BİYOLOJİK SİLAHLAR VE BİYOLOJİK SAVAŞ
1. BİYOLOJİK SAVAŞIN AMAÇ VE KAPSAMI
a. KAPSAM:
Bu tanım; deteksiyon ve savunma; bulaşma ve bağışıklık; yayma yöntemleri; insanlara, hayvanlara, bitkilere ve maddelere zararlı biyolojik maddelerin muhtemelen nasıl kullanılacağı; biyolojik silah sistemine nasıl uygulanacağı ve düşmanın biyolojik taarruzlarına karşı biyolojik savunmanın teknik yöntemleri hakkındaki bilgileri kapsar.
b. BİYOLOJİK SİLAH SİSTEMİ:
Biyolojik madde, silah ve atma sisteminden oluşur.
c. BİYOLOJİK SAVAŞIN AMACI:
Düşmanın savaş yapma yeteneğini, dolaylı olarak veya doğrudan doğruya azaltmaktır. Bu amaca insanın insanlara saldırması suretiyle ulaşılabilir. Aynı zamanda, ekinlere, ehlileştirilmiş hayvanlara veya ikmal maddelerine saldırıp, destek olanaklarını sınırlamak suretiyle dolaylı olarak da ulaşılabilir.
2. BİYOLOJİK SAVAŞIN TARİHÇESİ :
Bir çok tarihi dokümanlarda mikropların insanlığın doğuşundan daha öncede mevcut olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle; mikropların ve dolayısıyla insanların hastalıklar tarafından tehdidi yeni değildir.
Büyük salgın hastalıklar tarih boyunca orduları ve hatta bütün insanlığı kemiren felaketler halinde süregelmektedirler. Bu nedenle de her savaş alanında asker, düşmandan başka hastalıkla da savaşmak zorunda kalmıştır. Modern tıbbın gelişmesinden önce, askerin ölümüne muharebeden çok hastalıklar neden olmaktaydı. Bunlar da, büyük topluluktan, konaklama yerlerindeki zayıf sağlık koşullarından, yetersiz sağlık desteğinden ve muharebenin fiziksel etkilerinden dolayı meydana geliyordu.
Savaş tarihi tetkik edildiği zaman, hastalıkların bir çok savaşların neticesi üzerinde etken olduğu görülmektedir. Örneğin; Ispartalılarla Atinalılar arasında 27 yıl devam eden “PELEPONEZ” savaşları çıkan “TİFÜS” salgını neticesi son bulmuştur.
16 ve 17 nci yüzyıllarda yapılan Avrupa savaşlarında; kara ölüm denen “VEBA” yine savaşın son bulmasında rol oynamıştır.
Doğal etkenlerden meydana gelen hastalıklar askeri açıdan önemli bir darbe yaratıyorsa, hastalık yapan mikroorganizmalar maksatlı olarak kullanıldığı takdirde bu etki ne kadar büyük olabilir? Düşüncesinin eski devirlere kadar uzandığı sanılmaktadır. Nitekim ortaçağ medeniyetinde bir çok milletlerin vebadan ölmüş insanların cesetlerini düşman su kaynaklarına veya mancınıklarla düşman kaleleri içerisine atmak suretiyle, hastalık bulaştırdıklarına ait belgelere tarihi dokümanlarda rastlıyoruz.
Bu devirlerde mikropların özellikleri, tesirleri ve bunlara karşı korunma çareleri bilinmiyordu. Milletler doğal olarak çıkan bir hastalığı düşmana karşı kullanırlarken, bu hastalıkların etkilerinden kendilerini koruyamıyorlar ve dolayısıyla da kendileri de bir hayli zayiat veriyorlardı. Bu nedenle 19. yüzyılda; mikroskop, mikroplar, koruyucu aşı ve kurtarıcı serumların keşfine ve mikrobiyoloji ilmindeki gelişmelerin gerçekleşmesine kadar milletler ilkel biyolojik savaş girişimlerinden vazgeçtiler.
Hastalıklardan ileri gelen zayiatın, savaş silah ve araçları ile meydana gelen zayiattan daha fazla olduğu I.Dünya Savaşından önce dikkati çekmiştir. Ayrıca l9.yüzyıldaki mikrobiyoloji alanındaki gelişmelerden de esinlenerek, düşman orduları arasında hastalıkların çıkmasını beklemektense, bu hastalıkları meydana getiren mikroorganizmaların uygun kültür vasıtalarıy1a üreterek doğrudan doğruya bir savaş aracı olarak kullanma fikri doğdu ve bu konudaki çalışmalar daha sonraki yıllarda hızlı gelişmeye başladı.
2O.yüzyılda biyolojik maddelerin kullanılması aleyhinde bir çok hareketler oldu. I.Dünya Savaşı sırasında Almanlar, Fransız ve Romen süvari atlarına karşı “RUAM” hastalığı meydana getiren biyolojik maddeler kullanmışlardır. Biyolojik madde araştırmaları 1930 larda Japonya ve Almanya da çok ilerlemiştir. Bu çabaların hür dünya için arz ettiği tehlike A.B.D,Ulusal İlimler Akademisinde değerlendirilmiştir. Bu çalışma (Biyolojik savaşın öneminin deneylerle doğruluğu veya yanlış olduğu ispat edilmedikçe tartışma götürür bir sorun olmaya devam edeceği sonucuna ulaştı. Genel varsayım, savaş sırasında bir millete avantaj sağlayan her yöntemin, bu millet tarafından büyük bir ihtimalle kullanılacağı şeklindedir. Mantığa uygun olarak izlenecek tek yol, bu türden savaşın olanaklarının her açıdan incelenmesi, etkinliğini azaltacak bütün hazırlıklar yapılması ve dolayısıyla kullanma olanaklarını azaltmaktır ve rapor, 1942 de A.B.D.Kara Kuvvetleri Biyolojik Savunma Programının geliştirilmesine yol açtı.
Bakteriyolojik (Biyolojik) ve Toksik Yapıdaki Silahların İmali, geliştirilmesi ve depolanmasını yasaklayan ve imhasını söz konusu eden Konvansiyon 26 Mart 1975’de uygulanmaya konulmuştur. Türkiye’de bu konvansiyona taraf olmuştur.
3. BİYOLOJİK SAVAŞIN ÖNEMİ
Tarih boyunca insanlar birbirleriyle yaptıkları mücadele ve savaşlarda, savaşı kazanmak için her türlü vasıtaya başvurduğu ve her türlü silahı denediği görülür. I.Dünya Savaşında kimyasal maddelerin, II. Dünya Savaşında da nükleer silahların kullanılması buna güzel bir örnek teşkil eder.
Savaşların karşı tarafın elinde bulunmayan yeni silahların geliştirilmesi ile meydana geldiği veya böyle silahların bir savaşın kaderin tayin ettiği çok iyi bilinen bir gerçektir.
Bu tip yeni silahlar özellikle NBC silahları arasında en az tanınan BİYOLOJİK SİLAHLAR dır. Biyolojik silahlar bugüne kadar önemli savaş silahı olarak kullanılmamış olmakla beraber, Bütün Dünya Ülkelerince Biyolojik silahlar geleceğin silahı olarak kabul edilmekte ve gerekli önem verilmektedir. Çeşitli memleketlerin biyolojik savaş laboratuarları da çok büyük bir gizlilik içerisinde yeni biyolojik silahlar geliştirilmekte ve imal edilmektedir.
Bu alanda bilhassa Amerika ve Rusya son derece ileri gitmiş durumdadırlar. Son zamanda Birleşmiş Milletler Asamblesinde mevcut Biyolojik ve kimyasal silahların yok edilmesinden bahsedilmektedir ki, bu da bize bu silahların kullanmaya hazır bir şekilde depo edilmiş olduklarını ispat etmektedir.
1956 yılında Rus Parlamentosunda, Rus mareşali “ZUKOV” tarafından belirtilen “Gelecek savaşların sonucunu yalnız Nükleer Silahlar ve Hava. Kuvvetlerinin yoğun faaliyeti tayin etmeyecek, kanımca memleketimizin şart ve imkanlarına göre savaşı generaller değil “MİKROPLAR” kazanacaktır.” fikri, Varşova Paktı üyelerinin bu konuya verdikleri önemi yansıtmaktadır.
1955 yılında Japon yazar “HİROSKİ AKİMOYA” II.Dünya Savaşında 1500-2000 kadar Japonun biyolojik savaş sahasında deney hayvanı gibi kullanıldığını bildirmiştir. Bu da bize Japonyanın biyolojik silahlara ne denli önem verdiğini kanıtlamaktadır.
Memleketimizin katıldığı uluslararası bir antlaşma ile biyolojik silahların; üretim depolama ve kullanılmaları yasaklanmıştır. Ancak, biyolojik silahlar yüksek patlama kudretine haiz silahlara nazaran yapımları kolay ve ucuz olması nedeniyle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin bir nolu silahı haline gelmiştir.
Biyolojik silahların sinsi olmaları gelecek savaşlarda bu silahların kullanılacağı veya açıktan bir savaş yokken düşman memleketleri, insan gücü ve ekonomik yönden zayıflatmak amacıyla biyolojik silahlardan yararlanacağı, bugünkü bölgesel savaşlarda yer yer biyolojik maddelerin kullanılmasından bahsedilmesi ve tarafların birbirlerini itham etmelerinden anlaşılmaktadır.
Memleketimizde uzun yıllardan beri Ege Bölgesi tütünlerinde görülen “MAVİ KÜF” hastalığının ve pamuk ürününün verimini düşüren “BEYAZ SİNEK” gibi haşerelerinin bir biyolojik savaş girişimi ve bilhassa ekonomik savaşla ilgili olarak kasten çıkarılmış olabileceği düşünülmelidir.
Bir gün karşımıza çıkması olasılığı bulunan bu yeni silah hakkında bilgi sahibi olmak ve hazırlıklı bulunmak zorundayız.
BİYOLOJİK SAVAŞLA İLGİLİ BAZI TANIMLAMALAR
AEROSOL: Bir gaz ortamında küçük partiküllerin (sıvı veya katı) dağılması veya erimeden durması.
ANTİBİYOTİKLER: Bakteri ve küf gibi yaşayan hücrelerden elde edilen maddeler (kimyasal bileşimler) olup, diğer bazı mikroorganizmalara zıttırlar.
ANTİSEPTİKLER: Mikroorganizmaların büyümelerine ve gelişmelerine engel olan ancak onları öldürmeyen maddelerdir.
AŞI: Organizmada belli bazı hastalıklara karşı bağışıklık sağlamak için daha önceden o hastalığın ölmüş veya zayıflatılmış mikrobu ile vücuda verilmek üzere hazırlanmış olan eriyiktir.(Aşı koruyucudur)
BAKTERİ: Tek hücreli bitkiye benzer ve kendi kendine bölünerek üreyen, yaşayan küçük mikroorganizmalardır.
BAĞIŞIKLIK: Vücudun enfeksiyona karşı koyma yeteneğidir. Bağışıklık ikiye ayrılır;
1- GENETİK BAĞIŞIKLIK : Doğuştan kazanılan bağışıklık (Doğal veya kalıtsal).
2- KAZANILMIŞ BAĞIŞIKLIK : Sonradan kazanılan bağışıklık (Aşı ve serumla)
DEZENFEKTE: Patojen mikroplardan temizlenmek veya mikropları öldürmek.
DOZAJ: Belli bir zaman içinde alınan biyolojik ajan miktarı.
ENFEKSİYON: Vücut dokularının hastalık yapabilecek kudretteki patojen mikroorganizmalarla istila edilmesi,(Bulaşması, sirayet)
EPİZOOTİK: Hayvanlar arasında hastalığın yayılması.
EPİDEMİYOLOJİ : Hastalığın toplum açısından incelenmesi bilimi.
EPİDEMİK : Bulaşıcı ve enfeksiyonlu bir hastalığın yayılması.
HİJYEN: Sağlık bilimi ve sıhhatin korunması.
MİKROP: Herhangi bir mikroorganizma.
MİKROORGANİZMA: Gözle görülmeyecek kadar çok küçük yaşayan hayvan veya nebat. Bunlar mikron veya milimikron büyüklüğünde ve hatta daha küçük boyda olurlar.(MİKRON: 1/1.000 mm. MİLİMİKRON: 1/1.000.000 mm.)
MİKROBİYOLOJİ : Mikroorganizmaların incelenmesi ile ilgili bilim dalı.
ORGANİZMA : Kendi başına ayrı bir bütün meydana getiren canlı varlık. (İnsan, hayvan veya bitki)
PATOJEN :Hastalık meydana getiren mikroorganizma.
PARAZİT : Kendi beslenmesini temin için başka bir canlı organizmanın üstünde veya içinde yaşayan bitki veya hayvan.
KARANTİNA : Mikroplarla bulaşık veya portör olan canlıların başkalarına hastalık geçirmemeleri için belirli bir süre ayrılması ve temastan men edilmesi.
KÜLTÜR :Mikroorganizmaların yetişip çoğalması.
SERUM: Kanın pıhtılaşmasından sonra ayrılan berrak sıvı. Tedavi amacıyla kullanılır.
TOKSİN: Mikroorganizmaların salgıladıkları zehir.
TULAREMİ: Kemirgenlerden insanlara geçen ateşli bir hastalık.
VİRÜS: Seçtikleri taşıyıcıların hücrelerinde yaşayan, bakteri ve riketsialardan küçük olan hastalık yapıcı mikroorganizmalardır. Yapay ortamda yetiştirilemez ve büyüyemez.
4. BİYOLOJİK SAVAŞIN TARİFİ
a. Biyolojik savaş; insan, evcil hayvan ve faydalanılan bitkilerde ölüm veya zarar meydana getirmek, malzemeyi hasara uğratmak amacıyla mikroorganizmaların kasten kullanılmasıdır.
b. Biyolojik savaş maksadı ile kullanılan maddelere genel olarak “BİYOLOJİK SAVAŞ MADDESİ” veya “BİYOLOJİK AJAN” adını veriyoruz.
5. BİYOLOJİK SAVAŞ MADDELERİ
Biyolojik savaş maddeleri; insan, hayvan ve bitkilerde hastalık meydana getiren ve malzemenin bozulmasına sebep olabilen yaşayan mikroorganizmalardır.
Biyolojik savaşta; “mikroorganizmalar” genel terimi olarak söz edilen nitelikler ve özelliklerden; Bakteriler, Riketsialar, Virüsler, Funguslar kastedilecektir.
6. BİYOLOJİK SAVAŞ MADDELERİNİN SINIFLANDIRILMASI
a. Mikrobiyoloji Yönünden Sınıflandırılması
Yapısal ve davranışla ilgili özellikler açısından, boyutları küçültmek amacıyla mikroorganizmalar aşağıdaki şekilde gruplandırılabilirler.
1- BAKTERİLER
2- RİKETSİALAR
3- VİRÜSLER
4- FUNGUSLAR
5- PROTOZOALAR
Protozoalar, patajonik mikroorganizmalar olmalarına rağmen bunların hali hazırda silah sistemlerinde kullanılmak üzere önemleri azdır.
b. Hedeflerine Göre Sınıflandırılması
Biyolojik savaş maddelerini askeri yönden hedeflerine göre aşağıdaki dört grupta incelemek gerekir.
I- ANTİ PERSONEL SAVAŞ MADDELERİ (İNSANLARA KARŞI)
İnsanlara karşı kullanılan biyolojik savaş maddeleri, doğrudan doğruya insanlara karşı etkili olup, hastalık yoluyla ölüme veya halsizliğe sebebiyet verme ölçülerine göre ayrılırlar. Bu maddeler seçilen insan topluluklarına karşı kullanı1abilmelerinin yanı sıra esas değerleri, taarruza karşı koyma kabiliyetini zayıflatarak ve imha ederek fiziki veya psikolojik tesirlerle büyük alanlarda kütle zayiatına yol açmalarıdır. Aynı zamanda çok sayıda zayiata ilaveten, zayiata ek olarak tedavi için geniş çapta ilaç kullanılmasına ve çok sayıda personelin tedavi hizmetlerine ayrılmasına neden olurlar.
İnsanlara karşı kullanılan biyolojik maddelerin en iyi sonuç verenleri bakteriler, riketsialar, virüsler, funguslardır.
Bu mikroorganizmalar insanlarda şu hastalıkları meydana getirirler.
(a) BAKTERİLER: İnsanda görülen önemli bakterisel hastalıklar arasında; kızıl, belsoğukluğu, difteri, tüberküloz, tetanos, çeşitli zatürreeler, tifo, veba, kolera, dizanteriler gibi.
(b) RİKETSİALAR : Riketsialar daha nadir olup bakteri ve virüslere oranla daha az hastalığa neden olurlar, ancak tifo, tifüs ve lekeli humma gibi önemli hastalıklara yol açabilirler.
(c) VİRÜSLER: Virüslerin sebep olduğu önemli insan hastalıkları salgın grip, çocuk felci, kuduz, kara sarılık, kabakulak ve kızamıktır.
(d) FUNGUSLAR: Kokidioidomikosis, histoplosmosis ve nokordiosis insanları etkileyen fungal hastalıklardır.
İnsanlara Hayvanlardan Bulaşan Hastalıklar
Öncelikle hayvanlarda görülüp doğal olarak insanlara geçebilen hastalıklar; şarbon, veba, kuduz, dalgalı humma, telaremia v.s, gibi.
Bu hastalıklar insanlarda köpek ısırması, sinek ısırması veya deride kesiklikler olması sonucu seyrek olarak ortaya çıkar.
II- ANTİ ANİMAL SAVAŞ MADDELERİ (HAYVANLARA KARŞI)
Bir memleketin et ve diğer hayvansal madde ihtiyacını karşılayan hayvanlarla , çeki hayvanlarını işe yaramaz hale getirmek amacıyla, hasta eder veya öldürür. Böylece yaşamın devamı için her türlü deri, yağ, yün ve hayvansal proteinli besin kaynakları kurutulmuş olur. Hatta ilaç üretimi için gerekli hayvani ürünleri (Adrenalin, karaciğer hülasası, insülün, kortizon aşılar ve anti serumlar) azaltır veya yok eder.
Sığır, domuz, koyun, keçi, at, katır ve kümes hayvanları başlıca hayvan hedefleridir.
Epizootik adı verilen ve hayvanlar arasında çıkan salgınlar, insanlarda görülen salgınlara nazaran daha çabuk yayılırlar. Bu yüzden düşmanın büyük miktarda enfeksiyonlu maddeyi bir uçaktan veya daha düşük miktarda casuslar vasıtasıyla yurt içine dağıtabileceği olanak dahilinde görülmektedir.
Hayvanlara karşı kullanılan biyolojik maddelerin en iyi sonuç verenleri; bakteriler, riketsialar, ve virüsler’ dir. Bunlar hayvanlarda şu hastalıkları meydana getirirler;
Ruam, şarbon, şap, kuduz, veba, kolera, humma, tularemia ve newcastle hastalığı gibi.
III- BİTKİLERE KARŞI KULLANILAN BİYOLOJİK SAVAŞ MADDELERİ
Dünya bitki üretimi, insan ve hayvan hayatının sürdürülmesi ile paraleldir. Yiyecek, giyim, gerekli bazı ilaçlar ve bir çok lüks eşya, direk ve endirekt olarak bitkilerden elde edilirler. Bitkilerde insanlar gibi asırlardan beri bir çok hastalığa maruz kalmışlar ve tarih boyunca doğal olarak ortaya çıkan bitki hastalıklarından insanlarda etkilenmişlerdir. Geçmiş yıllarda bitki hastalıklarının kontrolünde büyük ilerlemeler gösterilmesine rağmen, her yıl milyonlarca liralık kayıplar ortaya çıkmış ve fungal (mantar) hastalıklarının her yıl bir kaç milyon insan beslemeye yetecek kadar yiyecek maddesinin yok ettiği hesaplanmıştır. İnsan nüfusunda meydana gelen hızlı artış nedeniyle, para ve yiyecek kayıpları gün geçtikçe önem kazanmaktadır.
Bitkilere karşı kullanılan biyolojik maddeler, bitkilerde hastalık ve zarara yol açan canlı organizmalar olup, düşman tara1fından maksatlı olarak yiyeceklere veya ekonomik olarak değerli ekinlere karşı kullanılıp bir milletin saldırıya dayanma gücünün zayıflamasına yol açabilirler.
Çeşitli ülkeler, patates, şeker kamışı, sebzeler, soya fasulyesi, pirinç, mısır, buğday, akdarı ve diğer hububat ile meyveler önemli yiyecek maddeleridirler. Çok önemli ve ekonomik bakımdan değerli olan bitkiler ise; kahve, pamuk, kauçuk, tütün, kenevir ve ağaçlardır. Hedeflerin tespiti, bilhassa memleket ekonomisine olan önemlerine göre yapılır. Tarım üretiminin merkezlerinde yer alan bitki salgınları üretim kıtlığına sebep olup, milli ve uluslararası zorluğa yol açabilirler. Örneğin Birinci Dünya Savaşı patates bitkisinin hastalık sonucu üçte birinin yok olması Almanya’nın mağlubiyet nedenlerinden biri olmuştur. Patates Almanların savaş zamanı en önemli yiyecek maddeleri idi. Zaten kıt olan yiyecek verimindeki bu düşüş, Almanya’nın yenilgisine moral ve fiziksel dayanma gücü açısından neden oldu. Savaş sırasında, yetişen bitkilerin çeşitli olarak kısıtlı olması çok büyük miktarların gerekli olması sebebiyle, bitki hastalıkları önemli ve ciddi kısıtlamalara yol açtığı gibi bunların yerine kullanılacak yiyecek maddeleri hem bulunmaz hem de yetersizdir. Suni gübre ile haşarat öldürme ilaçlarının imali için gerekli kimyasal maddelerin başka şeyler için kullanılması, ürün verimini azalttığı gibi, hastalıkların kontrolünü de güçleştirir.
Bitkilere karşı kullanılan biyolojik savaş maddeleri, Funguslar (mantarlar), Bakteriler, Virüsler, Parazitler ve Haşerelerdir.
Bunlar bitkilerde aşağıdaki hastalıkları meydana getirirler.
Hububatta; şap, küf, pas hastalığı, pirinç çatlaması, tütün mozaik hastalığı, şeker pancarı yaprakları kıvırcık hastalığı, patates çürümesi, yonca solgunluğu ve bazı ürünlerde görülen güney samı gibi hastalıklara neden olurlar.
IV- TEÇHİZATA KARŞI KULLANILAN BİYOLOJİK SAVAŞ MADDELERİ
Teçhizata karşı kullanılan biyolojik maddeler teçhizatı bozan veya bazı kısımlarının kırılmasına neden olan organizmalardır.
Bu grupta kullanılan biyolojik savaş maddeleri düşman ülkenin savaş endüstrisi için gerekli olan ve ihtiyaç duyulan kritik malzemelerden yararlanmayı önler. Kritik malzemelerin bulaşmadan şüpheli hale gelmesi onu kullanan şahıslarda korku hasıl edecek, malzemenin değeri düşecek veya kullanılması imkansız hale gelecektir.
Bu amaçla kullanılan biyolojik ajanlardan; Funguslar, binalara, kauçuktan yapılma maddelere, deri işlerine ve giyecek maddelerine karşı zararlıdır. Bazı bakteriler, petrol ürünlerini enerji kaynağı olarak kullanmak suretiyle yakıt ve petrol hatlarını tıkayabilecek artıklar meydana getirebilirler. Bazı bakteriler, metallerde delikler açılmasına olanak verecek kadar yüksek asitli bileşimler üretebilirler.
7. BİYOLOJİK SAVAŞ MADDELERİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ:
a- Mikrobiyolojik Yönden Özellikleri.
b- Askeri Yönden Özellikleri.
a- Mikrobiyolojik Yönden Özellikleri
Biyolojik savaş maddelerinin mikrobiyolojik yönden ve askeri alanda kullanılma amacı göz önüne alınarak, savaş özelliklerini şöyle tanımlarız.
1. BULAŞABİLİRLİK
Mikropların çeşitli ortamlarda hastalık meydana getirebilme yeteneğidir. Değişik mikroorganizmaların kullanılabildikleri değişik hedeflere göre bu yetenekleri değişiklik gösterir. Örneğin; tifo, kızamık, grip gibi hastalıklar bulaşıcı iken, tetanos gibi hastalıklar bulaşıcı değildirler.
2. ZEHİRLİLİK
Mikroorganizmanın hastalık yapma yeteneği, vücudun mukavemet mekanizmasını yenme veya kırma kabiliyetidir.
3. YAŞAMA KABİLİYETİ
Mikroorganizmaların yaşama yeteneği türlerine göre değişir. Biyolojik maddeler yaşayan organizmalar olduklarından çoğu çevre koşullarından büyük ölçüde etkilenirler. Bu nedenle mikroorganizmaların kullanıldıkları ortamlarda sağ kalma yetenekleridir.
b- Askeri Yönden Özellikleri
1. İHTİYACIN ÇOK AZ MADDELERLE KARŞILANABİLMESİ
Biyolojik silah sistemleri, kullanılan maddelerin canlı olduğu yegane sistemlerdir. Hastalık temin etmek için sadece çok az sayıda mikroorganizmaya gerek vardır. Biyolojik bir maddenin alana dağılmasını takiben, epidemik oranda bir hastalığın yayılması meydana gelebilir.
2. GENİŞ ALANA ETKİ EDEBİLME
Biyolojik silah sistemleri diğer silahlara oranla daha büyük sahalara etki edebilirler. Biyolojik ajanların boyu mikroskobik olduğundan çok büyük miktarda etkili biyolojik madde dozu, küçük bir hacimde olur. Bir tek sevk aracı binlerce kilometre karelik hedef bölgesine, aerosol cinsinden, zayiat yaratıcı biyolojik madde kullanmak suretiyle etki edebilirler.
3. HAVA DURUMUNA BAĞIMLILIK
Biyolojik bir maddenin püskürtülmesine etki eden dört önemli hava durumu vardır. Bunlar güneş ışığı, havadaki nem oranı, rüzgar, hava stabilizesidir.
Güneş ışığı (Mor ötesi, radyasyon) biyolojik maddelerin çoğuna karşı öldürücüdür. Bu yüzden biyolojik taarruzların çoğu gece yapılır.
Havadaki nem oranı; her biyolojik madde potansiyeli püskürtüldükten sonra yaşama için gerekli optimum nem miktarına sahiptir. Bu nedenle optimumdan sapma derecesi, bir aerosolun bozulma ölçüsüne etki eder.
Rüzgar tesirlerinin önemi, maddeyi dağıtmak için kullanılan silah sistemine göre değişir. Rüzgar altına gidişi gerektiren aerosol bir biyolojik madde ile hedefin etkili olarak örtülmesi için en etkin rüzgar hızları, normal olarak 8-18 nat (15-33 km/s) arasındadır.
4. GECİKTİREN ETKİ
Biyolojik maddeler hemen zayiata yol açmazlar. Hastalığın taşıyıcıda meydana gelmesi için zaman gereklidir. Mikroorganizmalar yeterli miktarda çoğaldıktan sonra vücudun mukavemetini kırıp hastalık meydana getirebilirler. Buna kuluçka devresi denir. Her maddenin kuluçka devresi değişik olup, bir kaç gün ile bir kaç hafta arasında değişir.
5. YAYGINLIK
Yüksek infilaklı silahlar ve nükleer silahlara karşı sığınak, banket veya çeşitli tahkimatlar içerisinde korunmuş insanlar biyolojik silahlardan da kendilerini korumuş sayılmazlar. Zira biyolojik silah maddeleri ile bulaşmış kimseler bu gibi yerlere kolayca girebilirler ve buralarda korunmakta olan personeli rahatlıkla biyolojik savaş maddeleriyle bulaştırabilirler. Açık araziye oranla daha etkili olabilirler. Başka silah sistemleri için zor hedef olarak yorumlanan hedefler biyolojik silah sistemleri için zor hedef olmayacaklardır.
6. TAHRİP EDİCİ DEĞİLDİR
Biyolojik savaş maddeleri (teçhizata karşı olan dışında) sadece yaşayan şeyleri etkilediğinden, teçhizat, tesisler ve yapılar, biyolojik bir taarruz meydana geldikten sonra hiç bir zarar görmeyeceklerdir. Püskürtme silah sistemleri tümüyle tahrip edici değildirler.
7. KEŞFEDİLMESİ GÜÇTÜR
Biyolojik savaş maddelerinin varlıkları beş duyunun hiç biri ile keşfedilmez. İnsanlar aerosol halindeki biyolojik savaş maddeleriyle temasa geçtiğinde biyolojik bir taarruzla karşı karşıya olduğunun bilincine varmadan organizmaları nefes almak suretiyle içine çeker., etkisi hemen görülmediğinden de taarruz fark edilmeden devam eder, Biyolojik savaş maddelerinin varlığı sadece özel aygıtlarla tespit edilir.
8. YAPIMLARI KOLAYDIR
Biyolojik savaş maddeleri toplu zayiat silahlarının en ucuz olanıdır. Mütevazı biyolojik araştırma ve üretim kapasitesine sahip bir millet; Örneğin; eczacılık ve içki sanayii olan bir ülke biyolojik savaş maddelerini imal edebilir.
9. ETKİLERİNİN ŞİDDETİ
İnsanlar arasında hastalık meydana getiren biyolojik savaş maddelerinin sebep oldukları hastalıklar çok çeşitlidir. Etkileride öldürücü olabilir veya olmayabilir. Öldürücü maddeler, hassas insanlarda ölüme sebep olabilirler, ancak pratik açıdan biyolojik ajanların etkilerine maruz kalanların sadece belli bir yüzdesinde ölüm olur. Öldürücü olmayan patojenik maddeler genellikle öldürmezler, fakat açıkta olan hassas şahıslarda, askeri açıdan karşı konmayacak enfeksiyon ve hastalıklar meydana getirebilirler. Yiyeceklerle endüstriyel mamuller bulaştırma ile veya biyolojik savaş maddeleri ile kirlenmeden meydana gelen etkilerle kullanmada güvensizlik doğurabilirler.
10. RETROAKTİVİTE TEHLİKESİ
Retroaktivite; kullanılan biyolojik ajanın kullanan taraf içinde tehlike yaratmasıdır. Salgın yapan hastalıkların, kullanan tarafın personeline de yayılabileceği göz önünde bulundurularak gerekli tedbirlerin önceden düşünülüp alınmış olması gerekmektedir.
8. BİYOLOJİK AJANLARDA ARANILAN ÖZELLİKLER
Biyolojik savaş ajanı olarak kullanılacak hastalık etkenlerin de aranan belli başlı özellikler şunlardır.
a- Üretimleri kolay ve ucuz olmalıdır,
b- Depolama şartlarına ve dış şartlara dayanıklılıkları fazla olmalıdır,
c- Enfeksiyon yetenekleri fazla olmalı ve salgın yapabilmelidirler,
d- Hastalık yapma yeteneği yüksek olmalıdır,
e- Vücuda çeşitli yollardan özellikle solunum yoluyla girmelidir,
f- Kuluçka devreleri genellikle kısa olmalıdır,
g- Teşhis ve tedavileri güç olmalı ve zaman almalıdır,
h- Retroaktivite tehlikesi önlenmiş olmalıdır,
9. BİYOLOJİK AJANLARIN VÜCUDA GİRİŞ YOLLARI
Mikroorganizmaların vücuda girmeyi başardıkları yerlere giriş yerleri denir. Mikrobiyoloji yönünden; mikroorganizmalar vücuda şu yollardan girerler.
a- Solunum Sistemi Yolu,
b- Sindirim Sistemi Yolu,
c- Deri Yolu,
d- Tenasül Organları Yolu,
e- Göz Konjiktivaları Yolu,
Biyolojik savaş yönünden mikroorganizmaların vücuda girişi önem sırasına göre olmak üzere ilk üç yoldur. Ayrıca diğer yollarda öncekilere göre daha az olmakla beraber önemli giriş yollarıdır.
Biyolojik ajanın vücuda giriş yollarına göre tehlike oranı artar. Örneğin; Şarbon hastalığı mikrobu deri yolu ile alınırsa ölüm oranı %5-20 civarında iken, solunum yolu ile alındığında ölüm oranı %99 a kadar çıkar. Yine veba deri yolu ile bulaştığında ölüm oranı %20-30 iken solunum yolu ile alındığında ölüm oranı %95 e kadar çıkar. Tüberküloz basilleri solunum yolu ile akciğerlere girince hastalık verem olur. Aynı basiller sindirim yolu ile alınırsa bağırsakta bağırsak hastalığı olur. Tifo mikrobu yaralardan geçerse az, sindirim yolu ile alınırsa çok tehlikeli olur.
Belli bir patojenle bağımlı olan tipik arazlar, organizmanın normal olmayan bir giriş yolundan girmesi ile tümüyle değişebilirler. Bunda doğru bir teşhise ulaşmak zor olduğu gibi, uygun bir tedaviyi de olanaksız kılar.
10. BİYOLOJİK SAVAŞ MADDELERİNİN ATILMA VE YAYILMA YÖNTEMLERİ
Bu tanım altında sözü geçen “ATILMA VE YAYILMA” terimi, bir biyolojik maddenin canlı ve öldürücü durumda insan,hayvan ve bitkileri etkileyecek şekilde maksatlı olarak bırakılması anlamını taşır.
Biyolojik taarruz, kullanılan maddenin özelliklerine ve arzulanan sonuçlara bağlı olarak değişik yayılma yöntemleri ile uygulanır.
Yayılma yöntemleri, patojenlerin, enfeksiyon meydana getirmek üzere vücuda girdikleri başlıca üç giriş noktasının varlığı ile ilgilidirler. Bu noktalar solunum sistemi, deri ve sindirim sistemidir. Ayrıca biyolojik ajanların yayılmasında etkili bir yöntemde sabotaj yoludur.
A- AEROSOL SOLUNUM YÖNTEMİ
Solunum sisteminin bir biyolojik maddeye maruz kalması, biyolojik maddenin bir aerosol ile yayılması suretiyle sağlanır. Bir aerosol, sıvı ve katı olabilen, çok küçük parçalara ayrışabilen ve bir gaz ortamında tutulan partiküllerden meydana gelir. Bilinen aerosol örnekleri toz, sis ve dumandır.
Aerosol bir biyolojik madde, canlı patojenik organizmalar ihtiva eden partiküllerin havadan atılma özelliğinde olması, şeklinde tanımlanır.
1- AEROSOL-SOLUNUM YÖNTEMİNİN ÖZELLİKLERİ
(a) Keşfedilmesi zordur,
(b) Geniş bir bölge kolayca kaplanabilir,
(c) Hastalık yapabilecek doz çok kolay alınır,
(d) Mikroorganizmalar akciğerden doğrudan doğruya kana geçtikleri için enfeksiyon ihtimali artar,
(e) Bina ve tahkimatlara nüfuz etme kaabiliyetindedir,
(f) Kapalı yerlerde aynı havanın tekrar tekrar tenefüs edilmesi sonucu daha fazla miktarda biyolojik ajan alınır,
2- PARTİKÜLÜN BOYUTLARI
Aerosol biyolojik maddenin etkili olabilmesi için personele ulaşması gerekir. Bu yöntemle kullanılan biyolojik ajanlar, canlı olmalı, enfeksiyon yaratabilmeli ve enfeksiyonun en çok meydana geleceği akciğerin derin yerlerinde (alveol yatağı) tutunabilecek şekilde solunum sisteminden geçebilecek kadar küçük boyda olmalıdır. Üst solunum sisteminin doğal savunma mekanizmaları çapı 5 mikrondan büyük olan partiküllerin çoğunu tutmayı başarabilirler. Bir mikrondan az çapı olan partiküller ise yerleşme olanağı bulmadan önce genellikle akciğerden dışarı atılırlar. Boyları 1-5 mikron arasında değişenler ise diğerlerine oranla hem savunma engellerini daha kolay aşarlar, hem de akciğerde yerleşme olanağı bulurlar.
3- AEROSOL PARTİKÜLLERİNİN OLUŞUMU
Aerosol biyolojik maddelerin oluştukları üç yöntem vardır.
(a) JENERATÖR
Partiküller, bulamaç halindeki maddenin ayarlı bi basınçla ufak bir delikten sıkılması suretiyle oluşturulabilir.
(b) PÜSKÜRTME
Uygun boyuttaki partiküller, bulamaç şeklindeki maddeyi yüksek hızla hava akımına bırakmak suretiyle elde edilebilir.
(c) PATLAYICI KUVVET
Biyolojik maddeler patlayıcı aletlerle de yayılabilir. Ancak, sıvı partiküllerin boyutlarının kontrolü güç olup, biyolojik maddenin çoğu ısı ve patlayıcı maddenin sarsıntısından yok olur.
4- AEROSOL MADDENİN KALICILIĞI:
Aerosol biyolojik madde yayılan madde canlı, öldürücü ve uygun boyutta ise, partiküllerde havada kalıcı ise çok etkili olur. Aerosolun oluşturulduğu andan itibaren bazı fiziksel ve çevresel koşullar kalıcılığını etkiler.
Aerosolun kalıcılığını sağlayan bazı faktörler aşağıda sıralanmıştır
(a) ÇÖKELME
Partikülün düşme hızı doğrudan doğruya boyuna bağlıdır. 1-5 mikron arasındaki partikülün düşme hızı nispeten azdır.
(b) SIKIŞMA
Aerosol bulutu rüzgar altında hareket ederken, bulutun içindeki partiküllerle çarpışıp yolları üzerindeki cisimleri yapışırlar. Bazı partiküller sıkışarak yok olabilirler.
(c) MORÖTESİ RADYASYON
Güneş ışığındaki morötesi radyasyon mikroorganizmaları öldürür. Aerosolun karanlıkta yayılması morötesi radyasyonun etkisini ortadan kaldırır.
(d) HAVA KOŞULLARI
Hava koşulları, aerosol bulutu tüm olarak etkiler, Rüzgarın istikameti ile hızı, nem, ısı, havanın durgunluğu ile yağış aerosolleri etkileyebilir.
B- ARTROPOD VEKTÖRÜ-DERİ YÖNTEMİ
Biyolojik maddenin uygulanmasında kullanılabilen ikinci giriş noktası deridir. Deriye nüfus etmeyi bir taşıyıcı (artropod vektörü) sağlar. Bu haşereler her çeşit mikroorganizmaları insanlara veya hayvanlara ve bitkilere aktarmaya muktedirler. Bu böceklere “ARAKONAKCI” veya “VEKTÖR” denir.
1- VEKTÖRLER İKİ GRUPTA SINIFLANDIRILABİLİR
(a) BİYOLOJİK VEKTÖRLER
Bedenlerinde hastalık yapıcı organizmanın gelişmesini ve çoğalmasını, alıcıya enjekte etmeden önce gerçekleştiren taşıyıcılardır. Sıtma ile sarıhummayı aktaran sivrisinekler biyolojik vektörlerdir
(b) MEKANİK VEKTÖRLER
Mikroorganizmaları bir taşıyıcıdan diğerine taşıyabilen ancak parazitlerin gelişmesi ve çoğalmasıyla ilgi kurmayan taşıyıcılardır. Antraksı (şarbonu) aktaran kara at sineği ile bitki hastalıklarının taşıyıcı bir çok haşere ise mekanik vektörlerdir.
2- VEKTÖRLER
Patojenlerin taşıyıcılarla insanlara aktarılması olayına tarihte çok rastlanır. İnsanlara taşıyıcılar tarafından aktarılan 80 den fazla öldürücü hastalık bilinmektedir.
Bazı vektörler ve bulaştırdığı hastalıklar şöyle sıralanabilir.
(a) SİVRİSİNEKLER
Sarıhumma ve dang humması, insandan insana sivrisineğin ısırmasıyla aktarılır.
(b) SİNEKLER
Sinek türlerinin çoğunda emici ağız kısımları olup bazıları insan ve hayvan derisini delmeye muktedir ağız yapısına sahip olup, en çok korkulan insan hastalıklarına yol açan patojenleri taşırlar. Emici sinekler, patojenleri hastalanmış vücutlardan alır ve bunları açıkta bulunan yiyecek ve sulara kendi vücutlarında taşıyarak bulaştırırlar. Tifo, Dizanteri ve Asya Kolerası ısırmayan sinekler tarafından mekanik olarak taşınan hastalıklardan bazılarıdır. Isıran sineklerin taşıdığı patojenlerle oluşan hastalıklardan biriside insanlara, ehli hayvanlara ve vahşi hayvanlara mahsus korkunç bir Afrika uyku hastalığıdır. Bu hastalığın vektörü tsetse (çeçe) sineğidir. İnsan ve vahşi hayvanlara mahsus bakteriyel bir hastalık olan tavşan humması bazen at sinekleri tarafından da aktarılır.
(c) PİRELER
Pireler, memelilerle kuşların derilerine mahsus küçük, kanatsız haşere parazitlerdir. Deriyi delebilecek ağız yapıları vardır. Değişik türleri bazı taşıyıcıları tercih etmekle beraber, aç oldukları zaman sıcak kanlı herhangi bir hayvana saldırırlar. Bu alışkanlık insanlara hastalık aktarma potansiyellerini arttırır.
Bildiğimiz fare piresi tifüsün vektörüdür. Tifüs ayrıca farelere ait riketsiyal bir hastalıktır. Pireden hıyarcıklı vebayı, sıçanlarla diğer kemirgen hayvanlardan insanlara taşıyan başlıca vektördür. Pireler vebayı daha çok ısırarak bulaştırır.
(d) BİTLER
Bitler memelilerle kuşların derilerine mahsus,emici, kanatsız haşere parazitlerdir. İnsan vücudu biti salgın tifusa yol açan riketsiyanın vektörüdür.
(e) KENE VE PEYNİR KURTLARI
Bu taşıyıcı vektörler akaritler olarak tanınırlar ve gerçek haşere değildirler. Bunların çoğu sürüngen hayvanlara mahsus parazitler olup, bazıları önemli hastalık taşırlar. Bazı peynir kurtları, çalı tifüsünü yapan organizmayı aktarırlar. Ağaç kenesi, insanlara kayalık dağlar lekeli hummasını, tavşan humması ile Colorado kene hummasını taşımakla tanınırlar.
3- YÖNTEMİN ÖZELLİKLERİ
Bu kısımda deri vektörlerinin bazı özelliklerinden ve bunların askeri bir durumda nasıl uygulanacağından söz edilecektir.
(a) Koruyucu maske ve deri eldiven, cilde bu kısımlardan nüfus etmelerini önler. Ancak vektörler açıkta kalan diğer kısımlardan hedeflerine ulaşabilirler.
(b) Hayatlarının kısa oluşu hedef bölgesinde inatla kalmaları ve yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli ortamı bulup aramalarını sağlar. Kalıcılık sivrisinekler için 1-2 ay, pireler içinse 6-7 ay kadardır. Kenelerin pek azı patojenlerini nesilden nesile taşıyabilir. Bu nedenle ajan vektörde uzun süre canlı kalır.
(c) Dişi sivrisinekler yumurtlamadan önce sıcak kanlı bir kaynak ararlar, bunun içinde mağaraların, siperlerin ve yeraltı tahkimatlarının içine süzülerek burada bulunan personele hücum ederler. Yeni konakçıyı vektör kendisi arayıp bulur.
(d) Vektörün gövdesinin içindeki ortam, vektörün hayatı boyunca biyolojik ajanı çevre etkilerinden koruyarak yaşamını sağlar. Bu nedenle atıştan sonra önemli miktarda ajan kaybı olmaz.
(e) Yayma metotları çok çeşitlidir.
(f) Kimyasal ilaçlarla korunma ve kontrol mümkün olabilir.
4- SİNSİ YÖNTEM (SABOTAJ)
Sabotaj; bir insan tarafından, bir maddenin hedefe doğrudan doğruya uygulanmasıdır.
1- Bu yöntemin özellikleri
Tespitinin zorluğu, kullanılabilecek maddelerin çokluğu, kullanılabilecek sahaların, maddelerin çeşitliliği ve enfeksiyon yaratmak için az miktarda maddenin gerekli olması nedeniyle, biyolojik maddeler, sinsi ve gizli harekata olanak verirler.
2- Sinsi Yöntemin Hedefleri
Biyolojik maddelerin sinsice kullanılması, en başta solunum sistemi, ikinci olarak sindirim sistemi hedef olarak uygulanabilir. Bir çok patojen doğal olarak gıda ve sulara katıldığı için bunların sabotajı olarak kullanılabilmesi için iyi planlanmalıdır. Personele karşı kullanılabilen aerosol biyolojik maddenin küçük çapta kullanılması için, solunum sistemi ideal bir hedef teşkil eder.
Sabotajcı için askeri hedefler, belirli kıtalar ve tesisleri, önemli karargahlar ve düşmanın önemli şahısları olabilir. Belirli endüstri tesisleri durdurulabilir. Bütün bir şehir biyolojik bir maddenin sinsice yapılmasından etkilenebilir.
Bir düşman kuvveti, savaş ilan etmeden önce dahi biyolojik maddeler kullanmak suretiyle bir sabotajı başlatabilir. Bu türden bir taarruz, düşmana çok önemli bir üstünlük olanağı verebilir.
11- BİYOLOJİK SAVAŞ MADDELERİNİN ATMA VASITALARI
Biyolojik savaş maddeleri şu vasıtalarla atılırlar.
– Füzeler,
– Roketler,
– Uçaklar,
– Toplar,
– Havan Topları,
– Bombalar, Mayınlar,
– Serbest Balonlar,
– Jeneratör,
– Püskürtme Tanklarıdır.
12- BİYOLOJİK SAVAŞ MADDELERİNİN TESBİTİ (KEŞFETME)
a- Biyolojik bir taarruzun tespiti yeterli bir savunma sisteminin gereğidir. En önemli konu, en etkili yayılma yöntemini oluşturan aerosol biyolojik maddelerin tespitidir. Nükleer silahlarla kimyasal maddelerden farklı olarak, biyolojik maddeler canlı olup, beş duyumuz ile tespit edilemezler.
b- TESBİTİN SAFHALARI :
Tespit en çok kişisel ve toplu korunma kıstaslarının ne olacağı hakkında bilgiler sağlayan safhalara bölünebilir.
1- Bir taarruzun mevcudiyetini belirten anında erken ikaz,
2- Araştırma için atılmış olan maddeyi bulmak ve bazı hallerde kirlenmenin ne kadar genişlediğini anlamaya çalışmak
3- Atılmış olan maddeyi tanımak ve maruz kalan personele gerekli tedaviyi sağlamak ve uygulamak,
4- Bir birlikte veya coğrafi bölgede, maddenin etkisinin ne kadar olduğunu tespit etmek “EPİDEMİYOLOJİ”.
c- ERKEN İKAZ
Biyolojik maddenin hemen kullanılmış olduğunu belirterek bir veya birkaç otomatik cihazın kullanılmasını gerektirir.
Anında ikazın en iyi yöntemi, maddenin varlığını tespite ve alarm vermeye yetenekli bir aygıtla olur.
Halen Amerika’nın elinde biyolojik savaş maddelerinin tespitinde kullanılan iki cihaz vardır.
1- PSA CİHAZI (Partide-Size Analyzer)
2- PA CİHAZI
1- PSA CİHAZI
Biyolojik savaş maddelerinin varlığını tespit eder.
2- PA CİHAZI
Biyolojik savaş maddelerinin cinsini tayin eder. PSA ve PA cihazları birlikte kullanılır.
Biyolojik madde tanıma cihazları olmadığı hallerde, biyolojik savaş maddelerinin tespiti çok güç olsa da, aşağıdaki belirtiler mevcut olduğu zaman biyolojik taarruzdan şüphe edilir ve alarm verilir.
(a) Uçaklardan püskürtme ve duman şeklinde bir şeyler atıldığı görüldüğünde,
(b) Özellikle patlama sesi az olan yeni ve alışılmamış cinsten mermi ve bombalar kullanıldığında,
(c) Herhangi bir püskürtme cihazının faaliyeti görüldüğünde,
(d) Havada dolaşan şüpheli balonlar görüldüğünde,
(e) Sebebi bilinmeyen sis ve duman görüldüğünde,
(f) Etrafta kırılabilen veya başka cins şişe ve kabloların bulunması,
(g) Sebebi bilinmeyen bir hastalıktan pek çok kişinin hasta olması,
(h) Ölümü şüpheli hayvan leşleri ve hasta hayvanlar görüldüğünde,
(i) Sebepsiz yere bitkilerin hasta ve solgun görülmesi,
(j) Çevrede evvelce rastlanmayan sivrisinek gibi haşarat görüldüğünde,
d- ÖRNEKLEME
Örneklemenin amacı rahatsız edici maddelerden oldukça arınmış çok sayıda mikroorganizma temin etmek suretiyle bir maddenin tanımlanmasına yardımcı olmaktır.
Örnekleme, örnekleme işlerinde eğitim görmüş kişilerce yapılmalıdır.
Örnekleme fark gözetmeden yapılmalı ancak bir taarruz olduğu hakkında belirtiler varsa uygulanmalıdır. Örnekleme için özel standart aygıtlar yapılmıştır.
Toplanan örnekler, mümkün olan en süratli yöntemle tanımlanmak üzere, yetkili en yakın laboratuara yollanır.
e- TANIMLAMA
Mikroorganizmaların tanımı güç ve oldukça zaman isteyen bir işlemdir. Kullanılan yöntemler genellikle, örnekleme ile yaşayan mikroorganizmaların temin edilmesine bağlıdır.
Tanımlama, laboratuar çalışmalarını gerektiren teknik hususları ihtiva eden, tıbbi servisin sorumluluğu altında yapılır.
Tanımlamanın Amacı
Tespit, tanımlama safhası taarruzda personele karşı kullanılabilen maddelerden hangisinin kullanılacağını tayin için kullanılır.
Tanımlama şu hususlarda yardımcı olur;
1- Bir taarruzun yapıldığının doğrulanması,
2- Maruz kalan personelle, muharebe maddelerinin etkisine karşı tatbik edilecek uygun tedavinin tayini,
3- Taarruzdan beklenen zayiatın sayı ve cinsinin tayini,
4- Taarruzun zamanı biliniyorsa, zamana oranla zayiatın tespiti,
5- Düşmanın biyolojik madde kullanma yeteneklerinin değerlendirilmesi,
TANIMLAMA YÖNTEMLERİ
a- Mikroskobik inceleme,
b- Kültür,
c- Biyokimyasal ve biyolojik testler,
d- Flüorisi antibody tekniği,
f- EPİDEMİOLOJİ
Epidemioloji; hastalığın toplum açısından incelenmesi bilimidir.
Epidemioloji, zaman açısından bir biyolojik taarruzun meydana geldiğini gösteren ve en az arzulanan safhadır. Ancak hali hazırda en pozitif olanıdır. Önemli bilgi elde edilmeden önce oldukça fazla zaman harcanabilir. Özellikle salgınlarda veya bir hastalığın ani olarak ortaya çıktığı durumlarda uygulanır. Bir bölgede bir hastalıktan çok sayıda yaka ortaya çıkarsa, nedenini tespit etmek için bir araştır maya gidilir. Bütün doğal etkenler hastalığın oluşumuna bir neden teşkil etmiyorsa, bir biyolojik taarruzun meydana geldiği varsayımına ulaşılabilir. Başlatılmış biyolojik taarruzlar, sıhhi teşkiller tarafından epidemiolojik bulgulara dayanılarak tespit edilebilir.
13. BİYOLOJİK SAVAŞA KARŞI SAVUNMA
Biyolojik silah sistemleri, teknik olarak uygulanabilir durumdadırlar. Bu silahlar güçlü bir topçu kadar zayiat oluştururlar. Bu nedenle, biyolojik taarruza karşı savunma bir zorunluluktur.
Biyolojik savaş maddelerinin etkilerini azaltmak veya yok etmek amacı ile alınan önlemlerin tümüne “BİYOLOJİK SAVUNMA” denir.
Biyolojik silahların kullanımını önleyecek veya kullanıldıklarında bunları etkisiz hale getirebilecek HİÇ BİR KESİN ÖNLEM PRATİK OLARAK YOKTUR:
YAKIN GELECEKTE DE OLMAYACAKTIR. Bu tür silahların üretilmesi/depolanması ve kullanılması oldukça ucuz, ancak bunlardan korunma/tedavi yöntemleri ise oldukça pahalı ve zordur. Etkili bir savunma için iyi eğitilmiş personele, çok etkili haber alma birimlerine, kaliteli ve etkili koruyucu malzeme ve tespit araç gereçlerine çok iyi eğitim görmüş ve disiplini çok yüksek personel ve askerlere; çok çabuk ve etkili bir şekilde organize olan “Sağlık Örgütlerine”, sorgulayan ve araştıran doktorlara ve bilim adamalarına; çok yeterli ve barış zamanından beri tutulmuş bir “sağlık/hastalık istatistiklerine” gerek bulunmaktadır.
Biyolojik taarruza karşı yeterli bir savunma uygulayabilmek_için belirli bazı sorumluluklar tespit edilmiştir.
a- SAĞLIK BAKANLIĞI
Barışta ve Savaşta ulusun sağlığını koruma ve biyolojik ve bakteriyolojik savaş etkenlerine karşı savaşın sorumluluğu Sağlık Bakanlığı’na aittir.
b- TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞI
Bitki ve hayvanlar arasında ortaya çıkabilecek hastalıklara karşı alınacak önlemlerden ve tedavi çalışmalarından Tarım ve Köyişleri Bakanlığı görevli ve sorumludur.
c- İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
İçişleri Bakanlığı, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’nce kurulan sivil savunma örgütündeki ünitelerin görevleri kısaca şöyle özetlenebilir.
1- Radyolojik savunma teşkilatının en alt ünitesi olan “GÖZETLEME POSTALARI”, barışta ve savaşta NBC konularıyla ilgili keşif, gözetleme ve kıymetlendirme hizmetlerini sağlar. Biyolojik numune alma kitleri ile şüphelenilen bölgeden numuneler alarak laboratuarlara gönderilir.
2- Şehir ve kasaba teşkillerinden “KORUNMA KILAVUZLARI” bölgelerinde çıkan hastalıkları bağlı oldukları idare merkezlerine bildirirler.
3- Hassas bölge, sabit yada seyyar idare merkezlerinin “İLMİ HABER ALMA KISMI”, kirletilmiş araziye keşif ekipleri göndererek örnekler toplatır ve bu örnekleri biyolojik ajanların tespiti için laboratuarlara gönderir.
4- Hassas bölgeler dışındaki şehir ve kasabalarda İLKYARDIM VE AMBULANS SERVİSİ ; NBC maddelerini tespit ve buna göre halkın hareket tarzını tayin ederek ilgili makamlara bilgi verir.
5- Biyolojik savaş maddeleri ile kirletilmiş arazinin sınırlanması ve kontrol altına alınması görevi EMNİYET VE TRAFİK SERVİSİ tarafından yerine getirilir.
d- DAİRE VE MÜESSESELERDE KURULAN SİVİL SAVUNMA TEŞKİLLERİNİN GÖREVLERİ İSE KISACA ŞÖYLEDİR
1- KONTROL MERKEZİ VE KARARGAH SERVİSİ : NBC tehlikelerin ait haberleri değerlendirir ve müessese çevresine yayar.
2- EMNİYET VE KILAVUZLUK SERVİSİ : NBC maddeleri ile bulaşık sahaları sınırlandırır.
3- İLKYARDIM VE SOSYAL YARDIM SERVİSLERİ
Bir biyolojik taarruz sonucu, hastalık ortaya çıkarsa, hastalarla ilgilenme görevi verilmiştir.
e- SİVİL SAVUNMANIN ÖRGÜT VE FAALİYETLERİNDEN ÜLKE GENELİNDE İÇİŞLERİ BAKANI; İL VE İLÇE ÖZELİNDE MÜLKİ İDARE AMİRLERİ DOĞRUDAN SORUMLUDUR.
Biyolojik savaşa karşı sivil savunma görevlerinin yerine getirilmesinde, ülke çapında bakanlıklar arası sıkı işbirliği; il yada ilçe düzeyinde ise, mülki idare amirlerinin sorumluluğunda, sistemli bir çalışma yapılması öngörülmektedir.
14. BİYOLOJİK SAVUNMA YÖNTEMLERİ
a- AKTİF SAVUNMA TEDBİRLERİ
Aktif savunmanın amacı, biyolojik savaş taarruzlarını önlemektir. Aktif savunma tedbirleri şunlardır
1- DÜŞMANIN BİYOLOJİK SAVAŞ TESİSLERİNİN İMHASI
Düşmanın araştırma, geliştirme tesislerinin, laboratuarlarının, imalat tesislerinin, stoklarının ve yayma noktalarının bulunması ve hasara uğratılması veya imhası suretiyle, taarruzi olarak yetenekleri azaltılabilir.
2- DÜŞMAN SİLAH SİSTEMLERİNİN DURDURULMASI
Düşman taarruzları önlenir veya taarruzların etkinliği azaltılabilir. Bu tedbirlerle, sınır kapılarını çok sıkı tutmak suretiyle, Biyolojik maddeleri yayan uçakları veya hava alanlarını yok etmek suretiyle gerçekleştirebilir.
Aktif savunma silahlı kuvvetlerle veya sabotajlarla yapılır.
b- PASİF SAVUNMA TEDBİRLERİ :
Başarılı bir biyolojik taarruzun neticesi ortaya çıkan zayiatı azaltmak veya en az düzeyde tutmaktır.
Pasif savunma tedbirleri üç safhaya ayrılır.
1- BİYOLOJİK TAARRUZDAN ÖNCE,
2- BİYOLOJİK TAARRUZ SIRASINDA,
3- BİYOLOJİK TAARRUZDAN SONRA,
1- BİYOLOJİK TAARRUZDAN ÖNCE :
(a) Eğitim, bilgi ve kişisel hazırlık biyolojik taarruza karşı en iyi savunma tedbirleridir.
Kişi her zaman uyanık ve biyolojik madde kullanılmasına karşı hazırlıklı bulunmalıdır. Normal sağlık kurallarına riayet ederse her çeşit hastalığa karşı kendisini korumuş olur.
Sivil savunmanın ilk görevi biyolojik silahlar hakkın da personelin, mükelleflerin ve halkın eğitilmesidir.
(b) BİYOLOJİK TAARRUZDAN ÖNCE ALINACAK KORUYUCU TEDBİRLER
Bu bölüm barış zamanında alınması gerekli olan önlemle ri kapsar. Bu önlemleri şöyle sıralayabiliriz.
(1) Sivil savunma personeline, mükelleflerine ve halka biyolojik savaş hakkında bilgi verilmelidir.
(2) Bunlara hijyen kaidesi, esasları öğretilmelidir.
(3) Bütün yurtta aşı, serum, ilaç, hastane, doktor ve sağlık personeli yeterliliği sağlanmalıdır.
(4) Planlanan aşılar zamanında yapılmalı ve gerekli sıhhi tedbirler alınmalıdır.
(5) Biyolojik savaş maddelerine karşı koruyuculuk sağlayan malzemeler (maske, koruyucu elbise, kitler) temin edilmeli ve kullanılması öğretilmelidir.
(6) Personel kendi ve çevresinin temizliğine dikkat etmelidir.
(7) Su ve besin maddeleri temiz olarak kapalı kaplar da bulundurulmalıdır.
(8) Hastalıklar derhal haber verilmelidir.
(9) Biyolojik madde taarruzlarına ait belirtiler görüldüğünde ikaz edilir ve alarm verilir.
(10) Şayia ve dedikodular önlenmelidir.
2- BİYOLOJİK TAARRUZ SIRASINDA
Bu bölümde yapılması gerekli hususlarda şunlardır:
(a) Biyolojik taarruzdan şüphelenen herkes önce maskesini takar ve en kısa sürede, en süratli araçlarla ilgili yerlere duyurur.
(b) Bu aşamada kullanılan biyolojik ajanın tesbit edilmiş olması büyük bir avantajdır. Ancak tesbitin pek kolay ve çabuk olmaması nedeniyle aşağıdaki korunma tedbirleri hemen alınmalıdır.
(1) BİREYSEL KORUNMA
a. Maske tak, maskeni emirsiz çıkarma,
b. Hiç bir şeye el sürme ve yere atılmış eşyaları alma,
c. Elbiseni düğmele, eldivenlerini giyin ve açık yerlerini kapa. (Kesik ve yaralar yara bandı ile kapatılmalıdır.)
d. Yakınında sığınak varsa sığınağa gir,
e. Yanındaki içecek ve yiyecekten başkasını yeme,
f. İçecek ve yiyecekleri kaynat,
g. Kullanılacak malzeme ve araçları sterilize et,
h. Vücudunu temiz tut,
i. Aşı olmamışsan aşı ol,
j. Hastalık halinde derhal doktora müracaat et,
k. Şaşırma, heyecanlanma ve şayialara inanma,
(2) TOPLU KORUNMA
Toplu olarak korunma sığınaklar ile sağlanır. Bu sığınakların havalandırma tertibatının filtreli olması, giriş ve çıkışların iyi izole edilmiş olması gereklidir. Ayrıca bu sığınaklarda personele yetecek kimyevi tedavi maddelerinin ve diğer maddelerinde bulundurulması gereklidir.
SIĞINAKLARDA UYULMASI GEREKLİ KURALLAR
a. Sığınağa girenlerin dekontaminasyonu yapılmalıdır.
b. Kontrol ve muayeneden geçirilmeyen gıda maddeleri ve su sığınağa sokulmamalıdır.
c. Yiyecek ve içeceklerin kapalı kutularda bulundurulması, yiyeceklerin pişirilmeden yenmemesi ve suların kaynatılmadan içilmemesi,
d. Çöp ve dışkıların naylon torbalara doldurulup ağızlarının bağlı tutulması ve dezenfektesinin yapılması.
e. Sık sık yıkanıp, çevresinin temiz tutulması.
f. Sığınak amirinin direktiflerine ve emirlerine uyulması.
3- BİYOLOJİK TAARRUZDAN SONRA
(a) BİYOLOJİK TAARRUZDAN SONRA ALINAN SAVUNMA TEDBİRLERİ
(1) Biyolojik taarruzdan sonra yapılacak ilk iş personelin, eşyaların, yiyeceklerin, suların, bina ve arazilerin mikroptan temizlenmesidir.
(2) Bağışıklık devam ettirilmeli ve bilinen sağlık tedbirleri uygulanmalıdır.
(3) Biyolojik savaş maddesi ile kirletilen binalar ve bölgeler işaretlenmelidir.
(4) Hastalık taşıyıcı olarak kullanılan haşereler ve hayvanlar kontrol altına alınmalıdır.
(5) Yiyecekler ve içecekler tıbbi kontrole tabi tutulmalıdır.
(6) Salgın hastalıkların görüldüğü binalar ve bölgeler karantinaya alınmalıdır.
(7) Biyolojik bir taarruzda kullanılan bir madde tanımlandıktan sonra tedavi planı hazırlanmalıdır.
(8) Çıkabilecek asılsız haber ve söylentiler engellenmelidir.
(b) BİYOLOJİK MADDELERİN BULAŞMASINDAN KAÇINMAK İÇİN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
(1) Vücut temiz ve haşarattan uzak tutulur.
(2) Yalnız müsaade edilen yiyecekler ve içecekler yenilir ve içilir.
(3) Kesik ve yaralar gerekli ihtimamla kapatılır.
(4) İşaretli olan bina ve bölgelere girilmez.
(5) Havuzlarda veya göllerde banyo yapılmaz.
(6) Hayvanlara dokunulmaz.
(7) Hatıra eşyalar alınmaz.
(8) Hastalık görülünce derhal doktora müracaat edilir
(9) Aşı olunmamışsa derhal aşı olunur.
(c) BİYOLOJİK SAVAŞ MADDELERİNİN TEMİZLENMESİ
BAŞLICA TEMİZLİK MADDELERİ:
Biyolojik taarruzdan sonra temizlenmek için en basit ve en tesirli usul su ve sabunla yıkanmak ve yıkamaktır.
TEMİZLEMEDE BPL BİYOLOJİK TEMİZLEYİCİ KULLANILMALIDIR
KULLANMA ŞEKLİ : Normal olarak 708 m3lük bir yeri temizleme için 4 litre (1 galon) luk BPL ye ihtiyaç vardır. BPL çeşitli cihazlardan zerreler halinde püskürtülür.
ETKİSİ : BPL bakteri sporları da dahil olmak üzer mikroorganizmaları yok eder.
DİKKAT: Personel temizliği için kullanılmaz, insanlar için zehirlidir. Personel kullanırken özel maksatlı veya koruyucu maske takar, koruyucu elbise ve gerekirse solunum cihazları kullanır.
(1) PERSONELİN TEMİZLENMESİ
Biyolojik maddelere maruz kalan personel, sıcak sabunlu su ile yıkanarak temizlenir. Mevcut ise mikrop öldürücü sabunlar kullanılmalıdır.
(2) EŞYALARIN TEMİZLENMESİ
Kirletilen elbiseler ve çamaşırlar ilk fırsatta sabunlu veya deterjanlı su ile yıkanır. Ya da kaynatılarak temizlenir.
Koruyucu maske, filtre elemanları çıkarıldıktan sonra, dış ve iç kısımları temiz bir bezle temizlendikten sonra ilik sabunlu suda yıkanır veya DS2 gibi diğer eriyiklerde kullanılarak da temizlenebilir.
Mutfak eşyaları, sıcak sabunlu su ile veya deterjanlı su ile iyice yıkanır ve silinerek temizlenir.
Ev eşyaları, ağaç ve madeni olanlar sabunlu veya deterjanlı su ile iyice silinir. Yün ve pamuklu olanlar yıkanır veya güneş ışığında havalandırılır.
Yerler, temizlik malzemeleri ile yıkanır veya sabunlu su ile silinir.
(3) YİYECEKLERİN VE İÇECEKLERİN TEMİZLENMESİ
Biyolojik taarruzun yapıldığı veya bildirildiği zaman yiyecek ve içeceğe daha fazla dikkat edilir. Yiyecek ve sular hastalık meydana getiren tabii kaynaklardır. Sağlık personeli tarafından yenmelerine ve içilmelerine müsaade edilmedikçe yenilmez. Ancak aşağıdaki temizleme işlemleri yapıldıktan sonra yenilebilir ve içilebilir.
Taze sebze ve meyvelerin kirli kısımları kesilerek atılır ve bol su ile yıkanarak temizlenir.
Et ve buna benzer maddelerin 1-2 cm. kalınlığında üst kısımları kesilip atılarak veya pişirilerek temizlenir.Kuru yiyecek maddeleri için kaynatarak pişirme en iyi yoldur.
Ambalajlı yiyecek maddeleri ise; (sağlam ve dayanıklı ambalajlar kirlenme ihtimalini azaltır.) Karton ambalajlı yiyecek maddelerinde, ambalajın dış kısımları kireç kaymağı veya kimyasal bir madde ile silinir. Kuruduktan sonra dış kısımları atılır ve kullanılacak hale getirilmiş olur.
Teneke ve cam veya plastik ambalajlı yiyecek maddeleri kutusu açılmadan evvel 15 dakika suda kaynatılarak veya su ve sabunla yıkanarak veyahut mikrop öldürücüde dezenfekte edilerek temizlenir.
İçilecek sular; Kural olarak açıktaki bütün sular dökülmelidir. Ancak bu gibi suları kullanmak mecburiyetinde kalınırsa su iyice kaynatılmalı (en az 15 dakika) ve içine su arıtma tabletleri atılmalıdır. Kapalı kap ve su şişelerindeki su, dış yüzeyleri temizlenmek suretiyle içilecek hale getirilir. Çeşme ve akarsuların suları tıbbi kontrolden geçmeden içilmemeli ve kullanılmamalıdır. Bu gibi sularda süzme havuzlarından geçirilerek veya klorlanarak temizlenir.
(4) BİNALARIN TEMİZLENMESİ
Özellikle ahşap binaların temizlenmesi güçtür. Binalar kireç kaymağı ile fırçalanarak veya süngerle, sıcak sabunlu su ile veya çamaşır sodası ile yıkanarak veyahut havalandırılarak temizlenir. Bunlardan başka binalar, BPL biyolojik temizleyici madde kullanılarak da temizlenir. Binaların iç kısımlarının temizlenmesinde kullanılan BPL zehirli olduğundan personel için tehlikelidir ve kullanılırken azami dikkat gösterilmelidir.
(5) AÇIK YERLERİN TEMİZLENMESİ
Güneş ışığının bir çok mikroorganizmaları öldürücü etkisi olduğundan, genel olarak açıktaki gölgesiz yerleri temizleyebilir. Bununla beraber alçak ısılarda gölgeli bölgeler saatlerce tehlikeli olarak kalabilir. Geniş bölgelerin temizlenmesi mümkün değildir. Ancak kirletildiğinden şüphe edilen önemli bölgeler BPL,DS2 ve kostik soda eriyiği gibi temizleme maddeleri kullanılarak temizlenir.
15- BİYOLOJİK SİLAHLARIN GELECEK SAVAŞTAKİ ROLÜ
Biyolojik savaş konusunda bu bilgileri edindikten sonra, bu konudaki düşünceleri şu şekilde özetlemek mümkündür.
a- Biyolojik silahlar geleceğin bir nolu silahıdır.
b- Biyolojik silahların yasaklanması mümkün değildir.
c- Çıkacak bir salgın hastalıktan herhangi bir memleketi sorumlu tutabilmek çoğu kez imkansızdır.
d- Biyolojik silahlar ekonomik savaş araçları olarak kullanılabilir.
e- Biyolojik savaş az gelişmiş memleketlerin bilhassa önem vermeleri gereken bir konudur.
1- Taarruz bakımından,
2- Savunma bakımından,
1- TAARRUZ BAKIMINDAN
Az gelişmiş bir memleket yeter derecede mali imkanlara sahip olmadığı için nükleer ve termonükleer silahların imaline teşebbüs dahi edemeyeceklerdir. Halbuki biyolojik savaş konusunda çalışmak~ çok küçük masraflarla kurulacak laboratuarlarda çok korkunç biyolojik silahlar imal edebilmek mümkündür.
2- SAVUNMA BAKIMINDAN
Az gelişmiş memleketlerin hayat standartları düşük ve hijyen şartları bozuk olduğundan böyle bir memlekette çıkacak bir salgın hastalığı önleyebilmek çok güçtür. Az gelişmiş ülkeler, salgın hastalıkların yayılmasını önleyecek her türlü tedbiri alması gereklidir.
KAYNAKLAR
A- TALİMNAMELER
1- TT 3-216 Biyolojik Savunmanın Teknik Yönleri.
2- ST 21-40 Kimyasal, Biyolojik ve Nükleer Savunma.
3- ST 3-10 Kimyasal ve Biyolojik Savaş Maddelerinin
Kullanılması.
4- TT 3-290 NBC Silahlarına Karşı Ferdi Koruyucu ve
Keşif Malzemesi.
B- DERS NOTLARI
1- Biyolojik Harp Ders Notları. K.K.K.NBC Okulu ve Eğitim Merkezi
Komutanlığı-KONYA
2- Dekontaminasyon Ders Notları. K.K.K.NBC Okulu ve Eğitim Merkezi
Komutanlığı-KONYA
3- NBC Silahları Kitabı Kara Harp Okulu-ANKARA
C- ANSİKLOPEDİLER
1- Hayat Ansiklopedisi Cilt-2
2- Cumhuriyet Ansiklopedisi Cilt-3
3- Meydan-larousse Cilt-2
D- DİĞER ESERLER
1- Harp Cerrahisi Prensipleri.
Prof. Dr. Yusuf YAZICI GATA EĞİTİM YAYINLARI:7-ANKARA
2- Milli Güvenlik Bilgisi MİLLİ EĞİTİM BASIM EVİ-İSTANBUL 1973
