Dev Canlıların Geleceği
devler 01.jpg
78K İndir
72K İndir
devler 03.jpg
63K İndir
devler 07.jpg
56K İndir
devler 06.jpg
69K İndir
devler 09.jpg
38K İndir
devler 11.jpg
64K İndir
devler 08.jpg
55K İndir
devler 14.jpg
31K İndir
devler 04.jpg
51K İndir
devler 10.jpg
58K İndir
devler 15.jpg
43K İndir
devler 13.jpg
30K İndir
devler 05.jpg
95K İndir
devler 12.jpg
165K İndir
Son yıllarda gelişen çevre kültürü nedeniyle insanlar onları kurtarmaya çalışıyor. Ama bazı hayvanlar, cüsseleri ve ağırlıkları nedeniyle evrimlerinin sonuna gelmiş görünüyorlar…
Bu sürecin en tipik örneği dinozorlar…
Fil, zürafa, balina, su aygırı… Yeryüzünün ve denizlerin bu dev yaratıkları kendi ağırlıklarının kurbanı olarak hızla tükenme sürecine girmiş bulunuyor. Aslında bu acı gerçek, doğanın en temel kurallarından bir tanesi… Gerçekten de, Dünya’nın son 500 milyon yıllık evrimine bir göz attığımızda, bütün hayvanların evrimlerinin başlangıcında küçük birer yaratık olduklarını; daha sonra büyüyüp dev boyutlar aldıklarında da yok olduklarını görüyoruz. Bu sürecin en tipik örneği dinozorlar…
Mamut ve mağara ayısı gibi gelişmiş örnekler de ne yazık ki bugüne kadar gelemedi
Bazı türleri onlarca ton çeken bu dev hayvanlar önceleri boyları birkaç santimetreyi geçmeyen minik yaratıklardı. Ancak, büyüyüp devleştikten sonra çeşitli doğa ve atmosfer koşulları nedeniyle yeryüzünden silinip gittiler. Onlardan daha sonra ortaya çıkan memeliler ise önceleri minyatür birer yaratıktı. 30 milyon yıl içinde büyüdüler ve hatta bazı türleri dev boyutlara ulaştı. Ancak, mamut ve mağara ayısı gibi gelişmiş örnekler de ne yazık ki bugüne kadar gelemedi.
Cüsseli hayvanlar, minyatür türlere oranla çok daha az yiyecek ile yetinebiliyorlar
Bütün hayvan türlerinin büyüme eğilimi göstermesinin bir tek nedeni vardı: Bunun kendileri için avantajlı olduğuna inanıyorlardı… Çünkü, ne kadar fazla hacimli olurlarsa o kadar fazla ısıyı stoklayabiliyor ve bunun sonucu olarak o denli az enerji harcamak zorunda kalıyorlardı. Nitekim, cüsseli hayvanlar, göreceli olarak minyatür türlere oranla çok daha az yiyecek ile yetinebiliyorlar. Örneğin, bir filin doyabilmesi için günde yaklaşık 100 kilo bitki tüketmesi gerekiyor. Ancak, bu miktar onun toplam ağırlığının sadece yüzde 3’ünü oluşturuyor. Bir örümcek ise günde aynı ihtiyaçları karşılamak için toplam ağırlığı kadar besin maddesi tüketmek zorunda…
İri cüsseli olmanın tek avantajı kuşkusuz beslenme kolaylıkları değil…
Bu hayvanlar dev cüsseleriyle avcı hayvanları caydırabiliyorlar. Çünkü, bu hayvanlar büyüdükçe kendilerini koruyacak güce de kavuşuyorlar. Bazıları gelişmiş uzun bacakları sayesinde avcı hayvanlardan kaçarak kurtulabiliyor. Fil ve suaygırı gibi hayvanların ise neredeyse hiç düşmanları yok…
Büyümenin ve irileşmenin bir başka nedeni ise, daha büyük hayvanları avlayabilmek ihtiyacı… Bu ihtiyaç, hayvanlar aleminde yaşam ile özdeşleşiyor. Örneğin, bir aslan sadece fare avlayarak beslenemiyor. Çünkü, fare avlamak için harcayacağı zaman ve enerji, bu hayvandan elde edeceği et miktarı düşünülürse, gereksiz bir çabaya dönüşüyor.
Büyümeleri ve kilo almaları çevre koşullarıyla da yakından ilgili
Hayvanların boylarının büyütmeleri ve kilo almaları çevre koşullarıyla da yakından ilgili bir zorunluluk… Soğuk bölgelerde yaşayan kutup ayısı gibi hayvanlar ısı kaybını en az seviyeye indirmek için vücut ağırlıklarını mutlaka artırmak zorundalar… Çevre koşullarının etkinliğine bir başka örnek de, çok hızlı hareket edebilen cüsseli hayvanların genellikle açık mekanlarda yaşayan hayvanlar olmaları… Step, çayırlık ve savan gibi mekanlarda av çok daha kolay görülebildiği için, bu yörelerde yaşayan cüsseli hayvanların uzun bacaklarla donatıldığı gözleniyor. Nitekim, sadece çevre koşulları nedeniyle, aynı hayvan türü, başka bir bölgede, çok büyük biçim farklılıkları gösterebiliyor. Örneğin, Orta Afrika ormanlarında yaşayan fillerin boyu, Sudan savanlarında yaşayan fillerin yaklaşık yarısı kadar… 300 kiloyu rahat rahat aşan Sibirya kaplanı, Sumatra Adası’nın ormanlarında yaşayan hemcinsinden tam iki misli daha cüsseli…
Cüsseli olmanın hayvanlara sağladığı avantajlar, birdenbire dezavantajlara dönüşebiliyor
Bu durum özellikle karada yaşayan dev cüsseli hayvanlar için daha da geçerli… Bu hayvanların kilosu arttıkça, yerçekimi kuralı onlar üzerinde çok daha etkili olmaya başlıyor. Bu hayvanların kasları ve kemikleri dayanılmaz mekanik baskılara uğruyor. Çünkü, hayvanın vücudunun yayıldığı alan iki misli büyürken, ağırlığı üç misli artmaya başlıyor. Yani, boyunu üçe katlıyan bir hayvan aynı süre içinde ağırlığını 27 kat artırıyor. Bunun sonucu dev cüsseli hayvanlar için bir yerden bir yere kımıldamak büyük bir sorun haline geliyor ve küçücük bir darbe almaları ya da düşmeleri ölümcül sonuçlar verebiliyor. Yüksekçe bir uçurumdan aşağıya düşen fareye hiçbir şey olmuyor; aynı noktadan düşen bir kedi ise belki ayaklarından bir tanesini yaralıyor. Ama insan, aynı uçuruma düştüğünde ölüyor. Fil gibi dev cüsseli hayvanların içinse küçük bir kurtuluş şansı bile yok; paramparça olup can veriyorlar.
80 tonluk dört katlı apartman boyunda Brac-hiosor
Aşırı cüssenin getirdiği bu dezavantajı hayvanlar da hissetmiş olsa gerek; çünkü, tarih öncesinin dev kara hayvanları bile 40 ile 50 tonu geçmeyen bir yapıya sahipler… Bu sınırı geçen tek örnek bir dinozor… “Brac-hiosor” türünden bu hayvanın ağırlığının 80 tonu geçtiği ve yüksekliğinin de dört katlı bir apartman boyuna ulaştığı tahmin ediliyor. Bu hayvanın bir yerden bir yere hareket ederken neler çektiğini düşünmek bile zor…
Suda yaşayan hayvanlar için cüsse sorunu büyük problemler yaratmıyor
Bu hayvanlar kara hayvanına oranla çevre koşullarına daha iyi uyum gösteriyorlar. Çünkü, suyun yoğunluğu vücutlarının yoğunluğuyla hemen hemen aynı… Bu nedenle, yerçekiminin etkisini daha az hissediyorlar ve kara hayvanları gibi ağırlıklarının altında ezilmiyorlar. Ayrıca, su üstünde yüzdükleri için pek o kadar fazla enerji tüketmiyorlar. Öte yandan, deniz hayvanları çok geniş bir alan içinde yaşıyorlar ve besin kaynakları hemen hemen sonsuz… Nitekim, bugün yeryüzünün en iri hayvanlarının okyanuslarda yaşaması bir tesadüf değil… Balina köpekbalığı balık türü olarak 50 ton ağırlığa, mavi balina da bir memeli olarak rahatlıkla 150 ton ağırlığa ulaşıyor. Ancak bu deniz devlerinin de bir sorunu var: Hareket etmek için çok büyük çaba harcıyorlar. Çünkü, ağırlıklarına paralel olarak, hızları suyun direnciyle büyük ölçüde frenleniyor. Üstelik, suyun direnci havanın direncine oranla tam 800 misli daha fazla.
Kuşlar da ağırlıklarının kurbanı olarak çetin bir ölüm kalım savaşı veriyorlar
Ne var ki, havanın direncinin göreceli azlığına karşın dev cüsseli kuşlar da ağırlıklarının kurbanı olarak çetin bir ölüm kalım savaşı veriyorlar. Havada daha yükseklere ulaşabilmek için kanatlarını ağırlıklarıyla orantılı olarak fazla açmaları gerekiyor. Tabii, bunun için de aşırı bir enerji tüketiyorlar. Bu durumda aşırı gelişen kasları vücutlarının aerodinamik yapısını olumsuz yönde etkiliyor. Dev kuşlar, özellikle yükselirken muazzam bir enerji tüketiyorlar. Kanatlarının uzunluğu 3,5 metreyi bulan bir albatros, havalanabilmek için karada metrelerce koşmak ve hız almak zorunda kalıyor. Yırtıcı ve avcı kuşların sürekli uçmayıp, belli bir kayanın üstünde durarak avlarını gözlemelerinin nedeni, işte bu enerji tüketimini en aza indirmek ve kayadan aşağı süzülerek avantaj kazanmak…
15m boyunda dev uçan sürüngen “Quetzal-coatlus”
Dev kuşların uçabilmek için buldukları çözüm ise, mümkün olduğunca zayıflamak… Nitekim, dev kuşların kemiklerinin pek gelişmemiş olması, kemiklerinin içinde hava bulunması, bu kilo azaltma çabasının bir ürünü… Bu kuşların bir ikinci çözüm yolu ise, kanatlarını mümkün olduğunca geliştirmek… Örneğin, 900 gram ağırlığa sahip bir kutan kuşunun kanatlarının açıldığında uzunluğu 2 metreyi buluyor. Aynı zayıf kalma çabasına tarih öncesinin dev kuşlarında da rastlıyoruz; “Quetzal-coatlus” adı verilen dev uçan sürüngenin boyu 15 metreyi rahatlıkla geçiyordu, ama ağırlığı 20 kiloyu zor buluyordu…
Genetik zorluk. Dev cüsseliler, küçük hayvanlara oranla çok daha yavaş ürüyorlar
Dev cüsseli hayvanlar, bazı genetik zorunluluklar nedeniyle de yok olma tehlikesiyle karşı karşıyalar… Bir hayvan ne kadar cüsseli olursa, yetişkin yaşa ulaşması o kadar gecikiyor. Bunun sonucu, üreme çağı gecikiyor ve doğurma oranı düşüyor. Nitekim, tüm hayvanlar aleminde dev cüsseliler, küçük hayvanlara oranla çok daha yavaş ürüyorlar. Bir dişi fil, küçük bir fil yavrusunu dünyaya getirmek için tam 10 yıl beklemek zorunda kalıyor. Aynı süre için de bir fare ise binlerce fare dünyaya getiriyor.
Beslenme sorunları da önemli problemler yaratıyor
Yaşam savaşında dev cüsseli hayvanların beslenme sorunları da önemli problemler yaratıyor. Bu hayvanlar, besin maddesi bulabilmek için çok geniş alanlara gerek duyuyorlar. Bir filin gerekli besini bulup varlığını sürdürebilmesi için teorik olarak en az 2 kilometrekarelik bir alan gerekiyor. Oysa, aynı alan binden fazla fare için yetip artıyor bile…
Kısacası, hayvan türünün boyu ve cüssesi arttıkça, sayısı hızla azalıyor
Oysa, değişiklilik ve çeşitlilik, evrimin temel motorlarından bir tanesi… Canlılar dünyasında geniş bir nüfusa sahip bir tür, beklenmedik zorluklarla mücadelede çok daha büyük silahlara sahip… Öyle ki, böyle bir tehlike karşısında kalan geniş nüfusa sahip bir tür, üyelerinin morfolojik karakterlerim değiştirerek ortaya çıkan sözkonusu soruna bir çözüm arayabiliyor ya da en azından sorunun çözümlenmesine kadar üyelerini koruyabiliyor. Dev cüsseli ama nüfusu az hayvan türleri için böyle bir şans ne yazık ki yok… Tam tersine, bu türler ani değişikliklere kolay ve kısa süre içinde adapte olamadıkları için değişen koşullardan ve beklenmedik problemlerden aşırı etkileniyorlar. Varsayım olarak, eğer yakın bir gelecekte yeryüzündeki su, orman ve besin miktarının oranında yüzde 90lık bir azalma gerçekleşirse, dev cüsseli hayvanların hemen hemen hiçbiri bu durumdan canlı olarak sıyrılamayacaklar. Sonuçta, böyle bir durumda yeryüzünde sadece küçük hayvanlar kalabilecek ve onlar üreyebilecek… Geçmişte de böyle olduğu artık biliniyor. Nitekim, tarihöncesinde ortaya çıkan büyük buzul çağları birçok dev amfibi türünün ve dinozorların sonunu getirmişti.
Bu türlere zarar veren önemli bir düşman olan insanoğlu
Kuşkusuz, bugün filler, gergedanlar, su aygırları, zürafalar ve balinalar o tarih öncesinin dev cüsseli atalarından çok daha az bir hacime sahipler… Bu hayvan türleri için bugün açık bir doğal elenme tehlikesi sözkonusu değil… Ancak, türlerinin varlığını sürdürebilecekleri de kuşkulu görünüyor… Çünkü günümüzde, doğal koşulların yanısıra bu türlere zarar veren önemli bir düşman olan insanoğlu, çılgınca ve plansız bir biçimde doğayı tahrip ederek bu hayvanların içinde bulunduğu çevre koşullarını olumsuz etkiliyor. Zaten sayılan iyice azalan bu dev hayvanlar, acıyla türlerinin yok oluş filmini izliyorlar.
——————————————————————————–
Hazırlayanlar : merakediyorum grubu üyeleri merakediyorum@googlegroups.com
Kaynak : Focus Mayıs 1997 sayısından alınmıştır. Resim ve başlıklar yazıya eklenmiştir.
