sosyal zeka mI , yada bir oyun mu
Aslında bu konu hakkında düşünüyorum ve tam olarak doğrunun ne olduğunu bulamadım. Bilirsiniz aslında, gerçekte çekim hissetmedişiniz insanlarla olan yüzeysel paylaşımlar, amaç mekan vs benzerlişinden dolayı takındığınız seviyeli ve kibar maskeler, bir masada dönen muhabbet ve tam haz almasanız da gülümseme zorunluluŞu, konuŞulan konu sizin açınızdan verimsiz hatta basit bile olsa, sırf o toplulukta kendinizi geride ya da konu dığı hissetmeyesiniz diye, lafa atılmalar vs… Kişilerin sizin seçiminizin dışında oluşturulduğu, aynı iş aynı okul vs gereği, sözde samimiyetin yüzeysel iletiğimleri…
Önceden bu tarz iletiğimlerin sahte ve ruhuma huzur vermedişi için tamamen uzaktım. Ve içsel düşüncelerime karşılıklı gelişim için paylaşabileceğim az ve öz dostlarım vardı.
Ancak Şu vakitlerde, dostlarımda aramda olan sevgi, bilgelik ve sorunları konuşmaya odaklı sohbetlerin, kendimi sadece tekrar ettirdişini hissettim. Çünkü dünyayı sadece kendi bakış açıma göre algılıyor ve kendi bakış açıma uygun zihinler ile paylaşıma girdişimden, dünyamı hep aynı şekilde deneyimliyordum.
Ama hayat ve hayatın renkleri, sadece benim doğrularımdan, benim kendi yolumdan ve benim ilgi alanlarımdan oluşmuyor.
Daha sonra şunu hissettim. YaŞamım için, içimdeki hissedişi değiştirsin diye yenilik gerek. Ve şunu kavradım. İletiğim sadece arada sevgi başı bulunan yakınlarla sınırlamak yerine, çok yönlü olup, başka ve farklı her şeye uyumlanabilmek özelliğini de gerektirir.
Benim tıkandığım nokta ; ‘uyumlu’ olmak ile ‘uyumlanmak’ arasındaki farkı ayırt edememekti.
İstek duymadığım bir şeye benzemek yerine, kendimi tercih ettiğim için, uyumsuzluğuma kendi farklılığım olarak devam ediyordum.
Sanki uyumlu oldukça bendeki ‘şey’ eksilecekmiş gibi hissediyordum.
Ve sonunda ‘uyumlanmak’ ın bir zeka olduğunu ama illa sürünün bir üyesi olma gereği taşımadığını anladım.
Fark ettim ki; meğersem sosyal zeka, başımsız bir ruhun istedişi ölçüde kendi farkın? koruyarak, uyumlanabilme özelliğiymiş.
Ve meğersem kişi hem kendi farklılı?ın? koruyup hem de başkalarının farklılık ve bezerliklerini, zenginleğmek için, görü? açısına ve yaşantısına belki bir sürelişine koyabilirmiş. Ve yine ona ait olan o özel yoluna devam edebilirmiş.
Ve uyumlanabilme özelliği için, zeka, algılama, strateji, çeşitlilişe açık olma, kim olduğunun farkındalığı, etkileyebilme, o anlık ortama ait olan enerjiye göre davranma, özgür ifade vs gerekiyormuş.
O yüzden de ‘içimdeki burçin’e sadık olup, ama o daha çok mutlu olsun, daha aktif ve yetkin olsun, iletiğimsel zekası gelişmekte olsun ve başka hayatların yeni enerjilerini içerisine alsın diye, kendimi başka yanlarımla, başka dünyalarla deneyim sürecinin başlang?cındayım.
Çünkü ortak olmayan düşünceler ve hayatlar içerisinde iyi iletiğimler çıkabilirmiş. Ve en kötü ihtimalle herkes birbirinin yaşamına en küçük ve en önemsiz parçasın? tamamlıyor olsa bile, önemliymiş.
Çünkü belki de zaten var olma amacı o küçük ve önemsiz parçayı tamamlamak içinmiş-miş. Ve dolayısıyla hizmetini gerçekleştirdişinden yine önemliymiş-miş.
Şu zamanlarda insanlara karşı daha yarg?sız?m, daha huzurlu, kendini başkalarına kanıtlama güdülerini bırakmış ve Şimdilik daha gösterişsiz… Ve yolunun sorumluluklarını, başkalarına duygusal yük etmeden, sessizce ve bilerek, gerçekleştirme sürecine girmiş bir haldeyim.
Ve size derim ki, bir şeyin sürekli tıkandı?ın? hissederseniz, bilin ki hayatınızın akması için, o parçanın değişmesi gerekiyor. Köklü bir değişiklik olsa bile ve kendinizi olduğunuzu sandığınız kişiden daha uzakmış ve başka olmuş hissetseniz bile… Bu güç ve cesaret gerektirse ve yeninin size ne getireceğini bilmeseniz bile…
Bu bir çağrıdır.’Değişirsen ve yüklerini atarsan, enerjin daha bol olacak ve –yol- senin için senden bunu istiyor’ çağrısıdır.
Ve değişim de bir çeşit ‘uyumlanma’ dır.
Huzur ve değişimle…
Kaynak:indigo dergisi
