Tanrıya Gerek Olmadı
Profesör Stephen Hawking yeni bir kitap yazdı ve kitabıda şöyle bir sonuca vardı: ‘evrenin oluşması için Tanrı’ya gerek olmadığı’. İngiliz basının büyük yer bulan bu ifadenin tartışmları giderek artıyor.
Özellikle dini çevrelerden büyük tepki gören Hawking’e Anglikan Kilisesi Başpiskoposu Rowan Williams’ın, “Fizik tek başına ‘Neden hiçbir şey değil de birşeyler var’ sorusuna yanıt bulamaz” böyle bir yanıt verdi. Uluslar Topluluğu Başhahamı Jonathan Sacks da, Hawking’e “Büyük teoriler, varlığımızın nasıl ortaya çıktığına izah getirir. Neden çıkmadığına değil.” diyerek yanıt veriyor. Hawking’in Amerikalı fizikçi Leonard Mlodinow ile ortaklaşa yazdığı kitabı “The Grand Design”, İngiltere’de 9 Eylül’de piyasaya çıkacak. Tüm dünyada Tanrı’nın varlığı yokluğu, gerek olup olmadı tartışmaları sürüyor.
Stephen Hawking, yayımlanmak üzere olan son kitabında İngiliz fizikçi ve matematikçi Sir Isaac Newton’ın teorilerini çürütmeye çalışıyor.
Newton, Evren’in bir kaos sonucu oluşamayacağını ve Tanrı tarafından tasarlanmış olması gerektiğini söylemişti.
Isaac Newton, bir seferinde “Yerçekimi gezegenlerin nasıl hareket ettiklerini açıklıyor, gezegenleri neyin yörüngeye soktuğunu değil… Her şeyi Tanrı yönetir” demişti.
İngiliz fizikçi ise “Yerçekimi diye bir yasa olduğu için, Evren kendi kendisini hiçten yaratabilir ve yaratmaya devam edecektir” diyerek bizim varlığımızın, evrenin varlığının ve hiçbir yerine, birşey olmasının sebebinin, kendiliğinden yaratılış olduğunu savunuyor.
İnsanoğlunun sahip olduğu bu bilgi birikimi ile evrende o kadar çok az şey algılayabiliyor ki. Anlamaya ve çevresini anlamlandırmaya çalışırken, neden sonuç ilişkisine dayanmayan hiç bir şeyi kabul etmek istemezken bazıları, bazıları da kendi bilgileri çerçevesinde inanıyor. Ancak bu tartışmalar içinde birbirimizin bilgilerini ispatlamadan hiç kimse diğerinin bilgisini doğru kabul edemez. Sonuçta inanmak başka bir şey, bilimin bugün ulaştığı noktada, bazı şeylerin varlığına yokluğana karar vermek ve bunun tüm dünya tarafından kabul gören bilimadamı tarafından yapılması sadece zor geliyor sanırım. Biz insanlar evreni anlayamamış ve aslında çok ilkel bir çağda yaşarken böyle gereksiz tartışmalara girmemize gerek yok. Tanrı’nın varlığını sorgulamak, bir duyguyu sorgulamak gibi belki, bilimle duygularımızı insanlığımızı ve duygularımızı ispatlayamaz ya da red edemeyiz, bu böyle demekten başka çaremiz kalmıyor. Bilim bir gün tüm bunları açıklayacak ve belki inandığımız ancak anlayamadığımız pek çok şeyide açıklayacak. Hepsinin sonunda biz insanız ve insanlaşmak ve insan olmak değer ve sorumluluklarını bilmemiz gerek. Bizden kutsal kitapların ve hümanizm gibi insana ait görüş ve teorilerin söylediği şey budur.
İnanma konusunu bir ihtiyaç olarak gören bazı bilim topluluklarının Tanrı inancının insanın bir yere ait olma hissiden kaynakladığı konusundaki sığ açıklamaları inanan tüm insanlara aynı zamanda bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm bilgileri yok sayar açıklamalardan öteye geçmiyor. Tarihi bazı bilgi ve eserleri, tanıkları red etmekte pek doğru olmasa gerek. İnsan duyguları bir ihtiyaç değildir, yemek yemek ya da su içmek gibi bir şey değildir. Bu hissedilebilen bir şeydir.
