Amazonlar
Antik Grek ve Roma/Latin kaynaklarında Sinop’un doğusundaki “Themiskyra” bölgesi, başka bir deyişle de Amisos’un (Samsun) doğusunda uzanan Thermodon/Terme çayı havzası ve dolayları Amazonların yaşadıkları topraklar olarak gösterilir. Aynen Gümüşhacıköy’de olduğu gibi, bir rastlantı sonucunda eski eser kaçakçılarınca bulunan ve yağmalanan iki alçak kurgan ve içindeki çok zengin ölü hediyeleri, antik kaynaklar dışında, bu insanların bu bölgede gerçekten de yaşadıklarını kanıtlayan çok seçkin arkeolojik bulgulardır. Gerçekte bozkır göçebe kültürünün ve geleneklerinin ve de çok eski bir Türk töresinin gereği olarak at üzerinde savaşan Kimmer ve İskit kadınları ve kızları, Karadeniz sahillerini iskan eden, Yunanlı kolonistleri bir anlamda dehşet içinde bırakmış ve bunlar -çeşitli yörelerde- birer mitos haline dönüşerek Antik çağ kaynaklarında ve devamında yer almış ve saygı görmüşlerdir. Bilindiği gibi Amazonlarla ilgili sahneler Antik Grek sanatında özel bir yer tutmaktadır. Tarihi gerçek olarak şu sonuç bizce çok önemlidir: İster Eski Anadolu’da ve ister Kafkasya’da ve diğer yörelerde nerede bir Kimmer ya da İskit göçü ya da istilası varsa, orada muhakkak bir Amazonlar Efsanesi ve öyküleri çıkar. Bu bir rastlantı değildir.
Kimmerler Karadeniz bölgesinde, doğuda Trapezus’a/Trabzon, batıdaysa Herakleia Pontika’ya (Karadeniz Ereğlisi) kadar yayılırlar: Trabzon yakınındaki Ağırmış Dağ’ın antik çağda Kimmerius Dağı adını taşıması da ilginç bir kanıttır. Antik kaynaklara göre batıdaki Herakleia Pontika/Karadeniz Ereğlisi, “Mariandynoi” kabilesinin topraklarında kurulmuş olan bir Megara kolonisidir. Balkanlar üzerinden gelen “Mariandynoi” kabilesinin, efsanevi Şefi olarak sözü edilen “Heros Kimmerios” -aynen Amazon efsanelerinde olduğu gibi- bu temaların en güzel örneklerinden birini daha oluşturmaktadır. Tarihî gerçek olarak bazı Kimmer boyları bu yörede yaşamışlar ve Sinop’ta olduğu gibi Grek kolonistlerle savaşmışlardır. Ayrıca, yukarıda değindiğimiz üzere Batı Karadeniz bölgesinde yaşamış olan Trak kökenli “Mariandynoi” kabilesi, mitolojik bir anlatımla Kimmerlerle bağıntılı gösterilmiştir. Bu mitosla ilgili olarak ünlü “François Vazosu” üzerinde “Mariandynoi” kabilesinin atası “Heros Kimmerios” ok atan tipik bir bozkır savaşçısı Şeklinde resmedilmiştir. Bu figürün yanındaki ünlü “Toxamis” de, aynı kıyafet ve techizatla ok atmaktadır. Toxamis adının -en yakın olarak- “Toktamış” adıyla çağrışım yaptırdığını ifade etmek isteriz. Kimmerlerin Karadeniz bölgesinde Yayılması bu yöredeki bazı küçük yerleşim gruplarını etkilemiş, bu toplumlar, daha gerilere, dağlık bölgelere çekilmek zorunda kalmışlardır.
Sonsöz
Kimmer ve İskitler’in “Türk” kökenli olduklarına dair birkaç önemli hususu da belirtmek arzusundayız:
M.Ö. 750-550 arasındaki “Grek Kolonizasyonu”nun büyük bir yayılımını oluşturan Karadeniz’deki hareketlerinden çok önce, Akhalı denizciler Güney-Doğu Karadeniz sahilindeki Batum civarına, Kolkhis bölgesine ulaşmışlardı. Kafkasya’daki “Altın Post”u ele geçirmek için düzenlenen ünlü macera, Argonautlar’ın “Argo” gemisiyle yaptıkları müthiş serüven, “Tek gözlü devlerle mücadeleleri, Kyklop Polyphemos”un gözünün kör edilişi vs.”, bizim “Tepegöz Efsanesi” olarak bildiğimiz öykünün aynısıdır. veya Lidya tarihi araştırılırken, Kırgızlar‟ın ünlü “Manas Destanı” karşımıza çıkar. X. Millî Türkoloji Kongresi (25-27 Eylül-İstanbul 1998) ve VII. Milletlerarası Türkoloji Kongresi (8-12 Kasım 1999) toplantılarında, büyük bir onur duyarak açılış bildirisi olarak sunduğumuz “Herodotos‟ta Oğuz Kağan Destanı” başlıklı bildirimiz, seçkin bilim adamları olan, Türk dünyasının ve ilgili yabancı meslektaşlarımızın üzerinde büyük bir etki yaratmış ve takdir toplamıştır.
Prof. Dr. M. Taner Tarhan’ın
“Ön Asya Dünyasında İlk Türkler: Kimmerler ve İskitler” Makalesinden
Foto : Samsun Batı Park Amazon Köyü, Amazon Anıtı ve Arkeoloji Müzesindeki Amazon Hazinesi
Son Amazon Meryemgül :http://www.hurriyet.com.tr/pazar/22563051.asp
********
ARGANAUTLAR
Yukarıdan beri anlatılanlar böyle iken, nasıl olur da Troya savaşından yani İsa’dan 1225 yılından önce, Hellenistanlı İason, Hellenistan’ın her yerinden toplam kimine göre yüz, kimine göre yüz elli gemici ile Arganautlara ( “Argos” geminin adıdır “hızlı” demektir. ” Naut” da tayfa demektir. Arganaut ise hızlı geminin tayfası anlamına gelir.) kaptanlık ederek Karadeniz’den Altın Post’u alıp Hellenistan’a geri getirmek üzere Karadeniz’e gider !
Arganautlar Karadeniz’deki bir kaç yerden geçerken, Sinope’ye de uğrarlar. O Sinope ki, Arganautlar’ın uğramalarından en az üç yüz yıl önce Miletos’lular tarafından yurt edinilmiş ve Sinope diye adlandırılmıştı.
Bu gösteriyor ki Arganautlar efsanesi, Miletos’luların Karadeniz’e varışları olayı üzerine kurulmuş pek tumturaklı bir martavaldır.
Argos gemisinde Hellenistanın her yerinden gelme bir denizcinin bulunması- Hellenistan’ın neresinden olursa olsun- her Helen’in Karadeniz’e ilk girişinde payı bulunsun diyedir.
Tayfa’nın başta gelen kahramanı Herküles’tir (Herakles) -Türkçede Hergele denir- O Herküles ki, kükreyen aslanları iki eliyle tuttu muydu, çürümüş paçavra gibi – cartadak- iki parça eder; davranası tutunca da yetmişyedi kızoğlankızı bir çırpıda kadın eder!
Herküles, Hellespontos’a (Mehmetçik Burnu) ayak basar basmaz koca lobudunu kavrayınca, Troya kentinin duvarlarını vura vura yıkar da Kral Laomedon’un göz açıp kapamadan yerle bir eder.
Argos gemisinin tayfası hep bu kıratta hünerler becere becere Kolhis kentine varıp Altın Post’u alırlar. Dönüş yolculuğunda Kolhislilerden kaçmak zorunda kalırlar ve kimi yazara göre, Argos babayiğitleri Tuna nehrinin ağzına kaçarlar. Oradan, Sava nehrine geçerler.Oradan da İtalya’da Lombardiya’da Po nehrinin suları ile aka aka Adriyatik Denizine ulaşırlar. Oralarda Homeros’un ünlü destanı Odysseia’da anlatığı Sirenler ve Tanrıça Kirke’nin adalarından geçerek, Yunanistan’da Tselya’ya varırlar.
Arganaut efsanesinde Sirenler adası ile Kirke’nin adasının denizlerin karasında mı, akında mı oldukları pek belli değildir. Şu da var ki, Odysseus sözcüğü de Hellence değil, Olympos’la Thalassa sözcükleri gibi Minos Giritçesindendir. Bu sözcük aslında insan adı mı, yoksa yolculuk serüvenleri anlamına gelen bir sıfat mı pek belli değildir.
Odysseus’la İason serüvenlerinin birbirine karıştırılması bundan ileri gelmiş olabilir. Başka yazarlara göre, -adı Miletos’lularca konulmuş olan- Karadeniz’in Kerç boğazından geçerler ve Azak Denizine akan Don nehrinin akmaya başladığı yere dek kürek çekerek gittikten sonra Argos gemisini sallasırt ederek yüzlerce kilometre taban teperler ve Finlandiya Körfezi’ne akan bir suya varınca gemiyi yüzdürüp Cebelitarık’tan Akdeniz’e ulaşırlar. Orada Sirenlerin ve Kirke’nin adasını görürler gene sonra Teselya !…
Daha başkaları Arganautları Tuna suyundan Elbe suyuna götürür, oradan da Jutland’a sonra Britanya ve İrlanda adalarını kıyılatarak, Akdeniz’e sokarlar.
İason, Hellenistan’a varınca Argos gemisini karaya çeker, geminin gölgesinde, kumsal üzerinde uzanıp tatlı bir uyku kestirirken, geminin direği her nasılsa başına düşüp onu yamyassı eder, Arganautlar efsanesi de böylece sona erer.
Arganaut masalının bunca uzamasını, Arganaut gemicilerine bağışlamak gerek. Onlar, İsa’dan hiç olmazsa 1200 yıl önce yaşamışlardı; coğrafya bilgileri de yok denecek kadar kıttı.
Halikarnas Balıkçısı’nın
“Hey Koca Yurt” Kitabından
