla sınırlı değildir. Rus edebiyatının en eski eserlerinden bazıları, Novgorod’da yazılmış ya da kopyalanmıştır. “Novgorod Vakayinamesi”, Rus tarihinin en önemli kaynaklarından biri olarak kabul edilir ve kentin olaylarını yüzyıllar boyunca kaydetmiştir. Bu vakayiname, Moskova merkezli vakayinamelerden farklı bir bakış açısı sunar ve Novgorod’un kendi kimliğini ve bağımsızlığını yansıtır.
Rus halk edebiyatının önemli türlerinden biri olan “bılina” adlı destansı şarkıların bir kısmı, Novgorod ile ilişkilidir. Bunların en ünlüsü, zengin bir tüccar ve müzisyen olan Sadko’nun maceralarını anlatan destandır. Sadko’nun deniz kralının sarayına gidişini anlatan bu hikâye, 19. yüzyılda besteci Nikolay Rimski-Korsakov tarafından bir operaya dönüştürülmüştür. Novgorod’un tüccar ruhunu ve deniz ticaretini yansıtan bu destan, kentin kültürel kimliğinin bir parçası olarak kabul edilir.
Novgorod’un okuryazarlık geleneği, huş ağacı kabuğu mektuplarıyla somut olarak belgelenmiştir. 2000 yılında Novgorod’da bulunan ve “Novgorod Kodeksi” olarak adlandırılan balmumu kaplı tahta tabletler, 11. yüzyılın başlarına tarihlenir ve Rusya’da bulunan en eski kitap olarak kabul edilir. Bu tabletlerde, Mezmurlar’dan bölümler yazılıdır. Bu buluntu, Novgorod’un Rus yazı kültürünün en eski merkezlerinden biri olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Novgorod’un bu zengin kültürel mirası, kenti yalnızca tarih meraklıları için değil, edebiyat, müzik ve sanatla ilgilenen herkes için de ilgi çekici kılar. Kentin müzelerinde, bu mirasın farklı yönlerini anlatan sergiler bulunur. Huş ağacı kabuğu mektupları ve Novgorod Kodeksi gibi buluntular, ortaçağ insanlarının gündelik hayatına ve düşünce dünyasına açılan eşsiz pencerelerdir. Novgorod’u ziyaret eden biri, bu pencerelerden bakarak bin yıl önce burada yaşayan insanların sesini duyabilir: borç isteyen bir tüccarın, annesine mektup yazan bir oğulun ya da harflerini öğrenmeye çalışan küçük bir çocuğun sesini.
Bu sesler, Novgorod Kremlini’nin surları kadar kalıcı bir miras olarak, kentin bin yıllık hikâyesini bugüne taşır. Kremlinin taşları ile huş ağacı kabuğu üzerindeki kazınmış harfler, aynı tarihin iki farklı yüzünü anlatır.
Kremlini ziyaret ederken müzelerde bu buluntulara ayıracağınız zaman, gezinizin en akılda kalıcı bölümlerinden biri olacaktır; çünkü bu küçük nesneler, büyük taş yapıların anlatamadığı kişisel hikâyeleri gün ışığına çıkarır.
İkinci Dünya Savaşı ve Restorasyon
1941 Ağustos’unda Alman ordusu Novgorod’u ele geçirdi ve kent, Ocak 1944’e kadar yaklaşık iki buçuk yıl boyunca işgal altında kaldı. Bu dönemde Novgorod, cephe hattının hemen yakınında yer aldığı için sürekli çatışmalara ve bombardımanlara maruz kaldı. Kentin tarihî yapıları ağır hasar gördü. Ayasofya Katedrali’nin kubbeleri ve iç dekorasyonu zarar gördü; katedralin altın yaldızlı kubbe kaplamasının işgal kuvvetleri tarafından söküldüğü aktarılır. Kentin çevresindeki pek çok ortaçağ kilisesi, özellikle değerli fresklere sahip olanlar, büyük ölçüde yıkıldı.
Ocak 1944’te Sovyet ordusu Novgorod’u geri aldığında, kentin büyük bölümü harabe hâlindeydi. Kaynaklara göre savaş öncesinde on binlerce kişinin yaşadığı kentte, kurtuluş sırasında yalnızca birkaç yapının ayakta kaldığı belirtilir. Savaştan sonra Novgorod’un tarihî anıtlarının restorasyonu için kapsamlı bir program başlatıldı. Bu programda, savaş öncesinde yapılan ölçümler, fotoğraflar ve çizimler büyük önem taşıdı. Restorasyon çalışmaları on yıllar boyunca sürdü ve bazı yapılar hâlâ restore edilmektedir.
Restorasyonun en zorlu bölümlerinden biri, yıkılan kiliselerin fresklerinin kurtarılmasıydı. Bazı kiliselerde, freskler binlerce küçük parça hâlinde enkazın altından toplandı ve uzmanlar tarafından yıllar süren çalışmalarla yeniden bir araya getirildi. Bu çalışmalar, Rus restorasyon biliminin en etkileyici başarıları arasında sayılır. Kremlin’in surları ve kuleleri de savaştan sonra kapsamlı biçimde onarıldı.
Novgorod’un Diğer Tarihî Yapıları
Novgorod Kremlini’ni gezdikten sonra, kentin diğer tarihî bölgelerini keşfetmek, Novgorod’un zengin ortaçağ mirasını daha iyi anlamayı sağlar. Volhov Nehri’nin karşı kıyısındaki Yaroslav Avlusu, Novgorod Cumhuriyeti’nin veçe toplantılarının yapıldığı yerdir. Burada 12. ve 16. yüzyıllar arasına tarihlenen çok sayıda kilise bulunur. Bunların en önemlisi, 1113’te inşa edilen Aziz Nikolaos Katedrali’dir.
Kentin doğusundaki İlina Caddesi’nde yer alan Kurtarıcı İsa’nın Başkalaşımı Kilisesi, 1374’te inşa edilmiştir ve içinde, Bizans’tan gelen ünlü ikon ressamı Feofan Grek’in fresklerini barındırır. Bu freskler, Feofan Grek’in günümüze ulaşan en önemli eserleri arasında kabul edilir. Feofan Grek, daha sonra Moskova’ya giderek Moskova Kremlini’ndeki Blagoveşçenski Katedrali’nin ikonları üzerinde de çalışmıştır.
Novgorod’un güneyinde, İlmen Gölü’nün kıyısında yer alan Yuryev Manastırı, Rusya’nın en eski manastırlarından biridir. Manastırın 1119’da inşasına başlanan Aziz Georgi Katedrali, Novgorod mimarisinin en etkileyici örneklerinden biridir. Manastırın yakınında, Vitoslavlitsı adlı açık hava ahşap mimari müzesi bulunur. Bu müzede, Novgorod bölgesinden getirilen ahşap kiliseler, köy evleri ve değirmenler sergilenir.
Novgorod Mimarisinin Özellikleri
Novgorod, Rus mimarlık tarihinde kendine özgü bir okulun merkezi olarak kabul edilir. Novgorod kiliseleri, genellikle küçük boyutlu, tek kubbeli ve sade cepheli yapılardır. Bu kiliselerin pek çoğu, tüccarlar, zanaatkâr loncaları ya da mahalle toplulukları tarafından yaptırılmıştır. Bu durum, Novgorod’un cumhuriyetçi yapısının mimariye yansıması olarak yorumlanır: büyük ve görkemli kiliseler yerine, toplulukların ihtiyaçlarına uygun ölçekte yapılar inşa edilmiştir.
Novgorod kiliselerinin tipik özellikleri arasında, üçgen ya da yonca biçimli çatı alınlıkları, cephelerdeki sade süslemeler ve kalın, eğimli duvarlar sayılabilir. Bu kiliselerin pek çoğu, kireçtaşı ve tuğlanın birlikte kullanıldığı bir yapım tekniğiyle inşa edilmiştir. Kiliselerin içinde ise zengin fresk programları bulunur. Novgorod’un ikon ressamları, parlak renkleri ve güçlü çizgileriyle tanınan özgün bir üslup geliştirmiştir. Novgorod ikonları, Rus ikon sanatının en değerli örnekleri arasında kabul edilir.
Kremlinin içindeki yapılar da bu mimari geleneği yansıtır. Ayasofya Katedrali’nin yanı sıra, kremlinin içinde 15. ve 17. yüzyıllardan kalma küçük kiliseler, başpiskoposluk sarayının bölümleri ve çeşitli yönetim binaları bulunur. Bu yapıların bir kısmı, bugün Novgorod Devlet Müzesi’nin bölümleri olarak kullanılır. Müzenin ikon koleksiyonu, Rusya’nın en zengin ikon koleksiyonlarından biridir ve 11. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar uzanan eserleri kapsar.
Aşağıdaki videoda Novgorod Kremlini’ni ve surlar üzerindeki yürüyüşü izleyebilirsiniz:

Kiev Rus’u Döneminde Novgorod
Rurik’in halefleri, 9. yüzyılın sonlarında güneye doğru ilerleyerek Kiev’i ele geçirdi ve Kiev, Rus prensliklerinin yeni merkezi oldu. Bu dönemde ortaya çıkan devlet, tarihçiler tarafından “Kiev Rus’u” olarak adlandırılır. Novgorod, Kiev Rus’u içinde ikinci en önemli kent konumundaydı. Kiev büyük prensleri, genellikle en büyük oğullarını Novgorod’a vali olarak gönderirdi. Novgorod’da prenslik yapmak, Kiev tahtına giden yolda önemli bir basamak olarak görülürdü.
Bu dönemin en önemli figürlerinden biri, Bilge Yaroslav’dır. Yaroslav, babası I. Vladimir döneminde Novgorod prensiydi ve Novgorodluların desteğiyle Kiev tahtını ele geçirdi. Bu desteğin karşılığında Novgorodlulara çeşitli ayrıcalıklar tanıdığı aktarılır. Yaroslav döneminde, Rus hukukunun en eski yazılı belgesi olan “Russkaya Pravda”, yani “Rus Hukuku” derlendi. Bu kanun kitabının ilk bölümlerinin Novgorod’da hazırlandığı ve kentin hukuk geleneğini yansıttığı düşünülür.
988’de I. Vladimir’in Hristiyanlığı kabul etmesiyle, Kiev Rus’u Ortodoks Hristiyan dünyasının bir parçası oldu. Novgorod’da Hristiyanlığın yayılması, Kiev’e göre daha zorlu bir süreç oldu. Vakayinamelere göre Novgorodlular, pagan tanrılarını terk etmeye direndi ve kentte çatışmalar yaşandı. Novgorod’un ilk ahşap katedralinin, bugünkü Ayasofya Katedrali’nin yakınında, 10. yüzyılın sonlarında inşa edildiği aktarılır. Bu ahşap katedral, 1045’te yanınca yerine bugünkü taş katedral yapıldı.
Kremlinde Bir Gezi Rotası
Novgorod Kremlini’ni gezmek için en uygun başlangıç noktası, kremlinin batı tarafındaki ana girişlerden biridir. Kremlinin içine girildiğinde, ziyaretçiyi önce Rusya’nın Bininci Yılı Anıtı karşılar. Anıtın çevresinde dolaşarak heykel gruplarını ve kabartmaları incelemek, Rus tarihine dair kısa bir özet niteliğindedir. Anıtın hemen karşısında, Ayasofya Katedrali ve çan duvarı yer alır.
Katedrali gezdikten sonra, kremlinin kuzey kesimindeki Başpiskoposun Salonu’na ve başpiskoposluk sarayının diğer bölümlerine geçmek mümkündür. Bu bölümde, Novgorod’un ortaçağ dinî sanatına ait değerli eserler sergilenir. Kremlinin güney kesiminde ise Novgorod Devlet Müzesi’nin ana binası bulunur. Müzenin ikon koleksiyonu ve huş ağacı kabuğu mektupları sergisi, ziyaretin en ilgi çekici bölümleri arasındadır.
Gezinin sonunda Kokuy Kulesi’ne tırmanmak ve kremlini, Volhov Nehri’ni ve kentin kiliselerini yukarıdan görmek, ziyareti tamamlamak için idealdir. Kremlinden çıktıktan sonra, nehir kıyısındaki yürüyüş yolunda dolaşmak ve yaya köprüsünden Yaroslav Avlusu’na geçmek, Novgorod’un iki yakasını bir arada görmek için iyi bir rota oluşturur. Yaz aylarında, kremlinin surlarının önündeki küçük kumsalda yerel halkın yüzdüğünü ve güneşlendiğini görmek de şaşırtıcı ama keyifli bir deneyimdir.
Ziyaret Bilgileri ve Konum
Veliki Novgorod, Moskova ile Sankt Peterburg arasında, Sankt Peterburg’a daha yakın bir konumda yer alır. Sankt Peterburg’dan Novgorod’a tren ya da otobüsle birkaç saatte ulaşmak mümkündür. Moskova’dan ise gece trenleriyle ya da Sankt Peterburg üzerinden aktarmalı olarak ulaşılabilir. Pek çok gezgin, Novgorod’u Sankt Peterburg’dan günübirlik bir gezi olarak ziyaret eder; ancak kentin ve çevresinin tüm tarihî yerlerini görmek için en az bir gece konaklamak önerilir.
Kremlinin kendisi, genellikle sabahtan akşama kadar ziyarete açıktır ve kremlinin avlusuna giriş ücretsizdir. Ayasofya Katedrali, Novgorod Devlet Müzesi’nin bölümleri, Kokuy Kulesi ve Başpiskoposun Salonu gibi yapılar için ayrı bilet gerekebilir. Müzelerin bazıları haftanın belirli günlerinde kapalıdır. Ayasofya Katedrali, aktif bir kilise olduğu için ziyaret sırasında uygun kıyafet giyilmesi ve ayin saatlerine dikkat edilmesi gerekir.
Novgorod’u ziyaret etmek için en uygun dönem, yaz aylarıdır. Haziran ve temmuz aylarında, kuzey enlemi nedeniyle günler oldukça uzundur ve akşam saatlerinde bile hava aydınlık kalır. Kış aylarında ise Novgorod oldukça soğuk ve karlı olabilir; ancak karla kaplı kremlin ve kiliseler, farklı ve büyüleyici bir manzara sunar. Rusya’ya seyahat etmeyi düşünenlerin, güncel vize kurallarını ve seyahat koşullarını resmî kaynaklardan kontrol etmesi gerekir.
Koordinatlar: 58.5214 K, 31.2755 D. Konumu haritada görmek için Google Haritalar’da Novgorod Kremlini bağlantısını kullanabilirsiniz.

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler
Novgorod Kremlini, Rusya kaleleri dizimizin üçüncü durağıdır. Novgorod’un bağımsızlığına son veren III. İvan’ın inşa ettirdiği Moskova Kremlini, Novgorod’un surlarıyla birçok ortak özelliği paylaşır. Novgorodlu ve Pskovlu ustaların inşa ettiği Kazan Kremlini ise kuzeybatı Rusya’nın kale geleneğinin doğuya nasıl taşındığını gösterir.
Novgorod’un güneybatısında yer alan Pskov Kremlini, ortaçağda Novgorod’un “küçük kardeşi” olarak anılan ve uzun süre bağımsız bir cumhuriyet olan Pskov’un kalesidir. Finlandiya Körfezi kıyısındaki Vyborg Kalesi ise Novgorod’un İsveç ile yaşadığı mücadelelerin bir başka tanığıdır. Kafkasya’daki Derbent Narın Kale de dizimizin Rusya bölümündeki son durak olacaktır.

Novgorod Kremlini, Rus devletinin doğduğu kentin kalbi olarak, Rus tarihinin en eski katmanlarına uzanan bir yolculuk sunar. Ayasofya Katedrali’nin bin yıllık duvarları, huş ağacı kabuğu mektuplarının sessiz tanıklığı ve cumhuriyetin veçe çanının hatırası, Novgorod’u Rusya’nın diğer kentlerinden ayıran özgün bir tarihin izlerini taşır.

One thought on “Novgorod Kremlini: Rus Devletinin Doğduğu Kentin Bin Yıllık Kalesi”