Derbent Narın Kale: Hazar ile Kafkasya Arasındaki Demirkapı

Kafkas Dağları’nın Hazar Denizi’ne en çok yaklaştığı yerde, dağ ile deniz arasında yalnızca birkaç kilometrelik dar bir kıyı şeridi kalır. Binlerce yıl boyunca kuzeyin bozkırlarından güneyin verimli topraklarına geçmek isteyen ordular, göçebe halklar ve kervanlar, bu dar geçitten geçmek zorundaydı. İşte bu geçidin tam üzerinde, bir tepenin doruğunda yükselen Narın Kale ve ondan denize doğru inen iki uzun sur, Derbent’i dünyanın en eski ve en etkileyici savunma sistemlerinden biri yapar. Kentin adı, Farsçada “kapalı kapı” ya da “bağlı geçit” anlamına gelen “derbend” kelimesinden gelir; Araplar ise burayı “Bâbü’l-Ebvâb”, yani “Kapıların Kapısı” olarak adlandırmıştı.

Rusya kaleleri dizimizin son durağında, kuzeyden güneye, Dağıstan’a iniyoruz. Rusya’nın en eski kenti olarak anılan Derbent, aynı zamanda dizimizin Orta Asya’ya geçmeden önceki son durağıdır. Bu yazıda Derbent’in antik kökenlerini, Sasani surlarını, Narın Kale’yi, Arap fethini ve Cuma Camii’ni, Hazarlarla yaşanan mücadeleleri, Osmanlı dönemini, Derbent Hanlığı’nı ve Türk dünyasının efsanelerinde Derbent’in yerini ele alacağız.

Derbent kalesi surları

Dağ ile Deniz Arasındaki Geçit

Kafkasya, Avrupa ile Asya arasında uzanan ve kuzeydeki Avrasya bozkırlarını güneydeki Anadolu, İran ve Mezopotamya’dan ayıran büyük bir dağ silsilesidir. Bu dağ silsilesini aşmanın yolları son derece sınırlıydı. Dağların ortasından geçen Daryal Geçidi ve doğuda, Hazar Denizi kıyısında Derbent geçidi, bu yolların en önemlileriydi. Derbent’te Kafkas Dağları’nın eteği, Hazar Denizi’ne yaklaşık üç kilometre kadar yaklaşır. Bu dar kıyı şeridi, kuzeyden güneye ya da güneyden kuzeye geçmek isteyen herkes için doğal bir darboğaz oluşturuyordu.

Antik çağdan itibaren kuzeyin bozkırlarında yaşayan göçebe halklar, İskitler, Sarmatlar, Hunlar, Sabirler, Hazarlar ve daha sonra Kıpçaklar ve Moğollar, güneydeki zengin topraklara akın etmek için bu geçidi kullandı. Güneydeki büyük imparatorluklar ise, bu akınları durdurmak için geçidi kapatmaya çalıştı. Derbent’in tarihi, büyük ölçüde bu iki dünya arasındaki mücadelenin tarihidir.

Derbent bölgesinde yerleşimin çok eski dönemlere uzandığı arkeolojik kazılarla ortaya konmuştur. Narın Kale’nin bulunduğu tepede, Tunç Çağı’na ve hatta daha eski dönemlere ait buluntulara rastlandığı belirtilir. Bu buluntulara dayanarak Derbent, “Rusya’nın en eski kenti” olarak anılır ve yaklaşık beş bin yıllık bir geçmişe sahip olduğu ileri sürülür. 2015’te Derbent’in “iki bininci yılı” resmî olarak kutlanmıştır; bu tarih, kentin yazılı kaynaklarda bir kent olarak anılmaya başladığı dönemle ilişkilendirilir. Bu iki farklı rakam, kentin uzun yerleşim geçmişi ile kentsel tarihinin farklı biçimlerde tanımlanmasından kaynaklanır.

Narın Kale sur perdesi

İskender Seddi Efsanesi

Derbent surları, ortaçağ boyunca Doğu’da ve Batı’da “İskender Seddi” ya da “İskender’in Kapıları” efsanesiyle ilişkilendirildi. Bu efsaneye göre Büyük İskender, kuzeyden gelen barbar halkların, özellikle Kur’an’da ve İncil’de adı geçen Yecüc ve Mecüc’ün, medeni dünyaya saldırmasını önlemek için dağların arasına demirden ve bakırdan büyük bir sed inşa etmiştir. Kur’an’da Kehf Suresi’nde Zülkarneyn’in iki dağ arasına bir sed yaptığı anlatılır ve pek çok İslam âlimi, Zülkarneyn’i Büyük İskender ile özdeşleştirmiştir.

Ortaçağ İslam coğrafyacıları ve tarihçileri, bu seddin yerini belirlemeye çalıştı. Bazıları seddin Derbent’te, bazıları Daryal Geçidi’nde, bazıları ise Orta Asya’da ya da Çin’in kuzeyinde olduğunu ileri sürdü. Derbent surları, büyüklüğü ve dağ ile deniz arasında uzanan konumu nedeniyle, bu efsaneyle en sık ilişkilendirilen yapılardan biri oldu. Bu nedenle Derbent’e “Demirkapı” adı da verildi; Türk dillerinde Derbent, uzun süre “Demirkapı” olarak anıldı.

Modern tarihçiler, Büyük İskender’in Kafkasya’ya hiç gitmediğini ve Derbent surlarının çok daha sonraki bir dönemde, Sasaniler tarafından inşa edildiğini kesin olarak ortaya koymuştur. Ancak İskender Seddi efsanesi, Derbent’in ortaçağ dünyasındaki ününü ve öneminin bir göstergesidir. Bu efsane, Derbent’i dünyanın sınırı, medeniyetin barbarlığa karşı son savunma hattı olarak gören ortaçağ anlayışını yansıtır.

Sasaniler ve Büyük Derbent Surları

Bugün görülen Derbent surlarının büyük bölümü, 6. yüzyılda Sasani İmparatorluğu tarafından inşa edilmiştir. Sasaniler, İran’ı ve Mezopotamya’yı yöneten ve Roma ile Bizans’ın en büyük rakibi olan bir imparatorluktu. Sasani hükümdarları, kuzeyden gelen göçebe akınlarına karşı Kafkasya’daki geçitleri tahkim etmeyi en önemli görevlerinden biri olarak görüyordu. Derbent’te daha önce de kerpiçten tahkimatlar bulunuyordu; ancak 6. yüzyılda bu tahkimatlar, taştan yapılmış görkemli bir sur sistemine dönüştürüldü.

Derbent’in taş surlarının inşası, genellikle Sasani Hükümdarı I. Hüsrev Anuşirvan’a atfedilir; ancak inşaatın babası I. Kavad döneminde başladığı da düşünülür. Sur sistemi, iki paralel duvardan oluşur. Bu duvarlar, Narın Kale’nin bulunduğu tepeden başlayarak doğuya, Hazar Denizi’ne doğru uzanır. Kuzey ve güney duvarları arasındaki mesafe, yaklaşık 300 ila 400 metre arasında değişir ve bu iki duvarın arasında Derbent kenti gelişmiştir. Duvarların uzunluğu yaklaşık 3,5 ila 3,6 kilometredir. Duvarlar, başlangıçta denizin içine kadar uzanıyordu ve bir liman oluşturuyordu; ancak Hazar Denizi’nin seviyesinin değişmesi nedeniyle bugün deniz, duvarların ucundan oldukça uzaktadır.

Derbent surlarının bir diğer önemli bölümü, Narın Kale’den batıya, Kafkas Dağları’nın içlerine doğru uzanan dağ duvarıdır. Yerel olarak “Dağbarı” adıyla bilinen bu duvarın, dağlar boyunca onlarca kilometre uzandığı belirtilir. Dağ duvarı, göçebe akıncıların surları dağlardan dolaşarak aşmasını önlemek için inşa edilmişti. Bu duvarın büyük bölümü bugün harabe hâlindedir ve yalnızca bazı bölümleri görülebilir.

Surların yapımında, büyük ve düzgün kesilmiş kireçtaşı bloklar kullanılmıştır. Duvarların yüksekliği bazı bölümlerde 18-20 metreye, kalınlığı ise 3 metreye kadar ulaşır. Surlar boyunca, düzenli aralıklarla yerleştirilmiş kuleler bulunur. Kaynaklarda, ortaçağda kuzey duvarında 40’tan fazla, güney duvarında ise 30’u aşkın kulenin bulunduğu belirtilir; bu rakamlar kaynaklara göre farklılık gösterir. Surların üzerinde, Sasani dönemine ait Orta Farsça (Pehlevice) yazıtlar bulunur; bu yazıtlar, surların inşa tarihini anlamak için önemli kaynaklardır.

Narın Kale kapısı

Kafkasya’nın Diğer Geçit Savunmaları

Derbent, Kafkasya’daki tek geçit savunması değildi. Sasaniler ve onlardan önceki imparatorluklar, Kafkasya’nın farklı geçitlerinde benzer savunma yapıları inşa etmişti. Bunların en önemlilerinden biri, Kafkas Dağları’nın ortasından geçen Daryal Geçidi’dir. Bu geçit, bugün Gürcistan ile Rusya arasındaki ana karayolu bağlantısıdır. Antik kaynaklarda “Alan Kapıları” ya da “Kafkas Kapıları” olarak anılan Daryal Geçidi’nde de tarih boyunca kaleler ve gözetleme kuleleri bulunmuştur.

Sasaniler, Derbent’in kuzeyinde ve güneyinde de çeşitli savunma hatları inşa etmişti. Bugünkü Azerbaycan topraklarında, Derbent’in güneyinde, Gilgilçay ve Beşbarmak gibi adlarla anılan başka sur sistemlerinin kalıntıları bulunur. Bu sur sistemleri, Derbent ile birlikte, Kafkasya’nın doğusunu kuzeyden gelen akınlara karşı korumak için tasarlanmış katmanlı bir savunma ağının parçalarıydı. Bu ağın büyüklüğü, Sasani İmparatorluğu’nun kuzey sınırının güvenliğine ne kadar önem verdiğini gösterir.

Bu savunma sistemleri, Bizans ile Sasaniler arasındaki ilişkilerde de önemli bir rol oynadı. Bizans kaynaklarına göre, Bizans İmparatorluğu, Kafkas geçitlerinin savunulması için Sasanilere zaman zaman mali destek sağlamıştır; çünkü kuzeyden gelen göçebe akınları, Bizans’ın doğu eyaletlerini de tehdit ediyordu. Bu durum, iki büyük rakip imparatorluğun ortak bir tehdide karşı işbirliği yapabildiğini gösteren ilginç bir örnektir.

Narın Kale

Derbent surlarının batı ucunda, kentin üzerinde yükselen bir tepenin doruğunda, Narın Kale adıyla bilinen iç kale yer alır. Kalenin adının, Farsça ya da Türkçe kökenli olduğu ve “güneşli kale” ya da “ince, zarif kale” gibi anlamlara geldiği ileri sürülür; ancak adın kökeni tartışmalıdır. Narın Kale, yaklaşık 4,5 hektarlık düzensiz bir alanı kaplar ve kalın surlarla çevrilidir. Kale, Derbent’in savunma sisteminin en güçlü noktası ve kentin yöneticilerinin ikametgâhıydı.

Narın Kale’nin surları, Sasani dönemine ait büyük taş bloklarla inşa edilmiştir ve kentin aşağı surlarıyla birleşir. Kaleden, aşağıda uzanan Derbent kentinin, iki paralel surun ve Hazar Denizi’nin muhteşem bir manzarası görülür. Bu manzara, Derbent’in savunma sisteminin mantığını açıkça gösterir: kale, dağ ile denizi birbirine bağlayan bu duvarların başlangıç noktasıdır ve geçidin tamamını yukarıdan gözetler.

Kalenin içinde, farklı dönemlere ait çeşitli yapıların kalıntıları bulunur. Bunlar arasında en önemlileri, Derbent hanlarının sarayının kalıntıları, bir hamam, bir cami ve büyük bir yeraltı su sarnıcıdır. Han sarayı, 18. yüzyılda Derbent Hanlığı döneminde inşa edilmiştir ve bugün kısmen restore edilmiş hâlde görülebilir. Sarayın yakınında, hanların adalet dağıttığı ve kabul törenleri düzenlediği bir alan bulunur.

Narın Kale’nin en ilginç yapılarından biri, yeraltı su sarnıcıdır. Büyük, kubbeli bir yapı olan bu sarnıç, kalenin kuşatma sırasında su ihtiyacını karşılamak için inşa edilmiştir. Sarnıcın Sasani döneminde inşa edildiği ve sonraki dönemlerde onarıldığı düşünülür. Kalede ayrıca, bir zamanlar bir Hristiyan kilisesi olarak inşa edildiği ve daha sonra farklı amaçlarla kullanıldığı düşünülen, haç biçimli bir yeraltı yapısı bulunur. Bu yapının işlevi ve tarihi hakkında farklı görüşler bulunur; bazı araştırmacılar, yapının erken dönem bir kilise, bazıları ise bir su deposu ya da Zerdüşt tapınağı olabileceğini ileri sürer.

Arap Fethi ve Bâbü’l-Ebvâb

7. yüzyılın ortalarında İslam ordularının İran’ı fethetmesiyle Derbent, yeni bir dönemin eşiğine geldi. Kaynaklara göre Araplar, 640’larda Derbent’e ulaştı ve kenti ele geçirdi. Ancak Derbent’in kesin olarak İslam dünyasının bir parçası olması, 8. yüzyılın başlarında, Emevi komutanı Mesleme bin Abdülmelik’in seferleriyle gerçekleşti. Mesleme, Derbent’i Hazarlara karşı İslam dünyasının kuzey sınırının en önemli kalesi hâline getirdi.

Araplar, Derbent’e “Bâbü’l-Ebvâb”, yani “Kapıların Kapısı” adını verdi. Bu ad, Derbent’in Kafkasya’daki geçitlerin en önemlisi olduğunu vurgular. Arap coğrafyacılar, Derbent’i dünyanın en önemli kalelerinden biri olarak tanımladı ve surlarını ayrıntılı biçimde anlattı. Bu dönemde Derbent, Kafkasya’nın en büyük kenti ve önemli bir ticaret merkezi oldu. Kent, Hazar Denizi üzerinden ve kara yoluyla yapılan ticaretin önemli bir durağıydı.

Abbasiler döneminde Derbent, Kafkasya’daki İslam yönetiminin merkezlerinden biri olarak önemini korudu. 9. yüzyılın sonlarından itibaren Derbent’te, Haşimîler olarak bilinen yerel bir Arap hanedanı hüküm sürdü. Bu hanedan, yaklaşık iki yüzyıl boyunca Derbent’i yarı bağımsız bir emirlik olarak yönetti. Bu dönemde Derbent, Kafkasya’nın kuzeyindeki halklarla ticaret ve diplomasi ilişkileri sürdürdü ve İslam’ın bölgede yayılmasında önemli bir rol oynadı.

Narın Kale han sarayı kalıntıları

Cuma Camii ve Kırklar

Derbent’in İslam dönemine ait en önemli yapısı, kentin merkezinde yer alan Cuma Camii’dir. Geleneğe göre cami, 8. yüzyılın başlarında, Mesleme bin Abdülmelik döneminde inşa edilmiştir. Bu nedenle Derbent Cuma Camii, Rusya’nın en eski camisi ve eski Sovyetler Birliği topraklarındaki en eski camilerden biri olarak kabul edilir. Caminin bugünkü yapısı, sonraki yüzyıllarda yapılan onarımlar ve yeniden yapımlarla büyük ölçüde değişmiştir; ancak caminin temelinin erken İslam dönemine uzandığı kabul edilir.

Caminin geniş avlusunda, yüzyıllık çınar ağaçları bulunur. Bu ağaçların gölgesi, caminin avlusunu huzurlu bir mekâna dönüştürür. Caminin ibadet salonu, uzun ve dikdörtgen bir plana sahiptir ve kemerli revaklarla bölünmüştür. Cami, Sovyet döneminde bir süre kapatılmış ve farklı amaçlarla kullanılmıştır; 1990’lardan itibaren yeniden ibadete açılmıştır.

Derbent’in kuzey surunun dışında, “Kırklar Mezarlığı” adıyla bilinen tarihî bir mezarlık bulunur. Geleneğe göre bu mezarlıkta, 8. yüzyılda Hazarlara karşı yapılan savaşlarda şehit düşen kırk Arap savaşçının mezarları bulunur. Bu mezarlık, bölgedeki Müslümanlar için önemli bir ziyaret yeridir. Kuzey surundaki kapılardan biri de, bu mezarlığa açıldığı için “Kırklar Kapı” adını taşır. Kırklar Kapı, Derbent surlarının en iyi korunmuş ve en etkileyici kapılarından biridir.

Derbent surlarında, farklı dönemlerden kalma çok sayıda kapı bulunur. Bunların her biri, farklı bir adla anılır ve farklı bir hikâyeye sahiptir. Örneğin Narın Kapı, Orta Kapı ve Kırklar Kapı, surların en tanınmış kapıları arasındadır. Bu kapıların bazılarının üzerinde, farklı dönemlere ait Arapça, Farsça ve Türkçe yazıtlar bulunur. Kapıların adlarında Türkçe kelimelerin bulunması, Derbent’in uzun süre Türk dünyasıyla iç içe olduğunu gösterir.

Hazarlar, Selçuklular ve Moğollar

Derbent’in kuzeyinde, 7. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar güçlü bir Türk devleti olan Hazar Kağanlığı bulunuyordu. Hazarlar, Kafkasya’nın kuzeyinden Volga’ya ve Karadeniz’in kuzeyine kadar uzanan geniş bir bölgeyi kontrol ediyordu. Hazarlar ile Araplar arasında, 7. ve 8. yüzyıllarda Derbent ve Kafkasya üzerinde uzun ve kanlı savaşlar yaşandı. Bu savaşlarda Derbent, Arapların Hazarlara karşı en önemli kalesiydi. Hazarlar, zaman zaman Derbent’i geçerek Azerbaycan’a ve Ermenistan’a kadar akınlar düzenledi.

Hazar Kağanlığı’nın ilginç bir özelliği, yönetici sınıfının 8. ya da 9. yüzyılda Yahudiliği benimsemesidir. Bu olay, ortaçağ tarihinin en ilgi çekici konularından biri olarak kabul edilir ve tarihçiler arasında hâlâ tartışılmaktadır. Hazar Kağanlığı, 10. yüzyılın ikinci yarısında Kiev Prensi Svyatoslav’ın seferleri sonucunda büyük ölçüde çöktü.

11. yüzyılda Selçuklu Türklerinin bölgeye gelmesiyle Derbent, Türk dünyasının bir parçası hâline geldi. Bu dönemde bölgede Türk nüfusu arttı ve Türk dili yaygınlaştı. 13. yüzyılda Moğol istilası sırasında Derbent, Moğol ordularının Kafkasya’yı geçerek kuzeye ilerlediği yollardan biri oldu. 1220’lerde Cebe ve Sübutay komutasındaki Moğol ordusu, Derbent üzerinden geçerek Kıpçak bozkırlarına ulaştı. Daha sonra Derbent, İlhanlılar ile Altın Orda arasındaki mücadelenin sınır bölgesi oldu. 14. yüzyılın sonlarında Timur, Altın Orda Hanı Toktamış’a karşı seferleri sırasında Derbent’ten geçti.

Derbent Kırklar Kapı

Safeviler ve Osmanlılar

16. yüzyılın başlarında İran’da kurulan Safevi Devleti, Derbent’i de egemenliği altına aldı. Bu dönemde Derbent, Safeviler ile Osmanlılar arasındaki büyük rekabetin bir parçası oldu. Kafkasya, iki imparatorluk arasında sürekli bir çatışma alanıydı. Derbent’in stratejik konumu, onu bu çatışmanın önemli hedeflerinden biri yapıyordu.

1578’de başlayan Osmanlı-Safevi Savaşı sırasında, Osmanlı ordusu Kafkasya’ya büyük bir sefer düzenledi. Bu seferin önemli komutanlarından biri, Özdemiroğlu Osman Paşa’ydı. Osman Paşa, Şirvan ve Derbent’i ele geçirdi ve Derbent’te bir süre kaldı. Osmanlıların Derbent’i kontrol etmesi, imparatorluğun Hazar Denizi kıyısına ulaşması anlamına geliyordu. 1590’da imzalanan İstanbul Antlaşması ile Derbent dahil Kafkasya’nın önemli bir bölümü Osmanlı’ya bırakıldı.

Osmanlı’nın Derbent’teki hâkimiyeti, yaklaşık çeyrek yüzyıl sürdü. 17. yüzyılın başlarında Safevi Hükümdarı I. Abbas, Osmanlılara karşı başarılı seferler düzenleyerek Kafkasya’daki toprakları geri aldı. Derbent, 1606 civarında yeniden Safevi yönetimine geçti. Osmanlı dönemine ait bazı izler, Derbent’teki yazıtlarda ve arşiv belgelerinde bulunur. Bu dönem, Derbent’in Osmanlı tarihindeki yeri açısından önemlidir ve Türk okurların ilgisini çekecek bir ayrıntıdır.

Derbent Hanlığı ve Rus Dönemi

18. yüzyılın başlarında Safevi Devleti’nin zayıflamasıyla Kafkasya’da yeni bir güç dengesi ortaya çıktı. 1722’de Rus Çarı Büyük Petro, “İran Seferi” olarak bilinen bir sefer düzenledi ve Derbent’e ulaştı. Derbent’in yöneticisi, kentin anahtarlarını Petro’ya teslim etti. Petro, Derbent’te bir süre kaldı ve kentin kalesini ziyaret etti. Ancak Rusya’nın Derbent’teki hâkimiyeti uzun sürmedi; 1735’te Rusya, Derbent’i İran’a geri verdi.

1747’de İran Hükümdarı Nadir Şah’ın ölümünden sonra, Kafkasya’da çok sayıda bağımsız hanlık ortaya çıktı. Bunlardan biri, Derbent Hanlığı’ydı. Derbent Hanlığı, yaklaşık altmış yıl boyunca bölgenin önemli güçlerinden biri oldu. Hanlar, Narın Kale’deki sarayda yaşıyor ve kenti buradan yönetiyordu. Derbent Hanlığı döneminde, Narın Kale’deki han sarayı ve diğer yapılar inşa edildi ya da yenilendi.

18. yüzyılın sonlarında Rusya, Kafkasya’ya yeniden yöneldi. 1796’da Rus ordusu Derbent’i kuşattı ve ele geçirdi; ancak kısa süre sonra geri çekildi. 1806’da Derbent kesin olarak Rusya’ya katıldı. 1813’te imzalanan Gülistan Antlaşması ile İran, Derbent dahil Dağıstan’ı resmen Rusya’ya bıraktı. Bu tarihten sonra Derbent, Rus İmparatorluğu’nun bir parçası oldu. Kentin kalesi, 19. yüzyıl boyunca bir Rus garnizonu tarafından kullanıldı.

Sovyet döneminde Derbent, Dağıstan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin bir kenti oldu. Bu dönemde Narın Kale ve surlar, tarihî anıt olarak koruma altına alındı ve restorasyon çalışmaları başladı. 2003’te “Derbent’in Kalesi, Eski Kenti ve Tahkimat Yapıları” adıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Bugün Derbent, Rusya Federasyonu’nun Dağıstan Cumhuriyeti’nin ikinci büyük kentidir ve çok etnikli bir nüfusa sahiptir.

Narın Kale sur duvarı

Hazar Denizi ve Derbent Limanı

Derbent’in tarihinde Hazar Denizi’nin özel bir yeri vardır. Dünyanın en büyük kapalı su kütlesi olan Hazar Denizi, tarih boyunca kıyısındaki halklar için önemli bir ulaşım ve ticaret yolu oldu. Derbent’in iki paralel surunun denize uzanan uçları, ortaçağda bir liman oluşturuyordu. Bu limanın girişi, deniz içine uzanan duvarlar ve bir zincirle korunuyordu. Kaynaklarda, limana gemilerin girişinin bu zincirle kontrol edildiği anlatılır.

Hazar Denizi’nin seviyesi, tarih boyunca önemli değişiklikler geçirmiştir. Ortaçağda denizin seviyesinin bugünkünden farklı olduğu ve surların uçlarının denizin içine uzandığı bilinir. Bugün ise deniz, surların uçlarından yüzlerce metre uzaktadır ve eski liman bölgesi kara hâline gelmiştir. Surların deniz tarafındaki uçlarının bir kısmı, deniz seviyesinin değişmesiyle zamanla aşınmış ya da toprak altında kalmıştır. Arkeologlar, bu bölgede su altında ve toprak altında kalan sur kalıntılarını araştırmaktadır.

Derbent limanı, ortaçağda Hazar Denizi ticaretinin önemli bir merkeziydi. Hazar’ın kuzeyindeki Volga ağzından, doğusundaki Orta Asya kıyılarından ve güneyindeki İran kıyılarından gelen gemiler Derbent’e uğruyordu. Bu ticaret yollarında ipek, baharat, kürk, balık ve çeşitli mallar taşınıyordu. Derbent, İpek Yolu’nun kuzey kollarından birinin de önemli bir durağıydı. Kafkasya’yı Orta Asya’ya bağlayan bu yollar, dizimizin bir sonraki bölümünde ele alacağımız Orta Asya kentlerinin zenginliğinin de kaynağıydı.

Narın Kale’de Bir Gezi Rotası

Narın Kale’yi ziyaret edenler, genellikle kalenin doğu tarafındaki ana kapıdan girer. Bu kapı, kalenin en etkileyici girişlerinden biridir ve kalın surların arasından geçen dar bir geçitle kalenin içine açılır. Kapıdan girildiğinde, kalenin geniş iç alanı ve aşağıda uzanan Derbent kenti ile Hazar Denizi’nin manzarası karşınıza çıkar. Bu manzara, Derbent’in savunma sisteminin mantığını anlamak için en iyi noktadır.

Kalenin içinde, öncelikle han sarayının restore edilmiş bölümlerini ve sarayın çevresindeki yapıları gezmek mümkündür. Sarayın yakınındaki hamam, ortaçağ İslam dünyasının hamam geleneğini yansıtan ilginç bir yapıdır. Kalenin güney kesiminde, büyük yeraltı sarnıcı yer alır; sarnıcın içine inmek ve kubbeli iç mekânı görmek, ziyaretin en etkileyici anlarından biridir. Kalenin batı kesiminde ise haç biçimli yeraltı yapısı ve kalenin en eski bölümleri bulunur.

Kalenin surları üzerinde yürümek, hem kaleyi hem de çevresindeki manzarayı farklı açılardan görmek için idealdir. Surların üzerinden, batıda Kafkas Dağları’nın eteklerine, doğuda ise Hazar Denizi’ne uzanan geniş bir panorama görülür. Özellikle gün batımında, güneşin dağların arkasında batarken kaleyi ve kenti altın rengine boyaması, unutulmaz bir manzara oluşturur. Kaleyi gezdikten sonra, eski kentin içinden denize doğru yürüyerek surların arasındaki mahalleleri keşfetmek, Derbent ziyaretini tamamlamak için iyi bir rotadır.

Surlardaki Yazıtlar ve Arkeolojik Araştırmalar

Derbent surları, yalnızca bir savunma yapısı değil, aynı zamanda tarihî bir arşiv niteliğindedir. Surların farklı bölümlerinde, farklı dönemlere ait çok sayıda yazıt bulunur. Bu yazıtların en eskileri, Sasani dönemine ait Orta Farsça yazıtlardır. Bu yazıtların bir kısmı, surların inşasında görev alan yöneticilerin ve ustaların adlarını içerir. Sonraki dönemlere ait Arapça yazıtlar, kentin İslam dönemindeki yöneticilerini ve yapılan onarımları kaydeder. Farsça ve Türkçe yazıtlar ise sonraki yüzyıllardaki onarımları ve yeni yapıları belgeler.

Derbent’te arkeolojik araştırmalar, 20. yüzyılın ortalarından itibaren düzenli olarak yürütülmektedir. Bu araştırmalar, kentin farklı dönemlerine ait önemli buluntular ortaya çıkarmıştır. Narın Kale’deki kazılarda, Sasani ve İslam dönemlerine ait yapı kalıntıları, seramikler, sikkeler ve günlük kullanım eşyaları bulunmuştur. Bu buluntuların bir kısmı, Derbent’teki müzelerde sergilenmektedir. Araştırmalar hâlâ devam etmektedir ve Derbent’in uzun tarihine dair yeni bilgiler ortaya çıkarmaya devam etmektedir.

Dede Korkut’ta Demirkapı Derbent

Derbent, Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Dede Korkut Hikâyeleri’nde de yer alır. Oğuz Türklerinin destansı anlatılarını derleyen bu eserde, Derbent “Demirkapı Derbent” adıyla anılır. Hikâyelerden birinde, kahramanların Demirkapı Derbent’e kadar uzanan seferlerinden ve bu kapının ötesindeki düşmanlarla yaptıkları mücadelelerden söz edilir. Bu anılma, Derbent’in Oğuz Türklerinin coğrafi ve tarihî hafızasında önemli bir yere sahip olduğunu gösterir.

Dede Korkut Hikâyeleri’nin ne zaman ve nerede derlendiği tartışmalıdır; ancak hikâyelerin Azerbaycan ve Doğu Anadolu bölgesinde, Akkoyunlu ve Karakoyunlu dönemlerinde yazıya geçirildiği genel olarak kabul edilir. Hikâyelerde geçen coğrafi adlar arasında Derbent, Kafkasya’daki Oğuz yurdunun kuzey sınırını temsil eder. Bu durum, Derbent’in Türk dünyası için yalnızca bir kale değil, aynı zamanda efsanevi bir sınır noktası olduğunu gösterir.

Türk dünyasının destanları ve Dede Korkut Hikâyeleri hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler, Türk Destanları ve Dede Korkut yazımıza göz atabilir. Derbent’i ziyaret eden Türk gezginler için, bu kadim kapının Dede Korkut’un anlatılarında yaşadığını bilmek, ziyarete ayrı bir anlam katar.

Derbent Eski Kenti

Derbent’in eski kenti, iki paralel surun arasında, Narın Kale’nin eteklerinden denize doğru uzanan dar ve uzun bir alanda yer alır. Eski kent, “mahal” adı verilen mahallelere bölünmüştür. Bu mahallelerin dar ve kıvrımlı sokakları, taş evleri, küçük camileri ve hamamları, ortaçağ İslam kentinin dokusunu büyük ölçüde korur. Eski kentin bazı bölümlerinde, yüzyıllardır aynı aileler tarafından kullanılan evler bulunur.

Derbent’in nüfusu, tarih boyunca son derece çeşitli olmuştur. Bugün kentte Azerbaycan Türkleri, Lezgiler, Tabasaranlar, Dağ Yahudileri, Ruslar ve diğer Dağıstan halkları bir arada yaşar. Dağıstan, Rusya’nın en çok etnik gruba sahip bölgesi olarak bilinir ve otuzdan fazla dilin konuşulduğu belirtilir. Derbent’te en yaygın konuşulan dillerden biri, Azerbaycan Türkçesidir. Bu nedenle Türk ziyaretçiler, Derbent’te iletişim kurmakta Rusya’nın diğer bölgelerine göre daha az zorlanabilir.

Derbent’in Dağ Yahudileri topluluğu da kentin tarihinin önemli bir parçasıdır. Dağ Yahudileri, Kafkasya’da yüzyıllardır yaşayan ve Farsçaya yakın bir dil konuşan bir Yahudi topluluğudur. Derbent’te, bu topluluğa ait tarihî bir sinagog bulunur. Kentin eski bölümünde ayrıca Ermeni kilisesi kalıntıları ve Rus Ortodoks kiliseleri de yer alır. Bu çeşitlilik, Derbent’in binlerce yıl boyunca farklı halkların ve inançların kesişme noktası olduğunu gösterir.

Aşağıdaki videoda Narın Kale’yi ve Derbent’in eski kentini izleyebilirsiniz:

Derbent surları ve kuleleri

UNESCO ve Koruma Çalışmaları

Derbent’in 2003’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınması, kentin tarihî yapılarının korunmasına yönelik ilgiyi önemli ölçüde artırdı. UNESCO, Derbent’i Sasani İmparatorluğu’nun kuzey sınır savunmasının en önemli parçası ve 15 yüzyıl boyunca kesintisiz kullanılan bir savunma sistemi olarak değerlendirir. Listeye, Narın Kale, iki paralel sur, eski kent ve dağ duvarının bazı bölümleri dahil edilmiştir.

2015’teki “iki bininci yıl” kutlamaları öncesinde, Derbent’te kapsamlı restorasyon ve yenileme çalışmaları yapıldı. Bu çalışmalarda Narın Kale’nin bazı yapıları, surların bölümleri ve eski kentin sokakları onarıldı. Ancak bu çalışmaların bir kısmı, tarihî yapıların özgün dokusunu yeterince koruyup korumadığı konusunda eleştirilere de konu oldu. Tarihî yapıların restorasyonunda özgünlük ile modern ihtiyaçlar arasındaki dengenin nasıl kurulacağı, Derbent’te de tartışılan bir konudur.

Derbent’in tarihî mirasının korunması, kentin hızla büyüyen modern yapısı nedeniyle de zorluklarla karşı karşıyadır. Eski kentin çevresindeki yeni yapılaşma, tarihî surların ve mahallelerin bütünlüğünü tehdit edebilir. Bu nedenle Derbent’in tarihî alanının korunması, yerel yönetimler, Rus federal kurumları ve uluslararası kuruluşların işbirliğini gerektiren sürekli bir çaba olarak devam etmektedir.

Derbent’i ziyaret eden biri için en etkileyici deneyimlerden biri, Narın Kale’nin surlarından aşağıya bakarak iki paralel duvarın denize doğru nasıl uzandığını görmektir. Bu manzara, bin beş yüz yıl önce bu duvarları inşa eden Sasani mühendislerinin vizyonunu ve emeğini somut biçimde gözler önüne serer. Duvarların arasında yüzyıllar boyunca gelişen kent, bugün hâlâ aynı sınırlar içinde yaşamaya devam etmektedir. Dağ ile deniz arasındaki bu dar şerit, Derbent’in hem coğrafyasını hem de kaderini belirlemiştir. Kenti ziyaret eden herkes, bu eşsiz coğrafyanın binlerce yıl boyunca nasıl bir kapı işlevi gördüğünü, kuzeyden güneye ve güneyden kuzeye geçen sayısız ordu, tüccar ve göçmenin bu kapıdan nasıl geçtiğini hayal edebilir.

Bu nedenle Derbent, yalnızca bir kale ya da tarihî bir kent değil, Avrasya tarihinin en önemli kavşak noktalarından biridir. Kafkasya’yı, Orta Asya’yı, İran’ı ve Doğu Avrupa’yı birbirine bağlayan bu kadim geçit, farklı medeniyetlerin karşılaştığı, çatıştığı ve kaynaştığı bir mekân olarak tarihteki özel yerini korumaktadır.

Derbent’e yapılacak bir ziyaret, bu kavşak noktasının bugün de canlı olduğunu, farklı dillerin ve kültürlerin bir arada yaşadığını gösterir.

Derbent’te Yaşam ve Kültür

Derbent’i ziyaret edenler, kentin tarihî yapılarının yanı sıra, Dağıstan’ın zengin kültürünü de deneyimleme fırsatı bulur. Dağıstan mutfağı, Kafkas, Türk ve İran mutfaklarının etkilerini taşır. Bölgenin en tanınmış yemekleri arasında, içi etli ya da otlu ince hamur işleri olan “çudu”, Dağıstan usulü mantı olarak bilinen “hinkal” ve çeşitli kebaplar sayılabilir. Derbent’in Hazar kıyısında yer alması nedeniyle, balık yemekleri de yerel mutfakta önemli bir yer tutar.

Derbent, aynı zamanda halı dokumacılığıyla da tanınır. Dağıstan halıları, Kafkas halı geleneğinin önemli bir parçasıdır ve geometrik desenleri, canlı renkleriyle dikkat çeker. Derbent ve çevresindeki köylerde, geleneksel halı dokumacılığı hâlâ sürdürülmektedir. Kentin çarşılarında, el yapımı halılar ve kilimler bulunabilir.

Derbent’in müzik ve dans gelenekleri de zengindir. Dağıstan halklarının geleneksel dansı “lezginka”, Kafkasya’nın en tanınmış danslarından biridir. Düğünler ve bayramlar, bu dansların ve geleneksel müziğin canlı bir şekilde yaşatıldığı etkinliklerdir. Derbent’te, Nevruz bayramı da geleneksel olarak kutlanır; bu bayram, kentin İran ve Türk kültürlerinin etkisi altında geçen uzun tarihinin bir yansımasıdır.

Ziyaret Bilgileri ve Konum

Derbent, Dağıstan Cumhuriyeti’nin güneyinde, Hazar Denizi kıyısında, Azerbaycan sınırına yakın bir konumda yer alır. Dağıstan’ın başkenti Mahaçkale’den Derbent’e karayolu ya da demiryoluyla birkaç saatte ulaşılabilir. Mahaçkale’nin havalimanı, Moskova ve Rusya’nın diğer kentlerinden gelen uçuşlara hizmet verir. Derbent’in Narın Kale’si, kentin batısındaki tepede yer alır ve eski kentin içinden yürüyerek ya da taksiyle ulaşılabilir.

Narın Kale, genellikle sabahtan akşama kadar ziyarete açıktır ve giriş için bilet gerekir. Kalenin içindeki han sarayı, hamam, sarnıç ve diğer yapıları gezmek için en az iki saat ayırmak uygundur. Kaleden aşağıya, eski kentin sokaklarına inerek Cuma Camii’ni, Kırklar Kapı’yı ve Kırklar Mezarlığı’nı ziyaret etmek mümkündür. Cuma Camii’ni ziyaret ederken uygun kıyafet giyilmesi gerekir.

Dağıstan’a seyahat etmeyi düşünenlerin, bölgedeki güncel güvenlik durumunu ve kendi ülkelerinin resmî seyahat uyarılarını mutlaka dikkatle incelemesi gerekir. Kuzey Kafkasya, geçmişte güvenlik sorunlarının yaşandığı bir bölgedir ve bazı ülkeler bu bölgeye seyahat konusunda uyarılar yayımlamaktadır. Rusya’ya seyahat etmeyi düşünen Türk vatandaşlarının, güncel vize kurallarını ve seyahat koşullarını da resmî kaynaklardan kontrol etmesi önerilir.

Koordinatlar: 42.0538 K, 48.2783 D. Konumu haritada görmek için Google Haritalar’da Derbent Narın Kale bağlantısını kullanabilirsiniz.

Derbent Cuma Camii

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

Derbent Narın Kale, Rusya kaleleri dizimizin son durağıdır. Dizimizin önceki yazılarında ele aldığımız Moskova Kremlini, Altın Orda’nın mirasçısı hanlıkların dünyasının Rus devletiyle buluştuğu Kazan Kremlini, Rus devletinin doğduğu kentin kalesi Novgorod Kremlini, iki nehrin arasındaki Pskov Kremlini ve Finlandiya Körfezi kıyısındaki Vyborg Kalesi, Rusya’nın farklı uçlarındaki kale mirasını tamamlar.

Derbent’ten güneye, Azerbaycan’a ve oradan Hazar Denizi’nin doğusuna, Orta Asya’ya geçen gezginler, dizimizin bir sonraki bölümünde ele alacağımız Orta Asya’nın tarihî kalelerini ve kentlerini keşfedebilir. Derbent, bu açıdan Rusya ile Türk dünyasının kadim yurtları arasında bir köprü işlevi görür.

Dmitri Yermakov'un 19. yüzyılda çektiği Derbent kalesi fotoğrafı

Derbent Narın Kale, Sasani imparatorlarının surlarından Arap fatihlerin camilerine, Hazar kağanlarının akınlarından Osmanlı paşalarının seferlerine, Dede Korkut’un destanlarından Derbent hanlarının sarayına uzanan tarihiyle, Kafkasya’nın en etkileyici tarihî mekânlarından biridir. Dağ ile deniz arasındaki bu kadim kapıdan geçerken, binlerce yıl boyunca bu dar geçitten geçen sayısız insanın izlerini hissetmek mümkündür.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

2 thoughts on “Derbent Narın Kale: Hazar ile Kafkasya Arasındaki Demirkapı”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir