Alinja Kalesi ve Nahçıvan Kaleleri: Timur’a Direnen Dağ

Azerbaycan’ın ana topraklarından ayrı düşmüş, Türkiye, İran ve Ermenistan arasında sıkışmış bir bölge var: Nahçıvan. Bu kurak, dağlık ve kendine has topraklar, Azerbaycan’ın en eski kalelerinden bazılarına ev sahipliği yapıyor. Bunların en ünlüsü, Culfa yakınlarında, sarp bir dağın tepesine kurulmuş Alinja Kalesi. Yerel halk ona Əlincəqala diyor; bazı gezginler ise ona “Azerbaycan’ın Machu Picchu’su” adını takmış. Bu kale, Timur’un ordularına yıllarca direnmesiyle tarihe geçti.

Bu yazıda Alinja Kalesi’ni ayrıntılı olarak anlatacak, ardından Nahçıvan şehrinin kalesini ve bölgedeki diğer önemli savunma yapılarını kısaca tanıtacağım. Nahçıvan’ın tarihi, büyük imparatorlukların kesişme noktasında, binlerce yıllık bir geçmişe sahip; bu nedenle bazı tarihlerde ve ayrıntılarda kaynakların farklı bilgiler verdiğini baştan belirtmek isterim.

Alinja Dağı ve kalenin bulunduğu zirve
Alinja Dağı ve kalenin bulunduğu zirve

Genel Bakış

Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti, Azerbaycan’ın ana topraklarından Ermenistan’ın Zengezur bölgesiyle ayrılmış bir eksklav. Kuzeyde ve doğuda Ermenistan, güneyde Aras Nehri boyunca İran, batıda ise kısa bir sınırla Türkiye ile komşu. Türkiye ile olan bu kısa sınır, Nahçıvan’ı Türk ziyaretçiler için özellikle ulaşılabilir kılıyor. Bölge, yaklaşık 5500 kilometrekarelik bir alana yayılıyor ve nüfusu yarım milyon civarında.

Nahçıvan’ın coğrafyası, kurak ovalar, derin vadiler ve yüksek dağlardan oluşuyor. Aras Nehri, bölgenin güney sınırını çiziyor ve tarih boyunca önemli bir ticaret ve ulaşım yolu oldu. Bölgenin kuru iklimi, tarihi yapıların korunmasına da katkıda bulundu; Nahçıvan’da Azerbaycan’ın en iyi korunmuş ortaçağ anıtlarından bazıları bulunuyor.

Nahçıvan, aynı zamanda efsanelerle dolu bir bölge. Yerel geleneğe göre, Nuh Peygamber’in gemisi tufandan sonra bu bölgeye yakın bir yere oturmuş ve Nuh, Nahçıvan şehrini kurmuş. Şehrin adının da “Nuh’un konakladığı yer” anlamına geldiği anlatılıyor; bu bir halk etimolojisi, ama Nahçıvan’ın kendini ne kadar eski hissettiğini yansıtıyor. Şehirde Nuh Peygamber’e atfedilen bir türbe de bulunuyor.

Alinja Kalesi

Konum

Alinja Kalesi, Nahçıvan şehrinin yaklaşık 35-40 kilometre güneydoğusunda, Culfa ilçesinde, Alinja Çayı vadisinin yukarısında yükselen bir dağın tepesinde bulunuyor. Kalenin kurulduğu zirve, deniz seviyesinden yaklaşık 1800 metre yükseklikte; çevresindeki vadilerden ise birkaç yüz metre yukarıda. Dağın yamaçları son derece dik ve kayalık; zirveye ulaşan tek yol, dar ve kıvrımlı bir patika.

Kalenin konumu, onu ele geçirilmesi neredeyse imkânsız bir kale haline getiriyor. Dağın zirvesi, doğal bir kale gibi; kayalık yamaçlar, surların yerini alıyor. İnsan eliyle yapılmış surlar ise yalnızca, zirveye ulaşmanın mümkün olduğu birkaç noktayı kapatıyor. Bu özelliğiyle Alinja, Şuşa ve Gelersen-Görersen gibi, doğanın ve insanın birlikte inşa ettiği kalelerin en etkileyici örneklerinden biri.

Alinja Çayı
Alinja Çayı

Nahçıvan ve Türkiye

Nahçıvan’ın Türkiye ile özel bir ilişkisi var. 1921’de imzalanan Kars Antlaşması, Nahçıvan’ın Azerbaycan’a bağlı özerk bir bölge olarak statüsünü belirledi ve Türkiye bu antlaşmanın taraflarından biri oldu. Bu tarihsel bağ, Türkiye ile Nahçıvan arasındaki yakın ilişkilerin temelini oluşturuyor. Bugün Türkiye ile Nahçıvan arasında, Dilucu Sınır Kapısı ve Hasret Köprüsü üzerinden yoğun bir insan ve ticaret akışı yaşanıyor.

Türk ziyaretçiler için Nahçıvan, dil ve kültür açısından son derece tanıdık bir yer. Azerbaycan Türkçesi, Türkiye Türkçesine çok yakın; Nahçıvan’da birçok kişi Türkiye Türkçesini de rahatlıkla anlıyor. Bu yakınlık, Nahçıvan’ı Türk gezginler için Azerbaycan’ın en kolay keşfedilebilecek bölgelerinden biri yapıyor.

Neden Alinja ve Nahçıvan birlikte?

Bu yazıda Alinja Kalesi’ni ve Nahçıvan’ın diğer kalelerini bir arada ele almamın nedeni, bölgenin kalelerinin birbiriyle yakından bağlantılı olması. Alinja, Nahçıvan Kalesi, Oğlanqala ve bölgedeki diğer savunma yapıları, Aras vadisini ve Nahçıvan’ın dağ geçitlerini koruyan bir savunma ağının parçalarıydı. Bu kalelerin her biri, farklı dönemlerde farklı hanedanlar tarafından inşa edilmiş ya da kullanılmış olsa da, hepsi aynı coğrafyanın, aynı stratejik ihtiyaçların ürünü.

Ayrıca Nahçıvan’ı ziyaret eden biri için, bu kaleleri bir arada görmek, bölgenin binlerce yıllık tarihini bütünlüklü bir şekilde anlamanın en iyi yolu. Oğlanqala’nın Demir Çağı taşlarından Alinja’nın orta çağ surlarına, Nahçıvan Kalesi’nin hanlık dönemi yapılarına kadar, her biri bu uzun hikâyenin farklı bir bölümünü anlatıyor.

Tarihçe

Alinja Kalesi’nin ne zaman inşa edildiği kesin olarak bilinmiyor. Bazı kaynaklar, kalenin temellerinin çok eski dönemlere, hatta antik çağa kadar uzandığını öne sürüyor. Arkeolojik buluntular, dağın zirvesinin farklı dönemlerde kullanıldığını gösteriyor. Ancak kalenin bugün bilinen haliyle önem kazandığı dönem, 12. yüzyıl ve sonrası.

12. yüzyılda Nahçıvan, Azerbaycan Atabeyleri ya da diğer adıyla İldenizliler devletinin önemli merkezlerinden biri oldu. Selçuklu Devleti’ne bağlı atabeyler olarak yola çıkan İldenizliler, zamanla geniş bir bölgeyi kontrol eden güçlü bir hanedana dönüştü. Nahçıvan, bir dönem bu devletin başkentlerinden biri oldu. Kaynaklarda, İldenizlilerin hazinesinin Alinja Kalesi’nde saklandığı belirtiliyor. Kalenin ulaşılmaz konumu, onu değerli eşyaların ve önemli belgelerin korunması için ideal bir yer yapıyordu.

13. yüzyılda Moğol istilası sırasında, Alinja Kalesi de saldırılara maruz kaldı. Kaynaklarda, Moğolların kaleyi kuşattığı ve uzun bir direnişin ardından ele geçirdiği anlatılıyor; ancak bu konuda ayrıntılar sınırlı. Sonraki dönemlerde kale, İlhanlılar ve Celayirliler gibi bölgeyi yöneten farklı hanedanlar tarafından kullanıldı.

Alinja Kalesi
Alinja Kalesi

Timur Kuşatması

Alinja Kalesi’nin tarihindeki en ünlü olay, 14. yüzyılın sonu ve 15. yüzyılın başında Timur’un ordularının kaleyi kuşatmasıydı. Timur, 1386’da Kafkasya’ya ve Azerbaycan’a girdiğinde, bölgedeki kalelerin çoğu kısa sürede teslim oldu. Ancak Alinja, Timur’a karşı direnmeye devam etti. Kalede, Celayirli hükümdarı Sultan Ahmed’in oğlu Tahir ve sadık askerleri bulunuyordu.

Kaynaklara göre Alinja kuşatması, aralıklarla yaklaşık 14 yıl sürdü. Bu rakam bazı kaynaklarda farklı veriliyor; kuşatmanın sürekli değil, aralıklı olduğu ve farklı dönemlerde yoğunlaştığı da belirtiliyor. Timur’un oğlu Miranşah ve diğer komutanları, kaleyi ele geçirmek için defalarca saldırı düzenledi; ancak kalenin sarp konumu ve savunucuların kararlılığı, bu saldırıları boşa çıkardı. Gürcü kralı VII. Giorgi’nin de bir dönem kuşatılmış kaleye yardım göndermeye çalıştığı anlatılıyor.

Kuşatmanın sonunda kale, 1401 civarında, uzun yılların yorgunluğu ve tükenmiş kaynaklar nedeniyle düştü. Bazı kaynaklar ise kalenin bir anlaşmayla teslim edildiğini belirtiyor. Her halükârda, Alinja’nın Timur gibi dönemin en güçlü fatihine bu kadar uzun süre direnmesi, onu efsanevi bir kale haline getirdi. Azerbaycan’da bu direniş, bugün de gururla anılıyor.

Kalenin içi

Alinja Kalesi’nin zirvesinde, geniş bir düzlük alan bulunuyor. Bu alanda, saray, depolar, konutlar, sarnıçlar ve bir camiye ait olduğu düşünülen yapıların kalıntıları var. Kaynaklarda, kalenin içinde yüzlerce kişinin uzun süre yaşayabileceği kadar erzak ve su depolandığı anlatılıyor. Kalenin sarnıçları, yağmur ve kar sularını toplayarak, kuşatma sırasında su ihtiyacını karşılıyordu.

Kalenin içinde, kayalara oyulmuş depolar ve odalar da bulunuyor. Bu yapılar, kalenin hem bir yaşam alanı hem de bir hazine deposu olarak kullanıldığını gösteriyor. Zirvenin farklı noktalarında, surların ve burçların kalıntıları görülebiliyor. Kalenin bazı bölümleri son yıllarda restore edildi.

Alinja Kalesi çevresi
Alinja Kalesi çevresi

İldenizliler ve Nahçıvan’ın altın çağı

Alinja Kalesi’nin en parlak dönemini anlamak için İldenizliler hanedanına biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Hanedanın kurucusu Şemseddin İldeniz, aslen Kıpçak kökenli bir köleydi; Selçuklu sarayında yükselerek bir atabey, yani Selçuklu şehzadelerinin hocası ve vasisi oldu. Selçuklu Sultanı II. Tuğrul’un dul eşiyle evlenerek, Selçuklu hanedanıyla akrabalık kurdu ve zamanla Azerbaycan, Arran ve İran’ın büyük bir kısmında fiili hükümdar haline geldi.

İldeniz’in oğlu Cihan Pehlivan ve onun ardından gelen Kızıl Arslan döneminde, İldenizliler devleti en geniş sınırlarına ulaştı. Nahçıvan, bu dönemde devletin önemli merkezlerinden biriydi. Cihan Pehlivan’ın annesi Mömine Hatun için yaptırdığı türbe, bu dönemin ihtişamını bugüne taşıyan en önemli eser. Alinja Kalesi ise devletin hazinesinin ve güvenliğinin sembolüydü.

12. yüzyılın sonu ve 13. yüzyılın başı, Nahçıvan için bir kültür ve sanat çağıydı. Acemi Nahçıvani gibi ustalar, bu dönemde Azerbaycan mimarisinin en güzel eserlerini yarattı. Ünlü şair Nizami Gencevi de bu dönemde yaşadı ve eserlerinin bir kısmını İldenizli hükümdarlara ithaf etti. Ancak 13. yüzyılın başında Harezmşah Celaleddin’in istilası ve ardından gelen Moğol fırtınası, bu altın çağı sona erdirdi.

Aras vadisi ve ticaret yolları

Alinja Kalesi’nin stratejik önemi, Aras vadisinden geçen ticaret yollarıyla da yakından ilişkili. Aras Nehri, tarih boyunca Anadolu’yu İran’a ve Kafkasya’ya bağlayan önemli bir ulaşım koridoru oldu. Tebriz’den kuzeye, Kafkasya’ya ya da batıya, Anadolu’ya giden kervanlar, Aras vadisini ve Nahçıvan’ı geçmek zorundaydı. Culfa, Aras Nehri üzerindeki en önemli geçiş noktalarından biriydi; burada nehrin üzerinde eski bir köprü ve bir kervansaray bulunuyordu.

Alinja Kalesi, bu önemli ticaret güzergâhını yukarıdan gözetleyen bir konumda bulunuyordu. Kalenin kontrolü, Aras vadisinden geçen ticareti ve orduları denetlemek anlamına geliyordu. Bu nedenle kale, bölgeyi kontrol etmek isteyen her güç için büyük bir öneme sahipti. Timur’un kaleyi ele geçirmek için bu kadar ısrar etmesinin nedenlerinden biri de bu stratejik konumdu.

Culfa, aynı zamanda 16. ve 17. yüzyıllarda ipek ticaretinin önemli bir merkeziydi. Burada yaşayan tüccarlar, İran ipeğini Avrupa’ya, Hindistan’a ve Rusya’ya taşıyan geniş bir ticaret ağı kurmuştu. 1604-1605’te Safevî hükümdarı Şah Abbas, Osmanlılara karşı yürüttüğü savaş sırasında Culfa’nın halkını İsfahan’a sürdü; burada “Yeni Culfa” adlı bir mahalle kuruldu. Bu sürgün, Culfa’nın ticari önemini sona erdirdi.

Bin Basamaklık Tırmanış

Alinja Kalesi’ni ziyaret etmenin en unutulmaz yanı, zirveye tırmanış. Son yıllarda yapılan restorasyon çalışmaları kapsamında, kaleye ulaşmak için dağın yamacına taş basamaklar inşa edildi. Bu basamakların sayısı, kaynaklara göre 1500 ile 2000 arasında değişiyor; ziyaretçiler arasında bunu saymaya çalışanlar da var. Her halükârda, bu tırmanış oldukça yorucu ve iyi bir kondisyon gerektiriyor.

Tırmanış, kondisyonunuza bağlı olarak 40 dakika ile 1,5 saat arasında sürebiliyor. Basamaklar, dağın yamacında zikzak çizerek yükseliyor. Yol boyunca, belirli aralıklarla dinlenme noktaları bulunuyor. Her dinlenme noktasında durup arkanıza baktığınızda, manzaranın giderek genişlediğini göreceksiniz: Alinja Çayı vadisi, çevredeki dağlar ve uzakta Aras Nehri’nin vadisi.

Alinja Çayı vadisi
Alinja Çayı vadisi

Zirveye ulaştığınızda, yorgunluğunuzu unutturacak bir manzara sizi bekliyor. Kalenin surlarının kalıntıları arasında dolaşırken, dört bir yanınızda Nahçıvan’ın dağlık manzarası uzanıyor. Açık havalarda, güneyde İran’ın dağları, kuzeyde ise Zengezur dağları görülebiliyor. Bu manzara, Alinja’nın neden bu kadar stratejik bir konumda olduğunu ve neden bu kadar uzun süre direnebildiğini çok net bir şekilde anlatıyor.

Tırmanış için bazı önemli ipuçları: Sabah erken saatlerde başlayın; Nahçıvan’ın yazları çok sıcak ve basamaklarda gölge yok. Bol su, şapka ve güneş kremi bulundurun. Rahat, kaymayan ayakkabılar giyin. Kalp veya solunum sorunları olanlar için bu tırmanış zorlayıcı olabilir; kendinizi zorlamayın ve gerektiğinde dinlenin.

Alinja Çayı vadisi

Alinja Kalesi’nin eteğinden akan Alinja Çayı, kurak Nahçıvan topraklarında yeşil bir vaha oluşturuyor. Vadinin içinde, meyve bahçeleri, kavak ağaçları ve küçük köyler bulunuyor. Vadinin yeşili, çevredeki kurak ve kayalık dağlarla çarpıcı bir kontrast oluşturuyor. Kaleyi ziyaret etmeden önce ya da sonra, vadide biraz dolaşmak, Nahçıvan’ın kırsal hayatını tanımak için güzel bir fırsat.

Vadinin yakınlarında, Alinja Çayı Manastırı olarak bilinen eski bir Hristiyan yapısının kalıntıları da bulunuyor. Bu yapı, bazı kaynaklarda Kafkas Albanyası dönemine, bazılarında ise Ermeni geleneğine bağlanıyor; kökeni ve kimliği konusunda farklı görüşler var. Bölgenin çok katmanlı tarihine dair bir başka iz.

Nahçıvan Kalesi ve Şehri

Nahçıvan Kalesi

Nahçıvan şehrinin kendisi de tarih boyunca surlarla çevrili bir kale şehirdi. Şehrin güneyinde, Nahçıvançay’ın kıyısında bulunan Nahçıvan Kalesi, şehrin en eski savunma yapılarından biri. Kalenin kalıntıları, antik çağdan Orta Çağ’a kadar uzanan katmanlar içeriyor. Bazı araştırmacılar, kalenin yerinde çok eski bir yerleşim bulunduğunu ve şehrin ilk çekirdeğinin burada oluştuğunu düşünüyor. Son yıllarda kale alanında kazılar ve restorasyon çalışmaları yapıldı.

Nahçıvan Kalesi surları
Nahçıvan Kalesi surları

Nahçıvan Kalesi’nin surları, kerpiç ve taştan inşa edilmiş. Surların bazı bölümleri, oldukça iyi korunmuş durumda. Kalenin içinde, Nahçıvan Hanlığı dönemine ait yapıların ve daha eski dönemlere ait kalıntıların bulunduğu alanlar var. Kale alanı, Nahçıvan’ın tarihini anlamak için önemli bir yer.

Nahçıvan Kalesi duvarları
Nahçıvan Kalesi duvarları

Timur’un Kafkasya seferleri

Timur, 14. yüzyılın sonlarında Orta Asya’dan başlayarak geniş bir bölgeyi fethetti. Kafkasya’ya ilk seferini 1386’da düzenledi; Tebriz’i aldıktan sonra Nahçıvan’a, Karabağ’a ve Gürcistan’a yöneldi. Sonraki yıllarda da Kafkasya’ya birkaç kez sefer düzenledi. Bu seferler, bölgede büyük yıkımlara yol açtı; pek çok şehir yağmalandı, halk katledildi ya da sürgün edildi.

Timur’un hedeflerinden biri, Celayirli hanedanını tamamen ortadan kaldırmaktı. Celayirliler, İlhanlı Devleti’nin çöküşünden sonra Irak ve Azerbaycan’da güçlü bir hanedan olarak ortaya çıkmıştı. Celayirli Sultan Ahmed, Timur’a karşı uzun süre direndi; Bağdat’tan Mısır’a, oradan Osmanlı topraklarına kaçarak Timur’un elinden kurtulmayı başardı. Oğlu Tahir’in Alinja Kalesi’nde direnmesi, Celayirli direnişinin bir parçasıydı.

Alinja’nın uzun direnişi, Timur’un bölgedeki otoritesini sınırlayan önemli bir faktör oldu. Kalenin direnmesi, Timur’un ordularının bir kısmını yıllarca bu bölgede tutmasını gerektirdi. Bazı tarihçiler, bu direnişin Timur’un batıya, Osmanlılara karşı yaptığı seferlerin zamanlamasını bile etkilemiş olabileceğini öne sürüyor; ancak bu bir yorum ve kesin bir kanıta dayanmıyor.

Alinja efsaneleri

Alinja Kalesi hakkında yerel halk arasında pek çok efsane anlatılıyor. Bunlardan birine göre, kuşatma sırasında kalenin savunucuları, düşmanı yanıltmak için son kalan buğdaylarını atlara yedirip, atları kalenin eteğine salıverdiler. Kuşatanlar, atların karnından çıkan buğdayı görünce, kalenin içinde hâlâ bol erzak olduğunu düşünerek moral kaybına uğradılar. Bu tür hikâyeler, dünyanın pek çok kuşatma efsanesinde karşımıza çıkıyor; ama Alinja’nın uzun direnişine çok yakışıyor.

Başka bir efsaneye göre, kalenin içinde, kayalara oyulmuş gizli bir tünel bulunuyordu ve bu tünel, dağın eteğindeki bir su kaynağına ulaşıyordu. Kuşatma sırasında savunucular, bu tünel aracılığıyla su temin ediyordu. Bu tünelin varlığı arkeolojik olarak doğrulanmamış; ancak kalenin sarnıçlarının yanı sıra başka su kaynaklarına da erişimi olduğu düşünülüyor.

Bir başka anlatı ise kalenin hazinesiyle ilgili. Rivayete göre, İldenizlilerin ve sonraki hanedanların hazineleri, kalenin derinliklerinde, kayalara oyulmuş gizli odalarda saklanıyordu. Bu hazinelerin bir kısmının hâlâ orada olduğuna inananlar var. Ne yazık ki bu tür efsaneler, zaman zaman define avcılarının tarihi yapılara zarar vermesine yol açıyor; kalenin korunması, bu nedenle de önem taşıyor.

Zirvede bir gün

Alinja’nın zirvesine ulaştığınızda, acele etmeden kalenin kalıntıları arasında dolaşmanızı öneririm. Zirvenin farklı noktalarından farklı manzaralar görülüyor. Bir tarafta Alinja Çayı vadisinin yeşili, diğer tarafta Nahçıvan’ın kurak ve kayalık dağları, uzakta ise Aras Nehri’nin vadisi. Zirvede, rüzgârın sesi dışında neredeyse hiçbir ses duyulmuyor; bu sessizlik, kalenin uzun tarihini düşünmek için ideal bir ortam yaratıyor.

Zirvedeki kalıntıları incelerken, burada yıllarca kuşatma altında yaşamış insanları düşünmeden edemiyorsunuz. Kuşatma sırasında, kalenin savunucuları her gün aşağıdaki düşman kamplarını, ateşlerini ve hareketlerini görüyordu. Erzak giderek azalırken, yardım umudu sönerken, direnmeye devam etmek nasıl bir kararlılık gerektiriyordu? Bu soruları düşünmek, Alinja’yı yalnızca bir tarihi yapı olarak değil, insan cesaretinin bir anıtı olarak görmenizi sağlıyor.

Zirvede bir süre dinlendikten sonra, inişe geçmeden önce son bir kez çevreye bakın. Bu manzara, Nahçıvan gezinizin en unutulmaz anlarından biri olacak.

Mömine Hatun Türbesi

Nahçıvan şehrinin en ünlü yapısı, bir kale değil, bir türbe: Mömine Hatun Türbesi. 1186 yılında, Atabey Cihan Pehlivan tarafından annesi Mömine Hatun için yaptırılan bu türbe, Azerbaycan mimarisinin en önemli şaheserlerinden biri. Türbenin mimarı, Nahçıvanlı usta Acemi Ebubekir oğlu (Əcəmi Naxçıvani). Acemi, Nahçıvan mimari okulunun kurucusu olarak kabul ediliyor ve onun eserleri, Selçuklu dönemi mimarisinin en güzel örnekleri arasında yer alıyor.

Türbe, on köşeli bir gövdeye sahip ve yaklaşık 25 metre yüksekliğinde; orijinal halinde daha yüksek olduğu ve tepesinde piramidal bir külah bulunduğu düşünülüyor. Türbenin dış yüzeyi, sırlı tuğlalar ve turkuaz çinilerle oluşturulmuş karmaşık geometrik desenlerle kaplı. Bu desenlerin arasında, Kufi yazıyla yazılmış Kur’an ayetleri ve kitabeler bulunuyor. Türbe, Anadolu Selçuklu türbelerinin gelişimini de etkilediği düşünülen önemli bir yapı.

Mömine Hatun Türbesi
Mömine Hatun Türbesi

Acemi Nahçıvani’nin bir başka eseri, 1162’de inşa edilen Yusuf bin Küseyir Türbesi. Halk arasında “Atababa Türbesi” olarak bilinen bu sekizgen türbe, Mömine Hatun Türbesi’nden daha küçük ve daha sade; ama aynı ustalığı yansıtıyor. Her iki türbe de Nahçıvan şehrinde, birbirine yakın konumlarda bulunuyor.

Nahçıvan Hanlığı

18. yüzyılda, Nadir Şah’ın ölümünden sonra Nahçıvan’da da bağımsız bir hanlık kuruldu. Nahçıvan Hanlığı, Kengerli boyundan gelen hanlar tarafından yönetildi. Hanlık, Kaçar İran’ı ile Rus İmparatorluğu arasındaki mücadelelerde zor bir konumda kaldı. 1828’de Türkmençay Antlaşması’yla Nahçıvan, Rus İmparatorluğu’na katıldı.

Nahçıvan şehrinde, hanlık döneminden kalma Han Sarayı bugün bir müze olarak kullanılıyor. Saray, 18. yüzyılın sonlarında inşa edildi ve Nahçıvan hanlarının ikametgâhıydı. Sarayın içinde, hanlık dönemine ait eşyalar, halılar ve belgeler sergileniyor. Saray, Nahçıvan Kalesi’nin yakınında bulunuyor.

Nahçıvan Hanlığı dönemine ait yapı
Nahçıvan Hanlığı dönemine ait yapı

Bölgenin Diğer Kaleleri

Oğlanqala

Nahçıvan’ın batısında, Şərur ilçesinde, Aras Nehri’nin yakınında bulunan Oğlanqala, bölgenin en eski kalelerinden biri. Bu tepe kalesi, MÖ 2. ve 1. binyıllara tarihleniyor ve Demir Çağı’nda önemli bir yerleşim ve savunma merkezi olarak kullanıldığı düşünülüyor. Son yıllarda, Azerbaycanlı ve Amerikalı arkeologların ortak katılımıyla yürütülen kazılarda, kalenin büyük bir başkent olabileceğine dair önemli buluntular elde edildi. Kalenin surları, devasa taş bloklardan oluşuyor.

Diğer kaleler

Nahçıvan’da, Alinja ve Oğlanqala’nın yanı sıra pek çok başka kale ve savunma yapısı bulunuyor. Bunlar arasında, Ordubad yakınlarındaki dağ kaleleri, Culfa’daki eski geçit kaleleri ve Şahbuz bölgesindeki kaleler sayılabilir. Bu kalelerin çoğu, Aras vadisini ve dağ geçitlerini kontrol etmek için inşa edilmiş. Nahçıvan’ın tarih boyunca büyük imparatorlukların sınırında yer alması, bölgede bu kadar çok kale inşa edilmesinin nedenini açıklıyor.

Bölgede ayrıca Gemikaya (Gamigaya) kaya resimleri, Ashab-ı Kehf Mağarası ve Batabat Gölü gibi doğal ve kültürel güzellikler bulunuyor. Gemikaya, Ordubad yakınlarındaki dağlarda, binlerce yıllık kaya resimlerine ev sahipliği yapıyor. Ashab-ı Kehf ise, Yedi Uyurlar efsanesiyle ilişkilendirilen ve önemli bir ziyaret yeri olan bir mağara.

Nuh Peygamber Türbesi

Nahçıvan şehrinde, Nuh Peygamber’e atfedilen bir türbe bulunuyor. Yerel geleneğe göre, Nuh tufandan sonra bu bölgeye yerleşti, Nahçıvan şehrini kurdu ve burada vefat etti. Türbe, şehrin eski bir bölümünde, Nahçıvan Kalesi’nin yakınında yer alıyor. Bugünkü yapı, yeni inşa edilmiş bir anıt; ancak türbenin bulunduğu yerin yüzyıllardır kutsal kabul edildiği biliniyor. Türbeden şehrin ve çevrenin güzel bir manzarası görülüyor. Bu efsanenin tarihsel bir temeli olmasa da, Nahçıvan halkı için önemli bir kimlik unsuru.

Ordubad

Nahçıvan’ın güneydoğusunda, Aras Nehri’nin kıyısında bulunan Ordubad, bölgenin en güzel tarihi kasabalarından biri. Ordubad’ın eski mahalleleri, geleneksel taş evleri, dar sokakları, eski camileri ve su kanallarıyla, orta çağ Azerbaycan şehir dokusunun iyi korunmuş örneklerinden birini sunuyor. Kasabanın tarihi merkezi, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alıyor. Ordubad, ayrıca bahçeleri ve meyveleriyle de ünlü; kasabanın çevresindeki dağ yamaçları, meyve ağaçlarıyla kaplı.

Duzdağ

Nahçıvan şehrinin yakınlarında bulunan Duzdağ, eski bir tuz madeni ve bugün bir sağlık turizmi merkezi. Madenin derinliklerindeki tuz galerilerinin havasının, solunum yolu hastalıklarına iyi geldiği düşünülüyor ve burada özel bir tedavi merkezi kuruldu. Duzdağ’ın tuz madeni, binlerce yıldır işletiliyor; arkeolojik buluntular, burada çok eski dönemlerden beri tuz çıkarıldığını gösteriyor. Tıbbi iddialara temkinle yaklaşmak gerekse de, madenin kendisi ilginç bir ziyaret yeri.

Oğlanqala’nın önemi

Oğlanqala, Nahçıvan’ın en eski ve arkeolojik açıdan en önemli kalelerinden biri. Kale, Şərur ovasına hâkim, Aras Nehri’ne yakın bir tepenin üzerinde kurulmuş. Kalenin surları, devasa ve düzensiz taş bloklardan oluşan, “kiklopik” olarak adlandırılan bir teknikle inşa edilmiş. Bu teknik, Demir Çağı’nın Kafkasya ve Doğu Anadolu’daki kalelerinde sıkça görülüyor.

Son yıllarda yürütülen uluslararası kazılarda, Oğlanqala’nın MÖ 9. ve 8. yüzyıllarda önemli bir siyasi merkez olabileceğine dair kanıtlar bulundu. Bazı araştırmacılar, kalenin bir dönem bölgedeki yerel bir krallığın başkenti olduğunu ve Urartu Krallığı ile ilişki içinde bulunduğunu öne sürüyor. Bu konu hâlâ araştırılıyor; ancak Oğlanqala’nın, Nahçıvan’ın antik dönemdeki önemini gösteren kilit bir yer olduğu açık.

Nahçıvan şehrinde bir yürüyüş

Nahçıvan şehri, son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdi. Şehrin caddeleri, parkları ve kamu binaları yenilendi; tarihi yapılar restore edildi. Şehirde yürürken, temiz ve düzenli sokaklar, geniş parklar ve modern yapılar dikkat çekiyor. Ancak bu modern görünümün arasında, şehrin tarihi dokusunu yansıtan yapılar da hâlâ yerinde duruyor.

Nahçıvan’da bir yürüyüşe Mömine Hatun Türbesi’nden başlayabilirsiniz. Türbenin çevresinde, Acemi Nahçıvani’nin heykeli ve küçük bir park bulunuyor. Ardından Yusuf bin Küseyir Türbesi’ne geçin; bu iki türbe, Nahçıvan mimari okulunun en önemli örnekleri. Daha sonra Han Sarayı’nı ve Nahçıvan Kalesi’nin kalıntılarını ziyaret edin. Yürüyüşünüzü Nuh Peygamber Türbesi’nde, şehrin manzarasını seyrederek bitirin.

Şehirde ayrıca çeşitli müzeler bulunuyor: Nahçıvan Devlet Tarih Müzesi, Halı Müzesi ve çeşitli ev-müzeleri. Bu müzeler, Nahçıvan’ın tarihini, kültürünü ve sanatını tanımak için iyi fırsatlar sunuyor. Müzelerin ziyaret saatlerini önceden kontrol etmenizi öneririm.

Gezi Rehberi

Nahçıvan’a ulaşım

Nahçıvan’a ulaşmanın iki ana yolu var. Birincisi, Bakü’den uçakla. Bakü ile Nahçıvan arasında düzenli uçuşlar bulunuyor; uçuş süresi yaklaşık bir saat. İkincisi ise Türkiye üzerinden karayolu. Iğdır’daki Dilucu Sınır Kapısı, Türkiye’yi Nahçıvan’a bağlıyor. Iğdır’dan Nahçıvan şehrine karayoluyla yaklaşık 2 saatte ulaşılabiliyor. Türkiye’den Nahçıvan’a ayrıca Istanbul ve bazı diğer şehirlerden uçuşlar da bulunuyor; uçuş seçeneklerini güncel olarak kontrol etmeniz gerekiyor.

Türk vatandaşları için Nahçıvan’a giriş, Azerbaycan’ın genel giriş kurallarına tabi. Bu kurallar zaman zaman değişebildiği için, seyahat öncesinde güncel bilgileri resmi kaynaklardan kontrol etmenizi öneririm. Dilucu Sınır Kapısı, Türkiye ile Nahçıvan arasındaki tek kara geçişi.

Alinja Kalesi’ne ulaşım

Alinja Kalesi’ne, Nahçıvan şehrinden arabayla yaklaşık 45 dakika ile bir saat arasında ulaşılabiliyor. Toplu taşıma seçenekleri sınırlı olduğu için, taksi kiralamak ya da bir tur şirketinden yararlanmak en pratik seçenek. Kalenin eteğindeki otoparktan itibaren, basamaklarla zirveye tırmanış başlıyor.

Ziyaret saatleri ve bilet

Alinja Kalesi, genellikle gündüz saatlerinde ziyarete açık. Giriş ücreti ve ziyaret saatleri değişebileceği için önceden kontrol etmenizi öneririm. Mömine Hatun Türbesi ve Nahçıvan Han Sarayı gibi şehirdeki diğer yapılar da genellikle gündüz saatlerinde ziyaret edilebiliyor.

Ne zaman gidilmeli?

Nahçıvan, karasal bir iklime sahip; yazlar çok sıcak ve kuru, kışlar ise soğuk. Alinja’ya tırmanış için en uygun dönemler, ilkbahar (nisan-mayıs) ve sonbahar (eylül-ekim). Yaz aylarında, özellikle temmuz ve ağustosta, sıcaklık 40 dereceyi aşabiliyor; bu dönemde tırmanışı sabah çok erken saatlerde yapmanız gerekiyor. Kış aylarında ise basamaklarda kar ve buz olabiliyor; bu dönemde tırmanış tehlikeli olabilir.

Ne kadar zaman ayırmalı?

Alinja Kalesi için, tırmanış ve iniş dahil, 3-4 saat ayırmanız gerekiyor. Nahçıvan şehrindeki yapıları gezmek için bir gün daha ekleyin. Gemikaya, Ashab-ı Kehf, Batabat Gölü ve Ordubad gibi bölgenin diğer önemli yerlerini de görmek istiyorsanız, Nahçıvan için toplam 3-4 gün ayırmanızı öneririm.

Konaklama ve yemek

Nahçıvan şehrinde, farklı bütçelere uygun oteller bulunuyor. Şehir, son yıllarda modern bir görünüme kavuştu; temiz caddeleri, parkları ve yeni yapılarıyla dikkat çekiyor. Nahçıvan mutfağı, Azerbaycan mutfağının genel özelliklerini taşıyor; ancak bazı yerel lezzetleri de var. Nahçıvan’ın kurutulmuş meyveleri, özellikle kayısı ve üzümü, ünlü. Ordubad’ın meyve bahçeleri ve çeşitli otlu yemekler de bölgenin lezzetleri arasında.

Bir günlük rota önerisi

Nahçıvan’da Alinja Kalesi’ni merkeze alan bir günlük rota için şöyle bir program önerebilirim: Sabah çok erken saatlerde, güneş yükselmeden önce Alinja Kalesi’ne gidin ve tırmanışa başlayın. Zirvede bir süre kalıp manzaranın tadını çıkarın, ardından aşağı inin. Öğle saatlerinde Alinja Çayı vadisindeki bir köyde dinlenin ve öğle yemeği yiyin. Öğleden sonra Nahçıvan şehrine dönün; Mömine Hatun Türbesi’ni, Yusuf bin Küseyir Türbesi’ni ve Han Sarayı’nı ziyaret edin. Akşamüstü Nuh Peygamber Türbesi’ne çıkarak gün batımında şehrin manzarasını seyredin.

Batabat ve Gemikaya

Nahçıvan’ın Şahbuz ilçesinde, yaklaşık 2000 metre yükseklikte bulunan Batabat Gölü, bölgenin en güzel doğal güzelliklerinden biri. Gölün üzerinde, rüzgârla hareket eden yüzen bir ada bulunuyor; bu ada, yerel halk tarafından ilgi çekici bir doğa olayı olarak görülüyor. Batabat’ın çevresindeki yaylalar, yazın serin havası ve yeşil çayırlarıyla, Nahçıvan’ın sıcağından kaçmak için ideal bir yer. Bölgede, Nahçıvan’ın en yüksek dağlarından bazıları yükseliyor.

Ordubad yakınlarındaki Gemikaya, binlerce yıllık kaya resimleriyle ünlü bir dağ. Bu resimlerde, hayvanlar, av sahneleri, insan figürleri ve sembolik işaretler bulunuyor. Resimlerin MÖ 4. ve 1. binyıllar arasına tarihlendiği düşünülüyor. Gemikaya’ya ulaşmak, yüksek rakımı ve zorlu yolu nedeniyle oldukça zor; genellikle yaz aylarında, organize turlarla ziyaret ediliyor. Gobustan’ın kaya resimleri kadar ünlü olmasa da, Gemikaya da Azerbaycan’ın en önemli tarih öncesi miraslarından biri.

Ashab-ı Kehf

Nahçıvan şehrinin güneydoğusunda bulunan Ashab-ı Kehf Mağarası, bölgenin en önemli dini ziyaret yerlerinden biri. Mağara, Kur’an’da anlatılan “Mağara Arkadaşları” ya da Hristiyan geleneğindeki “Yedi Uyurlar” kıssasıyla ilişkilendiriliyor. Bu kıssayla ilişkilendirilen başka mağaralar da var; Türkiye’de Tarsus ve Afşin’de de benzer ziyaret yerleri bulunuyor. Nahçıvan’daki mağara, her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor. Mağaraya ulaşmak için bir dağ yolunu ve basamakları tırmanmanız gerekiyor; yol boyunca güzel manzaralar sizi bekliyor.

Mevsimlere göre Nahçıvan

Nahçıvan’ın karasal iklimi, mevsimlerin belirgin bir şekilde hissedilmesine yol açıyor. İlkbaharda, nisan ve mayıs aylarında, dağların eteklerindeki vadiler yeşeriyor ve meyve ağaçları çiçek açıyor. Bu dönem, Alinja’ya tırmanış ve bölgeyi gezmek için en uygun dönemlerden biri. Yaz aylarında ovalar çok sıcak; ancak Batabat gibi yüksek yaylalar serin ve ferah. Sonbaharda, eylül ve ekim aylarında, hava yeniden ılımanlaşıyor ve meyve hasadı yapılıyor; Nahçıvan’ın ünlü kayısıları ve üzümleri, bu dönemde pazarlarda bolca bulunuyor. Kış aylarında ise kar yağıyor ve dağ yolları kapanabiliyor.

Bence Alinja’yı ziyaret etmek için en güzel zaman, mayıs ayının ortaları. Bu dönemde hava tırmanış için ideal, vadiler yemyeşil ve manzara en canlı halinde. Ekim ayı da güzel bir alternatif; sonbaharın sıcak renkleri, kalenin taşlarıyla güzel bir uyum oluşturuyor.

Pratik notlar

  • Alinja’ya tırmanış için sabah erken saatleri tercih edin; özellikle yaz aylarında öğle sıcağı tehlikeli olabilir.
  • Bol su, şapka, güneş kremi ve rahat ayakkabı bulundurun.
  • Nahçıvan’da nakit para bulundurmak işe yarar; bazı küçük işletmelerde kart geçmeyebilir.
  • Türkiye’den gelenler için Türk lirası bazı yerlerde kabul edilebiliyor; ancak Azerbaycan manatı bulundurmak en iyisi.
  • Askeri tesislerin ve sınır bölgelerinin fotoğrafını çekmekten kaçının.

Son bir söz

Alinja Kalesi, Azerbaycan’ın en dramatik kalelerinden biri. Sarp bir dağın zirvesinde, gökyüzüne yakın bir yerde, bir zamanlar bir devletin hazinesini korudu ve dönemin en büyük fatihine yıllarca direndi. Bugün, bin basamaklık tırmanışın sonunda sizi bekleyen kalıntıları ve muhteşem manzarasıyla, Nahçıvan’ın en etkileyici yeri. Nahçıvan’ın kendisi ise Mömine Hatun Türbesi’nin zarif çinileri, Oğlanqala’nın kadim taşları ve Ordubad’ın sessiz sokaklarıyla, keşfedilmeyi bekleyen bir hazine. Türkiye’ye bu kadar yakın olan bu topraklara bir gün yolunuz düşerse, Alinja’nın basamaklarını tırmanmadan dönmeyin.

Video

Konum

Koordinatlar: 39.0711° K, 45.6278° D
Google Haritalar’da Alinja Kalesi, Culfa

Aynı Yolda Görülecek Diğer Kaleler

Bir İyilik

Dünyayı daha iyi yapmayan insan insan değildir.

One thought on “Alinja Kalesi ve Nahçıvan Kaleleri: Timur’a Direnen Dağ”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir