Halüsinojen, gerçekte var olmayan ancak birey tarafından algılandığı düşünülen nesnelerin görülmesine (halüsinasyon ) neden olan, bu durumun ortaya çıkmasını sağlayan madde. Genellikle yasadışı kabul edilen LSD, meskalin ve halüsinojen mantarlar (magic mushroom) gibi maddeler halüsinojendir. Gerçeklik duygusunu zayıflatırlar.
LSD, amfetamin, kannabiol, meskalin, psilosibin, esrar, morfin, kokain gibi ilaçlar kullanan insanların halüsinasyon görmesi mümkündür bu ilaçlara halüsinojenler denir.
LSD
LSD, yasadışı halüsinojen bir uyuşturucudur. Kimyasal ismi D-Liserjik Asid Dietilamid (D-lysergic acid diethylamide) olan bu madde genelde LSD veya LSD-25 olarak anılır.
Çavdar mahmuzu denilen bir çavdar mantarından sentezlenir. Sıvı halde veya kağıda emdirilmiş halde, ayrıca seyrek de olsa jel, toz veya hap şeklinde olabilir. Etkileri, alınmasını izleyen 20-60 dakika içinde başlayan ve 6-12 saat süren bu madde en kuvvetli halüsinojenlerden biri olarak kabul edilir. İnhibitörü Chlorpromazinedir.
Geçmişi
LSD ilk olarak İsviçreli kimyager Dr. Albert Hofmann tarafından, çavdar mahmuzuyla yaptığı deneyler sırasında sentezlenmiştir. İlk olarak 1938’de sentezlenmiş olmasına karşın etkileri bundan 5 yıl sonra, 19 Nisan 1943’de deney tekrarlanınca LSD maddesinin kazara Hofmann’ın derisine nüfuz etmesiyle bulunmuştur. Bundan üç gün sonra Hofmann LSD’nin etkilerini araştırmak için 250 mikrogram LSD almıştır. Hastalandığını düşünüp bisikletle eve giderken Hofmann dünyada LSD’nin etkilerini ilk yaşayan insan olmuştur.
Etkileri
Etkisii 30-90 dakika icinde baslar ve uzun zaman (8-12 Saat) kalır. Kullananlar genelde halüsinasyon görür. Nadiren depresif durumlar da görülür. Ani duygu değişimleri yaşanır. Kahkahalarla güldükten sonra aniden ağlanabilir.
Amfetamin
Amfetamin (alfa-metil-fenetilamin) narkolepsi ve Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu dahil çeşitli bozuklukların tedavisinde, kilo kontrolünde, iştah azaltıcı olarak kullanılan sentetik bir uyarıcıdır (stimülan). Özellikle DEHB tedavisinde ilaç olarak yaygın kullanımları sebebiyle rahatlıkla elde edilebilir. Bu sebeple yasadışı olarak en sık kullanılan uyarıcı maddelerden biridir.yan etki olarak şizofreni benzeri psikozlara neden olur.yaklaşık 20 günlük kullanım sonunda tolerans gelişir.zayıf olarak MAO enzimini de inhibe ettiğinden MAO inhibitörleri ve SSRİ lar ile beraber kullanılırsa seratonin fırtınası sendromuna sebep olabilir.bu durum siproheptadin ile tedavi edilebilir.
DEHB tedavisinde kullanılan ticari ilaçlardan Dexedrine ve Adderall amfetamin içeren ilaçlar arasında sayılabilir.
Meskalin
Meskalin:Moleküler yapısı
Meskalin (3,4,5-trimetoksifenetilamin) fenetilamin grubundan halüsinojenik bir alkoloiddir. Peyote kaktüsü (Lophophora williamsii), San Pedro kaktüsü (Echinopsis pachanoi), Peru meşale kaktüsü (Echinopsis peruviana) ve kaktüsgiller (Cactaceae) ailesinin bazı üyelerinde doğal olarak bulunur. Meskalin ilk olarak 1897 yılında Alman Arthur Heffter tarafından bulunmuş ve izole edilmiştir ve ilk olarak Ernst Späth tarafından 1919 yılında sentezlenmiştir.
Etkileri ve yan etkileri
Meskalin kullanan kişilerde aşağıdaki etkilerden bazıları görülebilir.
- yüksek afrodizyak etki
- Kontrolsüz şekilde gülme
- Gözler açıkken halusinasyon görme
- Gözler kapalıyken halüsinasyon görme
- Yeni düşünme işlevi
- Rüya şeklinde senaryolar
- Öfori, kendini aşırı derecede zinde hissetme hali
- Normal şuur durumları meydana getiren, duyguları zenginleştiren ruh hali
- İris büyümesi
- Sıcak ve soğuk hissi
- Baş dönmesi
- Kusma
- Kalp çarpıntısı
- İshal
- Baş ağrısı
- Endişe, kaygı
- Rasyonel olmayan düşünme işlevi
- Halüsinojen kalıcı algılama bozukluğu
Psilosibin
Psilocybin (4-phosphoryloxy-N, N-dimethyltryptamine), Psilocybe cubensis gibi Psylocybetürü mantarlardan elde edilen halüsinojen etkileri olan bir maddedir. Yapısı insan beyin fonksiyonları için çok önemli fonksiyonları olan Serotonin’e çok benzer.
Morfin
Morfin çok etkili bir opiat ağrı kesici ilaç etken maddesidir, opioidlerin tipik aktif maddesidir ve bu grubun prototipidir. Ham afyonda %10-12 oranında mevcuttur.
Tarihçesi
1650’de Boyle, İzmir’den getirdiği ham afyonu alkollü potasyum hidroksit (KOH) ile muamele ederek kristal yapılı bir karışım elde etmiş fakat bunun yapısını aydınlatamamıştır. 1803 yılında Deraswe afyondan billurî bir madde izole ederek buna afyon tuzu ismini vermiştir.1804’te Seguin tarafından afyonun terkibi analiz edilerek bulunmuştur. 1817 yılında da Sertürner isimli eczacı maddeye morfin adını vermiş ve ilk önce kendi üzerinde denemiştir.1831’de Liebig ilk elementel analizini yaptı (C17H19O3N). 1925’te Robinson ve Gullend tarafından yapısı tam olarak aydınlatılmış sentezi ise ancak 1952 yılında Gates ve Tschudi tarafından yapılmıştır. Yirmi yedi basamaklı bir reaksiyondan oluşan sentez yapının doğruluğunu kanıtlamıştır. Ancak çok uzun olması nedeniyle ticarî bir öneme sahip olmamıştır.
Fiziksel ve kimyasal özellikleri
Morfin, morfinan halka sistemine sahiptir. Yapısında bir fenol bir de alkol hidroksili ihtiva eder. Bir veya üç mol su ile beraber kristallenir. 110 °C’de kristal suyunu kaybeder ve 230 °C’de erir. Renksiz kristal haldedir. Soğuk suda 1/5000, sıcak suda 1/500, soğuk alkolde %3,5, sıcak alkolde ise %8 oranında çözünür. Morfinin yapısındaki 5,6,9,13 ve 14 numaralı karbonlar asimetriktir. Doğal olarak elde edilen morfin optikçe aktiftir ve polarize ışığı sola çevirir. Mutlak alkoldeki %1’lik çözeltisinin çevirme açısı; [α]D = -134,9o‘dir.
Farmakolojik özellikleri
Diğer opiatlar gibi, örneğin eroin, morfin direkt merkezi sinir sistemine etkir ve analjezik etki ortaya çıkar. Eczacılıkta klorhidratı veya sülfatı halinde ağrı dindirici olarak kullanılır. Genellikle %1’lik çözeltisi halinde kullanılır. Cilt altına 10-20 mg enjekte edildiğinde ağrı duygusunu hemen kaldırır. Morfin ağızdan alınırsa etkisi tam olmaz. Çünkü mide ve barsakta tam absorbe olmaz. İyi bir ağrı kesicidir. Ancak bağımlılık yapma sakıncası vardır. Mecbur kalınmadıkça kullanılmaz.
- 10 mg / ml ‘lik ampul formu için;
Kullanım Şekli
Damar, cilt altı ve kasa verilir. Ortalama 10 mg verilir. Pediyatrik doz 10 mg’ı (0.1-0.2 mg/kg) geçmemelidir.
Endikasyonları
Şiddetli kronik ağrılar ve/veya diğer analjeziklere dirençli kanser ağrılarında kullanılır.
Kontrendikasyonları
Bu grup ilaçlar, solunum sistemi depresyonu, obstrüktif solunum yolu hastalıkları veya solunum ile ilintili hastalıkları (astım gibi) olan vakalarda uygulanmamalıdır. İlaç bağımlılığı olan veya bu yönde eğilimi olan vakalarda uygulanmaz. Etken maddeye ve diğer narkotik analjeziklere aşırı duyarlılığı olduğu bilinen vakalarda kontrendikedir. Prostat büyümelerinde kullanılmaz, tam blok oluşturabileceği için mesane duvarı yırtılmalarına sebeb olabilir. Epilepsilerde, kafa içi basıncının yüksek olduğu durumlarda, böbrek üstü bezi disfonksiyonlarında kullanılmamalıdır. Akut karaciğer yetmezliği veya karaciğerde işlev kaybıyla birlikte olan vakalarda, hamilelerde, emzirenlerde, bebeklerde ve pre-operatif yatıştırıcı olarak uygulanmaz. Nedeni bilinmeyen akut abdominal sendrom, kraniyal travma ve intrakraniyal basınç artışı, konvülzif durumlar, akut alkolik intoksikasyon ve delirium tremens, 30 aylıktan küçük çocuklar ve MAO inhibitörleriyle tedavi durumlarında kontrendikedir.
Uyarılar
Morfin narkotik bir ilaçtır ve tekrarlayan uygulamalarda fiziksel bağımlılık, psişik bağımlılık ve tolerans gelişir. Uzun süreli kullanımlardan sonra ilacın aniden kesilmesi yoksunluk sendromuna neden olur. Yaşlı hastalarda, hepatik ve/veya renal fonksiyon bozukluğu olan hastalarda, hipotiroidizmde veya surrenal yetmezlikte, şokta, uretroprostatik hastalık nedeniyle üriner retansiyon riski olan hastalarda dikkatle kullanılmalı, gerekirse dozaj azaltılmalıdır. Morfin, plasenta bariyerini hızla aşar. Doğumun 2. safhasında (serviks dilatasyonu 4-5 cm) veya prematüre doğumlarda, yenidoğan infantta sekonder respiratuvar depresyon riskinden dolayı kullanılmamalıdır. Anne morfin bağımlısıysa, yenidoğan infantta konvülziyonlar, irritabilite, koma, letaliteyle seyredebilen yokluk sendromuna neden olabilir. Yan etki ortaya çıkması halinde veya kullanan vakanın hamile olduğunun anlaşılması gibi durumlarda ilaç derhal kesilmelidir. Diğer bütün narkotik analjeziklerde olduğu gibi yaşlılarda, böbrek ve kronik karaciğer yetmezliği vakalarında doz azaltılarak verilmelidir. Paralitik ileus şüphesi olan vakalarda uygulanmamalıdır veya tedavi sırasında paralitik ileus oluştuğundan şüphelenirse derhal tedavi kesilmeli ve gerekli destekleyici tedbirler alınmalıdır. Sedatif etkisi nedeniyle araba kullanma veya beceri isteyen makine kullanma yeteneğinde önemli azalmalara yol açabilir. Bunun yanısıra alkol veya diğer santral sinir sistemi depresanı özelliklere sahip ilaçlarla birlikte uygulama bu depresan etkisinin şiddetlenmesine yol açar.
Yan etkileri
Önerilen dozlarda en sık görülen yan etkiler bulantı, konstipasyon ve bazen da kusmadır. Bu durum ilaç kesilmesini genellikle gerektirmez ve tedavinin devamında azalarak kaybolabilir. Ancak gerekmesi halinde bir antiemetik kullanımında sakınca yoktur. Oluşabilecek diğer yan etkiler: Sedasyon veya eksitasyon (özellikle yaşlı hastalarda, delirium ve halüsinasyonların oluştuğu hastalarda), intrakraniyal basınç artışı (ki, bu da serebral yakınmaları alevlendirebilir), safra kanalında basınç artışı, üretral stenoz veya prostatik adenoma olgularında üriner retansiyon. Terapötik dozlarda hafif respiratuvar depresyon şiddetli ve fatal olabilir. Yoksunluk sendromunda şu belirtiler görülebilir: Esneme, midriyazis, lakrimasyon, burun akıntısı, burun çekme, kas kontraksiyonları, baş ağrısı, asteni, terleme, anksiyete, irritabilite, uykusuzluk, ajitasyon, iştahsızlık, bulantı, kusma, kilo kaybı, diyare, dehidratasyon, kollarda-bacaklarda ağrı, abdominal ve müsküler kramp, taşikardi, hızlı solunum, hipertermi ve hipertansiyon. Ayrıca yorgunluk, depresyon hali veya çevreye ilgisizlik, kabızlık (bu durumda sürekli lifli gıdalar verilmeli veya laksatifler uygulanabilir), sindirim sisteminde kramplar, öksürük refleksinde kesilme, safra akımında azalma ve bununla ilintili sindirim sistemi şikayetleri, bradikardi, baş dönmesi, hipotansiyon ortaya çıkabilmektedir. Miyozis, libido azalması, kaşıntı ile birlikte deri döküntüleri ortaya çıkabilir.
İlaç etkileşimleri
MAO inhibitörleriyle tedaviye ara verdikten sonra en az 15 gün içinde narkotik analjezikler kullanılmamalıdır. Pethidinle birlikte kullanım sonucu ciddi veya fatal olaylar gözlenmiştir. Bu tür reaksiyonların diğer santral analjeziklerle oluşup oluşmadığı bilinmemektedir. SSS depresanları ve trisiklik antidepresanlar morfinle birlikte kullanıldıklarında morfinin etkisini ve aşırı dozaj riskini artırırlar.
Kokain
Kokain (benzoylemetil ekgonin) koka bitkisinin yapraklarından elde edilen kristalize tropan bir alkaloiddir. Kelime “coca”ya “-in” eki getirilmesiyle türetilmiştir. Bu madde merkezi sinir sistemi üzerine uyarıcı ve iştahın bastırılması gibi etkiler yapar. Özellikle dopamin, noradrenalin ve serotonin geri-alınım engelleyicisidir ve bu yollarla mezolimbik yolu etkiler ve bağımlılık yapar. Yine de özellikle bölgesel anestezide, çocuklarda bile, göz, burun ve boğaz ameliyatlarında kullanılan bir ilaç olmuştur. Günümüzde ise yerini daha az yan etkisi olan prokain (novokain) gibi ilaçlar almıştır. Prokain kokainden oldukça daha az zehirsiz olup, bağımlılık etkisi daha düşüktür.
Kokainin tıp haricindeki kullanımı, bulundurulması, üretimi ve dağıtımı dünyadaki ülkelerin çoğunda yasal değildir ve hemen hemen hepsinde yasaktır.
Kokain ilk keşfedilen bölgesel (lokal) anesteziktir. Güney Amerika’da yetişen koka ağacının(Erythroxylum coca) yapraklarında bulunan bu alkaloid bağımlılık yapar. Koka ağacının esas memleketi Şili, Peru ve Bolivya’dır.
Tarihte Kokain
Uzun yıllar önce bazı Güney Amerika yerlileri, açlığın etkisini atmak ve zihni faaliyeti hızlandırmak maksadıyla koka yapraklarını çiğneyerek kokain alkaloidini alırlardı. 1859 yılında Avusturya’lı araştırmacı Carl von Scherzer koka yapraklarını Avrupa’ya getirdi. İlk defa 1860’ta koka yapraklarından kokain Wöhler tarafından izole edilmiştir. Lokal anestezik tesiri 1868’de anlaşılmışsa da ilk kez 1884’te bir göz ameliyatında kullanılmıştır.
Birçok araştırmacı da kokaini izole ederek dil üzerindeki etkisini izah ettiler. 1884 yılında kokainin uyuşturucu etkisi açıklandı. 1898’de konstitüsyonu ve sentezi yapılmıştır. Nihayet 1902 yılında Almanya’da uyuşturucu olarak sentez edildi.
1880 yılında Amerikalı Cerrah William Halsted, mevzi (lokal, yerel) uyuşturucu olarak tıpta kullanmaya başladı. Fakat deneme mahiyetinde kendisi ve asistanları da kullanınca uyuşturucu alışkanlığına düştüler.
1880’li yıllarda kokainin bugünkü yan etkileri tam olarak bilinmiyor ve kontrolsüzce her alanda kullanılıyordu. Bu masum reklam broşüründe kokain içeren bir diş ağrısı ilacının tanıtımı yapılıyor.
Sentezi
Kokainin formülündeki 1, 2, 3 ve 5 numaralı karbonlar asimetriktir. Doğada L şekli vardır ve bu fizyolojik etki gösterir. L-kokain, L-ekgonin üzerinden de elde edilir. Koka alkaloidlerinin seyreltik sülfürik asit ile hidrolizinden elde edilen L-ekgonin metanol ile esterleştirildikten sonra benzoilklorür ile muamele edilerek L-kokain elde edilir. Sentezi; limon asidi üzerinden gerçekleştirilmiştir. Kokain renksiz kristaller halinde bulunur.
Farmakolojik özellikleri
Tedavide suda kolay çözünen klorhidratı kullanılır. Kokain hidroklorürün %1-4’lük çözeltileri sadece yüzeyel anestezi için boğaz ve burun mukozalarında kullanılır. Tedavi dozundan fazla kullanılınca solunum sistemini felce uğratarak ölüme neden olur. Kokainin sakıncalı tarafı alışkanlık yapmasıdır.
Etkisini dopamin nörottransmitterini hücrelere taşıyan (dopamin taşıyıcı) proteinler üzerinden gösteren kokain, sinirleri tesirsiz hale getirir ve uygulandığı bölgede uyuşturma yapar. Düşük dozlarla kana geçtiğinde bir zindelik ve zevk hissi verir. Bu durum, bazı kimseleri uyuşturucu alışkanlığına sürükler. Bu kimseler, enjeksiyon ve burna çekmek suretiyle keyif verici olarak kullanırlar. Kokain, keza bir hücre öldürücü olup, bir bölgede, uzun bir süre kalırsa veya yüksek dozda alınırsa hücreleri öldürür.
kaynak:
muratuz.blogspot.com