darbe günlükleri

Darbe Günlükleri
Nokta dergisinde 2007 yılında 29 Mart-4 Nisan arasında yayınlanan sayıda kamuoyuyla paylaşılan “Darbe Günlükleri” sayesinde, 2004 yılı içinde “Sarıkız” ve “Ayığı??” kod adı dışında bir de isimsiz üç darbe girişiminin atlatıldığı ortaya çıkmıştı.

Günlüklerde hem darbe planları, hem de “darbe için gerekli toplumsal ve sosyal karşı?klıkların meydana getirilmesinde medya ve akademik çevrelerin harekete geçirilmesi” amacıyla düşünülen eylem planları yer alıyor.

Günlüklerde ayrıca, Ergenekon Operasyonu kapsamındaki son büyük gözaltı dalgasında polis tarafından gözaltına alinanlardan bazılarının adlarına da rastlanıyor.

İşte kamuoyunda büyük etki yaratan o Darbe Günlükleri…

***
4 Eylül 2003

Günümüz ziyaret ve brifingle geçti. Önemli ziyaretçim Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Aytaç Yalman’dı. Denk ve kafadar. Kendisini 1993 yılından beri tanıyorum. Ülkenin durumu ve ne yapabileceğimiz konusunda konuştuk. Düşünce farklılığımız yok. Hayret ettiğim, bu adamın komuta kademesinde sanki bölücü olarak tanıtılmasıydı. Gayet uzlaşıc? ve mantıklı düşünen ve medeni bir insan.
14:30’da Genelkurmay Başkanı tarafından Hava Kuvvetleri K. Ve MGK Genel Sekreteri ile beraber Cumhurbaşkanı’na takdim edildik. Cumhurbaşkanı, bizlere çok güvenen, bizlerden destek bekleyen bir insan. AKP’nin yaptığı eylemlere karşı bizden destek arıyor. Biz bu desteği ona vermek mecburiyetindeyiz. Aksi halde devletin üst kısmında bölünme görüntüsü, bu adamlara teğvik olabilir.

5. Eylül 2003
Jandarma Genel Komutanı ziyaretime geldi ve malum meseleden konuştuk.

12 Eylül 2003
Sabahleyin Genelkurmay Başkanı bana hayırlı olsun ziyaretine geldi. Kendisiyle açık olarak sohbet ettik. ?lhami Pa?a’nın olayı ile beraber MGK, Tersane, 28 Şubat gibi olayların da aynı zamanda yayına geçirildişi ve bunun bir yıpratma kampanyası olduğunu kendisine anlattım ve “28 Şubat için bir işlem yapacak mIsınız” diye sordum. (Nokta’nın notu: Metinde kısaca “28 Şubat” diye söz edilen şey, Vatan gazetesinde 9 Eylül 2003’te başlayan 28 Şubat konulu yazı dizisi… Dizide, Çevik Bir’in, harekete geçmeyi savsakladığını düşündüğü zamanın Genelkurmay Başkanı İsmail Hakk? Karadayı’nın yakasına yapığıp hesap sorduğu anlatılıyordu.) “Hiçbir şey düşünmüyorum, bizimle değil yani kurumla bir ilişkisi yok ama Şahıslar ile ilgisi doğru. Esasında birçok çirkin olay da oldu. Ben Şahidim. YA? toplantısında Çevik Bir Genelkurmay Başkanı’nın üzerine yürüdü ve bazı kişiler salondan çıkmaya davet etti” dedi. “Yine de kurumumuzu zayıflatan bir yayın tarz?, bence bir açıklamaya değer” dedim. (devamın? oku…)

22 Eylül 2003

(…) 14:00’te Genkur (Genelkurmay -Nokta) karargahına gittim. (…) Bu takdimin bitiminden sonra 1 Ekim meclis açılışına eğer TBMM Başkanı kapıda bizleri türbanlı ve eğli olarak karşılarsa gitmeme kararı aldık. Sonra bizler (komutanlar Jandarma Genel Komutanlığı’na geçip çok özel olarak konuştuk. Şu kararı aldık:
* AKP hükümetini vazgeçirmek için neler yapılması konusunda yapılan hazırlıklar bu hafta Genelkurmay Başkanı’na takdim edilecek.
* ıncelemesi için kendisine fırsat verilecek ve sonra onun niyetleri ve görüşü sorulacak.
* Eğer bizle aynı fikirde veya yakın ise yolumuza devam edeceğiz.
* Eğer bir işlem yapılmasın? kabul etmezse kendisine “Ya sen çekil yahut da biz çekiliyoruz” diyeceğiz.
Kısaca planımız bu. Bu konuyu ve planı tartıştık. Kara Kuvvetleri Komutanı ikide bir ne kadar rahatsız olduğunu belirtip, bir şeyler yapılmalı diyor. Kendisinin YÖK konusunda attığı adımları bayaşı benimsemiş. Belki de hükümetin attığı bazı adımların reaksiyon göreceğini belirtmek bakımından iyi oldu ama, imam yine de bildişini okuyacaşı için yetki olmadığı sürece veya hükümet korkutulmadıkça yapılacak hiçbir eylem hükümeti kararından vazgeçirmeyecektir. Neyse bu arada Fırtına (Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına-Nokta) ayağa kalktı ve haydi hep beraber el sıkışalım dedi ve dördümüz ellerimizi üst üste koyup el sıkıştık! Bana çok komik geldi.
Ortalıkta sezdişim kadarı ile JANGENK (Jandarma Genel Komutanı Fener Eruygur-Nokta) kışkırtıcı rol oynuyor. İllaki bir şeyler yapılmalıdır, diyor. Geçen yıl neler olduğunu biz bilmiyoruz. Ne olduğunu sordum, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman cevap vermedi ama hep geçen yıl biz bunu gördük, bu adam korkak bir şey yapamaz. Hükümet ile aynı düşüncede, farklı bir düşüncesi olmaz deyip duruyorlar. Bu sıralarda milletin ihtiyacı olan bir şey de bizim aramızda doğacak bir gerginlik olabilir miş Çok dikkatli davranmalıyız, hele aramızdaki kopukluk olması yerine Genkur’u da kazanarak ne yapacaksak yapmalıyız. Bana bugün buraya gelişimiz bile bir tezgah gibi geldi.

26 Eylül, 2003

Sabahtan öİleye kadar özel çalışmayı yaptım. Güzel hazırlanmış. Bazı eksik noktalar vardı, onları not ettim ve öİle yemeği için Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na gittim. Özel çalışma üzerinde konuştuk. Hepimiz aynı fikirdeyiz. Bu çalışma tüm ordu komutanları ve bizlerin fikirlerini yansıtıyor. Bu çalışma Kara Kuvvetleri Komutanı tarafından Genkur. Bak’a verilecek ve onun reaksiyonu beklenecek. Çalışma biraz muhtırayı andırıyor ama Kara Kuvvetleri Komutanı’na onu yumuşatarak vermesini söyledik. Eğer Genkur. Bak. Onaylamazsa problem o zaman başlayacak. Ya o gider ya da biz gideriz. Ama ülkenin gidişi çok kötü ve birilerinin buna dur demesi lazım. Aksi halde kısa sürede İran’a döneceğiz.

Genelkurmay Başkanı adamların Şeriatçı olduğuna inanmıyormuş

30 Eylül 203

Kara Kuvvetleri Komutanı’n? aradım, özel çalışmayı sahibine vermişti. Dört noktada itiraz olmuştu. Adamların Şeriat devletini kurmak istedişine inanıyormuş… Dişer gerekçeleri de önemli ama en nemlisi budur. Yani esastan aramızda fark var. Tedbirler ile genelde hemfikir olmuş. Ben de Kara Kuvvetleri Komutanı’na “bu çalışmayı kendisine vermek dahi önemliydi. Bence iyi yaptınız. Hemfikir olmak veya olmamak onun bileceği şey. Eğer böyle devam ederse istifam çantadadır ve hemen verir ve giderim. Dünya umurumda değil” dedim.
(…)
14:00-17:00 arasında kesintisiz konuklar geldi. Birinci konuğum (e) Or. Edip Ba?er’di. Kendisi ile son durum nedir ve neler yapılabilir konusunda sohbet ettik. Onun görüşü de benimki gibi adamlar ile dialog kurulması gerektişi şeklinde. Dialog kurulmazsa husumet doğacak ve inandıklarımız? onlara inandıramayacaşımız gibi. Fark kemikleğecek ve hiçbir zaman kaybolmayacak.

7 Ekim 3003

AkŞam EHL’ler ile ilgili yasa tasarısının meclise sevk edileceğine dair bir duyum geldi. (Genelkurmay Başkanı ve komutanlar bir yurt gezisindedir-Nokta). Haber her zamanki gibi JANGENK’e gelmişti. Bu, hükümetin ne kadar kararlı olarak Cumhuriyet ve Laiklişe karşı hareket ettişini göstermekteydi. ??in tuhaf? yapabileceğimiz eylem ve alabileceğimiz tedbirler çok azdı. Yemekte konuyu Genelkurmay Başkanı’na açmaya karar verdik.
(…)
Bu arada İmam hatipler ile ilgili tasarının Meclis’e komisyona geldişine dair haber geldi. Yemekte Genelkurmay Başkanı’nın bir yanında ben dişer yanında Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman oturuyordu. Hemen konuyu EHL ile ilgili yasaya getirdim. Bunun kabul edilemez bir teğebbüs olduğunu kendisine söyledim. Hatta ileride bu bizim harp okullarına EHL mezunu öğrenci kabul etmemize bile neden olabilir dedim. Bana “Beni çiınemeden, benim üzerimden geçmeden bunu çıkaramazlar, ama sizler de konuyu abartıyorsunuz. İtiraz etmek iyi ama bir öneri hazırlamamız ve dişer meslek okullarının üniversiteye girişleri için önlerini tıkamamız lazım” dedi. Sonra bana kendisinin kafasındaki çözümü anlattı. “EHL’ler normal liseye ek olarak din dersleri okuyor. Bu nedenle onların üniversiteye girmesi normal ama bu kadar EHL’ye gerek yok onun için gerektişi kadarını bırakıp geri kalanlarını normal liseye dönüştürelim” dedi. Ben de kulaklarıma inanamayarak onu dinledim. Dini düşünceler ile yetiştirilmiş, bir olayı sebep sonuç ilişkisi yerine yüce yaratanın neden olması ile açıklayan bir kafa yapısının nasıl bir bilimsel öğrenim göreceğini anlamak zor. Daha doğrusu üniversitenin yobazla?ması anlamına gelecek olan bu adımı açıklamak mümkün değil. Dişer yandan da Aytaç Pa?a da aynı şekilde onu sıkıştırmaya devam etti. AkŞam oldukça tedirgin oldu ve suratı asıldı. Yemek bittikten sonra ayrıldık ve yattık.

Hepimiz şüpheleniyoruz: Genelkurmay Başkanı dinci miş

8 Ekim 2003
Sabah Ufuk beni erkenden kaldırdı. (Komutanların gezisi devam ediyor-Nokta). Kara Kuvvetleri Komutanı bizlerle 07:35’te görü?mek istiyormuş. Toplandık. Konu EHL yasa tasarıs?. Dün akıam komutan ile yaptığı görü?meden çok rahatsız olmuş. Komutan ona aldırmaz bir tavır ile cevap vermiş. Ben de kendisine bana söylediklerini anlattım. ?aşırdı kaldı. Karargahlarımıza bu konuda ayrı ayrı çalışma yaptırmaya karar verdik. Sonunda Cuma günü bu çalışmaları birleğtirip seçenekli bir öneri ile Genelkurmay’a göndermeye karar verdik. Mühim olan bundan sonrası ne olacak. Genelkurmay Başkanı yazdıklarımız? kabul ederse sorun yok. Etmezse ne yapacaşız. Kahvaltıya oturduk. Komutan yorgun gözüküyordu. Sebebini sorduk. “Dün gece uyuyamadığını ve EHL yasasından tedirgin olduğunu” söyledi. Bu sözler dün gece onun huzurunu kaçırdığımız? gösteriyordu. Bilhassa kahvaltı sırasında Hurıit pa?a “Gazetelerde EHL ile ilgili haberleri gördünüz mü” diyerek bilerek ve planlı bir şekilde konuyu açtı ve Genelkurmay Başkanı’n? konuşturmaya başladı. Her taraftan sıkıştırmaya başladık.

Kahvaltıdan sonra hemen karargah? aradım ve talimat verdim. Dişer taraftan da Kocaeli Üniv. Rektörünü aradım ve ona da rektörler olarak bu işi hemen ve sert bir şekilde protesto etmelerini, arkalarında olduğumuzu söyledim. Sonra önce Hava Eğitim K. Korg. Nuri Solakoğlu’nu, sonra Landsoutheast Org. Orhan Yöney ve Güney Deniz Saha K. Kora. Lütfü Sancar’? ziyaret ettik. Tüm gittiğimiz komutanlar bölgelerindeki irtica durumu ile ilgili bilgi verdiler. Aramızdaki durum şöyle: Hiç birimiz Genkur’un cesur bir kişi olduğunu zannetmiyor. AKP hükümetine karşı zaman kazanmak için bizi oyaladığını zannediyoruz. Geçen yıl biz yoktuk ama olanların anlattığına göre hükümetin attığı her anayasa karşıtı harekete yumuşatıc? bir bahane bulmuş. Geldişimden beri benim gözlemim de aynı. Hükümet ile adeta gizli bir anlaşması varmış gibi davranıyor. Halk nazarında zemin kaybettiğimiz ve gözden düştüğümüz, halkın güvenini kaybettiğimiz kesin olmakla beraber gerekli davranış? sergilemiyor ve hala hükümet ile iyi geçinmeye gayret ediyor. Belki de hafif anlamda yaptığı çıkışlar da danışıklı dövü?. Sanki bizi askıda tutmak ve yumuşatmak gibi bir misyonu var.

Kara Kuvvetleri K. Sonunda işin bağına kalacağını biliyor. Bu nedenle çok dikkatli ve her olayı takip ediyor. Yaptığı her hareketin duyulmasın? ve anayasal kurumların yalnız olmadığı intibaın? vermek istiyor. Çok dürüst ve güvenilir insan. JANGKK tam bir Şahin. Genkur. hakkında bir kanaate sahip olmuş ve o kanaat kendisinde bir saplantı haline gelmiş. Genkur. ne yaparsa yapsın şüphe ile karşılıyor. Ona göre Genkur. bizi oyalıyor. Kendine göre hesapları da olabilir. Havacı bence hala ortalığı tartıyor. Ama güvenilir biri. Hepimiz aynı şekilde birbirimize güvenerek hareket ediyoruz. Herkesin anlamadığı veya şüphelendişi birkaç konu şunlar.
* Hükümetin adamı mış
* Dinci miş
* Bizi oyalıyor muş
(…)
Erzurum’a giderken uçakta Kara Kuvvetleri Komutanı’na “eğer komutan bizimle aynı fikirde olmazsa onu da aramıza alarak beğimiz birden istifa edelim. Etmek istemezse zorlarız” dedim. Bu fikir onun çok hoşuna gitti. Ayrıca “Umarım iş bu noktaya gelmez. Daha önce atacaşımız adımlar da var. Genkur’da brifing vererek durumu basına açıklamak, Genkur. Bak. Tarafından hükümete mektupla uyarıda bulunmak gibi yapacaklarımız var” dedim. Erzurum’da da aynı konuşmalar cereyan etti.

Uçakla Diyarbakır’a giderken Kara Kuvvetleri Komutanı ile artık çok yakınla?mıştık. Bana, “Bu sene geçen sene gibi olmayacak demiştim ve nitekim de öyle oluyor. Havacı (bir önceki Hava Kuvvetleri Komutanı Cumhur Asparuk-Nokta) ve Denizci (bir önceki Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Alpkaya-Nokta) geçen yıl gidip Hilmi Pa?a’ya biz seni destekliyoruz dediler. Bir kere dahi oturup bu konuları aramızda konuşmadık. Bu sene rahat rahat aramızda konuŞuyoruz ve en güzeli artık gülüyoruz. Şu gezinin böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Hiç yorgunluk hissetmiyorum ve artık çok mutluyum” dedi.
Kara Kuvvetleri Komutanı ilave olarak “Ben geçen yıl da yıl başında bu yılki özel çalışmaya benzer bir mektup yazıp verdim. Çok tedirgin oldu ve bir müddet bana karşı tavır takındı” dedi. Diyarbakır’a indik. Ankara ile konuştum ve hazırlıkların istedişimiz gibi gittişini öğrendim. Bu arada rektörlerden de ilk tepki geldi.

13 Ekim 2003
Önemli bir konuda da EHL ile ilgili olarak yapılan sert açıklamaydı. “Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Baİbu?, imam hatip mezunlarına üniversiteye giriş kolaylığı sağlayan tasarının Anayasa’ya uygunluŞu konusunda “ciddi endişeleri bulunduşunu” söyledi. Baİbu?, ihtiyacın çok üzerinde olan imam hatip liselerinin (EHL) sayısının daha da artırılmak istenmesini de anlayamadıklarını belirterek “Mezunların ne olduğunu takdirinize sunarız” dedi.
(…)
Kara Kuvvetleri Komutanı’n? aradım o da beni arayacakmış. Çok memnundu. Zorlayarak da olsa Genkur’a istedişimiz açıklamayı yaptırmıştık. Genelkurmay Başkanı’nın dinci bir görüşü destekledişine karar verdik”

25 Ekim 2004

16.30 da öne Hava Kuvvetleri K. ve sonra da Kara Kuvvetleri Komutanı’na gittim. İbrahim bana çok dertliydi. Arkadaşım seninle paylaşmak istedişim bazı şeyler var dedi. Bir gün önce gazetelerde Kayseri Orduevi’nde türbanlı olarak içeri alinan bazı kişilerin ve valinin resimleri vardı. Bunun için Genelkurmay Başkanı’n? görmeye gitmiş. “Bu çok ciddi bir konu, ben garnizon komutanı olan tümgenerali Ankara’ya tayin etmeyi düşünüyorum” demiş. Esasında olay tam anlamıyla valinin bir tezgah?. Türbanlıları bir anda içeri sokup sonra da resimlerini çektirmiş ve gazetelere daşıtmış. Sonradan türbanlılar çıkartılmışsa da bir işe yaramamış. Genelkurmay Başkanı bu konuda “Ama bu çok ciddi bir iş, bir kısım halk buna karşı tepki gösterebilir. Onun için bunu yapamayız. Sonra generale yazık olur” demiş. Fırtına devamla “Generale bir şey olmayacak sadece buraya tayin edeceğiz” demesine rağmen kabul etmemiş ve “O zaman senin de istifa etmen gerekir” demiş. Fırtına da “Hemen Şimdi istifa ediyorum ve bu konuşmamız? da derhal bir basın toplantıs? yaparak açıklıyorum” demiş. Genelkurmay Başkanı olay ciddiye binince mayna ederek k?v?rmaya başlamış ama bizim Fırtına bir kere çileden çıkmış ve bu tehdit onun çok ağrına gitmiş. Kendisini teselli ettim ve her türlü desteğimin ondan yana olduğunu söyledim.

Beraberce Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na gittik. JANGENK da geldi. Daha biz yeni içeri girmiştik ki Genelkurmay Başkanı Kara Kuvvetleri Komutanı’n? aradı ve ABD’nin isteği üzerine hükümetin Irak’a asker göndermekten vazgeçtişini ve bu mevzuda biraz sonra General Jones’un kendisini arayaca?ın? ve kendisine ne söylemek gerektişini sormuş. Az sonra da beni aradığına dair haber geldi. Ben de kendisini aradım. Bizim hep beraber olduğumuzun haberini almış. Sesi çok bozuktu. Herhalde bizim ondan habersiz toplanmamız onu çok rahatsız etmişti. Bana da aynı soruyu sordu. Hepimiz hemen birkaç konu tesbit ettik ve Aytaç Pa?a’ya verdik. O da bunları hemen kendisine bildirdi. Sonra kendi aramızda konuşmaya başladık. Bu toplantıyı ben talep etmiştim. Önemli bazı konular konuştuk. İbrahim istifa olayın? açıklayınca kızılca kıyamet koptu. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman çok bozuldu ve kendisine ait benzeri bir olayı anlattı. Ekim ayı başında Harp Okulları açılış? için yapılacak konuşmada hepimiz mesajlar vermeye karar vermiştik. Genelkurmay Başkanı açılıştan bir gün önce Kara Kuvvetleri Komutanı’nın konuşma metnini istemiş, o da ben size bu metni veremem demiş. GM (Genelkurmay Bak. Nokta) peki ben kuvvet komutanlarının metinlerini kontrol edemeyecek miyim demiş. O da hayır edemezsiniz, diye cevap vermiş. Bunun üzerine hepimiz artık bu Genelkurmay Başkanı ile işlerin yürüyemeyeceğine, kendisinin başka menfaatler peğinde olduğuna, korkak ve hükümet yanlıs? olduğuna, dıştan cumhuriyetçi gözükmekle beraber içeriden dinci bir görüşü destekledişine karar verdik. Bunun üzerine ben de şunları söyledim:

– AB’nin ilerleme raporu bizim için büyük bir şans oldu. Bana kalırsa AB intihar etti. Artık bundan böyle bizi almak istediklerine zor ikna edeceklerdi. Bizim bundan sonra yapmamız gereken AB’nin bizi istemedişine dair olan konunun üzerine giderek her tarafta bunu yaygınla?tırmamız. Böylelikle hükümetin eline geçmiş olan AB kozunu elinden alarak onları iç siyasete döndürerek bizden korkar hale getirmemiz lazım. Bunu yaparken de daima sert açıklamalardan kaçınmamalı ve onlara gerekirse her şeyi yapabileceğimiz intibaın? vermeliyiz, dedim. Tabii bu arada en önemli konu Kİbrıs ve mahalli seçimler. Kİbrıs’? istedişimiz şekilde çözümsüz olarak bırakmalıyız ve bu arada Kİbrıs muhalefetinin seçimi kazanmasın? da önlemeliyiz. Böylece AB’ye ikinci bir darbe vurabileceğiz. Mahalli seçimler için muhakkak bir alternatif cephe yaratılmasına çalışmalı ve bu adamların Ankara ve İstanbul’u da kazanmalarını önlemeliyiz, dedim. Ne yapacaksak bir an önce yapmamız lazım geldişine inanıyoruz. Önümüzde daha vakit olduğu için bugün konuştuklarımız? dönüşte yazılı olarak Kara Kuvvetleri Komutanı’na vereceğiz ve kendimize artık bir çalışma programı yapacaşız.

15 Kasım 2003
Sabahleyin “Allied Action” NATO tatbikatın? izlemek üzere Ayazağa’ya gittim. AkŞamki yorgunluğuma rağmen sabahleyin dinç bir vaziyette kalkabildim. HOS?M’de dişer komutanlar ile buluştuk. Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı, JANGENKK oradaydılar. Beni neğe ile karşıladılar. Kara Kuvvetleri Komutanı “sana anlatacaklarım var, bugün bana biraz zaman ayır” dedi (…) Tatbikatın bitiminden sonra Kara Kuvvetleri Komutanı ile Harbiye Orduevi’ne gittik. Kara Kuvvetleri Komutanı anlatmaya başladı:
– Pazartesi günü alığılmış şekilde kendisine haftalık bilgi vermek üzere aradım. Sesi biraz tuhaftı ve buruktu. Ben anlamamazlıktan gelerek kendisine anlatmaya başladım. Bitirince o bu sefer konuşmaya başladı.
– Cuma akıamı sizleri aradığımda hepinizi benden habersiz olarak senin orada toplanmış bir durumda buldum. Benden habersiz toplanmanıza da üzüldüm.
– Bizler muhtelif zamanlarda çay içmek sohbet etmek için toplanıyoruz. Bu ilk değil. Bugüne kadar kaç kere toplandık. Bu sefer de istek Özden’den geldi ve son gelişmeleri, Kİbrıs, AB gelişme raporunu hep beraber değerlendirelim istedi. Biz de bunun üstüne toplandık. Bunda ben bir yanlış taraf görmüyorum. Eğer size karşı bir hareket içinde olduğumuzu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Zira böyle bir iş herhalde resmi dairelerde olmaz. Onun için de endişenizi anlamadım.
– Yine de bana haber verseydiniz ben de gelirdim veya niye bu konuları benimle payla?mıyorsunuz. Bunları söylerken sesini yükseltmeye başladı. Benim huyumu çok iyi bildişi için ben de sesimi yükseltmeye başladım ve.
– O zaman size söyleyeceklerim var. 312 kişi “Onbaşı bile olamayacakları general yapıyorlar” diye bir gazetede haber yayınlandışında mahkemeye veriyor ve siz buna katılmıyorsunuz. Herkes bize acaba Genelkurmay Başkanı AKP partisinden mi yoksa, TSK’den değil mi diye soruyor. Cevap vermekte güçlük çekiyoruz. Neden bizimle beraber siz de mahkemeye vermediniz.
– Genelkurmay Başkanı’nın o kadar bir gizemi olsun. Ben sizlerin de yani kuvvet komutanlarının da vermesini tasvip etmedim. Bir gazetede küçücük bir köşede yer alan bir haber Şimdi büyüdü, tasvip eden var etmeyen var.
– Bunu nasıl söylersiniz. Zaten halk üzerinde itibarımız gittikçe zayıflıyor. Siz kalkmış neler söylüyorsunuz. Bu yakıştırmayı TSK’da kim kabullenebilir ki. Sizin bizimle olmamanız bizleri çok üzdü. Dişer bir konu siz “sizlerle konuşmak istiyorum, benimle toplanın” diyorsunuz ama bugüne kadar hiçbir şeyi bizle payla?madınız. Biz yayınladığınız bildirileri gazetelerden öğrendik. Bizdeki intibanız siz bizle bu konuları paylaşmak istemiyorsunuz, şeklindedir. Size söylemek istemezdim ama geçen yıl size en fazla desteği kim verdi. şöyle bir düşünün.
– Tabii ki sen verdin ve sana çok müteğekkirim.
– O halde nasıl olur da böyle birıeyi bizim hakkımızda düşünebilirsiniz.
Son sözleri söylememin gayesi geçen yıl eğer ben ona karşı Çetin Doğan ile birlikte olsaydım onu paramparça edeceklerdi.

Ama ben öyle yapmadım. Konuşmamız bundan sonra tatsız bir şekilde sona erdi. 11 Kasım günü kendisi yurt dışına gitti. Ben de İlker’e gittim (II Başkan). Yaptığımız özel çalışmanın ne olduğunu sordum Bana:
– Biz de bir grup kurduk. Komutan sizinkileri okudu. Grup bizim ve sizin önerilerinizi birleğtirerek bir öneri hazırlayacak ve bunu sizlere göndereceğiz. Sonra bu konuyu Askeri Şura’ya getirerek tartışıp herkesin fikrini alacaşız. Bilahare de sonucu Cumhurbaşkanı’na götüreceğiz, sonra da Baİbakan’? buraya davet ederek kendisi ile bu konuyu görü?eceğiz. Bizim planımız bu şekilde. Yani sonuçta bir nevi “Muhtıra” olacak.
– İlker sana ayrılırken söyledim. ?ahsi menfaatlerin sakın ülke menfaatlerinin önüne geçmesin. Tekrar aynı şeyi söylüyorum. Yapmazsın ama yine de unutma.
Böylece Genelkurmay’ın planı ilk defa belli oluyordu. Bu plan üzerinde Kara Kuvvetleri Komutanı ile tartıştık. Zira bazı konuların açığa çıkması gerekiyordu. Onlar bize çalışma sonuçlarını verince bizim bu konu üzerinde çalışmamız ve konunun hafifletilmesini önlememiz gerekiyordu. Dişer bir konu Şura’daki bu öneriler tartışılırken Baİbakan olmamalıydı. Zira bu ?ekle gidilirse olay normal bir Şura tartışmasına dönecek, kendisi hiç konuşmayacak buna mukabil bizleri konuşturarak aynen Çetin Doğan’ın durumuna dü?ecektik. Buna engel olunmalıydı. Her kafadan bir ses çıkmasın? önlemek için de Şura öncesi bir toplantı yapılarak herkes ayın hizaya getirilmeliydi. Önceden nabız yoklandığı için hiçbir çatlak ses çıkaca?ın? zannetmiyorduk. Hatta Kara Kuvvetleri Komutanı, Ya?ar (Büyükanıt, o sırada 1. Ordu Komutanı-Nokta) ile de görülmüş. Ben de bu konuyu çok merak ediyordum. Zira Ya?ar ileride G (Genelkurmay Başkanı-Nokta) olabilecekti.

Ama o da kendinden beklendişi şekilde “Önümüzde iki seçenek var. Ya bu iktidara hiç sesimizi çıkarmayacaşız. Ya da sopa zoru ile istedişimizi yaptıracaşız” demiş. Kendisinden ben de bunu beklerdim. Ama gene de onun durumunu takdir edip mümkün olduğu kadar kendisini korumamız lazım. İlker için de aynı şeyi konuştuk. Her ikimiz de İlker’in zafiyetinin olduğunu ve Şimdiden ikbal heyecanına düştüşü şeklinde oldu. Çok pasif davranıyor ve durumu idare etmeye çalışıyordu. Bence de Genelkurmay Başkanı AŞustos 2004’e kadar durumu idare edip Kara Kuvvetleri Komutanı ve JANGENKK’un gitmesini bekleyecek ve ondan sonra da üzerimizde tam bir hakimiyet kurmaya çalışacaktı. Dişer üzerinde konuştuğumuz bir konu da eğer Baİbakan kendisine söyleyeceklerimizi hiç nazarı itibara almazsa ne olacaktı. O zaman daha Şura toplantısında bu iç işin de kararı alınmalıydı. Zira bundan sonraki Şura toplantıs? AŞustos 2004 ayındaydı. Bu arada Kara Kuvvetleri Komutanı bana
– Fener’in (Eruygur-Nokta) bazı sivri fikirleri var. O bizden biraz farklı bu konulara yaklaşıyor. Ama onun fikirlerini benimsemek Şimdilik mümkün değil. Çok dikkatli olmalıyız, gereksiz yere tırmandıracak hareketlerden kaçınmalı ama az derecede de reaksiyon göstermemeliyiz.
– Katılıyorum. Ben Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fener Eruygur’un fikirlerinin ne olduğunun başından beri farkındayım. Amacımız mümkün olduğu kadar beraberce hareket etmek. Bu nedenle ne yapıp edip Genelkurmay Başkanı’n? kendi yanımıza çekmeliyiz.
Hatta bence bu hafta topluca ona gidelim ve açıklamada bulunalım. Yaptığımız her şeyin ona destek vermek için olduğunu ama kendisi bizimle beraber olmak istemezse bizim buna devam edeceğimizi ve bu olaylar aleyhimize işlemeye devam eder ve o bizden ayrılırsa o zaman da “Biz TSK’nın imajın? koruyamadık o nedenle hep beraber siz de dahil istifa ediyoruz” diyerek ayrılırız.
– Bu işleri bu yıl sizler ile konuşmak çok iyi, geçen yıl ben çok yalnızdım. Bülent (bir önceki Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Alpkaya-Nokta) kendisine gidip ben sizi destekliyorum onlar ile beraber değilim ve siz doğru yapıyorsunuz deyince biz Fener ile yalnız kaldık. Onlar Havacıyı (bir önceki Hava Kuvvetleri Komutanı Cumhur Asparuk-Nokta) da yanlarına alarak bir grup oldular. Buna rağmen Çetin’e karşı ona elimden gelen desteği verdim. Ama Bülent bize bir yıl kaybettirdi. Onu biz terfi ettirdik ama ben o adamın böyle bir tip olduğunu tahmin etmiyordum.
– Tabii biliyorsunuz o bunları niye yaptı. Sadece üçüncü yıla uzamak istiyordu. Bunun için de Genelkurmay Başkanı’nın onayına ihtiyacı vardı. Bu yüzden ona yaranmak için ülke menfaatlerini ayakları altına aldı. Biz dışardan geçen yıl olayları böyle görüyorduk.

– Ben bunu altı ay önce fark ettim ve Genelkurmay Başkanı’na giderek aşırlığımı koydum. Bülent’i uzatmak gibi bir niyetiniz olduğunu seziyorum, böyle yaparsanız çok yanlış yaparsınız, üstelik ben bunu tasvip etmiyorum dedim. A??rlığımı koyunca bana rağmen bunu yapamadı. Bu sene de ben artık gideceğim ama onun kendi adamlarını terfi ettirip istedişi yerlere getirmesine engel olacaşım.
– Bizden her türlü destek. Beraber listeleri yapalım. Biz Fortana da dahil her türlü desteği verdik bile dedim.
– Genelkurmay Başkanı’nın esasında başka amaçları var. Kendini TSK’ne yenilikler getirmek ve çağ açmak misyonuyla yükümlü sayıyor.
– Benim kanaatim de aynı. Kendisinin uygulamalarından anladığım kadarı ile TSK’ni MSB’ye başlayacak ve kuvvet komutanlarını da kendisine danışman gibi yardımc? olarak alacak. Küçülecek ve tüm kuvvetlere emir veren bir komutan haline gelmek istiyor. Bir çok şeyi birleğtirmesi, bunun bazı ipuçları gibi geliyor. Kafasında Müştereklik adı altında yatan bu fikirler olduğunu zannediyorum dedim.
– Bana rağmen KK’ni küçültemez. Ama senin haklı olduğun değerlendirmeler var. Daha karargaha gelir gelmez adli müşavire Genelkurmay’ın MSB’na başlanmasının hukuki ve fiili sonuçları ne olabilir diye bir inceleme yaptırdı.

19 Kasım 2003
Öğleden sonra 14:00’da Genelkurmay Başkanı başkanlığında toplanarak MGK’da konuŞulacak konuları gözden geçirdik. Genelkurmay Başkanı kendine bazı konuşmalar hazırlamış. Bizi dinlemedi bile, söylediklerimizi de kaale bile almadı. Bilhassa KKK ne derse hep ters yanıt verdi. Anlaşılmaz bir tutum içersinde. Konuşmalarında hep hükümeti savunuyor ve sizin doğru dedişiniz her konunun tersini ileri sürüyor. Eğer bir sivri konu olursa ve savunamayacak durumda ise “Bunu sen söyle” diyor. Buradan çıktıktan sonra JANGENKK bizi davet etti ve onun odasına gittik. İbrahim yurt dışında olduğu için toplantıda yoktu. Durumu değerlendirdik. Aynı mevzuları tekrar konuştuk ve MGK’da hiç konuşmama kararı aldık. Bu arada JANGENKK bize yine bir sürü irtica ile ilgili resim ve takip neticesi yapılan tesbitler ihtiva eden yazılar daşıttı. Eylül başından beri biriken miktar inanılmaz hacimde. Hala irtica yaygın değildir diyebilmek için insanın aklında başka fikirler olması lazım.

“Bizi takip ettirdişini de zannediyoruz”

22 Kasım 2003
KKK’lı?ında toplandık. Ne yapacaşımızın programın? yaptık. 1 Aralık günü bizlere yani kuvvet komutanlarına bir takdim yapılacak. Bu tadimi müteakip 3 Kasım günü Şura üyelerine bir takdim yapılacak ve sonra konu Baİbakan’a ve Cumhurbaşkanı’na iletilecek. Şura toplantısında amacımız AŞustos 2004 ayına kadar olacak sürede bu hükümet bildişini okumaya devam ederse komuta heyetinin, halkın da duyacaşı bir muhtıra vermesi şeklinde bir yetki almak. AkŞam Kara Kuvvetleri Komutanı’nın verdişi akıam yemeğine katıldık. Öğlen yaptığımız toplantıda artık hepimiz bu işin bu Genelkurmay Başkanı ile gitmeyeceğini, bu adamın kendi menfaatlerini ülke yararı önünde tuttuşunu, korkak ve hükümete yaranma peğinde olduğuna dair fikir birliğine vardık. Bizi takip ettirdişini de zannediyoruz.

1 Aralık 2003
Bugün öİleden sonra Genelkurmay Başkanı bize verdişimiz özel çalışmaya cevap olarak bir takdim yapacaklardı. Öğleden sonra Genkur’a gittik ve takdimi dinledik. Takdim benim tahminimden daha detaylı hazırlanmıştı. Önemli konular vardı. Biz komutanlar olarak taviz vermez bir tutum içerisine girecektik.
Takdimi durdurarak sorular ile açtık. Aklımızda hep uyutuluyor muyduk endişesi vardı. II. Başkan (Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Baİbu?-Nokta) güvenilecek bir general değildi. Kendi yararını ülke yararı üzerinde tutuyordu. Ve bize kesin cevaplar vermiyordu.
Genelkurmay Başkanı dahil hepimiz bu hükümetin esas amacının dini bir devlet esası getirmek olduğunda hemfikir olmuş ve bugüne kadar olan eylemlerinin anayasaya aykırı ve hatta onu değiştirmek üzere planlandığını ama görünürde demokrasinin verdişi özgürlüklerden faydalandığını tesbit ettik. (…) Bir ara laiklik tanımı üzerinde tartıştık. AKP ile bizim laiklik anlayışımızda fark vardı. Ve bütün uyutmaca da buradan kaynaklanıyordu. Son olarak hepimize söz verdi. Kara Kuvvetleri Komutanı “Ben çok rahatsızım ve devlet elden gidiyor. Bir an önce bir sıkıyönetim içerisine girmeli” dedi. Bana söz verdişinde “Mademki hepimiz bu hükümetin anayasaya aykırı hareket ettişine eminiz, o halde 35. madde gereğince anayasayı da korumak bizim görevimizdir. Eğer bir eylem planı yapılacaksa bu planın ne maksatla yapıldığının bilinmesi lazım. Bu nedenle burada bir karar vermemiz gerekiyor” dedim. Genelkurmay Başkanı bana dönerek “her ikiniz de açıkça konuşmadınız ama söylemek istedişiniz şey olamaz ve bize çok zemin kaybettirir. Yapacaşımız başka şeyler var” dedi. Ben de “Doğru söylüyorsunuz o telaffuz etmek istedişimiz şeyden başka da şeyler olabilir. Mesela bu hükümete bir alternatif yaratmak gibi. Ama onun bile kararının verilmesi gerekir ki eylem planı ona göre hazırlansın.”
Bu önerimi kabul etmedi. O zaman boşuna akıntıya kürek çektiğimizi anladım. Niyetleri galiba bize bir şeyler yapıyor gözüküyor bizleri oyalamaktı. Benden sonra Org. Fener ve Fırtına konuştular ve aynı ifadeleri kullandılar. Kararlılık göstermiştik. Genelkurmay Başkanı’nın rahatsız olduğunu yüzünden okuyorduk. Bize yapılan takdimin sadece durum tesbitini Cumhurbaşkanı ve Baİbakan Recep Tayyip Erdoğan’a takdim edeceklerini açıkladılar. Benim kanaatim yine de bu toplantı yerine mesaj vermişti. Kimse Genelkurmay Başkanı’ndan bir kalkınma talebinde bulunmadı ama herkes için gittişi yere kadar gitmeye kararlı olduğumuzu (o da) gördü. Bundan sonra bizlere yaklaşımlarının daha değişik olacağını tahmin ediyorum.

Özkök: Muhtıra yok!

3 Aralık 2003
Genkur. Başk.lı?ında YA? (Yüksek Askeri Şura) Hazırlık Toplantıs? (…) Önce Genelkurmay bize Pazartesi günü yaptıkları takdimin aynısın? yaptılar ve Genelkurmay Başkanı sonra en k?demsizden başlamak üzere tüm katılanlara söz verdi. Söz alanların ifade ettikleri konular sırası ile ve özet olarak aşağıdadır.

Faruk Cömert:
AKP yerel seçimleri kazanırsa amacına ulaşabilmek için batıya daha fazla taviz verebilir, dolayıs? ile haklarımız? da kaybedebiliriz.

Yener Karahanoğlu: Pozitif eylem için neredeyiz?
Acaba geç mi kalıyoruz? İcraatlarının izlenerek sonuçlarına göre karar vereceksek, geç kalabiliriz. Onlar nasıl tam demokrasiyi kullanıyorlarsa biz de onlara tam demokrasi ile mukabele etmeliyiz. Yani azınlık olarak çoşunlu?a hükmedemeyeceklerini anlatmalıyız.

Orhan Yöney:
AKP’nin iktidar olmasına rağmen muktedir olamadığı halka gösterilmelidir. Bu yönde eylemler yapılmalıdır. Zaman geçtikçe karşımızdaki kitle büyümektedir. Bunlar kadrola?tıkça genişliyorlar. Dolayıs? ile zaman lehimize çalışmıyor. Bu nedenle ileride bir eylem yapmaya gidersek, alacaşımız tedbirler çok sancılı olabilir. Eylemlerimiz Aralık 2004 dönemine kalmamalıdır. O tarihlerde AB, AKP’nin isteklerini yapacak, bu ise bizim aleyhimize olacaktır. Bu nedenle eskalasyonu hızlandırmalıyız. Halka bazı şeyleri açıkça anlatmalıyız. Yazarlar ve önemli kişiler ile temasa geçerek “Eğer demokrasiyi korumak istiyorsanız biz sizinleyiz” diye mesaj vermemiz lazım. Yarg? bitmiştir. Yargıdan medet ummamalıyız. Ama yargıyı eski rayına oturtmak için destek vermeliyiz. Doğal mütefiklerimiz, üniversiteler ve sendikalardır. Bu kurumlar bizlerden işaret beklemektedirler. Halktan uzaklaşmış?z, halka daha çok yaklaşmalı ve Şeffaf olmalıyız. AKP’nin hassas taraflarından biri de milletvekili dokunulmazlığıdır. Bu konuyu işlememiz gereklidir. Siyasete bulaşmayacak şekilde derneklere üye olalım. Böylelikle kendimizi daha iyi tanıtır ve fikirlerimizi etrafa daha iyi yayabiliriz. Muhalefet partisinin üzerine daha çok gitmeliyiz. Bir gün müdahale etmek zorunda kalırsak siz de hesap vereceksiniz, mesajın? onlara verelim. Bizi hafife alıyorlar.

Şükrü Sarığı?k:
Bizim çok fazla zamanımız kalmadı. Onların icraatlarının demokrasi ile önlenmesi mümkün değil. Alternatif lazım. Kamuoyunun bizden beklentisi var. Çoşunluşun hakkını gaspediyorlar. Erbakan kararı onları rahatlatmıştır. (Bugün Yargıtay Erbakan’ın sahtecilikten verilmiş olan iki buçuk yıla yakın hapis cezasın? onadı.)

Fethi Tuncel:
Takdimde belirtilen hassas taraflarından hiçbirini istismar edemeyiz. Alternatif olarak karşılarına bir siyasi alternatif çıkaramayız. Basının desteğini alamayız. Eylem planın? bir an önce tesbit edecek icraata geçmeliyiz.

Fevzi Türkeri:
Devletin bütünlüşü tehlikededir. Bu takdimi seçimden sonra Baİbakan’a anlatmanın bir yararı yok. DoŞu ve GüneyDoğu Anadolu’da bölücülük hız kazanmıştır. Ülkemiz süratle bölünmeye gitmektedir. Şimdiden tedbir alınmalıdır. Basın, TÜSİAD, sermaye sahiplerini toplayıp bu iktidarın yaptıklarını anlatalım. Onları tarafımıza çekmeye çalışalım. Eylem planında çok zorluklar ile karşılaşacaşız. Toplum iktidarın yaptıklarına pembe gözlükler ile bakmaktadır. Yerel seçimlerden önce Baİbakan’a bu işlerin böyle gitmeyeceğini anlatalım.

II. Başkan:
Tablo kötü ama umutsuz olmaya gerek yok. Mart ayındaki seçimler önemli. Stratejimizin büyük kısmı yerel seçimlerden öne yapılmalı. Aksi halde işimiz zorlaşacaktır. Eylem planımızın tek zorluŞu acaba toplum bu konuyu ne kadar biliyorı En önemli nokta bu. Acaba ne kadar insan bu durumun bu kadar vahim olduğunun farkındağ Durum tesbitini kamuoyuna yans?tmalıyız. Halkın desteğini almaksızın bir eylem planı yapmak önemli değil. (Soru: Durum tesbitini kamuoyuna nasıl yans?tacaşız.) Çeğitli kişiler ile görüşüyoruz. Ama adamlarımız? iyi seçmeliyiz. 28 Şubat konjonktürü farklıydı. Halk daha hazır değil.

Oktar Ataman:
Kötü bir tablo bedbin olmamak lazım. DoŞu ve GüneyDoğu Anadolu’da bölücülük ve irtica iç içe beraberce hareket ediyorlar. Hızla bölünme noktasına gidiyoruz. Bu iktidar güvenlişimize ae anayasamıza bir tehdittir. Bertaraf etmek için her şey yapılmaktadır. Kamuoyunun kazanılması gerekir. Medya patronları önemli. Bu kişiler birebir konuŞularak tarafımıza kazanılmalıdırlar. Eylem planın? süratle geliştirerek icraata koymalıyız.

Hurıit Tolon:
Bu iktidar ne olduğunu ortaya koydu. Ancak takiyyeye başvuruyor. Arkasında ABD, AB var. Bunlar OrtaDoğu’yu 1915’te yaptıkları gibi şekillendirmek istiyorlar. Bu hükümetten öncelikli tehdit bölücülük, sonra irticadır. İrtica bunların devlet yapısı içerisindeki kinin ifadesidir. Seçimden önce ikaz etmezsek önümüze aŞamayacaşımız bir engel çıkacaktır. Halk bize sırtın? çevirmez. Bu hükümet ulusal onurumuz ile oynamaktadır. Onur kırıc? bir durumdayız. Üniter yapımıza zarar verilmektedir. Bu iktidarın alternatifi var mış Şu anda yok gibi görünüyor. Muhalefete bu konu anlatılmalıdır. Dünya kamuoyuna açıklanan konular onurumuzu kırmaktadır. (Pek çok örnek verebiliriz. Bir örnek dil konusunda ya?ananlardır.) Uyum paketi altında hazırlananlar sadece bölünmemizi kolaylaştıracaktır.

Fener Eruygur:
Söylenecekler söylendi. Sadece bir-iki konu ilave etmek istiyorum. Her şey elden gidiyor. Örneğin Emniyet teğkilatı jandarma ile yarığıyor ve onu kötüleyerek yükselmeye çalışıyor. Ayrıca WEB sayfası açmıştır ve Baİbakan’? destekliyorlar.

Ya?ar Büyükanıt:
Ortaya konan stratejinin bazı gerekli parametrelerin ilavesi ile gözden geçirilmesi uygundur. Vahim bir tablo. Jeopolitik açıdan ABD ve AB ülkemize OrtaDoğu’da yeni bir rol biçmeye çalışmaktadır. Yeni model bir Türkiye yaratmaya çalışmaktadırlar. Baİbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD’ne gittişinde Fetullah Gülen ile buluştular. AK ismi bilinerek ve kasıtlı olarak Bediüzzaman’ın yazılarından alınmıştır. ABD, AB ve Türkiye’yi manipüle etmektedir. Direnmenin başladığı yerde ekonomi bir silah olarak kullanılmaktadır. Pozitif davranmalıyız. Acaba zaman mI geçtiş Bence geçti. Dead line seçimlerdir. Eylem planında tedbirleri sıralamak kolay ama uygulanabilir olmalıdırlar. Kamuoyu desteği için en önemli kaldıraç basın yayındır. Bunu kullanmalıyız.

İbrahim Fırtına:
Eylem planının amacı anayasayı korumaktır. Takdimde TSK’nın eylem planın? tek bağına yapamayacağını belirtmek bir zafiyetir. Bu cümleler kayıtlardan çıkarılmalıdır. Cumhurbaşkanı ile müşterek hareket şart. Parlamento Cumhurbaşkanı tarafından feshedilmelidir. Yeniden anayasa yapılmalı ve bu anayasa kendini koruyacak her türlü imkan konulmalıdır. Bu hükümetle olmaz. Hukuki şartlar müsaittir. Gereken yapılmalıdır. Cumhurbaşkanı’nın yetkileri vardır.

Özden Örnek:
Takdimde yapılan durum tesbiti dışında ben de bir durum tesbiti yaptım. Burada bulunan herkes aynı fikirde. Bu bence en önemli konuydu. TSK zaman ile zemin kaybetmektedir. Bu ifadeyi halk desteği anlamında söylüyorum. İkinci tezkereden sonra ve bilhassa AŞustos 2004 ayındaki MGK yasasının çıkmasından sonra halkın TSK’ne karşı olan inanc? zayıflamıştır. Ilımlı İslam diye bir şey Türkiye için mevzubahis değildir. Biz halkının çoşunluŞu Müslüman olan bir toplumuz ve idare tarzımız da cumhuriyettir. Sakınmamız gereken en önemli konu bundan sonra aleyhimizde “dinsizler” propagandasının yapılmasıdır. Böyle bir tutum ile karşılaşırsak süratle ve kararlı bir şekilde cevap vermeliyiz. Eğer elimizde NATO tatbikatlarında olduğu gibi ikaz endikatörlerini gösteren bir ???k levhamız olsaydı Şimdi hepsi kırmızı olacaktı. Askerin söyledişi yapılır ama bunun nedeni vardır. Zira askerin elinde silah? vardır ve bu silah askere bazı manevra yetenekleri verir. Silahımız bizim caydırıcılığımızdır. Bu nedenle “ben silahımı kullanmayacaşım” diye açıklamalar yapmamalıyız. AKP’nin attığı her adıma aynı şiddetle ama çok kararlı olarak cevap vermeliyiz. Ben bunların bölüneceğine inanmıyorum ve bundan sonraki seçimi de kazanacaklardır. O zaman geç olacaktır. Bölücülük ve bugünkü vahameti; bu durum tesbitinde bütün şiddeti ile vurgulanmalıdır.

Aytaç Yalman:
Söylenecekler söylendi. Kendimi suçlu hissediyorum (Genelkurmay Başkanı bu söz üzerine “neden kendini yalnız sorumlu hissediyorsun” diye sordu)1. Yalnız kendim değil, siz de benim kadar sorumlusunuz. Buradaki dişer arkadağların sorumluluŞu bizden sonra gelir. Zamanı boşuna geçirdik. Benim önerim hemen ve gecikmesiz eylem planına başlamak. Seçimden önce muhtıra vermeliyiz.

Genelkurmay Başkanı:
Teğekkür ederim, herkesin aynı fikirde olması güzel. Ben yüzde sekseni ile aynı fikirdeyim. Ama katılmadığım noktalar var. Açık konuştuğunuz için hepinize teğekkür ederim. Muhtıra vermeye niyetim yok. Bu hükümet gitmelidir. Demokratik yollardan bu işi halledeceğiz. Yapabileceğimiz bir çok şeyin olduğuna da inanıyorum.
Bu toplantı bence tarihi bir toplantıydı. Bir yıldır ilk defa yapılıyordu. Genelkurmay Başkanı’na onunla aynı fikirde olmadığımız mesaj? verildi. O da kendinin yalnız kaldığını anladı. Görüntüye rağmen direnmekte devam ediyor. Ama artık çok geç. Zira yasal olarak kendisi de geri dönemeyecek bir yola girdi.

Eylem planına ad konuluyor: SARIKIZ

6 Aralık 2003
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fener Eruygur’un isteği üzerine jandarma sosyal tesislerine gittik. Kara Kuvvetleri Komutanı ve JANGENKK Çarıamba günkü toplantıdan sonra çok rahatsız olmuşlar ve bu arada Kuran kursları ile ilgili yönetmelik düzeltmesi yayınlanınca hepimiz de rahatsız olduk. Bilhassa bu hafta bütçe komisyonunda (TBMM Plan-Bütçe Komisyonu-Nokta) bir AKP milletvekili tekkelerin açılmasını isteyince hepimiz çok rahatsız olduk. Toplandık.
AY: (Aytaç Yalman-Nokta)
Ben bu işten çok rahatsız oldum ve kendime göre şöyle bir plan yaptım. Aralık ayında bunların, Cumhurbaşkanı’nın Baİbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerini bekleyip eğer ocak ayı içinde bir hareket olmazsa istifa edeceğim. Hepimiz buna itiraz ettik.
?E: (Fener Eruygur-Nokta)
Buna gerek yok. Kabul etmiyoruz. Daha yapacaşımız çok şey var.
AY’ın bazı rahatsızlıkları vardı. Kendini rahatlatmadan takıntıdan kurtulamayacaktı. Bu nedenle de Pazar günü tüm or’ları kahvaltıya davet etmişti. Buna neden or’lardan birinin vermiş olduğu bir cevaptı. Hepimiz AY’ın istifa etmesini kabul etmedik. Ve kendimize göre bir eylem planı yapmaya karar verdik.
– Önce basın? ele geçirmeye çalışacaktık. Bu nedenle ben MÖ’? davet edecektim.
– Sonra rektörler ile temas edip öğrencileri sokağa dökecektik.
– Sendikalar ile aynı şekilde hareket edecektik.
– Sokaklara afiş astıracaktık.
– Dernekler ile temas edip onları da hükümet aleyhine teğvik edecektik.
– Bütün bu olayları yurt çapında yapacaktık. Yukarıdakiler SARIKIZ olarak anılacaktı. Ayrıca bana ALABANDA isimli bir proje verdiler. Ben de onun hazırlığını yapacaktım.

12 Aralık 2003
AkŞam grubumuz ile biraraya geldik ve son bir haftadır olan gelişmeleri gözden geçirdik. AY bugün Genelkurmay Başkanı ile görülmüş ve mesleki konulardan sonra ulusal konuları konuşmuşlar. AY’ın söyledikleri özetle:
1. Rahat olun. Bizler gayet iyi anlaşıyoruz ve bir bütünüz. Sizin de bize katılmanız lazım. Geçen seneyi hatırlarsanız ne kadar iyi bir konumda olduğumuzu anlarsınız. Bu akıam yemek yiyeceğiz isterseniz gelin siz de bizimle beraber olun. Bizler arada bir toplanıp ulusal meseleleri tartışmakta yarar görüyoruz.
2. Bu adamların yaptıkları artık tartışılmaz bir şekilde meydanda.
3. Ordu komutanlarının tepkisini gördünüz. Herkes daha fazla etkin olmamız? istiyor.
4. Gerekirse bunlara seçimlerden önce bir muhtıra verelim.
(…)
Sonra hepimiz SARIKIZ kapsamında yaptıklarımız? anlattık. Ben de İstanbul’da MÖ ile yaptığım konuşmayı ve gazetecilerin bu konuya ne kadar önem vermeleri gerektişi konusunda kendisine verdişim mesaj?, Rahmi Koç ile olan görüşmemizin özetini, Orhan Karabulut’a AD (Aydın Doğan) ile olan görüşmemizi anlattım ve 18 Aralık günü MÖ ile görü?me yapmaya karar verdik.

19 Aralık 2003
Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanı general yaptıkları faaliyetler ile ilgili olarak sadece bana özel bir birifing verdiler. AKP hükümetine karşı, bu hükümeti demokratik kurallar içerisinde zayıflatmak için neler yapılması gerekiyorsa hepsi düşünülmüş ve uygulamaya geçmişler. Hayranlıkla dinledim. Kendilerine birkaç konuda görüİlerimi söyledim. Alınacak tedbirler içersinde afiş asmaktan gazetelerde ilanlar vermeye kadar değişen bir çok hal tarzları vardı. Bu çalışmaya “Cumhuriyet Platformu” ismini vermişler.

29 Aralık 2003
Genelkurmay Başkanı’nın müsait olduğunu haberini alınca kendisine haftalık haber vermek için telefon ettim. Benim verdişim bilgilerden sonra bana kendisine gönderdişimiz rapor ile ilgili bazı serzenişlerde bulundu. “Ben bu raporun iki noktası, hariç her şeyi ile hem fikirim. Bu noktalar şunlardır……Ama beni esas üzen konu raporun dördünüz tarafından imzalanarak gönderilmesi ve böylece bir muhtıra şekline dönüşmesi. Sen aklıselim sahibi bir insansın ve bu gibi olaylara engel olman gerekir. Daha önce de benden habersiz dördünüz toplandınız. Acaba sen komutan olsan ve senin komutanların böyle yapsa ne dersin” dedi. Ben de kendisine “Bizim hiçbir değişik fikrimiz yok sadece size fikirlerimizi aktarmak istedik ve bunun için de bir haftadır gece 3-4 saat uyuyarak çalıştık, tüm Kİbrıs konusunda uzman olanlar ile konuştuk ve o kaşıdı öyle hazırladık. Amacımız sadece size yardım etmek ve siz Baİbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görü?meden önce bu raporu hazırlamaktı. Raporu size nasıl takdim edeceğimiz aramızda sorun oldu. Bu şekilde takdim etmeye karar verdik.” dedim. “Sen aklı selim sahibisin. Onların bunu yapmalarına izin vermemen gerekir. Eğer bir söyleyeceğiniz varsa bana söyleyin” dedi ve konuşmamız? tamamladık. Anlaşılan Genelkurmay Başkanı rahatsız olmuştu.

Bizi Kara Kuvvetleri Komutanı aradı. Genelkurmay Başkanı onu da aramış ve aynı konuları ona da anlatmış. Çok üzülmüş ve Genelkurmay Başkanı raporun değiştirilerek imzasız gönderilmesini istemiş. Ayrıca raporun son kısmında yer alan ve Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından eklenen bir cümlenin de çıkarılmasın? talep etmiş. Bunun üzerine o da kağıtları toplayıp yeniden göndeririz demiş. Beni, gönderdişimiz raporun bendeki kopyasın? istemek için aramış. Ben de peki dedim. Benden önce Hava Kuvvetleri Komutanı’n? aramış, ondan raporu isteyince Hava Kuvvetleri Komutanı tavır koymuş. Bana Hava Kuvvetleri Komutanı’n? yumuşatmamı söyledi.
AkŞam Hava Kuvvetleri Komutanı ile bu konuyu evde konuştuk ve sorunu kendisine izah ettim. Hava Kuvvetleri Komutanı çok üzülmüştü ve güvenini yitirmişti. Bence de haklıydı. Hep beraber değiştirilebilirdi. Sonra aldığımız bir karardan geri adım atarsak sonra başımıza nice haller gelecekti. Bunlara çok üzülmüştü. Kendisine bunu yapmazsa Kara Kuvvetleri Komutanı’nın Genelkurmay Başkanı ile kavga etmesi gerekir, o da bizim Şimdi istemedişimiz bir konu diye izah ettim.

“Jandarma Genel Komutanı daima bir ihtilal özlemi içersinde”

20 Ocak 2004
Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda yapılacak kuvvet komutanları toplantısına katıldım. MGK ön toplantıs? Perıembe günü yerine yarına alındığı için bir koordinasyon ihtiyacı doğmuştu. (…) Konuşmalar sırasında Jandarma Genel Komutanı daima bir ihtilal özlemi içersinde, bir an önce bu işi yapalım şeklinde konuŞuyordu. Bugün de defalarca tekrar etti, en nihayet dayanamadım ve bakın biz sizle böyle konuşmadık. Planlamayı 23 Ocak’tan sonra yapabileceğimizi birkaç kez tekrar ettim. Onun için hiçbir hazırlığımız yok ama başlayacaşız dedim ve a?z? kapandı.

1 Şubat 2004
Aytaç Paralar’a ziyarete gittik ve hemen konu ülke meselelerine döndü. Bana “seninle özel konuşmamız lazım. Ben Fener ile İbrahim’in davranışlarını tasvip etmiyorum. Çok ifrata kaçıyorlar. Geçen gün gelen M?T’ten habere göre, Şenkal iki haber verdi; birincisi JGKK’nın bütün hareketleri biliniyor ve yasa dışına çıktığı değerlendiriliyor. İkincisi ise Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanları arası açık ve bu sorun herkes tarafından ve kesinlikle biliniyor. Bu nedenle artık kendimize bir çekidüzen verip ülkeyi bir maceraya götürmek yerine devamlı ve kararlı bir tutum sergilemeyi ama açık konuşmayı tercih ederim, zannederim sen de benim gibi düşünüyorsun” dedi.

3 Şubat 2004
Kara Kuvvetleri Komutanı ile beraber önce DoŞu Aktulga’nın ailesine hem bayramlık, hem de baİsağlığı için gittik. Sonra geri döndüşümüzde onların evinde çok özel bir konuşma yaptık. Ben denetlemeye gittiğim zaman hepsi Jandarma Genel Komutanlığı’nda toplanmışlar ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fener Eruygur onlara bana Salı günü takdim edilen hazırlıkları göstermiş ve yapılan üst düzeydeki bazı yöneticilerin konuşmalarına ait ses kayıtlarını dinletmiş. Bunların çoğu AKP’ye danışmanlık yapan kişilermiş ve Kİbrıs sorununu nasıl halletmeyi düşündüklerini ve bu konuda neler yaptıklarını anlattıkları kayıtlarmış.
Takdimin sonunda Hava Kuvvetleri Komutanı ve Jandarma Genel Komutanı hemen 10 Mat’ta ihtilal yapalım diye bastırmaya başlamışlar. Kara Kuvvetleri Komutanı onları Şimdilik frenlemiş ve bunun için daha zamanın uygun olmadığını beklememizi salık vermiş. Jandarma Genel Komutanı benimle görü?eceğini söylemiş ve daşılmışlar.

Kara Kuvvetleri Komutanı bu konudan çok rahatsız olmuş. Bana sen ne düşünüyorsun, dedi. Ben de düşüncelerimi anlattım. “Bir ihtilal için zeminin hazır olması gerekir, yani halk ihtilali istemelidir. 12 Eylül’de olduğu gibi ordu niye duruyor, ne zaman müdahale edecek gibi başlıklar basında yer almalıdır. İkincisi önceki ihtilallerde olmayan bazı özellikleri bugün yaşıyoruz. Ekonomimiz çok bozuk ve tamamen dışabaşımlı. Eğer dışarıdan kredi alamazsak ekonomimiz çökebilir ve halk büyük sıkıntı ya?ar. Bunun nasıl sorumluluşunu almaya hazır değiliz. Bir dişer konu da ABD bundan önceki darbelere destek vermesine rağmen bugün AKP’ye destek veriyor. Onların istemedişi bir darbe veya hükümeti idame etmek çok zordur. Yani ABD’ye rağmen bu işlem olmaz. Dişer bir konu TSK içerisindeki birlik sağlanmış mIdırı Eğer bir ayrım varsa sonumuz tam bir felaket olacaktır. Bu nedenler ile darbeye henüz hazır olmadığımız? söyledim. Ama bu bizim eylemimize engel olmamalıdır. Biz Kİbrıs olaylarını takip etmeliyiz. Bizim en kuvvetli olduğumuz konu Kİbrıs konusudur. Bunlar eğer bu konuda açık verirler ve MGK kararları dışında bir hareket tarz? uygulamaya kalkarlarsa o zaman Genelkurmay Başkanı’na gidip, biz bu konuyu tasvip etmiyoruz ve sorumluluŞu üzerimize alamayız, bu nedenle de bir basın bildirisi hazırladık, ya bizle beraber bu açıklamayı yaparız yahut da biz bu açıklamayı ve tüm düşüncelerimizi açıklayıp istifa ederiz, diyerek onun hareket tarzın? öğreniriz. Eğer bize katılırsa bu açıklamayı hep beraber, yoksa yalnız başımıza yaparız. Bana göre bunun etkisi darbeden daha etkili olacaktır. Genelkurmay Başkanı da bu hareketten sonra yalnız kalacak ve istifa edecektir, dedim.
Kara Kuvvetleri Komutanı bu görüşüme katıldı. Esasen o da böyle düşündüşünü bana söyledi. Onun endişesi Fener ve Hava Kuvvetleri Komutanı’nın, biz onlar ile aynı fikirde olmazsak bizleri suçlayacakları ve bizim onlara engel olduğumuzu her tarafa yayacak olmalarıdır. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fener Eruygur’un amacı Kara Kuvvetleri Komutanı olmak. Bu nedenle de Ya?ar’ın kuyusunu kazmakta olduğunu anlattı. Jandarma Genel Komutanı bana kalırsa biraz haksız ve haris davranıyordu. Kara Kuvvetleri Komutanı bana jandarma Genel Komutanı’nın bir senaryo dahilinde ve hükümet düzeyinde Şimdiden teğebbüse geçtişini ve amacının Ya?ar’ın ekarte edilmesini ve bu konuda bir baskının hükümet tarafından Genelkurmay Başkanı’na yapılmasın? sağlamak olduğunu düşünüyor. Kendisine Fener’in bu konuda faaliyette bulunduşuna dair bazı bilgilerin geldişini söyledi. “Ya?ar ile ilgili bir değil birkaç senaryo etrafta dolaşıyor. Benim hepsinden haberim var” dedi. Ben de eğer Ya?ar için yapabileceğim bir şey olursa benim de haberim olsun, dedim. Sık sık bunları benim bilmemi istedişini bana tekrarladı.
Bu bilgiler çok özel bilgiler olmalarından dolayı benimle paylaşmasına çok müteğekkir olduğumu kendisine defalarca söyledim. Zannediyorum o da buna biraz mecbur kalmıştı. Zira ben yokken yaptıkları görüşmede dişer ikisi onu biraz fazlaca sıkıştırmışlardı.
Konuşmamıza darbe konusu ile devam ettik. Ben eğer bir darbe yapılacaksa bunun 2004 Aralık’tan önce yapılmamasın? ve AB’nin vereceği cevaba göre AKP’nin zaten köşeye sıkışacağını ve o zaman halkın desteğini de alabileceğimizi söyledim. Benden bu konuda Hava Kuvvetleri Komutanı ve JGKK’nın bu amaçlarından onları vazgeçirmemi ve çocukça olan bu isteklerini bir mantık esasına oturtarak hayal yerine gerçeklere dayalı bir hareket tarzın? seçmemizi söyledi. Ben de kendisiyle hemfikir olduğumu ve elimden geleni yapacaşımı söyledim. Kara Kuvvetleri Komutanı kişilik olarak çok dürüst ve düşündüşünü açıkça söyleyen sinsi hesapları olmayan bir kişi. Bu nedenle onun söyledişi her cümleye itimadım sonsuz ve artniyet aramam gereksiz. Yaklaşık üç saat konuştuk. Ama iyi ki konuştuk zira bu konuları ben kendi değerlendirmelerime göre tahmin ediyor ve rahatsız oluyordum. Zannediyorum her ikimiz de rahatlamıştık.

5 Şubat 2004
AkŞam eve gidince kıyamet koptu. Kara Kuvvetleri Komutanı İstanbul’a gitmişti ve Pazar akıamı dönecekti. Telefonla beni aradı ve gizli hattan görü?mek istedi. Alığıldığı şekilde telefon arızası nedeni ile açık telefondan görü?mek zorunda kaldım. “Annan’ın mektubu gelmiş ve içerisindeki konular tamamen bizim söylediklerimizin dışında olayları kapsıyor. Onur Öymen ile İstanbul’da görüştük ve bana bunları anlattı. Ben karargaha emir verdim. Size birer kopya getirecekler. Ben İlker’i aradım, bana hala düşündüklerini ve hareketlerini Denktaş,’a göre ayarlayacaklarını söyledi. Senden rica hemen duruma müdahale etmen” dedi. Bunun üzerine ben de hemen Hava Kuvvetleri Komutanı’n? aradım ve eve davet ettim Jandarma Genel Komutanı bir başlantısı olduğunu ve gelemeyeceğini söyledi. Hava Kuvvetleri Komutanı 19:30’da geldi ve konuştuk.
Önce darbe olabilir mi konusunu açtık. Amacım Fener yokken onunla teke tek konuşarak fikirlerimi ona söylemekti. Nitekim darbe konusundaki fikirlerimi ona naklettim ve zannediyorum benimle aynı fikirde oldu. Ülkenin ekonomik zorluŞu, ABD’nin dişer darbelerden farklı olarak bu kez hükümet tarafın? tuttuşunu, halkın henüz destek vermedişini ve desteğin yahut zeminin oluşması gerektişini kısaca anlattım. Sonra bugün gelişen olay için ne yapabileceğimizi konuştuk. Bir hal tarz? olarak Genelkurmay Başkanı’na giderek halka bir basın açıklaması yapılaca?ın?, isterse kendisinin de gelebileceğini, istemezse bizim bu açıklamayı yaparak TSK’nın Kİbrıs konusundaki düşüncelerinin ne olduğunu açıklayıp istifa etmemiz gerektişini söyledim. Hava Kuvvetleri Komutanı başka bir seçenek tavsiye etti. Kİbrıs’ta herkesin Annan Planı aleyhinde sokağa dökerek gösterilerin yapılmasın? sağlama ve anavatandan da bu hareketlere destek vererek hükümet aleyhine olaylar çıkarmak. Bunları tartıştıktan sonra ertesi sabah buluşmak üzere ayrıldık.

Bu iş sonunda olacak galiba. Ben bu işin olmasını istemiyorum ama…”

6 Şubat 2004
Sabah doğruca Jandarma Genel Komutanlığı’na gittim ve orada üçümüz buluştuk. Durumu tekrar gözden geçirdik. Jandarma Genel Komutanı hala darbe yapalım diye inat ediyordu. Ne düşündüğümü bana sordu. Dün akıam Hava Kuvvetleri Komutanı’na anlattıklarımı aynı şekilde ona da anlattım. “Çok aculsunuz” dedim. İkna değil ama durdurulması zaman aldı ve sabah toplanmamızın esas gayesi Kİbrıs konusunda neler yapılabileceği konusunda seçenekleri gözden geçirmek. Ancak biz bu konuyu bırakıp darbe yapacak mIyız yoksa yapmayacak mIyız konusuna girdik. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fener Eruygur’u ikna etmek oldukça güç. Bir netice alamayacaşımı bildişim halde yine de onu ikna etmeyi denedim. Pek ikna olduğunu söyleyemem. Dikkat ettim Hava Kuvvetleri Komutanı hiçbir konuşmaya karşımıyor ve konuşmalarda beni yalnız bıraordu.

25 Şubat 2004
Tümg. Can Teller ziyaretime geldi. Özel konulardan konuştuk. Amacım onların bizlere bakış açılarını görmek ve öğrenmekti. Nitekim Genelkurmay Başkanı’ndan ümitlerini kesmişler ve bir bahane ile uzaklaştırılmasın? istiyorlar. Komuta katına itimatları tamam ama AŞustos 2004 ayından sonra ne olacak diyorlar. Kendisine sakın ola ki bir yanlışlıkla komuta katının haberi olmadan başka bir hareketin içine girmemelerini, bunun TSK için bir felaket olacağını açıkladım.

28 Şubat 2004
14:00’te kuvvet komutanları ile bizim evde toplandık. Amacınız Kİbrıs meselesini değerlendirmek ve Denktaş,’tan aldığımız birçok özel ve gizli mektupları değerlendirmekti. (…) Hükümete karşı bir tepki olarak da hem Kİbrıs’ta hem de anavatanda gösterilere ve ulusal platformda toplantılara 3 Mart’tan itibaren başlanacaktı.
(…)
İkinci konu olarak yine aynı mesele, biz bu adamları darbe ile alaşaşı edelim konusuydu. Fener ve Havacı bu konuda çok bastırıyorlar. Fener’in adeta aklından çıkmıyor, iki kelimede bir bunu söylüyor. Havacı da keza öyle. Eğer Kİbrıs’? vermek istemiyorsak en son limitimiz 9 Nisan 2004. Bu tarihten sonra hükümet taraflara taahhüt vereceğinden geriye dönüş şans? sadece referandum olacak. Referandumun hangi şartlar altında yapılaca?ın? hepimiz tahmin ediyoruz. Bütün ?er güçleri evet dedirtmek için keselerin a?zın? açacak ve sözler verilecek sonuçta cahil halk “evet” diyecek. Ne yapacaksak 9 Nisan’dan önce yapmamız gerekecek.
Bu nedenle yanımıza Tümg. Can Teller’i de alarak gerekli planlamaya başlamaya karar verdik. Bu iş sonunda olacak galiba. Ben bu işin olmasını istemiyorum ama benim oyumun pek bir itibarı olmayacaktı. Ama onlara hiç değilse bu işin Kİbrıs tabanına oturtularak haklı olacaşımız bir dava edinebiliriz dedim ve olayı marttan nisana kaydırttım.
AkŞam Cumhurbaşkanı’nın yemeğine gittik. Atatürk’ün yaşadığı yerde yemek yemek beni çok heyecanlandırdı. Konuşmalar sırasında Cumhurbaşkanı’nın da sanki ümidini kaybetmekte olduğuna dair intiba uyandı. Bazı mesajlar da verildi. Örneğin Cumhurbaşkanı “Burayı mahsus seçtim ki nereye geleceğinizi görün. Aranızda buraya gelmeyi bekleyenler var (Genelkurmay Başkanı’n? ima ederek)” dedi. Tabii hemen başımız öne düştü. Ama herkes bu laf? duyunca tereddütsüz ona baktı. E?i, Kara Kuvvetleri Komutanı’nın kulaşına eğilerek “Siz de gidince ne olacak” deyivermiş.
(…)
Cumhurbaşkanı genelde herhangi bir askeri harekete karşıdır. Bu onun için çok doğaldır. Zira kendisi bir hukukçu. Hem de Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yapmış bir kişi. Her zaman bu kimlişi ile bizleri frenlemeye çalışırdı. Bu akıam ilk defa kendisini farklı bir tutum içinde gördüm. Adeta ülkenin bu adamlardan kurtulmasının zor olduğuna karar vermiş gibiydi. Bu nedenle, bir yıl sonra da buralarda neler olur bilinmez, diye bir söz sarfetti. Çok güzel bir yemek ve gece geçirdik. Neğeli bir geceydi.

29 Şubat 2004
İlginç bir toplantı yaptık. Jandarma’nın Beytepe’deki tesislerinde kuvvet komutanları ve eski Melis Başkanı Ömer Ezgi bir araya geldik. Oraya gitmeden önce Kara Kuvvetleri Komutanı beni telefonla arayarak toplantıya gitmeden önce bir süre benimle görü?mek istedişini söyledi. Gittim. Dün yapılan toplantıdan çok rahatsız olduğunu Fener’in başka işler peğinde olduğunu, İbrahim’in ise saf, ne istedişini bilmez halde olduğunu anlattı. Bilhassa Fener’in, Ya?ar’ın önünü kesmek için hükümet dahil her türlü angajmana girdişini ve utanılacak senaryolar peğinde olduğunu, sadece hükümet ile değil dişer bazı yollardan da aynı teğebbüsünü devam ettirdişini anlattı. Ben de kendisine hafta içersinde Can Teller’in bana geldişinde Ya?ar ile ilgili bazı menfi bilgiler verdişini ve hatta Ya?ar Pa?a’ya güvenmeyin efendim dedişini hatırlattım. Bunun üzerine Can Teller ile temasa geçmeyeceğimi, onun muhtemelen Fener’in adamı olduğunu söyledim. Kendisine onların dedişi gibi darbenin olamayacağını, bu işin komuta zinciri içersinde bile bir aydan fazla aldığını anlattım. Burada da en kritik konunun Genelkurmay Başkanı olduğunu, ondan habersiz nasıl birlik kaydırılaca?ın?, nasıl tertip alınaca?ın? bilmiyorum edim. Kendi kanaatim olarak böyle bir hareket ile ilgili inisiyatifin daima elimizde olması gerektişini ve gerekirse ben katılmıyorum diyeceğimi anlattım. Hemfikir olduk. Bundan sonra üç konuya dikkat etmemiz lazım dedim Biri Genelkurmay Başkanı, dişeri harekat planlaması ve üçüncüsü de bizim iki kişi nasıl oyalayacaşımız konusu.
Konuşmalardan sonra Beytepe’ye gittik. Herkes toplandı. Amacımız 3 Mart günü yapılacak olan “Ulusal hareket” toplantısına MHP’den bol destek sağlamaktı. Ama konu darbeyi seçimden önce mi sonra mI yapılıma döndü. Ömer Ezgi gayet tabii bir şey yapacaksanız hemen yapın, seçimden sonraya kalırsanız bu iş olmaz, karşınızda dişer partileri de bulabilirsiniz, bu adamlar seçimden kuvvetlenmiş olarak çıkacaklar, ama ileriki senelerde kendilerini yıpratacaklar, bu nedenle o zaman hiçbir parti sizi desteklemez, ama ba?a kim gelirse gelsin ülkeyi de parçalanmaktan kurtaramaz, dedi. Kendisi aynı lafları 4 Kasım 2002 günü de Kara Kuvvetleri Komutanı’na söylemiş. ??in zaman geçtikçe ne kadar karmaşık hale geldişini anlattı. Ben bu fikrin bu kadar açık bir sivil ile konuŞulmasından çok rahatsız oldum. Olayı da buraya getiren hep Fener ile İbrahim. Halbuki bizim evde ve dün bir karar aldık. Üstelik de kimseye söylemeyecektik. Anladığım kadarı ile onlar da ikisi beraber biraraya gelip konuştular. Zira çıkarken İbrahim’in Fener’e bundan sonra ne zaman toplantıyı ayarlayalım dedişini duydum.

“Bana kalsa adamın niyeti ülke yararı değil kendi yararı”

1 Mart 2004
Sabah brifingini takiben Hava Kuvvetleri Komutanı beni aradı. Maksadı açıtı. Ağzımı arayacaktı. Kendisine ne düşünüyorsam aynen söyledim. “Dün geceden çok rahatsız oldum. Verdişimiz kararı niye tartışıyoruz, ikinci olarak da bu kadar gizli tutalım dedişimiz konuyu neden bir siville paylaşıyoruz. A?z? sık? olabilir ama bilmesi gerekmez. Bu adamın hayatı siyaset.” Bana o zaman akıama tekrar buluşalım, ben ne yapacaşımız? anlamadım, dedi. Ben de dişerlerine haber ver, ben gelirim, dedim. AkŞam 19:30’da Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Gölbaşı tesislerinde buluştuk. Kara Kuvvetleri Komutanı ile ben biraz gergindik. Zira aynı mevzuları yeniden konuşmak istemiyorduk. Bu seferki konuşmalarda biraz sert davrandım. Çünkü Jandarma Genel Komutanı sözü ikide bir oraya getirip, bu işi ne zaman yapacaşız, diyordu. Bazen süreyi uzatmanın en iyi çözüm yolu olduğunu söyleyince suratı asılıyordu. Bana kalsa adamın niyeti ülke yararı değil kendi yararı. Bu iş biran önce olsun da nasıl olursa olsun, o da mevkiini korusun.

3 Mart 2004
Hilafetin kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat kanununun yürürlüğe girişinin yıldönümü toplantıs?… ATO’da yapılan panele tüm kuvvet komutanları eğli olarak katıldık.
Genelkurmay Başkanı İsveç’te olduğu için, Hava Kuvvetleri Komutanı ise dün Şehit olan pilotların cenaze törenine Konya’ya gittişi için bu panele katılamadılar. Bu paneli el altından biz teğvik ettik. Coşkulu ve tatmin edici bir toplantı oldu. Salona girdişimiz zaman katılanlar bizleri alk??ladılar ve “Cumhuriyetin Koruyucuları” diye slogan atmaya başladılar.

13 Mart 2004
Öğleden sonra Kara Kuvvetleri komutanı beni aradı ve konuşalım dedi. 15.30’da onların evine gittim. Çok sıkıntılıydı. Önce evvelce kararlaştırdığımız gibi yapmış olduğu gezi hakkında bilgi verdi.
Tüm orduları dola?mış ve tüm or ile kor rütbesindeki subaylar ile görülmüş. Aldığı intiba şöyle: Herkes durumdan rahatsız ve gidişi beğenmiyor. Ama hiç kimse bu gidişin bir darbe ile düzeltilmesini istemiyor. Sivillerin bu gerekli tepkileri göstermelerini ve bizim onlara destek vermemizi istiyorlar. Bu çok önemliydi. Zira artık oturup tekrar aynı mevzuları konuşmaya gerek yoktu. Jandarma Genel Komutanı bu habere sevinmeyecekti, ama gerçek buydu. Kara Kuvvetleri Komutanı, dişerlerine ben bu bilgiyi veririm, dedi.
Dişer bir konu da Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı ile görüşürken “Hilafetin kaldırılması ile ilgili törenlere niçin gittiniz, bana İsveç’e sorabilirdiniz” demiş. Bu adamla bizim aynı düşüncede olmamız mümkün değil. Halbuki olaylar ondan sonra ne güzel gelişti. Kİbrıs konusu ile ilgili yapılan gösteri. Bugün öğrencilerin Kızılay’da yaptığı YÖK aleyhindeki gösteri, hepsi halkın yavaş yavaş uyanmaya başladığının delili. Bu hareketler yükü bizim üzerimizden alarak bizim yasal düzende ve demokrasi sınırları içinde kalmamız? sağlayacakken o bunu anlamıyor ve idrak edemiyor.
(…)
Son konu Kİbrıs konusu idi. Kara Kuvvetleri Komutanı da benden sonra ayrı bir yazı yazmış ve o da aynı istekleri belirtmiş. Şimdi Genelkurmay Başkanlığı’nın bir açıklama yapacağını bekliyoruz. Ama bu açıklamanın bizim bekledişimiz bir açıklama olmayacağına yavaş yavaş inanmaya başladım. Kara Kuvvetleri Komutanı’na “Eğer Kİbrıs için işler bekledişimiz gibi gitmezse ben bunu paylaşmam ve ayrılırım. İleride adımızın bu ekibin isimleriyle beraber anılmasın? istemiyorum. Yapabileceğimin azamisini yaptığıma inanıyorum” dedim. O zaten kararlı, ayrılmayı kafaya koymuş. Bu adamla beraber geçinmek ve onun fikirlerini paylaşmak mümkün değil. Bize belki kaçtınız diyebilirler ama bunu da söylemeye kimsenin hakk? yok. Yapacaşımız yegane hal tarz? olarak darbe kaldı, onu da biz yapmak istemiyoruz.

15 Mart 2004
Sabah bir ara beni Jandarma Genel Komutanı aradı. “Genelkurmay Başkanı her şeyi biliyor. Biraz önce beni aradı. Hemen öİleyin biraraya gelmemiz lazım” dedi. Kendisine neleri bildişini sordum, jandarma tesislerinde Ömer, Ezgi ile yemek yedişimizi biliyor. Hemen hemen herşeyi biliyor, dedi.

16 Mart 2004
Genelkurmay Başkanı’n? görmeye gittim. (…) Sonra oturduk ve bana TSK’da bölünmüş bir görüntü olduğunu ve bazı davranışların çok kötü değerlendirmelere neden olduğunu anlattı. Bizim yaptığımız bazı girişimler ve bilhassa Jandarma Genel Komutanı’nın girişimlerinin hemen hepsinden haberi vardı. Jandarma Genel Komutanı’n? nedense hedef olarak almıştı. “Bütün belgeler elimde, bunları devletin arıivlerine geçireceğim, bu tarihi bir görevdir. Fener’in yaptıkları yetkisini almaktadır. Kendi tesislerinde eski Meclis Başkanı ve rektörler ile de görü?me yapmış. Bunları nasıl yaparı Dedi.
(…)
Karargaha dönünce Kara Kuvvetleri Komutanı’n? aradım ve doğru ona gittim. Mantı yapmıştı. Konuşmalarımız? anlattım. Anlattıklarım onu çok rahatlattı. (…) Bu arada Fener’in kendisini aradığını ve Genelkurmay Başkanı’nın onu h?rpaladığını ve biz bu işi hep beraber yaptık, o halde herkes benim yaptıklarımı üstlenmeli, dedişini anlattı. Ben de kendisine, saçmalık, onun istedişi hep darbe yapmak, başka bildişi bir şey yok, dedim. Hava Kuvvetleri Komutanı ile ikisini durdurmaya karar verdik. Kara Kuvvetleri Komutanı bir ara Fener’i görmüş ve Fener ona ne haber diye sorunca, menfi demiş ve bir anda Fener’in yüzü asılmış başka bir şey konuşmamışlar.

17 Mart 2004
Biz komutanlar erkenden tümen komutanının odasında buluştuk. Herkesin yüzü bir karşıtı. Amaç bundan sonra ne yapacaşımıza karar vermekti. Erken gitmemizi Kara Kuvvetleri Komutanı istedi. Önce Kara Kuv0

tuna

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir