Pskov Kremlini: İki Nehrin Arasındaki Krom ve Kuşatmalara Direnen Kent

Rusya’nın kuzeybatısında, Estonya ve Letonya sınırına yakın bir noktada, Pskova Nehri’nin Velikaya Nehri’ne kavuştuğu yerde, iki nehrin arasında sivri bir kaya burnu uzanır. Bu burnun üzerinde, kalın taş surlarla çevrili bir kale ve onun ortasında beyaz duvarlı, altın kubbeli bir katedral yükselir. Pskov Kremlini, yerel adıyla Krom, yüzyıllar boyunca Rusya’nın batı sınırının en güçlü kalelerinden biri oldu. Kırktan fazla kuşatmaya direndiği anlatılan bu kale, ortaçağda Novgorod’un “küçük kardeşi” olarak anılan ve kendi meclisiyle yönetilen Pskov Cumhuriyeti’nin kalbiydi.

Rusya kaleleri dizimizin dördüncü durağında, Novgorod’dan güneybatıya, Pskov’a iniyoruz. Bu yazıda Pskov’un Prenses Olga ile ilişkilendirilen efsanevi kökenlerini, Krom’un eşsiz konumunu ve savunma sistemini, Pskov Cumhuriyeti’ni, Dovmont Kenti’ni, Troitski Katedrali’ni, 1581-1582 Batory kuşatmasını ve Pskovlu ustaların Rus mimarisine katkılarını ele alacağız.

Gün batımında Pskov Kremlini

Pskov’un Kökeni ve Prenses Olga

Pskov, Rusya’nın en eski kentlerinden biridir. Kentin adı, Rus vakayinamelerinde ilk kez 903 yılı kaydında geçer. Bu kayda göre Kiev Prensi İgor, Pskov’dan getirilen Olga ile evlenmiştir. Olga, kocasının ölümünden sonra oğlu Svyatoslav adına Kiev Rus’unu yönetmiş ve Rus hükümdarları arasında Hristiyanlığı kabul eden ilk kişi olmuştur. Rus Ortodoks Kilisesi tarafından aziz ilan edilen Olga, Pskov’da büyük saygı görür ve kentin kurucusu olarak anılır.

Bir Pskov efsanesine göre Olga, bir gün Velikaya Nehri’nin kıyısında dururken, nehrin karşı kıyısındaki burnun üzerine gökten üç parlak ışının indiğini görmüş ve burada Kutsal Üçlü Birlik adına bir kilise inşa edilmesini emretmiştir. Bu efsane, Pskov’un ana katedralinin, yani Troitski Katedrali’nin kökenini açıklayan bir anlatı olarak yüzyıllar boyunca aktarılmıştır. Efsanenin tarihî bir dayanağı bulunmasa da, Pskov’un kimliğinde önemli bir yer tutar.

Arkeolojik kazılar, Krom’un bulunduğu burunda çok daha eski dönemlere uzanan yerleşim izleri ortaya çıkarmıştır. Bazı buluntular, burada 1. binyılın ortalarından itibaren bir yerleşimin bulunduğunu gösterir. Bölgede başlangıçta Fin kökenli halkların yaşadığı, ardından Slav kabilelerinin, özellikle Kriviçlerin yerleştiği düşünülür. Kentin adının kökeni de tartışmalıdır; bazı araştırmacılar adın Pskova Nehri’nden geldiğini, nehrin adının ise Fin dillerinden türediğini ileri sürer.

Prenses Olga’nın Mirası

Pskov’un kimliğinde Prenses Olga’nın özel bir yeri vardır. Olga, Rus tarihinin en etkileyici kadın figürlerinden biri olarak kabul edilir. Vakayinamelere göre Olga, kocası İgor’un Drevlyanlar tarafından öldürülmesinden sonra, kocasının intikamını sert biçimde almış ve ardından devlet işlerini akıllıca yönetmiştir. Olga, vergi toplama sistemini düzenlemiş ve Kiev Rus’unun idari yapısını güçlendirmiştir.

Olga’nın en önemli adımlarından biri, 950’lerde Konstantinopolis’i ziyaret ederek Hristiyanlığı kabul etmesidir. Bizans İmparatoru VII. Konstantinos Porfirogennetos’un yazdığı bir eserde, Olga’nın Konstantinopolis’teki kabulü ayrıntılı olarak anlatılır. Olga’nın Hristiyanlığı kabul etmesi, torunu I. Vladimir’in 988’de Kiev Rus’unu Hristiyanlaştırmasının öncüsü olarak görülür. Bu nedenle Olga, Rus Ortodoks Kilisesi’nde “Havarilere Eşit” unvanıyla anılan azizler arasında yer alır.

Pskov’da Olga’nın anısı, çeşitli anıtlar ve yapılarla yaşatılmaktadır. Velikaya Nehri’nin kıyısında, Olga’nın Krom’u gördüğü yer olarak kabul edilen noktada bir anıt bulunur. Kentte ayrıca Olga’ya adanmış bir köprü ve çeşitli kiliseler yer alır. Pskov’un her yıl temmuz ayında kutlanan kent günü, Olga’nın anma günüyle ilişkilendirilir. Bu kutlamalar, Pskov halkının kentlerinin kurucusu olarak gördükleri Olga’ya duyduğu saygının bir ifadesidir.

Krom: İki Nehrin Arasındaki Kale

Pskov Kremlini’nin, yani Krom’un en önemli özelliği, eşsiz doğal konumudur. Kale, Velikaya ile Pskova nehirlerinin birleştiği noktada, iki nehrin arasında uzanan üçgen biçimli bir kaya burnunun üzerinde yer alır. Burnun iki yanı, nehirlere doğru dik kayalıklarla iner. Bu doğal savunma, kalenin yalnızca bir taraftan, yani güneydoğudaki kara tarafından saldırıya açık olmasını sağlıyordu.

Kara tarafındaki bu tek savunmasız cephe, “Perşi” adı verilen kalın ve yüksek bir surla korunuyordu. Perşi, Krom’un en güçlü ve en etkileyici bölümüdür. Bu surun önünde derin bir hendek bulunuyordu. Surun ortasında, Krom’un ana giriş kapısı ve onun üzerinde yükselen bir kule yer alır. Perşi’nin bugünkü hâli, farklı dönemlerde yapılan eklemeler ve restorasyonların ürünüdür.

Krom’un en ilginç savunma unsurlarından biri, “Zahab” adı verilen dar geçittir. Zahab, kalenin ana kapısından iç avluya giden yol üzerinde, iki yüksek duvar arasında uzanan dar ve kıvrımlı bir koridordur. Bu koridora giren düşman askerleri, iki taraftan ve yukarıdan saldırıya maruz kalıyordu. Zahab, ortaçağ Rus kale mimarisinin en etkili savunma tasarımlarından biri olarak kabul edilir. Bugün ziyaretçiler, bu geçitten yürüyerek kalenin içine girebilir.

Krom’un burnun ucundaki kısmında, Velikaya ile Pskova’nın birleştiği noktaya bakan bir kule yer alır. Kutekrom adıyla bilinen bu kule, kalenin en tanınmış görüntülerinden birini oluşturur. Kuleden iki nehrin birleşimine ve karşı kıyılardaki manastırlara bakan manzara, Pskov’un en güzel seyir noktalarından biridir.

Pskov Kremlini havadan görünüm

Beş Sur Halkası

Pskov’un savunma sistemi, yalnızca Krom’dan ibaret değildi. Kent büyüdükçe, Krom’un çevresine yeni sur halkaları eklendi. Ortaçağın sonlarına doğru Pskov, iç içe geçmiş beş sur halkasıyla çevrilmişti. Bu surların toplam uzunluğunun 9 kilometreyi aştığı ve surlar boyunca onlarca kule bulunduğu belirtilir. Bu sistem, Pskov’u ortaçağ Rusya’sının en güçlü tahkim edilmiş kentlerinden biri hâline getiriyordu.

İlk halka, Krom’un kendisiydi. İkinci halka, Krom’un güneydoğusunda yer alan ve Dovmont Kenti olarak bilinen bölgeyi çevreliyordu. Üçüncü halka, 14. yüzyılın başlarında inşa edilen ve kentin ticaret bölgesini kapsayan “Srednıy Gorod”, yani Orta Kent surlarıydı. Dördüncü ve beşinci halkalar ise 14. ve 15. yüzyıllarda inşa edilerek kentin daha uzak mahallelerini ve Pskova Nehri’nin karşı kıyısındaki bölgeleri kapsadı. Her yeni halka, kentin genişleyen nüfusunu ve ticari bölgelerini korumak için inşa edilmişti.

Bu surların büyük bir kısmı bugün ayaktadır ya da kalıntıları görülebilir. Özellikle Velikaya Nehri kıyısı boyunca uzanan surlar ve kuleler, kentin en etkileyici manzaralarından birini oluşturur. Surların farklı bölümlerinde, Pokrovskaya Kulesi, Gremyaçaya Kulesi ve Mihaylovskaya Kulesi gibi önemli kuleler bulunur. Pokrovskaya Kulesi, kentin güneybatı köşesinde, Velikaya Nehri’nin kıyısında yer alır ve Rusya’nın en büyük ortaçağ kulelerinden biri olarak anılır. Bu kule, 1581 kuşatmasında önemli bir rol oynamıştır.

Pskov surlarının yapımında, bölgede bol bulunan kireçtaşı plakaları kullanılmıştır. Bu taşlar, kireç harcıyla birbirine bağlanmış ve duvarlar kalın, masif bir yapı kazanmıştır. Pskov’un surları, Moskova ve Novgorod’un kırmızı tuğla surlarından farklı olarak, gri-beyaz kireçtaşından yapılmıştır ve bu da onlara özgün bir görünüm kazandırır.

Pskov Cumhuriyeti

Pskov, uzun süre Novgorod’a bağlı bir kent olarak kaldı. Novgorod Cumhuriyeti’nin bir parçası olan Pskov, Novgorod’un atadığı yöneticiler tarafından yönetiliyordu. Ancak 14. yüzyılda Pskov, giderek daha bağımsız hareket etmeye başladı. 1348’de imzalanan Bolotovo Antlaşması ile Novgorod, Pskov’un bağımsızlığını tanıdı. Bu tarih, Pskov Cumhuriyeti’nin resmî başlangıcı olarak kabul edilir; ancak Pskov’un fiilen bağımsız hareket etmeye bundan önce başladığı da belirtilir.

Pskov Cumhuriyeti, Novgorod’a benzer bir siyasi düzene sahipti. Kentin en önemli kararları, “veçe” adı verilen halk meclisinde alınıyordu. Veçe toplantıları, Krom’un içinde, Troitski Katedrali’nin önündeki meydanda yapılıyordu. Veçe, kentin yöneticilerini seçiyor, savaş ve barış kararları alıyor ve yasalar çıkarıyordu. Pskov’da da prensler bulunuyordu; ancak Novgorod’da olduğu gibi, prenslerin yetkileri sınırlıydı ve veçe tarafından davet ediliyorlardı.

Pskov Cumhuriyeti’nin hukuk düzenini yansıtan en önemli belge, “Pskov Yargı Belgesi” adıyla bilinen kanun kitabıdır. 14. ve 15. yüzyıllarda derlenen bu belge, mülkiyet, ticaret, borç ve ceza hukuku gibi konularda ayrıntılı düzenlemeler içerir. Bu kanun kitabı, ortaçağ Rus hukukunun en önemli kaynaklarından biri olarak kabul edilir ve Pskov toplumunun yapısı hakkında değerli bilgiler sunar.

Pskov, Novgorod gibi bir ticaret kentiydi; ancak daha küçük ölçekliydi. Kent, Baltık bölgesiyle ve Hansa kentleriyle ticaret yapıyordu. Pskov’un batı sınırı, Livonya Tarikatı’nın topraklarına komşuydu. Bu nedenle Pskov, sürekli olarak Livonya şövalyeleriyle çatışma hâlindeydi. Pskov’un güçlü surları, bu sürekli tehdit karşısında kentin hayatta kalmasının anahtarıydı.

Pskov Krom

Dovmont Kenti

Krom’un hemen güneydoğusunda, Perşi surunun önünde, “Dovmont Kenti” adıyla bilinen bir bölge yer alır. Bu bölge, adını 13. yüzyılın ikinci yarısında Pskov’u yöneten Prens Dovmont’tan alır. Dovmont, aslen bir Litvanya prensiydi; Litvanya’daki iç çatışmalar nedeniyle 1265 civarında Pskov’a sığınmış, burada Hristiyanlığı kabul ederek Timofey adını almış ve Pskovlular tarafından prens olarak seçilmişti. Dovmont, yaklaşık otuz yıl boyunca Pskov’u yönetti ve Livonya Tarikatı’na karşı kazandığı zaferlerle ün kazandı.

Dovmont’un en önemli başarılarından biri, 1268’de Rakovor Savaşı’nda Novgorod ve Pskov kuvvetleriyle birlikte Livonya şövalyelerini yenmesidir. Ayrıca 1299’da Livonya Tarikatı’nın Pskov’a düzenlediği bir saldırıyı püskürtmüştür. Dovmont, ölümünden sonra Rus Ortodoks Kilisesi tarafından aziz ilan edilmiş ve Pskov’un koruyucu azizlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Dovmont’un kılıcının uzun süre Troitski Katedrali’nde saklandığı aktarılır; bu kılıç bugün Pskov Müzesi’nde sergilenmektedir.

Dovmont Kenti, ortaçağda Pskov’un idari ve dinî merkezlerinden biriydi. Bu bölgede, 12. ile 16. yüzyıllar arasında inşa edilmiş çok sayıda küçük kilise bulunuyordu. Kaynaklarda, bu küçük alanda yirmiye yakın kilisenin bulunduğu belirtilir. Ancak bu kiliselerin büyük bölümü, 18. ve 19. yüzyıllarda yıkılmıştır. 20. yüzyılda yapılan arkeolojik kazılarla bu kiliselerin temelleri ortaya çıkarılmıştır. Bugün Dovmont Kenti, açık hava arkeoloji alanı olarak ziyaret edilebilir.

Troitski Katedrali

Krom’un ortasında yükselen Troitski, yani Kutsal Üçlü Birlik Katedrali, Pskov’un en önemli dinî yapısıdır. Efsaneye göre bu yerdeki ilk kilise, Prenses Olga’nın emriyle 10. yüzyılda ahşaptan inşa edilmiştir. Bu ilk kilisenin yerine, sonraki yüzyıllarda birkaç kez yeni kiliseler yapılmıştır. 12. yüzyılda ilk taş katedral inşa edilmiş, 14. yüzyılda bu katedral yeniden yapılmıştır.

Bugün görülen katedral, 1682-1699 yıllarında inşa edilmiştir. Bu, Troitski Katedrali’nin dördüncü ya da beşinci yeniden yapımıdır. Katedral, yaklaşık 72 metre yüksekliğindedir ve beyaz badanalı duvarları ile altın yaldızlı kubbeleriyle, Pskov’un her yerinden görülebilir. Katedralin büyüklüğü ve yüksekliği, Pskov’un önemini ve zenginliğini yansıtmak amacıyla tasarlanmıştır. Katedralin yanında, ayrı bir çan kulesi bulunur.

Ortaçağda Troitski Katedrali, yalnızca bir ibadet yeri değil, aynı zamanda Pskov Cumhuriyeti’nin siyasi merkeziydi. Cumhuriyetin hazinesi, arşivleri ve resmî belgeleri katedralde saklanıyordu. Veçe toplantıları, katedralin önündeki meydanda yapılıyordu. Katedralin içinde, Pskov prenslerinin ve önemli din adamlarının mezarları bulunur. Katedralin ikonostazı, 17. yüzyılın sonlarına ait etkileyici bir eserdir ve katedralin içindeki en önemli sanat yapıtları arasında yer alır.

Moskova’ya Bağlanış

15. yüzyılda Moskova’nın güçlenmesiyle Pskov’un bağımsızlığı giderek tehlikeye girdi. Pskov, Novgorod’dan farklı olarak, Moskova ile çatışmaya girmek yerine genellikle onunla iyi ilişkiler sürdürmeye çalıştı. Pskov, Livonya Tarikatı’na karşı Moskova’nın desteğine ihtiyaç duyuyordu. Bu nedenle Pskov, 1478’de Novgorod’un Moskova’ya bağlanmasından sonra da bir süre bağımsızlığını korumayı başardı.

Ancak 1510’da Moskova Büyük Prensi III. Vasili, Pskov’u da tamamen kendine bağladı. Bu olay, Novgorod’daki gibi büyük bir askeri çatışma olmadan gerçekleşti; ancak sonuçları benzerdi. Pskov’un veçe çanı Moskova’ya götürüldü ve Pskov’un önde gelen ailelerinin önemli bir kısmı Moskova’nın iç bölgelerine sürgün edildi. “Pskov Vakayinamesi”, bu olayı derin bir hüzünle anlatır ve Pskov’un özgürlüğünün kaybını acı bir şekilde kaydeder.

Pskov Kremlini Zahab geçidi

1581-1582 Batory Kuşatması

Pskov’un tarihindeki en ünlü olay, 1581-1582 yıllarında Polonya Kralı Stefan Batory’nin ordusuna karşı gösterdiği direniştir. Bu kuşatma, Korkunç İvan döneminde Rusya ile Polonya-Litvanya Birliği arasında yaşanan Livonya Savaşı’nın son büyük çatışmasıydı. Livonya Savaşı, 1558’de Rusya’nın Baltık kıyılarına ulaşmak amacıyla Livonya’ya saldırmasıyla başlamış, zamanla İsveç ve Polonya-Litvanya’nın da katıldığı uzun bir savaşa dönüşmüştü.

Stefan Batory, aslen Erdel prensiydi ve Polonya tahtına seçilmeden önce Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı Erdel Prensliği’ni yönetmişti. Batory, Polonya kralı olduktan sonra Rusya’ya karşı başarılı seferler düzenledi ve Polotsk ile Velikiye Luki gibi önemli kaleleri ele geçirdi. 1581 Ağustos’unda ise büyük bir orduyla Pskov’u kuşattı. Batory’nin ordusunun büyüklüğü için kaynaklarda farklı rakamlar verilir; on binlerce askerden söz edilir. Ordusunda Polonyalı, Litvanyalı, Macar ve Alman paralı askerler bulunuyordu.

Pskov’un savunmasını, Prens İvan Şuyski yönetti. Kentin garnizonu, Batory’nin ordusuna göre daha küçüktü; ancak Pskov’un güçlü surları ve halkın kararlılığı, savunmacılara önemli bir avantaj sağlıyordu. Kuşatma sırasında Batory’nin topçuları, kentin güneybatı köşesindeki Pokrovskaya ve Svinuzskaya kulelerinin çevresindeki surları dövdü ve büyük gedikler açtı. Eylül 1581’de Batory’nin askerleri bu gediklerden kente girmek için büyük bir saldırı düzenledi. Saldırganlar Pokrovskaya Kulesi’ni ele geçirmeyi başardı; ancak savunmacıların şiddetli karşı saldırısı ve kulenin altına yerleştirilen barutun patlatılması sonucu geri püskürtüldü.

Bu başarısız saldırıdan sonra Batory, kenti doğrudan saldırıyla ele geçirme umudunu büyük ölçüde yitirdi ve uzun süreli bir kuşatmaya geçti. Polonya ordusu, surların altına lağımlar kazmaya çalıştı; ancak Pskovlular karşı lağımlarla bu girişimleri engelledi. Kış geldiğinde, Polonya ordusu soğuk, açlık ve hastalıklarla mücadele etmek zorunda kaldı. Kuşatma, Ocak 1582’de Yam Zapolski Antlaşması ile sona erdi. Bu antlaşmayla Rusya, Livonya’daki topraklarından vazgeçti; ancak Pskov ve diğer Rus kentleri Rusya’da kaldı.

Pskov’un Batory’ye karşı direnişi, Rus tarihinde kahramanlık destanı olarak anılır. Kuşatma hakkında yazılan “Pskov Kuşatmasının Hikâyesi” adlı eser, olayları ayrıntılı ve duygusal bir dille anlatır. Bu direniş, Livonya Savaşı’nın Rusya açısından yenilgiyle sonuçlanmasına rağmen, Rusya’nın batı sınırının korunmasında belirleyici bir rol oynadı. Pokrovskaya Kulesi’nin yakınında, kuşatmanın anısına dikilmiş bir anıt bulunur.

Kuşatmalara Dayanan Bir Kentin Sırrı

Pskov’un tarih boyunca kırktan fazla kuşatmaya direndiği sıkça anlatılır. Bu rakamın tam olarak doğru olup olmadığını belirlemek zor olsa da, Pskov’un ortaçağ Rusya’sının en çok kuşatılan ve en az ele geçirilen kentlerinden biri olduğu kesindir. Bu başarının arkasında birkaç etken bulunur. Birincisi, Krom’un iki nehir arasındaki doğal konumudur. Nehirler ve dik kayalıklar, kaleye yalnızca bir taraftan yaklaşılmasına izin veriyordu. Bu da savunmacıların güçlerini tek bir cephede yoğunlaştırmasını sağlıyordu.

İkincisi, iç içe geçmiş beş sur halkasıdır. Bir saldırgan dış surları aşmayı başarsa bile, karşısında başka bir sur halkası buluyordu. Bu derinlemesine savunma sistemi, saldırganların her aşamada yeniden kuşatma yapmasını gerektiriyor ve kayıplarını artırıyordu. Üçüncüsü, Pskov halkının savunmaya aktif katılımıdır. Pskov Cumhuriyeti’nde, kentin savunması yalnızca profesyonel askerlerin değil, tüm yurttaşların görevi olarak kabul ediliyordu. Batory kuşatmasında, kadınların ve çocukların bile surlarda savunmaya katıldığı anlatılır.

Dördüncüsü, Pskov’un savunma teknolojisine verdiği önemdir. Pskov, ateşli silahları erken benimseyen Rus kentlerinden biriydi. Surların ve kulelerin tasarımı, topçu çağının gereksinimlerine göre sürekli olarak güncellendi. Kulelerde top mevzileri oluşturuldu, surlar kalınlaştırıldı ve karşı lağım sistemleri geliştirildi. Bu yenilikler, Pskov’un 16. ve 17. yüzyıllarda en güçlü Avrupa ordularına karşı bile direnebilmesini sağladı.

İsveç Kuşatması ve Sonraki Yüzyıllar

17. yüzyılın başlarında Rusya’nın “Karışıklık Dönemi” sırasında, Pskov bir kez daha batıdan gelen bir tehditle karşı karşıya kaldı. 1615’te İsveç Kralı Gustav II. Adolf, büyük bir orduyla Pskov’u kuşattı. İsveçliler, Novgorod’u 1611’den beri işgal altında tutuyordu ve Pskov’u da ele geçirmeyi hedefliyordu. Ancak Pskov bu kuşatmaya da direndi. Gustav Adolf, birkaç ay süren başarısız bir kuşatmanın ardından geri çekildi. 1617’de imzalanan Stolbovo Antlaşması ile İsveç, Novgorod’u Rusya’ya geri verdi; ancak Baltık kıyısındaki toprakları elinde tuttu.

18. yüzyılın başlarında, Büyük Petro döneminde İsveç ile yaşanan Büyük Kuzey Savaşı sırasında, Pskov’un surları yeniden güçlendirildi. Petro’nun emriyle surların önüne toprak tabyalar eklendi ve kale, topçu çağının gereksinimlerine uyarlandı. Ancak Rusya’nın Baltık kıyılarını ele geçirmesi ve Sankt Peterburg’un kurulmasıyla Pskov, sınır kalesi olma özelliğini büyük ölçüde yitirdi. Kent, bir taşra merkezi olarak sakin bir döneme girdi.

Pskov, 20. yüzyılda Rus tarihinin önemli bir olayına daha sahne oldu. Mart 1917’de, Şubat Devrimi sırasında Çar II. Nikolay, Pskov’da, imparatorluk treninin içinde tahttan çekildiğini bildiren belgeyi imzaladı. Bu olay, Romanov hanedanının üç yüz yıllık saltanatının sonu oldu. İkinci Dünya Savaşı sırasında Pskov, 1941’den 1944’e kadar Alman işgali altında kaldı ve kentin tarihî yapıları ciddi hasar gördü.

Pskov Kremlini Troitski Katedrali

Pskov Mimarlık Okulu

Pskov, ortaçağ Rus mimarisinin en özgün okullarından birinin merkezidir. Pskovlu ustalar, sade ama zarif kiliseleriyle tanınır. Pskov kiliselerinin tipik özellikleri arasında, kalın ve hafif eğimli duvarlar, küçük ve tek kubbeli yapılar, dışarıya taşan sundurmalar ve çan duvarları sayılabilir. Çan duvarı, yani “zvonnitsa”, çanların bir kule yerine açıklıklı bir duvara asıldığı bir yapı türüdür ve Pskov mimarisinin en karakteristik unsurlarından biridir. Bu kiliselerin pek çoğu, kireçtaşı plakalardan inşa edilmiş ve beyaz badanayla kaplanmıştır.

Pskovlu ustaların ünü, kentin sınırlarının çok ötesine ulaştı. 15. ve 16. yüzyıllarda Pskovlu ustalar, Moskova’da ve Rusya’nın diğer kentlerinde önemli yapıların inşasında çalıştı. Moskova Kremlini’ndeki Blagoveşçenski Katedrali’nin, Pskovlu ustalar tarafından inşa edildiği belirtilir. Kazan Kremlini’nin surlarını ve Blagoveşçenski Katedrali’ni inşa eden Postnik Yakovlev ve İvan Şiryay da Pskovlu ustalardı. Bu nedenle Pskov’un mimari geleneği, Rus mimarisinin genel gelişiminde önemli bir rol oynamıştır.

2019’da “Pskov Mimarlık Okulu Kiliseleri” adı altında, Pskov’daki on kilise ve manastır yapısı UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Bu listeye, Krom’un içindeki ve çevresindeki bazı yapılar ile kentin farklı bölgelerindeki kiliseler dahil edilmiştir. Listenin en önemli unsurlarından biri, Velikaya Nehri’nin karşı kıyısında yer alan Mirojski Manastırı’dır. Bu manastırın 12. yüzyıldan kalma Spaso-Preobrajenski Katedrali, Rusya’da günümüze ulaşan en iyi korunmuş 12. yüzyıl freskleri barındırır. Bu freskler, Bizans sanatının Rusya’daki en etkileyici örnekleri arasında kabul edilir.

Pskov’un ahşap ve taş evleri de kentin mimari mirasının önemli bir parçasıdır. 17. yüzyılda zengin Pskovlu tüccarlar tarafından inşa edilen taş evler, “palaty” adıyla bilinir. Bunların en ünlüsü, Pogankin Palatı’dır. Bu yapı, 17. yüzyılda zengin bir tüccar olan Sergey Pogankin tarafından inşa edilmiştir ve bugün Pskov Müzesi’nin ana binası olarak kullanılmaktadır. Müzede, Pskov’un tarihine, ikon sanatına ve gümüş işçiliğine ait önemli koleksiyonlar sergilenir.

Krom’un İçinde Bir Gezi

Krom’u ziyaret edenler, genellikle Perşi surundaki ana kapıdan girer. Kapıdan geçtikten sonra, Zahab geçidinin dar ve kıvrımlı koridorunda ilerlenir. Bu koridor, ortaçağ savunmasının nasıl işlediğini anlamak için mükemmel bir örnektir. Zahab’dan çıktıktan sonra, Krom’un geniş iç avlusuna ulaşılır. Avlunun ortasında, Troitski Katedrali yükselir.

Krom’un içinde, katedralin yanı sıra çeşitli arkeolojik kalıntılar da bulunur. Bunlar arasında, ortaçağda Krom’un içinde bulunan depoların, yönetim binalarının ve veçe meydanının kalıntıları sayılabilir. Krom’un içinde yapılan kazılarda, ortaçağ Pskov’unun günlük yaşamına ait çok sayıda buluntu ortaya çıkarılmıştır. Krom’un surları üzerinde yürümek ve iki nehrin birleştiği noktayı yukarıdan görmek, ziyaretin en keyifli anlarından biridir.

Krom’un dışında, Velikaya Nehri’nin kıyısı boyunca yürümek de önerilir. Nehrin kıyısından Krom’un surlarına ve Troitski Katedrali’ne bakan manzara, Pskov’un en tanınmış görüntüsüdür. Özellikle gün batımında, katedralin altın kubbeleri ve Krom’un beyaz surları, nehrin suyuna yansıyarak etkileyici bir tablo oluşturur. Nehrin karşı kıyısından, Mirojski Manastırı’nın yakınından bu manzarayı izlemek de mümkündür.

Troitski Katedrali yakından

Pskov İkon Sanatı

Pskov, yalnızca mimarisiyle değil, ikon sanatıyla da Rus sanat tarihinde özel bir yere sahiptir. Pskov ikonları, Novgorod ve Moskova ikonlarından farklı bir üsluba sahiptir. Pskov ikon ressamları, koyu ve yoğun renkleri, özellikle kırmızı, yeşil ve koyu sarı tonlarını tercih etmiştir. Figürler genellikle dramatik ve ifadeli bir biçimde tasvir edilir; yüzlerde derin bir duygusallık hissedilir. Bu özellikler, Pskov ikonlarını Rus ikon sanatı içinde kolayca tanınabilir kılar.

Pskov ikon okulunun en önemli eserlerinden bazıları, bugün Moskova’daki Tretyakov Galerisi’nde ve Sankt Peterburg’daki Rus Müzesi’nde sergilenir. Pskov Müzesi’nde de önemli bir ikon koleksiyonu bulunur. Bu koleksiyon, 13. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar uzanan eserleri kapsar ve Pskov ikon sanatının gelişimini izlemek için eşsiz bir fırsat sunar.

Pskov, ayrıca gümüş işçiliğiyle de tanınır. Pskov’un gümüş ustaları, kilise eşyaları, ikon kaplamaları ve süs eşyaları üretmiştir. Pskov Müzesi’ndeki gümüş koleksiyonu, Rusya’nın bu alandaki en zengin koleksiyonlarından biridir. Pskov’un gümüş eserleri, ince işçiliği ve zengin süslemeleriyle dikkat çeker. Bu eserlerin bir kısmının, Pskov’un ticaret ilişkileri aracılığıyla edinilen Batı Avrupa gümüşünden yapıldığı düşünülür.

Savaş Sonrası Restorasyon

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Pskov’un tarihî yapıları, Novgorod’da olduğu gibi kapsamlı bir restorasyon programına alındı. Bu programın en önemli figürlerinden biri, restorasyon mimarı Yuri Spegalski’dir. Spegalski, savaştan önce Pskov’un tarihî yapılarını ayrıntılı biçimde belgelemiş, savaştan sonra da bu belgelere dayanarak yapıların restorasyonunu yönetmiştir. Spegalski’nin çalışmaları, Pskov’un ortaçağ mimari mirasının korunmasında belirleyici bir rol oynamıştır.

Restorasyon çalışmaları, Krom’un surlarını, kulelerini ve kentin pek çok kilisesini kapsadı. Bu çalışmalar sırasında, savaş öncesinde yapılan ölçümler, fotoğraflar ve çizimler büyük önem taşıdı. Bazı yapılar, yüzyıllar boyunca yapılan eklemelerden arındırılarak ortaçağdaki görünümlerine kavuşturuldu. Bu yaklaşım, günümüzde koruma anlayışı açısından tartışmalı bulunsa da, Pskov’un ortaçağ karakterinin yeniden ortaya çıkmasını sağladı.

Restorasyon çalışmaları günümüzde de devam etmektedir. Krom’un surlarının bazı bölümleri ve kentin diğer sur halkaları, sürekli bakım ve onarım gerektirmektedir. 2019’da UNESCO listesine alınmasıyla, Pskov’un tarihî yapılarının korunmasına yönelik uluslararası ilgi de artmıştır. Bu ilgi, Pskov’un ortaçağ mirasının gelecek nesillere aktarılması için önemli bir fırsat sunmaktadır.

Pskov ve Livonya: Sınırdaki Kent

Pskov’un tarihini anlamak için, kentin batısındaki Livonya ile ilişkisine bakmak gerekir. Livonya, bugünkü Estonya ve Letonya’nın topraklarını kapsayan bir bölgeydi. 13. yüzyılın başlarında Alman Haçlıları bu bölgeyi fethetti ve burada Kılıç Kardeşleri Tarikatı’nı, ardından Töton Tarikatı’nın bir kolu olan Livonya Tarikatı’nı kurdu. Livonya Tarikatı, Riga ve Tallinn gibi kentlerle birlikte bölgenin en önemli gücü oldu.

Pskov ile Livonya arasındaki ilişkiler, yüzyıllar boyunca savaş ve ticaret arasında gidip geldi. Bir yandan Livonya şövalyeleri, Pskov topraklarına sık sık saldırılar düzenliyor, Pskov da bu saldırılara karşılık veriyordu. 1240’ta Livonya şövalyeleri, Pskov’daki bazı boyarların ihaneti sonucu kenti kısa bir süre için ele geçirdi; ancak 1242’de Aleksandr Nevski’nin kuvvetleri kenti geri aldı. Öte yandan Pskov, Livonya kentleriyle ve Hansa ile yoğun bir ticaret yürütüyordu. Pskov tüccarları, Riga, Tartu ve Tallinn’de faaliyet gösteriyor, Alman tüccarlar da Pskov’da ticaret yapıyordu.

Bu sınır kenti kimliği, Pskov’un kültürüne de yansıdı. Pskov’un mimarisinde ve sanatında, hem Bizans-Rus geleneğinin hem de Batı Avrupa’nın etkileri görülür. Pskov, Rusya ile Avrupa arasında bir köprü işlevi gördü. Bu durum, Pskov’u Rus kentleri arasında özgün bir yere yerleştirir. Bugün de Pskov, Estonya ve Letonya sınırına yakın konumuyla, Rusya’nın batıya açılan kapılarından biri olarak kabul edilir.

Pskov Çevresindeki Tarihî Yerler

Pskov’u ziyaret edenler için yakın çevrede görülmeye değer önemli tarihî yerler bulunur. Bunların en önemlisi, Pskov’un batısında yer alan İzborsk Kalesi’dir. İzborsk, Rusya’nın en eski kentlerinden biri olarak kabul edilir ve vakayinamelerde Rurik’in kardeşi Truvor’un yönettiği kent olarak geçer. Bugün İzborsk’ta, 14. yüzyılda inşa edilen ve bir yamacın üzerinde yükselen etkileyici bir taş kale bulunur. Kalenin yakınında, Slovenya Kaynakları adı verilen kutsal kaynaklar ve güzel bir doğal manzara yer alır.

İzborsk’un yakınında, Estonya sınırına çok yakın bir noktada, Pskov-Peçerski Manastırı bulunur. Bu manastır, 15. yüzyılda kurulmuştur ve Rusya’nın en önemli manastırlarından biri olarak kabul edilir. Manastır, kayaya oyulmuş mağaralarıyla ünlüdür; bu mağaralarda keşişler ve manastırın hamileri gömülüdür. Manastır, güçlü surlarla çevrilidir ve tarih boyunca bir kale olarak da işlev görmüştür. Pskov-Peçerski Manastırı, Sovyet döneminde kapatılmayan ender manastırlardan biridir.

Pskov’un güneyinde ise ünlü Rus şairi Aleksandr Puşkin’in aile mülkü olan Mihaylovskoye bulunur. Puşkin, 1824-1826 yıllarında burada sürgünde yaşamış ve önemli eserlerinden bazılarını burada yazmıştır. Mihaylovskoye ve çevresindeki köyler, bugün Puşkin Müze-Rezervi olarak korunmaktadır. Puşkin’in mezarı da yakındaki Svyatogorski Manastırı’nda bulunur.

Aşağıdaki videoda Pskov Kremlini’ni havadan izleyebilirsiniz:

Pskov Krom surları

Pskov’u bugün ziyaret eden biri, sakin sokakları, nehir kıyısındaki yeşil alanları ve her köşede karşılaşılan beyaz badanalı küçük kiliseleriyle, kentin huzurlu atmosferinden etkilenir. Moskova ve Sankt Peterburg gibi büyük kentlerin kalabalığından uzak olan Pskov, ortaçağ Rusya’sının ruhunu daha yakından hissetmek isteyenler için ideal bir duraktır. Kentin küçük ölçeği, tarihî yapıların büyük bölümünün yürüyerek gezilmesine imkân tanır. Krom’dan başlayıp Velikaya Nehri kıyısı boyunca güneye, Pokrovskaya Kulesi’ne kadar yürümek, ardından Pskova Nehri’nin kıyısındaki eski mahallelere geçmek, kentin farklı dönemlerini bir arada görmek için iyi bir rota oluşturur. Yol boyunca karşılaşılan küçük kiliselerin pek çoğu, Pskov mimarlık okulunun özgün örnekleridir ve her biri ayrı bir hikâye anlatır. Akşam saatlerinde Krom’un surlarının ışıklandırılması, nehir kıyısındaki yürüyüşü daha da etkileyici kılar.

Pskov’da konaklayanlar için kentin yerel mutfağını denemek de ziyaretin keyifli bir parçası olabilir. Bölgenin geleneksel yemekleri arasında, Peipus Gölü’nden gelen balıklarla hazırlanan çeşitli yemekler ve ev yapımı hamur işleri sayılabilir. Bu göl, Pskov’un hemen kuzeybatısında yer alır ve Aleksandr Nevski’nin 1242’deki ünlü Buz Savaşı’nın geçtiği yer olarak bilinir. Gölün kıyısındaki köyler, geleneksel balıkçı yaşamının hâlâ sürdüğü yerlerdir.

Pskov, Peipus Gölü ve çevresindeki doğal güzellikler, kentin tarihî mirasıyla birlikte değerlendirildiğinde, kuzeybatı Rusya’da birkaç günlük bir gezi için zengin bir program sunar. Tarih, mimari, doğa ve yerel kültür, bu küçük bölgede bir araya gelir ve ziyaretçilere Rusya’nın daha az bilinen ama son derece etkileyici bir yüzünü gösterir.

Bu nedenle Pskov, Rusya kaleleri rotasında atlanmaması gereken duraklardan biridir.

Ziyaret Bilgileri ve Konum

Pskov, Sankt Peterburg’un güneybatısında, Estonya sınırına yakın bir konumda yer alır. Sankt Peterburg’dan Pskov’a tren ya da otobüsle yaklaşık dört ila beş saatte ulaşmak mümkündür. Moskova’dan ise gece trenleriyle ulaşılabilir. Pskov, Novgorod ile birlikte kuzeybatı Rusya’yı keşfetmek isteyenler için iyi bir rota oluşturur; iki kent arasında otobüs bağlantıları bulunur.

Krom’un avlusuna giriş genellikle ücretsizdir ve kale, gün boyunca ziyarete açıktır. Troitski Katedrali, aktif bir kilise olduğu için ziyaret sırasında uygun kıyafet giyilmesi gerekir; kadın ziyaretçilerin başlarını örtmesi beklenir. Pogankin Palatı’ndaki Pskov Müzesi ve kentin diğer müzeleri için ayrı biletler gerekir. Müzelerin ziyaret saatleri değişebilir ve bazı müzeler haftanın belirli günlerinde kapalıdır.

Pskov’u ve çevresindeki tarihî yerleri gezmek için en az iki gün ayırmak önerilir. Kentin kendisini bir günde gezmek mümkünken, İzborsk, Pskov-Peçerski Manastırı ve Mihaylovskoye gibi yerleri görmek için ek zaman gerekir. Yaz ayları, Pskov’u ziyaret etmek için en uygun dönemdir. Rusya’ya seyahat etmeyi düşünenlerin, güncel vize kurallarını ve seyahat koşullarını resmî kaynaklardan kontrol etmesi gerekir.

Koordinatlar: 57.8222 K, 28.3289 D. Konumu haritada görmek için Google Haritalar’da Pskov Kremlini bağlantısını kullanabilirsiniz.

Pskov Kremlini ve nehir kıyısı

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

Pskov Kremlini, Rusya kaleleri dizimizin dördüncü durağıdır. Pskov’un “ağabeyi” olarak anılan Novgorod Kremlini, kuzeybatı Rusya’nın cumhuriyetçi geleneğini paylaşan bir başka önemli kaledir. Pskovlu ustaların katkıda bulunduğu Moskova Kremlini ve surlarını Pskovlu Postnik Yakovlev ile İvan Şiryay’ın inşa ettiği Kazan Kremlini, Pskov mimarlık okulunun Rusya’nın farklı bölgelerine nasıl yayıldığını gösterir.

Pskov’dan kuzeye, Finlandiya Körfezi’ne doğru ilerleyenler, İsveç yapımı Vyborg Kalesi‘ni ziyaret edebilir. Kafkasya’daki Derbent Narın Kale ise Rusya’nın güney ucundaki en eski kalelerden biri olarak dizimizin Rusya bölümünü tamamlayacaktır.

Pskov Krom kulesi

Pskov Kremlini, iki nehrin arasında yükselen eşsiz konumu, kırktan fazla kuşatmaya direndiği anlatılan surları ve özgün mimari geleneğiyle, Rusya’nın en etkileyici ortaçağ kalelerinden biridir. Troitski Katedrali’nin altın kubbelerinin Velikaya Nehri’ne yansıdığı manzara, Pskov’u ziyaret edenlerin hafızasında uzun süre kalır.

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir